Sevgili dostlar. Bu yaz yaptığımız kelebek gezilerimizin bir özeti olan aşağıdaki videoyu izleyip izletirseniz mutlu oluruz.
ABONE olmayı da ihmal etmeyin lütfen. Devamı gelecek.....
Mutlu Kader & Başar Taşkıner
https://t.co/ih6o8hpBBd
Kayyum darbesiyle gasp edilmeye çalışılan CHP İstanbul İl Başkanlığımızın önüne 8 Eylül'de yığılan polis barikatlarının, görüntülerle sabit olduğu üzere, plakasız araçlarla taşındığı ortaya çıktı.
Ancak skandal bununla bitmiyor. Bu araçların içinde onlarca yabancı uyruklu kişinin bulunduğu ve emniyet görevlileriyle birlikte hareket ettiği görüntülerde açıkça görülüyor.
Bu akıl almaz duruma sessiz kalmayacağız! İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'ya soruyorum:
1- CHP İstanbul İl Başkanlığı önüne polis barikatı getiren plakasız araçlar kime/ hangi kuruma aittir?
2- Bu araçların plakasız olmasının gerekçesi nedir?
3- Polis barikatlarını taşıyan plakasız araçların kullanımına kim veya hangi kurum tarafından izin verilmiştir?
4- Söz konusu araçlarda bulunan onlarca yabancı uyruklu kişi kimlerdir?
5- Bu kişiler, Türkiye’de hangi statüyle bulunmaktadır?
6- Bu kişiler, sığınmacı mıdır? Yasadışı göçmen midir?
7- Bu kişiler, yabancı uyruklu öğrenci midir?
8- Bu kişiler, ikamet izni ve/veya çalışma izniyle ülkemizde bulunan yabancılar mıdır?
9- Bu kişiler arasında geçici koruma altında bulunan kişiler var mıdır?
10- Bu kişiler hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü’nün görevlendirmesi bulunmakta mıdır?
11- Bu şahıslar taşeron işçi ise güvenlik soruşturmaları yapılmış mıdır? Hangi sıfatla çalıştırılmaktadır? Şirket işçisi ise neden polis gözetiminde taşınmaktadır?
12- Plakasız araçların kamu düzeni ve güvenliği açısından oluşturduğu riskler hakkında Bakanlığınızca herhangi bir soruşturma veya inceleme başlatılmış mıdır?
Devletin saygınlığı ve milletimizin güvenliği ayaklar altına alınamaz. Konunun takipçisi olacağız.
Hiç bir dönem; Milli Kurtuluş Savaşımız ve Atatürk dönemi hariç, bu kadar umutsuz, çaresiz ve ilkesiz olmamıştık. Bu kadar ihaneti, savrulmayı, ilkesizliği ve pespayeliği hak etmiyoruz. Bir gün hiç birinizin ülkenin kaderinde söz sahibi olmayacağınız günler hızla geliyor.🇹🇷☀️
Trabzon'un korkusuz, dik duruşlu, Vatansever evladı Nihat Genç'i kaybettik... Başımız sağolsun...
Zekeriya Yapıcıoğlu'nu rezil kepaze ettiği bu efsane videosu da ondan anı kalsın
Rejim, toplumu yolsuzluk operasyonlarına ikna etmek gibi bir derdinin kalmadığını ilan ediyor. Halka ‘Benim dışımda bir iktidarı seçemezsin. Esirimsin’ diyor. Halk ya bu baskıya boyun eğerek rejimin kölesi olacak, daha da yoksullaşacak ya da özgürlüğünü, haklarını, ülkesini savunacak.
Galatasaray çok daha büyük başarılar yakalayacak, belki çok daha önemli kadrolara sahip olacak ama özellikle ikinci yarıdaki son kadro kadar güzel, birbirine bağlı, bu kulübü hisseden, arasında ayrık ot olmayan oyuncu topluluğuna sahip olabilir mi, sanmıyorum.
Bir daha yaşanmayacak bir hikayenin başrolü 14 yıllık rekortmen kaptan Musleradan, ailemizden daha çok ailemiz olan, altıncı sıra muhtar adayının bile kendini bir şey sandığı bu toprakların görmediği mütevazilikte futbol efsanesi Mertense. En değme popstardan daha yıldız olup kız arkadaşı için a��layan takım arkadaşının evini “kendine gel” diye basacak kadar takımıyla yaşaya
Icardiden, hiçbir kiralık oyuncunun çıkmayacağı son maçında devre arası adam dövmeye çalışan, 3üncü kaleci kupa kaldıramadı diye kupayı arayan paha biçilemez Osimhen’ine. Altyapımızdan çıkıp Türkiyenin güncel en yetenekli ayağı olan camianın en değerlisi Yunustan, çalışkanlığı, kendini geliştirmesi, bir kere bile vazgeçmemesiyle takımın yıldızı olan Barışa. 3 sene sonra milli takıma seçilip, milli takım kampında ağzından Galatasaray düşürmeyen, 3 senelik rüyanın temel taşı Torreirasından, dünyada her kulüpte oynayabilecekken bize nasip olan Davinsona. Kaptan olarak, daha önemlisi Galatasaraylı olarak doğmuş bir saniye geri durmayan Kaan Ayhandan, O kadar para eder mi denilen ama ligin kaderini değiştiren Abdülkerime. Bu formaya, bu camiaya, bu kültüre çok yakışan Günaya. Saraya, Leminaya, Sallaiye, Morataya, Berkana, Demirbaya, atladığım nicelerine.
Ve en önemlisi bu takımı bu hale getiren, bu kadar yıldızın bu kadar mutlu olmasını sağlayan, 3 senedir başımızı dik tutan , çoğu zaman bu toprakların görmediği kötülüklere karşı, kendini sömürge valisi sanan ahlaksıza karşı tek başına kalan ama her zaman başaran büyük Okan Hocasına.
İçindeyken farkında olamıyor insan, belki çabuk unuttuğundan, belki de bu topraklarda her türlü müsibetin çabuk unutulması öğretildiğinden ya da zorlatıldığından. Unutunca da bugünün değerini anlamıyor ne yazık ki. Sevin bu çocukları, bağrınıza basın, kalbinizin, hatıralarınızın en güzel yerine koyun. Koyun ki kalanlar seneye bizi daha da gururlandırabilmek için daha çok çalışarak, üstüne koyarak, aynı doğru yola Avrupa başarısını da ekleyerek devam etsin.
İyi ki vardınız, iyi ki varsınız be çocuklar. İçeridekiyle, dışarıdakiyle, gideniyle, kalplerde kalanıyla daha gülecek çok hikaye, ağlayacak çok mutluluk, kazanacak çok kupa var. Artık hedef 26, artık hedef Avrupa
İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu'nun kararı HUKUKSUZDUR.
Böyle bir karar alma yetkileri yoktur. Yetki, sadece İşletme Fakültesi Yönetim Kurulu’ndadır. Bu kararı alanların tarih ve adalet önünde hesap verecekleri günler yakındır. Adalete, hukuka ve demokrasiye susamış milletimizin yürüyüşü durdurulamayacak.
Kurtuluş Yok Tek Başına!
Yapılan araştırmada türbe ve yatırlara en çok 3 şey bırakıldığı görülmüş: Anahtar, cüzdan ve seç teli.
Yani ev, para ve eş arıyor vatandaş türbe ve yatırlarda.
10 yıl boyunca KRT ekranlarından her Ramazan'da şu çağrıyı yaptım, şimdi de buradan yapıyorum:
Ey her Ramazan'da türbelere koşanlar!
Ey her Muharrem'de yatırlara seferler düzenleyeler!
O türbe ve yatırlarda yatan babaları, dedeleri, pirleri rahat bırakın.
Onlar sağlığında evsizlere ev, açlara aş, evlenmeyenlere eş bularak babalık yapıyorlardı. Onun için onlara halkımız baba dedi.
Ama şimdi o istediklerinizi yapamazlar çünkü hepsi ölü.
Sizin aradıklarınız türbelerde, yatırlarda değil.
Ankara'da bir saray var hakkınız orada.
O anahtarları, cüzdanları ve saç tellerini o sarayın kapısına, yüksek duvarlarının dibine bırakın...
Tam beş yıl önce 27 Şubat 2020’de Rus Savaş Uçakları İdlip’teki konvoyumuzu vurdu, resmi açıklamaya göre 34 askerimiz şehit oldu. Bir gün öncesinde Tele1’ TV’de anlatmıştım “hava desteği olmadan Ruslara rağmen bölgeye asker göndermek bile bile ölüme göndermektir” diye. Ertesi günü yine programa davet ettiler “nereden bildin anlat” diye. İktidar basit bir savaş kuralını yok saymıştı, bizim yani uzmanların uyarılarını dinlememiş ve Ruslar taarruz etmez, edemez sanmıştı.
Ruhları Şad Olsun.
Hakem kararları ile ilgili yaptığım çalışmayı bitirdim. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin maçlarının yorumlandığı bütün Trio programlarını izledim.
Trio'yu seçtim çünkü Acun Ilıcalı sürekli bu programdan örnek veriyor. Bakalım en çok örnek gösterdiğiniz program bize ne gösteriyor.
Trio'ya göre hakemlerin yanlış karar verdiği her pozisyon tablolara aktarılmıştır. Benim hiçbir kişisel görüşüm bu tablolara dahil değildir.
Önemli noktalar.
Galatasaray'a verilmeyen kırmızı kart ve 2. sarıdan kırmızı kart sayısı toplamda 5. Rakiplerine ise verilmeyen tam 13 kırmızı kart var.
Fenerbahçe'ye verilmeyen kırmızı kart sayısı 5. Rakiplerine ise 3 kırmızı kart verilmemiş.
Galatasaray bu istatistikte -8 dezavantajlı. Fenerbahçe ise +2 avantajlı.
Galatasaray'a 9 penaltı verilmiş 7'si doğru 2'si yanlış. Fenerbahçe'ye 7 penaltı verilmiş 5'i doğru 2'si yanlış. Yalnız penaltı istatistiğinde en dikkat çekici durum Galatasaray'ın rakiplerinin kullandığı 6 penaltının 5'i yanlış.
Galatasaray'ın bir faul sebebi ile bir de ofsayt sebebi ile 2 golü iptal ediliyor. Fenerbahçe'nin iptal edilen temiz bir golü yok. Fenerbah��e rakiplerinin ise faul sebebi ile 2 temiz golü iptal ediliyor. Galatasaray rakiplerinin iptal edilen temiz golü yok. Burada da Fenerbahçe +2 avantajlı. Galatasaray -2 dezavantajlı.
Bazı kritik Fenerbahçe maçlardan önemli pozisyonlar:
Burada maçın skoruna net etki eden maçın ilk tartışmalı pozisyonlarını ekliyorum. Çünkü maçın devamı verilen ilk pozisyonlara göre her zaman değişiklik gösterir. Maçların ilk büyük hataları en önemli pozisyonlardır.
Trabzonspor - Fenerbahçe
Dakika 37: Maç 0-0 devam ederken Trabzonspor'un temiz golü iptal ediliyor.
Dakika 50: Fenerbahçe'nin 1-0 üstünlüğü ile devam eden maçta Trabzonspor'un net penaltısı verilmiyor.
Bu maçı Fenerbahçe 3-2 kazandı.
Fenerbahçe - Gaziantepspor
Dakika 29: Beca ceza sahası içinde rakibine üst üste 2 penaltı yapıyor. Hakem görmüyor, VAR'da uyarmıyor. Maç 0-0 devam ediyor.
Fenerbahçe bu maçı 3-1 kazandı. 89. dakikada attığı 3.gol de faulden dolayı iptal olmalıydı.
Eyüpspor - Fenerbahçe
Dakika 45+4: Fenerbahçe 1-0 mağlup durumda maçı 1-1'e getiren golü buluyor fakat bu gol İrfan Can'ın yaptığı net faul sebebi ile iptal edilmeliydi. Hakem veya VAR doğru kararı uygulasa Eyüpspor devre arasına 1-0 önde girecek.
Dakika 54: Çağlar rakibinin suratına dirsek atıyor. Kırmızı kart görmeli.
Bu dakikaya kadar Eyüpspor lehine majör bir hata yok. Bu dakikaya kadar doğru kararlar verilse muhtemelen maç 1-0, Fenerbahçe 10 kişi maça devam edecek. Bu maç 1-1 berabere bitti.
Konyaspor - Fenerbahçe
Dakika 67: Fenerbahçe 3-2 önde. Kostic'in ceza sahası içinde rakibine yaptığı hareketin sonucu penaltı olmalıydı ve Kostic 2. sarı karttan kırmızı kart görmeliydi.
Bu maçı 3-2 Fenerbahçe kazandı.
Yorulmanan bütün yanlış kararlar bakıldığında:
(Sadece majör hatalar değil, yorumlanan her hatalı karar)
Galatasaray lehine 77 yanlış karar.
Aleyhine ise 106 yanlış karar.
Galatasaray -29
Fenerbahçe lehine 89 yanlış karar.
Aleyhine ise 93 yanlış karar.
Fenerbahçe: -4
Tablolar sadece majör hataları içerir. Spesifik bir maç ile ilgili bilgi almak isterseniz o maçı sizinle paylaşabilirim.
Bu arada Torreira'nın kart görmemesi konusu da Trio'ya göre sadece bir algı. Hakemler Torreira'nın 3 sarı kartını atlamış. 3 defa da muhtemelen bu algıların da etkisiyle Torreira'ya yanlış sarı kart göstermiş. Kostic'e gösterilmeyen sarı kart sayısı 5, kırmızı kart sayısı 1 ama hiç Kostic'in bu şekilde konuşulduğunu ben görmedim.
Not: Trio programlarını tek tek izledim, Fenerbahçe lehine bir tutum sergilemelerine rağmen durum böyle. Katılmadığım çok karar var. Örneğin Galatasaray'ın ilk hafta Hatayspor'a attığı galibiyet golüne ofsayt diyorlar. Bence tertemiz gol. Birçok başka hakeme göre de temiz gol. Djiku'nun Beşiktaş maçında Emirhan'ın boğazını sıktığı pozisyona sarı kart diyorlar. Katılmadığım bir çok karar var.
*”Aptallığın Teorisi"*
Almanya tarihinin en karanlık döneminden geçiyordu. Masum insanların dükkanları taşlanıyor, kadınlar ve çocuklar zalimce sokak ortasında aşağılanıyordu.
Genç bir teolog olan Dietrich Bonhoeffer bu zalimliğe itiraz etti ve bu sebeple hapse atıldı.
Hapisteyken papaz bu konu üzerine uzun uzun düşündü. Sayısız filozof, şair, fikir adamı ve bilimci çıkaran bu kültür nasıl olur da organize kötülüğün, zalimliğin, korkaklığın, cehaletin ve suçun merkezi haline gelmişti?
Bonhoeffer "sorunun kökeninde kötülük değil aptallık yatıyor" dedi. Kötülüğü protesto edebilirdiniz, karşı argümanlarla kötülükle mücadele etmeniz mümkündü. Fakat organize olmuş ahmaklar sürüsüne karşı yapabileceğiniz hiçbir şey yoktu. Ne protestolar ne zorlama onlara etki etmiyordu.
Mantıklı gerekçeler sunduğunuzda önce reddediyorlar, reddedemeyecek hale geldiklerinde ise önemsizleştiriyorlardı.
Aptal insanlar hallerinden memnundu ve saldırıya da hazır haldeydiler. Saldırıya geçtiklerinde kötü insanlardan çok daha tehlikeli oluyorlardı.
Bonhoeffer aptallıkla mücadele edebilmek için önce onun doğasını anlamaya çalıştı:
Aptallık bir zekâ problemi değil ahlâkî bir problemdi. Entelektüel birikimi olduğu halde aptal olan insanlar vardı.
İlk etapta aptallığın doğuştan gelen bir âraz olduğu düşünülür fakat bu da yanlıştı. İnsanlar belli şartlar altında aptallaşıyorlardı, daha doğrusu başkalarının kendilerini aptallaştırmasına izin veriyorlardı. Buradan yola çıkarak aptallığın psikolojik değil sosyolojik ve âhlaki bir sorun olduğu sonucuna vardı.
İnsanların ahlâkî ve entelektüel birikimleri bir anda yok olmuyordu. Diktatör gücünü arttırdıkça aptallar o gücün büyüsüne kapılıyor ve bağımsız düşünme yetisini kaybediyordu.
Gözlerinin önündeki gerçekleri inatla reddediyorlardı.
Onlarla konuştuğunuzda bir insanla değil, sloganlarla konuşmaya ayarlanmış bir robotla konuştuğunuz hissiyatına kapılıyordunuz. Büyülenmiş gibiydiler. Değil kötülük yaptıklarını, ne yaptıklarını bile bilmiyorlardı.
Onları bu katatonik şizofreni uykusundan çıkarmanın tek yolu bağımsız ve özgür olmalarını sağlamaktı.
Bu düşünceler Hitler Almanyasına fazla gelmişti. Bu kadar analizi ve gerçek eleştiriyi hazmedemediler ve 9 Nisan 1945 günü sabaha karşı papaz Dietrich Bonhoeffer'i bir toplama kampının darağacına asarak öldürdüler.