Ümit Özdağ, Türkiye'deki Suriyelilere ilişkin:
"Türkiye'nin Şam Büyükelçisi, Türkiye'deki Suriyelilerin artık dönmeyeceğini ve Türkiye'ye entegre edileceğini söyledi.
İçişleri Bakanı, Suriyelilerin artık işe girmek için izin almayacağını söyledi ve o da Türk toplumuna entegre edileceklerini ifade etti.
Bir ülkeye entegre etmek, vatandaşlık vermektir. Gördünüz mü?
Size yalan söylendi. Türk milletine yalan söylendi. Milyonlarcası kaldı ve vatandaşlık alacak. Durum budur."
Hacıbektaş ismini Hacebektaş yazmak;
-Yunus Emre’nin
-Şahatayi’nin
-Pirsultan’ın
-Harabi’nin
-Macaristan’dan Çin Seddi’ne uzanan coğrafyadaki tüm Bektaşilerin
-Mahzuni’nin aklına gelmedi.
Sizin aklınıza geldi öyle mi…
Biz Türkücüyüz siz daha iyisini bilirsiniz herhalde????
Enteresan
İnceledim haber doğru, şaşırdım
Terörist fotoğrafını aşağılama suçunu (!) bu yaşımda görmüş oldum
Bir önceki x mesajımda daha neler göreceğiz demiştim bir dakika sonra bunu da görmüş oldum
Devam...
Böyle...
İşte sonuç. Bu edepsizler yarın ilk terör eylemi gününü resmi tatil/bölgesel bayram ilan edelim derlerse hiç şaşırmayalım. Çünkü başlatılan süreç çok uluslu bir Yugoslavya modeline gidişi hedefliyor. Ve sonra parçalanmayı.
Olmaz öyle şey diyenler.. kendinize sorun, 3 sene önce Bahçeli’nin Öcalan için kurucu önder diyeceğini, Sıtkı Süreyya Önder’in fotoğrafını seveceğini söyleselerdi ne derdiniz? İnanır mıydınız? @zaferpartisi
Kayseri’de bir vatandaş, yüzünde Kıpçak Türk’ü maskesi, elinde Göktürk sancağı ile atının ardına bağladığı sarı torbada ter*ristbaşını caddelerde sürükledi.
Türk milletinin tavrı budur!
Öcalan’ın onayladığı (!) çerçeve yasa nedir? Öcalan’ın “Cumhuriyet kadar önemli dediği demokratik cumhuriyet” nedir?
AKP-DEM-MHP-CHP ve YENİ Partinin yeşil ışık yaktığı; “eşit yurttaşlık”, “ana dil” ve “yerel yönetimlere özerklik” nedir? Projenin başında kim var?
Abi gerçekten tuhaf bir ülkedeyiz, kimsenin mehterden ya da yeniçeriden rahatsız olduğu yok.
Aksine mehteri ikinci Mahmut kapattı Enver Paşa kurdu, bütün o güzel marşlar onların döneminde yazıldı.
İnsanlar Trump'ın "bunlar rahip Brunson'u bırakmayacaktı, ben bırak der demez bıraktılar"demesinden rahatsız. İnsanlar o kadar para ve insan hayatı harcadığımız Colani'nin Fransa ve İsrail ile yaptığı anlaşmadan, Türkiye'nin çırak çıkarılmasından rahatsız.
İnsanlar, Türk cumhurbaşkanı ABD'ye gittiğinde hiç kimse karşılamazken, ABD devlet başkanının havaalanında karşılanmasından rahatsız.
İnsanlar, yokluk ve yoksulluk içerisinde yaşarken, Fransız tahkim yargısının kestiği 1 milyar 471 milyon dolarlık cezadan ve bunun sorumlularını bilememekten rahatsız. Çünkü o cezanın yükü de o insanların sırtına binecek
İnsanların rahatsız olduğu bir yığın şey var, ama bunların içinde Mehter ya da yeniçeri yok.
İnsanlar boş hamasetten rahatsız.
Daha önce edilen bütün o iri kıyım lafların yutulmasından rahatsız.
Onurlu Türk milleti iktidar ve muhalefet kanallarındaki yayınlardaki Atlantik yalakası söylemlere çıldıradursun
“gelen kıymetli misafirler” (işgalci güçler) ; Kurtuluş yıllarında olduğu gibi “hindiden tüy koparma” derdinde olmadık gazlar verirken, gazetecimsi yaratıklar hangi liderin en çok hangi yemeğimizi sevdiğinden dem vuruyor!
Ben söyleyeyim yemeyi istedikleri petrol ve gaz havzalarımız , içmek istedikleri fırat diclenin suyu, yüzmek istedikleri kara ve ak deniz!
Yeniçerilarin Türk olduğunu sanan bir sürü kara cahil var. Mehtar Yaniçeri Ocağının 2. Mahmud döneminde kaldırılmasıyla kaldırılmış, yerine batı tarzında Muzikayı hümayun kurulmuştur. Yeniden faaliyete geçmesi 1914’te olmuş, Günümüzde dinlediğimiz mehter marşlarının büyük bir çoğunluğu geleneksel değil, 2. Meşrutiyet dönemi sonrasında ve Enver Paşa'nın talimatlarıyla bestelenmiştir. En bilinen marşlardan biri olan "Ceddin Deden" (Mehter Marşı) 1917 yılında İsmail Hakkı Bey, "Hücum Marşı" ise Ali Rıfat Çağatay tarafından bestelenmiştir. Fetih Marşı ise bizzat Arif Nihat Asya tarafından yazılmış olup taa 1980 yıllarında Yıldırım Gürses tarafından bestelenmiştir.
Abdülhamid bizzat kendisi batı müziğinden hoşlanan, piyano çalan biriydi. Ha bunu kötü göstermiyorum. Sadece yanlış bilenler için yazıyorum. Ayrıca saraya şarap, şampanya, konyak, bira vs. İçki alındığının defterleri Yıldız Saray arşivinde mevcut. Yine Abdülhamid’in peçetesi, yatak çarşafı, küllüğü, bardağı, sürahisinde Latin alfabeli AH arması vardı. Okuma özürlü olunca insanlar böyle saçmalıyorlar. Mehter marşlarının çoğu da Cumhuriyet dönemine aittir.
Gayri Milli Eğitimsizlik Bakanı açıkladı:
104 senedir büyük ve haklı bir gurur ile kutladığımız İstiklal Harbi’nin adı (Kurtuluş Savaşı) ders kitaplarından çıkarılacakmış.
1919-1922 arasında yaşananlara Milli Mücadele denilecekmiş. Gayri Milli Eğitimsizlik Bakanı “Neyden kurtulduk. Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” buyurmuş.
Bu Gayri Milli Eğitimsizlik Bakanına sormak lazım: Savaş sonunda verilen madalyanın adı Milli Mücadele Madalyası mı İstiklal Madalyası mı?
Genelkurmay Başkanlığı’nın yayınladığı ve bütün savaşı anlatan kitabın adı Türk İstiklal Harbi değil mi?
Elbette İstiklal Harbi Milli Mücadele’ye dayanır. Ancak kapsayıcı kavram İstiklal Harbi (Kurtuluş Savaşı) kavramıdır.
Eğitimsizlik bakanı, kurtuluş kavramı ile Osmanlı’dan kurtulduğumuzu sanıyor. Oysa İstiklal Harbi başladığı zaman Osmanlı zaten tarih olmuştu.
İstiklal/Kurtuluş, Batı emperyalizmiyle savaşın sonunda Batı emperyalizmine karşı elde edilmiştir.
Eğitimsizlik Bakanı bunları bilmez mi? Elbette bilir. Peki, ne yapmak ve neden yapmak istiyor? Öncelikle Gayri Milli ve Eğitimsizlik Bakanı Türklük bilincinden nefret ediyor.
Türklük bilincini sürekli besleyen kaynakların başında ise İstiklal Harbi geliyor. O zaman İstiklal Harbi kavramını ortadan kaldırarak başlayacaksın.
Zihinler savaşında, muharebeler kavramlar üzerinden yapılır. Önce varolan kavramlar yıkılır, silinir, anlamsızlaştırılır. Sonra ya varolan kavramlara yeni anlamlar yüklenir veya yeni kavramlar üretilir.
Burada sinsice İstiklal Harbi ve Kurtuluş Savaşı kavramları yok edilirken İstiklal Harbi’nin bir boyutunu oluşturan Milli Mücadele onun yerine konulmak istenmektedir. Aslında Milli Mücadele, İstiklal Harbi ve Kurtuluş Savaşı o kadar içe geçmiş kavramlardır ki, bugüne dek birbirlerinin yerine de rahatlıkla kullanılmışlardır.
Şimdi bu zihniyetin İstiklal Harbi ve Kurtuluş Savaşı kavramlarını yasaklayarak gelmek istediği yer sonunda aslında İstiklal Harbi olmadığı noktasıdır.
AK Parti 24. ve 25. Dönem Ordu milletvekili İhsan Şener 2011 senesinde davet edildiğim bir TBMM alt komisyonunda İstiklal Harbi diye bir harbin olmadığını şehitliklerin sembolik olduğunu söylemişti. Ben de gereken cevabı vermiştim. Olay yargıya yansımıştı. Tabii vekillik sonrasında cumhurbaşkanlığına danışman olarak atandı bu zat.
Özetle, bugün Şeyh Sait’in hatırasına hakaretten cezalar verildiği, Şeyh Sait’in isminin bulvarlara verilmek istendiği, narko-teröristlerin kurucu önder ve baş müzakereci ilan edildiği bir dönemde, devletimizin ve milletimizin İstiklalini sağlayan İstiklal Harbimizin ismi ders kitaplarından çıkarılıyor olmasına maalesef şaşıramıyoruz!
Elbette helal süt emmiş Türk tarih öğretmenleri İstiklal Harbimizi öğrencilerimize anlatmaya devam edeceklerdir.@zaferpartisi
ABD NATO'dan çıkarsa ne olur?
📍Cihat Yaycı:
▪️Amerika'nın NATO'dan çıkma hazırlığı büyük jeopolitik kurgunun bir parçası. Bunun baştan sona hesaplanmadığını düşünmek stratejik saflıktır.
▪️2014'ten beri 'Türkiye NATO'dan çıksın' diyorlar ama buna bir yöntem bulamıyorlardı. Bir NATO üyesi kendi kararıyla ayrılmadığı takdirde İttifak'tan atılamıyor.
▪️O halde iki tane alternatif var; ya rızasıyla kendisi çıkacak ya da NATO 2.0 kurulacak.
▪️Yani NATO dağıtılacak, Amerika NATO'dan çıkacak, yeni bir NATO kurulacak ve o NATO'ya Türkiye alınmayacak.
▪️Türkiye NATO'dan çıktığı an İsrail oraya girer, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi girer... ve Türkiye, Kıbrıs'ta 'NATO topraklarını işgal eden güç' durumuna sürüklenir.
▪️PKK elebaşı Duran Kalkan'ın 15 Ekim 2025'teki, "Dananın kuyruğu Kıbrıs'ta kopacak. Bakalım o zaman kimlerin başına ne gelecek" sözleri bir terörist elebaşının kendi başına söyleyeceği söz değildir.
▪️Ona bunu fısıldayanlar Amerika ve İsrail'deki patronlarıdır.
Cem Gürdeniz:
▪️Fransız diplomat, "Bir Yunanlı ile el sıkıştıktan sonra parmaklarını say" demiş. Fırsatçıdır Yunan... Evinin camını açık bırak, girer.
▪️Şimdi fırsat buldular, Kerpe ve Semadirek'e hava savunma sistemi getirdiler. Türkiye buna derhal karşılık vermelidir.
▪️Birincisi, Akdeniz'de sondajlar tekrar başlamalı. Tatbikat değil, sondaj.
▪️İkincisi, Kardak benzeri adacıklarda tatbikat. "Egemenliği devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklarda tatbikata başlıyorum" diyeceğiz.
▪️O karasuları içine alacak şekilde denizaltı Subnot'u da ilan edeceğiz.
▪️"Bugün burada SAT komandolarımla eğitim yapacağım" diyeceğiz. Gelsinler bakalım hadi bizi çıkarmaya!
▪️Bunlar ahlaksız. Bunlar barıştan nefret eden bir ulus. Semadirek'e silah getiriyor. Orası Çanakkale'nin dibi.
▪️Kuzey Kıbrıs'la derhal tam teşekküllü savunma paktı ilan edilmeli. NATO'nun 5. maddesi gibi...
Ümit Özdağ: “Yıkılacağı zannedilen İran direndi, ABD’yi masaya oturttu.
Hala ‘Öcalan’a statü verelim, çalışma ofisi kuralım, Anayasa’yı değiştirelim, PKK’ya af çıkartalım’ diyorlar.
Eğer mesele, söyledikleri gibi ‘İran’dan sonra sıra bize gelecek’ üzerine kurulu olsaydı ‘Durun bakalım, yeni şartlar oluşuyor’ diyerek sürecin yavaşlatılması gerekirdi.” (Saygı Öztürk)
İran'a yapılan haksız/hukuksuz saldırı ve İran'ın verdiği okkalı karşılık Orta Doğu'nun siyasi geleceğini belirleme konusunda 1947-1948 yılında İsrail'in kurulması kadar önemli bir değişim/dönüşümün habercisi gibi görünüyor.
İsrail'in kurulması bölgede ne kadar olumsuzluk yaratmış ise İran'ın ABD ve İsrail'i eşşek sudan gelinceye kadar dövmesi de çok kutupluluğa evrilen dünyada o denli olumlu sonuçlar üretebilir.
Bu olumlu sonuçların başında ABD/İsrail destekli siyasal Kürtçü bölücü faaliyetlerin büyük bir güç kaybına uğrayarak hızla tarihin çöplüğüne atılması olacaktır.
Türkiye'nin ilk yapması gereken açılım saçmalığına son vererek PKK/PYD varlığını, Afganistan'ı terk eden Amerikan nakliye uçakları kalkarken pistte peşinde koşanlara benzetmesi olacaktır. ABD/İsrail bu coğrafyada zora girerken onların bölücü projelerini biz mi sürdüreceğiz?
Burada başta ana muhalefet (CHP) olmak üzere siyasi partilere de önemli bir görev düşüyor. Öcalan ve PKK bölücülüğünü yaşatma gayretlerine (Öcalan Komisyonu) son verip siyasette ve ekonomide (karma ekonomi) Atatürk'te birleşmek ve bölücülük yapanları (siyasi parti uzantıları da dahil) siyasi tecrite tabi tutmak hem şart hem de bir fırsat haline gelmiştir.
Unutmamak lazımdır ki, tarihi fırsatları tepenler siyaseten tepelenirler.
Ergenekon destanını önce terör örgütü yaptılar şimdi de Moğol destanı.
Türk ve Atatürk düşmanı zihniyette değişen hiç bir şey yok. Kim ki, Atatürk düşmanıdır, bilin ki, gizli veya açık Türk düşmanıdır.
Ergenekon yurdun adı,
Börtiçine kurdun adı,
400 sene durdun hadi,
Çık ey 100 bin mızrağımız. @zaferpartisi
Son ABD/İsrail ile İran savaşı gösterdi ki :
1- İslâm devletleri birleşemez
2- Kendi kendine yeten savunma sanayiiniz olmazsa, kimse size çıkarı olmadan destek vermez
3- Müslümanız diyenlerin gerçek Müslüman olmadıkları ve siyonizm savunucusu oldukları
4- Ortaçağdan kalma mezhepler arası düşmanlığın devam ettiği ve Müslümanların akıllanmadığı
5- Türkiye’nin bir savaşa girmesi halinde bazı dindar geçinenler başta olmak üzere bazı kesimlere güvenilemeyeceği
6- İçinizdeki ayrılıkçı terör gruplarının, ister ismine terörsüz Türkiye de deseniz, siz ne yaparsanız yapın, fırsat doğduğunda düşman tarafında yer alacağı
7- Ümmet adı altındaki Ortadoğu devletlerine güven duyulamayacağı
8- Birlik ve beraberlik için Millî değerlerin gençlere öğretilmesinin şart olduğu
9- Liyakatli insanların yönetiminde ancak düşmana karşı başarı kazanılabileceği
10- Dua ile düşmanla baş edilemeyeceği
11- Ülkemizde İsrail sevicilerin sanıldığından fazla olduğu
12- Aynı Allah’a, aynı Peygambere, aynı kitaba inanan Şiileri, milyonlarca müslümanı katleden, soykırım yapan siyonistlerden ve Epstein canavarlarından daha kötü gören sözde dindarlar gördük.
Aslında biz bu maddelerdeki durumları, Millî Mücadeleyi verirken de görmüştük. Belli ki yüz yıl geçmiş olmasına rağmen, geçmişten ders almamışız. Ders almadığımız ve bu konuda yeterli eğitimi vermediğimiz için maalesef tarih tekerrür ediyor.
Bu bir vicdan yazısı.
Belki dili o yüzden ağır olacak.
Bu yazıyı da sanırım en iyi, PKK terörüne karşı mücadele etmiş olanlar, kanın nasıl aktığını görenler, gerçekten acı çekenler ve acı-çile çekenleri hissedebilenler anlayacak.
Bir empati yapmaya çalışın lütfen:
Bir tecavüzcü; gözleriniz önünde bir adamın annesine, eşine, kız kardeşlerine tecavüz ediyor. Eğer o adamda onur, vefa, erkeklik, namus, akıl varsa o tecavüzcüye ne yapar?
Emin olun, PKK terör örgütü ve onun elebaşı Apo’nun Türkiye’ye, Türklere ve Kürtlere yaptığı o tecavüzcünün yaptıklarından çok daha ağır, çok daha incitici, çok daha onur kırıcıdır.
Arkamızdan vurmuşlardır, ihanet etmişlerdir, ülkemizi parçalamaya, kardeşliğimizi bozmaya kalkmışlardır, coğrafyamızı emperyalistlere peşkeş çekmişlerdir, binlerce Mehmetçik’i ve masumu katletmiş, sayısı bilinmedik Kürt kızının namusuna el uzatmışlardır.
O zaman sorumuz şu:
İnsan eli kanlı bir pisliği başının üstüne mi koyar, ayağının altında mı alır?
İtibar mı verir, muhatap mı kabul eder, adam yerine mi koyar, meşruiyet mi verir, otorite mi sayar, yoksa ona dünyada cehennemi mi, pisliğin, zilletin dibini mi yaşatır?
Cevap öncelikle sizin imanınızla, vicdanınızla, namusunuzla, vafanızla ilgilidir.
Çünkü konu önce siyasi, etnik, demografik ya da jeopolitik değil, vicdani, ahlaki ve imanidir.
Öte tarafıyla siyasetin, stratejinin, jeopolitiğin kaynak kodu rahmani ve ahlakidir. Hiçbir siyaset, strateji ve jeopolitik çözüm ahlakla, onurla, vicdanla, vefayla, insanlıkla velhasıl Rahman ve Rahman’ın emanetleriyle uyumlu değilse sorumlularına dünyada ve mahşerde yaşatacağı şey zillettir.
Bugün bir kez daha eli kanlı cani, örgütünün yaptığı her türlü ihanetten kötülükten sorumlu olan teröristbaşı Apo’nun ne mesajlar verdiğini konuşuyoruz.
Bazıları onu onurlandırıyor, reklamını yapıyor, yüreğine basıyor, medet umuyor, ayağına gidiyor, otorite olarak tanıyor.
Bunu neden yapıyorlar?
Bilmiyorum, kendilerine sorun.
Belki ne yaptıklarını biliyorlar, belki bilmiyorlar.
Ama neden yaptıklarını açıklayamıyorlar da.
Temiz, onurlu ve vefalı vicdanlara ve akıllara inemedikleri kesin. Sadece bilinmez bir amaç uğruna “Terörsüz Türkiye” sözünü bir silah olarak kullanıyorlar.
Aklı, vicdanı, imanı, sağduyusu, kanın acısını bilen hiç kimse “Terörsüz Türkiye” hedefine “Hayır” demez zaten. Ama aklı, vicdanı, imanı, sağduyusu olan, kanın acısını bilen hiç kimse de bunun sinsi bir hainle ve onun aşağılık bölücü örgütüyle olmayacağını bilir.
///
Süreci başlatanlar “en ufak bir taviz verilmeyecek, terör örgütü kayıtsız şartsız silah bırakacak” diyorlardı.
Sinsice getirildiğimiz noktaya bir bakın lütfen: Aklanma-meşrulaştırma-muhatap alınma-otorite ilan edilme süreçleri yaşatılan eli kanlı cani teröristbaşı Apo; artık Türkiye’yi bölünmeye taşıyacak;
- Sözde anayasal vatandaşlık,
- Sözde barış yasaları,
- Sözde demokratik toplum,
- Sözde entegrasyon kisvesi altında…
Anayasanın değiştirilmesinden, üniter devletin parçalanmasından, devletin ve egemenliğin çöküşünden bahsediyor, yol, yordam, yöntem gösteriyor.
Çok merak ediyorum, acaba kaç kişi bu caninin söylediklerinin anlamını, amaçlarının ne olduğunu sorguluyor?
Örgüt ve elebaşı, terör-eylem-parçalama-nüfuz etme metodlarını değiştiriyor, amaçlarını değil.
Bu terör stratejisiyle yapısal bütünlüğünü, ideolojisini, karar mekanizmalarını, silahlarını ve niyetleri muhafaza altına almak istiyor.
Böylece 40 yıldır silahla yapamadığını yeni bir metotla, yeni bir faza geçiriyor.
Yani yılan kabuk değiştiriyor.
Biz de izliyoruz.
//
Aslında benim sözüm terör örgütüne, onun elebaşına ve onları himaye eden, kötülük dolu bir coğrafya ve meşum bir gelecek kurgulayanlara değil.
Bugün Kürt’üyle Türk’üyle bir millet teröre ve elebaşına bu kadar yüz veriyor, medet umuyor, otorite kabul ediyor ya da meşrulaştırıyorsa, çareler denizinde gidip bir yılana sarılıyorsa, o toplum bırakın fiziki bir işgali, çok daha ötesinde;
- Bir hakikat bilgisi krizi,
- Bir ahlaki çöküş,
- Bir iman bunalımı,
- Bir zihinsel işgal,
- Bir insanlık, onur, vefa ve hafıza krizi yaşıyor demektir.
Ve artık her şeye müstehaktır.
Ama inanıyorum…
Türk milleti, Kürt’üyle, Türk’üyle bu varoluşsal zafiyeti öyle ya da böyle aşacaktır.
Ya aklı, vicdanı, onuru ve imanıyla.
Ya da çok acı bedeller ödeyerek.
Vicdanı, aklı, imanı, sağduyusu, ahlakı, vefa duygusu ve hafızası kalanlar bu günleri unutmasın ve tarihe bir not düşsün.
Saygılarımla…
Abdullah Ağar
27 Şubat 2026
Süreci başlatanlar “en ufak bir taviz verilmeyecek, terör örgütü kayıtsız şartsız silah bırakacak” diyorlardı.
Sinsice getirildiğimiz noktaya bakın:
Aklanma-meşrulaştırma-muhatap alınma-otorite ilan edilme süreçleri yaşatılan eli kanlı cani teröristbaşı Apo artık sinsice Türkiye’yi bölünmeye taşıyan;
- Sözde Anayasal vatandaşlık,
- Sözde Barış yasaları,
- Sözde Demokratik toplum,
- Sözde Entegrasyon kisvesi altında anayasanın değiştirilmesinden, üniter devletin parçalanmasından, devletin ve egemenliğin çöküşünden bahsediyor.
Çok merak ediyorum, acaba kaç kişi bu terörist başının yazdıklarının ne anlama geldiğini, amaçlarının ne olduğunu sorguluyor?
Örgüt ve elebaşı, terör-eylem-parçalama-nüfuz etme metodlarını değiştiriyor, amaçlarını değil.
Yapısal bütünlüğünü, ideolojisini, karar mekanizmalarını, silahlarını ve niyetleri muhafaza altına alıyor.
Yani yılan kabuk değiştiriyor.
Biz de izliyoruz.
Devlet Bahçeli ile Erdoğan arasında bir görev dağılımı var. Aynen Doğu Perinçek'le olduğu gibi.
Şimdi Doğu Perinçek de "FETÖ affedilsin" söylemini gündeme getirdi.
Hiç tesadüf olduğunu düşünmeyin bunun!...
Erdoğan geride duruyor; Devlet Bahçeli'ye ve Doğu Perinçek'e değişik görevler veriliyor bu çerçevede ve Devlet Bahçeli de PKK bölümünü üstlenmiş.
@zaferpartisi