BOZKURT İŞARETİ NEDİR? NE DEĞİLDİR?
Bozkurt İşareti Üzerine....
Bozkurt işaretini ilk defa ilkokul ikinci sınıfta öğrendim. Tokat Müzesi’ne götürülmüştük. İzcilik öğretmenimiz, Türklerin türeyiş destanını temsil eden eski bir kilimin önünde durmuş; o kilimin renkleri, desenleri, düğümleri arasından bize yalnızca bir masal değil, bir milletin kendini hatırlama biçimini anlatmıştı. O gün bozkurt benim için bir siyasi işaret değildi. Ne bir sloganın, ne bir partinin, ne de bir sokağın sembolüydü. Eski bir kilimin üzerinde duran, tarihin derinlerinden çıkıp çocuk gözlerimize bakan mitolojik bir hatıraydı.
İlk defa da İzmir’de görev yapan polis dayımın arabasında yapmıştık o işareti. Çocuk aklıyla elimizi camdan dışarı uzatmış, büyük bir şeyin parçası olmuş gibi heyecanlanmıştık. Yaşadığımız heyecanın anlamını biliyor muyduk? Hayır. Ama bazen çocuk, bilmediği bir anlamın sıcaklığını büyüklerden önce hisseder. Çünkü bazı semboller önce akla değil, ruha temas eder. İnsan ne olduğunu bilmeden de bir sese, bir renge, bir kokuya, bir işarete ait hissedebilir.
Sonra ortaokul yılları geldi. Milli Mücadele’ye dair okuduklarımız, Mustafa Kemal’in Anadolu’yu yeniden ayağa kaldıran iradesi, Türk milletinin yokluğun içinden yeniden doğuşu bu sembolün zihnimdeki yerini değiştirdi. Bir de Nazım Hikmet’in dahi bozkurt figürü üzerinden Mustafa Kemal’e gönderme yapmış olması, bu işaretin dar bir politik görüşe hapsedilemeyeceğini bana düşündürdü. Çünkü bazı semboller vardır ki bir grubun malı değildir; milletin ortak hafızasından doğar. Bozkurt da böyleydi. Bir partiden eski, bir slogan kalıbından geniş, bir sokak refleksinden derindi.
Fakat zamanla gördüm ki semboller de insan gibi yara alır. Bir işaretin mitolojik asaleti, onu taşıyanların ahlakıyla ya yücelir ya da kirlenir. Söylemleriyle eylemleri birbirine son derece zıt olan dar politik çevrelerin sokaklarına hiç girmemeyi bu yüzden tercih ettim. Çünkü birilerine korku salmak, tehdit etmek, ürkütmek ya da bir işareti üstünlük gösterisine dönüştürmek bana hiçbir zaman sahici gelmedi. Bozkurt, eğer bir milletin hafızasında yer tutacaksa, önce vakar ister. Edep ister. Töre ister. Ahlak ister.
Benim kalbimdeki bozkurt; pusuda bekleyen kaba kuvvetin değil, yolunu kaybetmiş kavme yol gösteren kadim rehberin sembolüydü. Ergenekon’dan çıkışı hatırlatan, dağın demir kapısını eriten iradeyi anlatan, yalnız kalınca bile yön duygusunu kaybetmeyen bir ruhun işaretiydi. Oysa sokaktaki bazı yansımaları beni bile ürkütmüştür. Çünkü sembol, içi boşaldığında masumiyetini kaybeder. Bir el hareketi, arkasında fikir, terbiye, tarih ve sorumluluk yoksa yalnızca gürültüye dönüşür.
Bugün sol yumruk da, beyaz takke de, bozkurt işareti de çoğu zaman aynı meselenin farklı yüzleri gibi duruyor: Takiyenin fenomenolojisi. İnsan bazen hakikate değil, işarete sığınır. Bazen fikre değil, kostüme tutunur. Bazen imanını takkeyle, devrimciliğini yumrukla, milliyetçiliğini bozkurtla ispat etmeye kalkar. Hatta aynı kişi, şartına göre birinden ötekine geçer. Çünkü mesele çoğu zaman inanç değil, aidiyet pazarıdır. Hakikat değil, görüntüdür. Kimlik değil, kimlik dekorudur.
Bu fenomenolojik esaretin kökünde Türk halkının derin bir özgüven yarası vardır. Kendi tarihine, milliyetine, adabına, edebine, inancına sükûnetle yaslanamayan insan; sembolleri bağırarak taşımaya başlar. Kendinden emin olanın işareti sessizdir. Kendinden şüphe edeninki gürültülüdür. Hakiki aidiyet insanı saldırgan yapmaz; bilakis derinleştirir, olgunlaştırır, sakinleştirir. Çünkü töre, yalnızca at koşturmak değildir; haddini bilmektir. Milliyet, yalnızca övünmek değildir; emaneti taşımaktır. İnanç, yalnızca görünmek değildir; insanı incitmemektir.
Bozkurt benim için hâlâ kıymetlidir. Ama onun kıymeti, kimin elinde ve hangi ruhla taşındığına bağlıdır. Bir çocuğun Tokat Müzesi’nde eski bir kilimin önünde hissettiği saf heyecanla; bir gencin sokakta başkasını ürkütmek için kullandığı gösteri aynı şey değildir.
EVLENİYOR MUSUN?
Bizim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ağzı biraz bozuk hocamız vardı. Bir gün derste, hiç beklemediğimiz bir yerde sözü evliliğe getirdi ve dedi ki:
“Evleneceğiniz kadında üç şeye bakın: bileği, çekmecesi ve annesi.”
Gençtik. Önce güldük, sonra şaşırdık. Bilek ne alaka, çekmece ne alaka, anne ne alaka?
Meğer adam, bir cümlenin içine bir medeniyetin evlilik terazisini koymuş.
Bilek dediği yalnız kemik inceliği değildi. Zarafetti. İnsanın hareketine sinmiş ölçüydü. Bir bardağı tutuşunda, bir çocuğun başını okşayışında, sofraya ekmek koyuşunda belli olan o ince kadınlık hâliydi.
Çekmece dediği yalnız eşya düzeni değildi. İç dünyanın aynasıydı. Dağınık bir çekmece bazen dağınık bir ruhun, titiz bir çekmece bazen emanet bilen bir kalbin işaretidir. Çünkü insan evvela küçük şeylerde belli olur. Büyük laflar herkeste vardır; asıl insan, mendilini nereye koyduğunda anlaşılır.
Anne dediği de yalnız genetik değildi. Zamanın insanda neyi büyüttüğüne bakmaktı. Güzellik yaşlanınca hırsa mı dönmüş, huya mı? Yüz çizgileri merhametle mi derinleşmiş, öfkeyle mi? Bir kadın annesine benzeyebilir; bazen yüzüyle, bazen sesiyle, bazen de kırıldığı yerde verdiği tepkiyle.
Ben de bugün o hocanın sözüne birkaç şey eklemek isterim.
Evvela kadına değil, kendine bak.
Sen yurt tutacak adam mısın?
Yuva kurmakla ev açmayı aynı şey sanmıyor musun?
Belâ gelince kapının eşiğinde duracak mısın, yoksa ilk rüzgârda savrulacak mısın?
Fakirlik, hastalık, borç, dert, gurbet, kırgınlık geldiğinde o evin direği olabilir misin?
Çünkü evlilik yalnız sevda treni değildir. Evlilik biraz da nöbettir.
Birbirinin uykusuna, hastalığına, suskunluğuna, yaşlanmasına nöbet tutmaktır.
Sonra karşındakine bak.
Kavga ve gürültü içinde büyümüş bir kalp mi getiriyor sana? Eğer öyleyse, o evin yankısı sizin evinizde de duyulur mu? İnsan çocukluğunun sesini kolay susturamaz. Bazıları sevgiyi bağırmadan anlatamaz; bazıları huzuru görünce bile huzursuz olur.
Kadın olmanın keyfini yaşayan biriyle mi evleniyorsun, yoksa dünyaya erkek gelmediği için kendine küsmüş biriyle mi? Bu ince bir meseledir. Çünkü kendi varlığıyla barışık olmayan insan, başkasının varlığına da huzur veremez. Kadınlığını yük bilen de, erkekliğini tahakküm sanan da yuvaya denge değil, hesap getirir.
Dedikoduya teşne biriyle mi evleniyorsun?
Başkasının kusuruyla beslenen bir dil, bir gün kendi evinin etini de yer. Bugün komşuyu çiğneyen yarın seni de çiğner. Çünkü gıybet, önce dilin değil, kalbin bozulmasıdır.
Bir de şuna bak:
Merhameti var mı?
Hayvana, çocuğa, yaşlıya, garsona, kapıcıya, hastaya, düşküne nasıl davranıyor? İnsan kendinden güçsüz olana nasıl davranıyorsa, gerçekte odur. Büyük sofralarda takınılan nezaket aldatabilir; ama küçük bir öfke anı insanın bütün terbiyesini ele verir.
Ve nihayet şunu unutma:
Evlilik, iki kişinin birbirini beğenmesi değildir sadece. İki soyun, iki evin, iki çocukluğun, iki yaranın, iki duanın, iki korkunun aynı çatı altında imtihana girmesidir.
Onun için eski insanlar “hayırlı kısmet” derdi. “Güzel kısmet” demezdi, “zengin kısmet” demezdi, “hayırlı” derdi.
Çünkü güzellik solar. Para azalır. Heves geçer. Ama huy kalır. Edep kalır. Merhamet kalır.
Bir de insanın zor günde kim olduğu kalır.
O yüzden evleneceğin kişiye bakarken yalnız gözünle bakma.
Soyuna sopuna değil, haline bak.
Sözüne değil, susuşuna bak.
Gülüşüne değil, öfkesine bak.
Süsüne değil, çekmecesine bak.
Gençliğine değil, annesinin yaşlanışına bak.
Ve hepsinden önce aynaya bak:
Ben bu yuvaya yük mü olurum, yoksa omuz mu?
Özellikle kadınlar arasında çok yaygın olan ve daha ziyade Hashimoto Hastalığı olarak bilinen kronik otoimmün tiroidit, ömür boyu ilaç tedavisi gerektiren bir hastalık olarak kabul ediliyordu.
Son senelerde, düşük seviyeli lazer terapisi (LLLT) veya fotobiyomodülasyon ile hastaların yarıya yakınının tiroit hormonu ilaçlarını azaltması hatta bazılarının tamamen bırakmasının mümkün olabileceği anlaşılıyor.
Isı üretmeyen düşük doz (miliwatt seviyesinde) yakın kızılötesi ışık (genellikle 830 nm dalga boyu) kullanılıyor.
Metodun bilinen hiçbir ciddi yan etkisi yok ve maliyeti de uygun.
Ömür boyu ilaç kullanmak istemeyenlere tavsiye edilebilir.
🚨 GİZLİ TUTUYORLAR AMA BEN SİZE AÇIKLIYORUM!
Bu görselde gördüğünüz şey, piyasanın gerçekte nasıl çalıştığıdır.
Büyük para RSI, MACD ya da o hafta popüler olan herhangi bir indikatörle ilgilenmez.
Onların odaklandığı şeyler şunlardır:
Likiditenin nerede olduğu, kimlerin tuzağa düştüğü ve fiyatın nasıl tepki vermeye zorlanacağı.
Bireysel yatırımcı grafiğe bakar ve karmaşa görür.
Kurumsal oyuncular ise aynı yapıların tekrar tekrar oluştuğunu görür.
– QML formasyonları
– Sahte kırılımlar ve likidite süpürmeleri
– Arz/Talep dönüşleri
– Sıkışma → Genişleme
– Kırılım gibi görünen stop avları
– Bayrak limitleri
– Defalarca tekrarlanan dönüş yapıları
Bunların hiçbiri tesadüf değildir.
Grafikte gördüğünüz her yapı tek bir amaçla oluşur:
👉 fiyatı, emirlerin yoğunlaştığı bölgelere taşımak.
Bunu kavradığınızda birçok şey değişir.
Artık yeşil mumları kovalamazsınız,
kırmızı mumlarda panikle satış yapmazsınız,
“bir anda” gelen hareketlerde likide olmazsınız.
Çünkü o hareketler bir anda gelmez.
Hepsi yapıdan, yani piyasa kurgusundan doğar.
Çoğu yatırımcının kaybetmesinin sebebi de budur:
Fiyata tepki verirler, fiyatın neden hareket ettiğini anlamaya çalışmazlar.
Bu piyasada kalıcı olanlar, yıllarını bu tür grafikleri incelemeye harcar.
Ve bir noktada her şey yerine oturur.
O andan sonra piyasa daha yavaş, daha net ve çok daha duygusuz görünür.
📌 Bu görseli kaydedin.
📌 Gerçekten çalışın.
Eğer kurumların ne yaptığını okumayı öğrenir,
ne olacağını tahmin etmeye çalışmayı bırakırsanız,
buradaki insanların %99’undan zaten öndesiniz.
20+ yıldır bu işin içindeyim.
Son 3 piyasa zirvesini ve dibini açık şekilde paylaştım.
Bir sonraki hamlemi görmek istiyorsanız (çok yakında),
👉 beni takip edin ve bildirimleri açın.
Takip etmeyenler mi?
Onlar sadece izler. 👀
SAFRA KESESİ ve BÖBREK TAŞLARI İÇİN
Aktarlarda satılan magnezyum sülfat adlı toz ürün var. Onu 3 gün peşpeşe sabah kahvaltısından 3 saat önce 2 yemek kaşığı olarak 1 bardak suya karıştırıp için. 20 dk bekledikten sonra yarım çay bardağı sızma zeytinyağı üzerine yarım limon sıkıp onu da için. Gün boyu ishal yapacağı için bol su içmeye gayret edin. 3 gün içerisinde düşmeyen taşlar olursa görselini attığım Assostinex adlı ürünü kullanın. Sabah öğle akşam 2 şer hap yutulacak. Günde 6 kapsül. Yemeklerden en az 45 dk önce
Not: Verdiğim bilgiler sonuç alınmış tavsiyelerden ibarettir. Doktorunuza danışmadan kullanmayınız
Limon otu (Cymbopogon citratus) ve beyaz çay (Camellia sinensis) özütlerinin kanser hücrelerinde (özellikle lenfoma ve lösemi hücre hatlarında) seçici olarak apoptozu (programlı hücre ölümü) tetikliyor ve farelerdeki insan lenfoma xenograft tümörlerinin büyümesini önemli ölçüde azaltıyor.
Hücre kültürü sonuçları: Özütler, kanser hücrelerini hedef alarak hücre ölümünü tetikliyor, normal hücrelere ise büyük ölçüde zarar vermiyor.
Fare deneyi sonuçları: Farelere ağızdan verilen etanolik limon otu özütü, tümör hacmini yaklaşık %95, beyaz çay özütü de 70-80% baskıladı.
Tümör büyümesindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu.
💥Bunlar laboratuar ve hayvan deneyi sonuçlarıdır; henüz insanlar üzerinde yapılan bir klinik çalışma yok!
▶ https://t.co/U5mvkeUowv
Dr. William Makis MD Kanser protokolü
IVERMECTIN • Düşük ( ≤ 0,5 mg/kg)
– Remisyon ve önleme
• Orta (1 mg/kg) – Çoğu kanser
• Yüksek (2 mg/kg) – Agresif kanserler
• Çok Yüksek ( ≥ 2,5 mg/kg) – Geç evre FENBENDAZOL
• 222 mg × 3/hafta – Bakım
• 222 mg × 6 gün – Standart
• 444 mg × 6 gün – Agresif
• 888–1000 mg × 6 gün – Nadir kullanım
" Alzheimer'ı tersine çevirmek artık hayal değil! Çok ucuz bir hap (L10) farelerde semptomları tamamen yok etti. Enflamasyon azaldı, hafıza geri geldi. İnsan denemeleri yolda! 55 milyon hasta için dev adım.
L10 nedir?
İki tane piridin halkası ihtiva eden, laboratuvarda birkaç adımda çok ucuza sentezlenebilen bir bileşik.
En önemli özelliği: Bakır iyonlarını çok güçlü şekilde bağlayarak “şelatlıyor” yani yakalayıp etkisiz hâle getiriyor.
Alzheimer’da beyinde fazla bakır ve diğer metaller birikiyor. Bu metaller:
▪ Amiloid-beta plaklarını artırıyor,
▪ Tau proteininin anormal toplanmasına yol açıyor,
▪ Oksidatif stresi ve iltihabı tetikliyor.
✴Günde 60 gr kabuklu kavrulmuş fıstık yaşlılarda beyin kan akışını yaklaşık %4 oranında iyileştirdi.
✴Bu etki, fıstıkta bulunan 1.8–2.0 g arginin isimli amino asitten kaynaklanıyor. Arginin, nitrik oksit aracılı vazodilatasyon (damar genişlemesi) yoluyla etki gösteriyor.
✴%4'lük artış, beynin normal yaşlanma sürecinde 10 yılda kaybettiği kan akışı miktarına eşdeğer.
✴Bu, beyin sağlığı için potansiyel bir koruma mekanizması ima ediyor.
Alüminyum meselesi?
Ağzındaki implantda Aluminyum ve vanadyum içeriyor mu?
1. Hekiminden implant kartını, pasaportunu ya da stickerını iste.
2. Üzerindeki marka + model koduyla şu belgeleri aç
IFU / katalog PDF
“material” ya da “raw material” satırına bak.
3. Şunları görünce Aluminyum ve vanadyum var diyeceksin:
“Grade 5 titanium”
“Ti-6Al-4V” veya “Ti-6Al-4V ELI”
ISO 5832-3, ASTM F136, ASTM F2026 (yanında “titanium alloy” yazıyorsa)
Geçmiş olsun
mRNA aşısının babalarından biri olan Dr. Robert Malone, Kovid-19 aşılarının TEHLİKELERİ konusunda uyarıyor:
“[mRNA aşılarından] üretilen speik proteininin seviyesi, tabii enfeksiyondan sonra görülen seviyelerden önemli ölçüde daha yüksektir.
Yani speik bir toksindir... diken ne işe yarar?
Kan-beyin bariyerlerini açıyor, ACE II'ye bağlanıyor, bu da homeostazın birçok yönünü kontrol ediyor... pıhtılaşmayı çok tuhaf bir şekilde tetikliyor, kanın pıhtılaşmasını tetikliyor."
🔴EGZAMA (Kronik dermatit) için doğal krem formülü...
🟣🟢 100 g. DOĞAL KREM FOMULÜ
1- B5 (5g -%5)
2- B3 (4 g.)
3- çay ağacı yağı (%1) 1g...(bu miktar aşılmamalı)
4- Seramid (2g)
5- gliserin (3g)
6- jojoba yağı (5 g)
7- aloe vera ekstresi (10 g)
8- E vitamini (0.6 g)
9- lesitin (6 g) "Oliver 1000 de olur. Bunlardan birisi olmadan formül birleşmez"
10- 64 g saf su
🔵🟠YAPILIŞI....
1- jojoba, çay ağacı yağı,E vitamini,lesitin ve sıvı ise seramid....Benzeri usulü 70 derecede ısıtılır
2- gliserin,B5,B3,Aloe vera, saf su....Ayrı kapta 65 derecede yine benzeri usulü ısıtılır
3- bu ikisi (su ve yağ fazları) yavaşça karıştırılıp sonra 5 dakika yüksek devirde blender karıştıtırılır
4- 30 derece altına düşünce %1(1g) OPTİPHEN eklenip 30 saniye daha karıştırılıp cam şişede buz dolabında 3 ay bekletilip kullanılabilir....
Optiphen olmazsa 5 günde bozulur,bakteri ve maya mantarı oluşur....
▶️ Sabah ve akşam cilde uygulanır....duş sonrası kullanılır...
⛔️ AKUT DEĞİL, KRONİK ATOPİK DERMATİT İÇİN GEÇERLİDİR....
💧Abonelik kısmında Kronik /akut ve seboreik dermatit için oluşum mekanizması ve tedavisini video olarak yayınlamıştım
💧Bu doğal krem formülünüde buraya yazayim.
🩸Ozellikle Remisyon doneminde olmak üzere AÇIK YARA(kanama,iltihap) olmadığı donemlerde bu krem oldukca etkilidir, egzamanin tekrarinida önler...
▶️Bu kremi illa kendiniz hazirlamak zorunda degilsiniz. Eczacınıza başvurursamiz gayet guzel bu formülü hazırlarlar.
▶️Yani eczacılar ilaç deposundan ilaç alıp satan mağaza gibi degildir, bu tip formulleri hazırlanmasında, içerikte kullanilacak malzemeleri bulmada yetkin ve tecrubelidir.
▶️Kendinizde hazirlayabilirsiniz, ama tavsiyem bir eczacıya hazirlatmak daha iyi olur.
🟥NOT: Lutfen sedefte kullanmayin... icerikteki
B5 krem sedefte kullanilmaz. Keratinosit yenilenmesine neden olur ve sedefte zaten sorununuz Keratinositlerin kontrolsüz çoğalması...