Ülkemiz ekonomik buhranın pençesinde inliyor;
Emekliler açlıkla mücadele ediyor;
Esnaf yıkılıyor;
Sanayici iflas ediyor;
Çiftçi üretimden vazgeçiyor.
Dış politikada NATO zirvesinin sahte ışıkları altında tam bir geri çekilme yaşıyoruz.
Kıbrıs’ta yeni bir Annan planının hazırlığı yapılıyor;
Doğu Akdeniz’de geri çekilme yaşanıyor;
1 milyar dolar ödenerek alınan sondaj gemileri 4 yıldır limanlarda yatıyor.
Suriye’yi fethettik diyorlardı:
Yeni Suriye yönetimi Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Rum kesimi ile anlaşıyor;
Bütün bunlar yaşanırken PKK’ya ve Öcalan’a af geliyor;
PKK kendisini tasfiye etmedi silah bırakmadı yine de PKK önünde adeta diz çökülüyor!
Ve nihayet milyonlarca Suriyeli sığınmacının ülkelerine dönmeyeceğini Şam büyükelçimiz ilan etti!
Gayri Milli Eğitimsizlik bakanı İstiklal Harbi ve Kurtuluş Savaşı kavramlarını ders kitaplarında yasakladı!
Eşsiz vatanımızın güzel insanları, Büyük Türk Milleti,
Vatanına ve halkına yapılan bu saldırılara dur demek için seçimlere kadar sabret, öfkeni içinde büyüt ve sandığa taşı! @zaferpartisi@zpgencresmi
Zaten çoğu gereksiz olarak istenen tomografilerde çıkan “manasız lezyonlar” yüzünden insanlar “kanser şüphesiyle” tomografi takibine alınıyor. Bu arada tomografinin kendisinin de kanser riski taşıdığı her nedense unutuluyor. https://t.co/ws9Sv7pCMe
Atatürk'ün Aydınlanma Devrimlerini bundan daha iyi anlatan çıkmadı,
Sadece 20 saniye izleyin, paylaşırsınız zaten.
"Gemi kaptanıyım, Dünya'da 150'ye yakın ülke gezdim, gördüğüm şudur, nerede dindar ülkeler var, geri kalmıştır. İster Müslüman olsun ister Hristiyan olsun fark etmez, çünkü çalışmayıp, bilim üretmeyip, yukarıya güvenen bütün ülkeler geri kalıyor.
Her şey bilimsel olması lazım, ülkede bir tane Matematik lisesi yok, Fizik lisesi yok, bilimsel dersler kaldırılmış, yerine insana katkısı olmayan dersler konulmuş, çocuklar kadere inanıyor, doğa üstü güçlere inanıyor, bilime inanmıyor.!"
Bu durumda tabi ki modern köle olacaksın, diğer ülkeler tarafından her yönden sömürülen olacaksın, geçmiş olsun.
Özeti: Atatürk'ün açtığı yoldan ayrılırsan, yolunu kaybeder bir daha da bulamazsın.
Polis Mehmet Cemil Efendi…
Yıl 1919.. İstanbul işgal altında. Polis Mehmet Cemil Efendi tramvay ile göreve gitmekteyken Gülhane civarında insanların kaçıştığını görür tramvay'dan inerek kalabalığa doğru ilerler.
Mehmet Cemil efendi, beş altı Senegal asıllı sarhoş Fransız askerinin kasaturaları ile etrafa saldırdıklarını, Sirkeci yönünden gelen bir arabayı devirip, içerisindeki iki Türk kadını da zorla indirerek taciz ettiklerini görür. Fransız askeri Senegalliler kendilerine engel olmak isteyen arabacı, şerbetçilik yapan bir esnafı ve bir Türk askerini süngüleyerek yaralamışlardır.
Tüm bunları gören Polis Mehmet Cemil Efendi hiç düşünmeden silahına sarılır ve 2 Fransız askerini öldürür.
Mehmet Cemil efendi, Polis Müdürü Nurettin Bey’e hadiseyi olduğu gibi anlatır. Ancak müdürü Nurettin telefonla işgalci Fransızları arar ve Polis Mehmet Cemil Efendi’yi bizzat kendisi götürerek Fransızlara teslim eder. Fransızlar onu Kumkapı’da ki Fransız Hapishanesi’ne hapsederler. 27 Şubat 1920’ de gerçekleşen 3. duruşmasında Polis Mehmet Cemil Efendinin, “kendini savunmak için silah kullandığı “ kabul edildiği halde 10 yıl kürek cezasına çarptırılır ve cezasını çekmek üzere Fransa’ya gönderilir.
Polis Mehmet Cemil Efendi Fransızlar tarafından önce Marsilya'ya, sonra Provasisi'ye oradan da Papillon filmine konu olan Fransız Guyanası'nda bulunan Şeytan Adasına hapse gönderilir. Çok ağır şartlar altında hapis yatan Polis Mehmet Cemil Efendi 2 kere kaçma girişiminde bulunduysa da yakalanır.
Dünyanın öbür ucundaki 45090 no’lu mahkum Polis Mehmet Cemil Efendi'yi herkes unutsa da biri unutmamıştır. O kişi Atatürk'tür.
Atatürk'ün Fransa'nın Ankara büyükelçisi aracılığıyla yaptığı girişimleri sonucunda polis Mehmet Cemil efendi 1929' da İstanbul'a döner. Büyük ilgiyle karşılanır.
Karaköy İskelesi’nde emniyet mensubu 50 kişilik gurup tarafından alkış ve çiçeklerle karşılanır. Kendisine Beyoğlu Polis Dairesi mensuplarınca bir buket çiçek ve İstanbul Polis Müdürlüğü 5. Şube mensupları adına altından bir dolmakalem ile bir buket çiçek hediye edilir. Dönemin gazetelerinden Milliyet, Akşam ve Cumhuriyet olayı bir gün sonra okurlarına ilk sayfadan duyurur
Polisliğe geri dönmek istediğini söyleyince, isteği yerine getirilir ancak adada yaşadığı tramvalar ağır izler bıraktığından çok devam edemez. 44 yaşında vefat eder.
Tarih sarhoş ve saldırgan Fransızların yaptıklarını görmezden gelerek arkasını dönüp gidenleri değil Polis Mehmet Cemil efendiyi yazdı.
Ruhu şad olsun.
Fatih Eryılmaz'dan...
"Atatürkün bana verdiği kimlikte din hanesi var ve Müslüman yazıyor.
Atatürk kafir öylemi?
Bu hükumetin verdiği kimlikte din hanesi yok, bu ülkenin % 98'i Müslüman ve bu iktidar Müslüman öylemi?"
Bu videoyu AKP'lilerin gözüne soka soka izletin...
YENİDOĞAN ÇETESİ
Bu yenidoğan çetesi nasıl ele geçirildi biliyor musunuz?
Mağdur olan bir annenin CİMER'e şikayeti ile. Öyle değil mi?
Hayır değil!..
Bizzat ilk şikayer ve ihbarı yapan Dr.İlker Gönen.
Evet yanlış duymadınız. Şimdi Dr.Fırat Sarı ile birlikte çete lideri olarak tutuklanan Dr.İlker Gönen.
Fırat ve İlker uzun yıllardır bu tezgahı beraber yürütüyorlar. Gel zaman git zaman Fırat İlkeri para paylaşımında kazıklamaya başlıyor.
İlker buna itiraz edince de üzerine adam yolluyor.
Vay sen misin bunu yapan. İlker CİMER'e bir yazı döşeniyor ve Fırat Sarı'nın ipliğini pazara çıkarıyor.
Aradan altı ay geçiyor.
Fırat Sarı ve İlker Gönen barışıyorlar. Tekrar çete faaliyetine ortak olarak devam ediyorlar.
İlker bu arada CİMER'e yaptığı şikayeti unutuyor.
Al gülüm ver gülüm hastane sahipleri ile kirli ticaret devam ediyor.
İşte bu esnada konu ile ilgili ikinci bir şikayet CİMER ekranlarına düşünce bu örgüt devletin radarına giriyor.
Aslında ilk ayağına sıkan Dr.İlker Gönen.
Ne diyeyim. Allah sizi bildiği gibi yapsın.
Bu arada bu kirli pazarda kazanılan kirli paranın bile isteye, her şeyin farkında olarak ve hatta örgütü zorlayarak, ve hatta tehdit ederek %60'ını cebelliz eden hastane sahipleri de ihmal edilmesin.