Boşnak futbolcu Edin Dzeko, Yunanistan'da Olympiakos ila oynanan maçla ilgili "Yunan taraftarlara neden Türk Bayrağı gösterdiniz?"
Sorusuna cevap verdi:
"Onlar bizi tahrik etti, ben de onlara en büyük korkularını gösterdim. Türk tarihini iyi biliyorum."
Bir MIT profesörü, 2019'da 1 saatlik bir ders verdi ve bu ders 18 milyon kez izlendi.
Kayıt yaptıktan 5 ay sonra öldü.
Bu, dünyaya son hediyesiydi.
Patrick Winston, 50 yıl boyunca MIT'de ders verdi.
Dünyanın en zeki mühendisleri sınıfında oturdu.
Ve son dersinde onlara diplomalarının asla kapsamadığı tek beceriyi öğretti.
Konuşma sanatı.
İletişiminizi sonsuza dek değiştirecek 15 ders:
Şakayla başlamayın. Seyirciniz henüz gülmeye hazır değil. Sonunda ne bileceklerini vaat ederek başlayın.
Fikirleriniz çocuklarınız gibidir. Onlara çok yakınsınız. Sizin için bariz olan, başkaları için görünmezdir. Bariz olanı açıklayın.
5 dakikalık kural: Herhangi bir konuşmanın ilk 5 dakikası, insanların sonraki 55 dakika dinleyip dinlemeyeceğini belirler. Açılışınıza her şeyden daha fazla zaman harcayın.
En önemli fikrinizi 3 farklı şekilde 3 kez tekrarlayın. Bir kez asla yeterli değildir.
Fikrinizin etrafına bir çit örmek. İnsanlara ne OLmadığı'nı, ne OLDUĞU'nu söylemeden önce söyleyin.
Sözlü noktalama. Durun. Bir sonraki fikre geçmeden önce fikrin yerleşmesine izin verin.
Kimsenin cevaplamayacağı sorular sorun. Sonra 7 saniye bekleyin. Sessizlik garip değildir. İşlenmedir.
Slaytlarınızı okumayın. Seyirciniz okuyabilir. Aynı anda dinleyip okuyamazlar.
Slaytlar yerine tahtayı kullanın. Yazmak sizi yavaşlatır. Yavaşlamak netlik getirir.
Bilgilendirmeden önce ilham verin. Kimse ondan ilham almadığı birinden öğrenmez.
Özet yerine bir katkı ile bitirin. Onlara ne verdiğinizi söyleyin. Ne söylediğinizi değil.
Sonunda teşekkür etmeyin. Zayıftır. Yerine oturan bir şeyle bitirin.
Hikayeler fikirleri yapışkan hale getirir. Veriler fikirleri anlaşılır kılar. İkisine de ihtiyacınız var. O sırayla.
İletişim kaliteniz, dünyanın gözünde fikirlerinizin kalitesini belirler. Fikirlerin kendileri değil.
Pratik hazırlık değildir. Pratik BECERİDİR.
Patrick Winston, çoğu insanın kariyerlerinin tamamını kaçırdığı bir şeyi anlıyordu.
Fikirleriniz, onları başkasının zihnine aktarma yeteneğiniz kadar güçlüdür.
Odadaki en zeki kişi olabilirsiniz ve tamamen görünmez kalabilirsiniz.
Ya da iletişimi ustalaştırıp ortalama fikirleri çığır açıcı hissettirebilirsiniz.
O, son dersini bunu öğretmeye harcamaya seçti.
Dünya tarihi böylesine bir açıklamayı nadiren görmüştür.
Bugün Trump İran’ı tehdit ederek “Bu gece bir medeniyet yok olacak ve bir daha geri gelmeyecek” dedi.
Ayrıca kendisine “İran’daki köprülerin ve enerji altyapısının vurulması savaş suçu olmaz mı?” sorusu yöneltildiğinde verdiği ‘’Onlar hayvan’’ cevabı sıradan bir siyasi sertlik değil, savaşın doğasını değiştiren bir zihniyetin dışa vurumudur. Zira karşı tarafı “insan” olarak görmeyen bir anlayış, sivil-asker ayrımını da ortadan kaldırır ve altyapı hedeflerini meşrulaştırır.
Bu yaklaşım aynı zamanda uluslararası hukukun caydırıcılığının zayıfladığını, savaşın giderek kuralsızlaştığını ve psikolojik eşiğin aşıldığını gösterir. Bu noktadan sonra mesele sadece askeri değil, doğrudan toplumları hedef alan bir yıpratma ve çökertme stratejisine dönüşmektedir.
Aynı Trump birkaç gün önce de Hürmüz Boğazı için bir devlet başkanına yakışmayacak sinkaflı ve küfürlü ifadeler kullanmıştı.
Bu dil bir süper gücün liderine değil, akıl ve denge kaybı yaşayan despotlara aittir.
5000 nükleer savaş başlığının kontrolüne sahip Trump neden bu dengesizlik sınırına geldi?
-Düşen F 15 uçağının pilotunu kurtarma operasyonu pekçok kaynağa göre aslında zenginleştirilmiş uranyuma el koyma harekatıydı. Ancak sonuçları itibari ile 1980 yılında yaşanan rehine kurtarma operasyonu (kartal pençesi) operasyonundan çok daha pahalıya ve dünya sahnesinde büyük prestij kaybına neden oldu. Sadece ABD tarihinde değil, dünya tarihinde bir kişiyi kurtarmak için neredeyse 10 hava aracının ve kabaca 400 milyon $’ın harcandığı bir operasyona dönüştü. 1980 yılında yaşanan başarısız harekat başkan Jimmy Carter’ın seçimleri kaybetmesine neden olmuştu. Trump’ın İsrail adına giriştiği bu savaş da şüphesiz Kasım ara seçimlerinde ciddi zaafiyetine neden olacaktır. Trump bu paniği yaşamaktadır.
-Trump‘ın bakanları üst üste ciddi gafl ve hatalar yapmaktadır. Başta savaş Bakanı olmak üzere pekçok sorumluya kongrenin ve halkın güveni kalmamıştır. Trump sürekli bakan azlederken Hegseth general/amiral tasfiye ediyor. Bu ancak çok ciddi çöküş ve krizlerde yaşanır.
-Amerikan kamuoyunda bu savaşın İsrail’in çıkarları için yapıldığı, aynı zamanda Epstein dosyalarının karartılmasına yönelik olduğu inancı her geçen gün katlanmaktadır.
-ABD’de aklı başında olan devlet adamları ve askerler İsrail uğruna İran’la savaşmanın sonuçlarının gelecekte asıl jeopolitik rakip olan Çin ile hesaplaşmayı ABD aleyhinde etkileyeceğini bilmektedirler. Trump‘ın bu gerçeğe rağmen bir yandan ABD’nin askeri güç gerilemesine neden olması, diğer yandan da Asya Pasifik’tedeki müttefiklerinin korunmasına tahsis ettiği silahları bölgeye çekmesi büyük rahatsızlık yaratmaktadır.
-Trump ABD gücünün çöküşünü ve dolayısıyla doların hakimiyetinini gerilemesini hızlandıran bir başkan olarak tarihteki yerini almıştır. İran Savaşı bitirilmez ise şüphe yok ki Amerikan ekonomisi çok hızlı bir gerileme dönemine girecektir.
-Bu savaş küresel bütün ekonomik dengeleri alt üst etmektedir. Avrupa Rusya ile olan kopuş nedeni ile enerji güvenliğinde büyük bir krize sürüklenmektedir. Benzer kriz Asya Pasifik havzada ABD'nin Güney Kore ve Avustralya gibi müttefiklerinde daha da ağır yaşanmaktadır. Bu devletlerin Körfez'deki kukla devletler gibi ABD etki alanından gelecek dönemde uzaklaşma olasılığını ivmelendirecektir. Bu devletler ABD'nin zaten azalan ekonomik gücünün yanında askeri gücünün de gerilediğini görmektedirler. Hürmüz'ün kapanmasından sonra Bab el Mendeb Boğazı da kapanırsa ve ABD bu gelişmeye de mani olamazsa 1,2 trilyon dolarlık Amerikan savunma bütçesinin hiç bir anlamı kalmayacaktır.
Sonuçta, Trump, sadece bir savaşı değil, ABD’nin 250 yılda elde ettiği küresel konumunu hızla aşağıya çekiyor. Bu gidiş, doların hakimiyetinden askeri caydırıcılığa kadar geniş bir alanda erozyon anlamına gelir.
İran gibi 2500 yıllık bir medeniyete evsahipliği yapan bir Coğrafyayı ve medeniyeti ortadan kaldırmakla tehdit etmek orta çağda bile örneği görülmeyen bir akıl tutulmasıdır. Bu söylem, gelecekte Holocaust gibi insanlık suçlarını hatırlatan bir zihniyetin kapısını aralar. Trump’ın bu kararına İsrail ve ABD’de Armagedon’na inanan eskatolojik grupların dışında onaylayacak insanların olduğuna inanmak istemeyiz.
Bu dil geri dönüşü kolay bir dil değildir. Söylendiği anda hem lideri hem de temsil ettiği milleti bağlar. ABD, 1945 sonrası kurduğu düzenle dünyanın ulaşmak istediği bir “yıldız ülke”ydi. Bugün ise Trump yönetimiyle birlikte, hızla uzaklaşılan ve tepki çeken hukuksuz, değersiz, ahlaki normu olmayan çöken bir güce dönüştü.
Kanaatimizce bu demokrasi değildir. Bu, halkın çıkarlarına rağmen hareket eden oligarşik bir yapının bütün bir milleti geleceğe dönük olarak lekeleme riskidir.
Eminiz ki Amerikan halkı bu süreçten ders çıkaracaktır.
Ancak bugün gelinen noktada, İsrail ve Trump yönetimi dışında dünyanın büyük bölümünün İran’a daha yakın bir pozisyonda durduğunu görmek zor değildir.
HASSAS / Şoke eden görüntüler!
İsrail ordusuna ait bir insansız hava aracı, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış evlerine ulaşmaya çalışan dört sivil genci takip ederek füzelerle öldürdü.
■ ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail'in İran'a askeri harekât düzenlemesine onay verdiği bildiriliyor.
■ " ABD'nin #Venezuela başkanı Maduro'yu yakalaması, 3.Dünya Savaşının başlangıç tarihidir.
--- Alexander Dugin ---
■ Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan sınırına yakın El-Arada bölgesinde 800'den fazla İsrail askerini barındırabilecek bir İsrail askeri üssü kurmayı planlıyor.
■ Alman Hava Kuvvetlerine ait Eurofighter uçakları, NATO hava sahasının güvenliğinin sağlanması amacıyla NATO'nun Polonya üssü Malbork kentine konuşlandırıldı.
Çok sayıda Alman Leopard Tanklarından oluşan askeri konvoylar, Polonya zırhlı birlikleri ve Tank birlikleri ile POLONYA sınırına hızlıca intikal ediyor.
■ TBMM Milletvekili ve Emekli Milletvekili maaşları belli oldu. Geriye kalan 13 milyon emekli , Milletvekili emeklisine verilen maaş zamlarını sevinçle karşıladı.
"2026 yılı milletvekili maaşları belli oldu:
▪️Milletvekili maaşı: 273.196 TL
▪️Emekli milletvekili maaşı: 177.658 TL
▪️Hem aktif hem emekli vekillerin toplam maaşı: 450.000 TL"
■ Avrupa Grönland için ABD'ye karşı bir oldu. AVRUPA - ABD arasında DİPLOMATİK MEDYA SAVAŞI BAŞLADI .
ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı kontrol altına alma niyetini yinelemesi üzerine Avrupa’nın dev güçleri Danimarka’ya tam destek verdi. Arktik bölgesindeki egemenlik haklarının yalnızca yerel halka ait olduğunu duyuran liderler Washington’ın güç odaklı söylemlerine karşı ortak bir bildiriyle birleşti.
■ Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Azerbaycan askerinin Gazze’ye gönderilmesiyle ilgili:
“Azerbaycan’ın her bir vatandaşı bizim için değerlidir. Biz, kimse için Azerbaycanlıların hayatını ve sağlığını riske atma niyetinde değiliz.
■ Çeçenistan Cumhurbaşkanı Ramzan Kadyrov : Emri alırsam, Zelensky ve ekibini Maduro'nun ABD'ye götürülmesinden bile daha hızlı bir sekilde Grozni'ye getiririm.
■ Eski ABD Başkanı Ronald Reagan'ın Hukuk Danışmanı Bruce Fein:
"Asıl katliamı Anadolu'da 2,4 milyon insanı katleden Ermeni çeteler yaptı. Türkler arşivlerini açtı, Ermeniler reddetti. Ermeniler, tüm dünyadan ama özellikle de Türklerden özür dilemek zorunda...
■ Ankara İstihbarat Şube Müdürü, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı hakkındaki bir iftira paylaşımını paylaşmasının ardından görevden alındı .
■ Almanya Federal Savcılığı, Berlin’de on binlerce haneyi etkileyen geniş çaplı elektrik kesintisine neden olan yüksek gerilim kablolarına yönelik kundaklama saldırısına ilişkin terör suçlamaları kapsamında soruşturma başlattı.
■ ABD'nin Irak, Suriye, Arnavutluk ve Türkiye eski Büyükelçisi James Franklin Jeffrey: "İsrail'in desteğiyle Yunanistan'da milliyetçi güçler ortaya çıkacak - 1974'te Kıbrıs'ta yaşananlara bakın ve olası bir krizi kışkırtacaklar."
■ Sırada Almanya Başbakanı olabilir!
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, ABD'nin Nicolas Maduro'yu alıkoymasının ardından Almanya'yı işaret etti.
Medvedev, bu adımın ardından Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in kaçırılmasının da şaşırtmayacağını söyledi .
■ 2026'ya Girerken Türklerin En Fazla Yaşadığı ÜIkeler Belli Oldu.
Almanya-4 Milyon
Fransa -700 Bin
Hollanda -500 Bin
İngiltere -400 Bin
ABD --300 Bin
Avusturya -250 Bin
Belçika -240 Bin
Avustralya --150 Bin
İsviçre -- 130 Bin
Danimarka -75 Bin
■ KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Güney Kıbrıs-Yunanistan-İsrail hattında şekillenen savunma ve enerji işbirliğinin anti-Türkiye eksenine dönüştüğünü vurguladı.
MİSKET bir SATRANÇ türü değildir .
Biz misket oynamıyoruz, satranç oynuyoruz.
#Atabey19HHK
#HüseyinHakkıKahveci
#OndokuzBiziz
#SonDakika
#UkabPartisi
Okuyun lütfen!
Batı ve NATO’nun Ukrayna savaşı üzerinden nasıl yeni bir dünya savaşına hazırlandığını kanıtlarıyla analiz eden harika bir söyleşinin özeti…
Siyasi iç krizi ve ekonomik çöküşü, yeni bir savaş ekonomisiyle tersyüz etme girişiminin çıkmazı:
https://t.co/w2Sx6o0Odv
Erkan Trükten "Fenerbahçe Cumhuriyeti diye boşuna denmiyor" galatasaray milli değildir, lisesinden çok hain çıkmıştır vs. mutlaka izleyin neden hep hedefte olduğunu anlarsın! rezan epözdemir, fatih terim, erden timur
Sedat Peker:
“Türkiye; Meksika ve Kolombiya gibi bir sürece girdi.
6-7 yıl içinde Afgan ve Suriyeli gruplar, Türk suç gruplarını piyasadan silecek.
Karteller oluşursa, PKK’nın 40 yılda şehit ettiği insan sayısı, kartel savaşlarında bir yılda aşılabilir.”
Bir “Kurucu Devlet Tasfiye” Senaryosu:
- YPG/PKK Terör Örgütünün (ya da FETÖ benzeri paralel devlet yapılanması KCK’nın) siyasi ayağı DEM’in TBMM’ye sunduğu…
- (Sözde) Kürt sorununa ilişkin “Yeni Bir “Çözüm Sürecini” öneren 99 sayfalık rapor.
- 16 Aralık 2025. Raporun TBMM’ye sunulduğu açıklanmasından bir gün sonra.
Bu raporda neler yazıyor? Talepleri nedir? Türkiye’den ne istiyorlar?
Peki bu taleplerin anlamı ve altında yatanı nedir, Türkiye’yi nereye götürür?
Hazırsanız; “Bir vatanseverlik şuuruyla” çalışmaya başlayalım.
///
Sadece Kandil ve İmralı’da değil, ABD, İngiltere, AB kurumları, Ankara’daki bazı büyükelçilikler ve istihbarat ünitelerinde DEMlendiğini düşündüğüm 99 sayfalık raporda geçen temel talepler:
1-) Anayasa Madde 42 (Eğitim) değişsin: Kürtçe dil eğitimi,
2-) Madde 66 (Vatandaşlık) değişsin: Vatandaşlık tanımından Türklük unsurunun çıkarılması,
3-) Madde 127 (Yönetim) değişsin: Ankara'nın (sözde) Kuzey Kürdistan yönetimleri üzerindeki merkezi otoritesinin azaltılması, daha güçlü yerel özerklik sağlanması,
4-) Çok dilli kamu hizmetleri verilsin,
5-) Batı Türkiye'den konuşlandırılan özel operasyon birliklerinin, geçici operasyon ekiplerinin ve çatışma dönemi askeri güçleri geri çekilsin,
6-) Silah bırakanların tam entegrasyonu sağlansın ve hakları verilsin,
7-) Siyasi tutuklular serbest bırakılsın,
8-) Şeyh Said, Seyit Rıza, Said-i Nursi'nin mezarları açılsın,
9-) (Teröristbaşı) Abdullah Öcalan için iyileştirilmiş yasal ve iletişim koşulları sağlansın… (Başka yerde) Fiziki özgürlüğü sağlansın, Umut Hakkı ilkesi uygulansın… (Başka yerde) Sürece dair baş aktör olması hasebiyle çalışma ve yaşama koşulları elverişli hale getirilsin…
10-) IRA, ETA gibi örgütlerle İngiltere ve İspanya’da yürütülen süreçlerin benzerinin PKK için de yürütülsün… PKK’yı yaratan kök sorunların üzerine eğilinsin ve bu sorunlar çözülsün,
11-) Terörle Mücadele Yasası (TMK) kaldırılsın… İltisak ve irtibat gibi hukuki temeli olmayan kavram ve yaklaşımlardan uzaklaşılsın…
///
Talepler kısaca bunlar, saygıdeğer okurlar.
Açıkcası çok merak ediyorum. Bu süreci 'en ufak bir taviz yok, en ufak bir ödün verilmeyecek, hiç bir pazarlık yok' diyerek topluma pazarlayanlar; ülkeyi, devleti ve halkı paramparça etmeyi amaçlamış bu sinsi talepler bataklığına şimdi ne diyecekler?
Size en baştan söyleyelim: Bu rapor; “Demokrasi, insan hakları, özgürlük, barış, kardeşlik” gibi, hepimizin inandığı kavramların istismar edilerek, bu kavramların arkasına ustalıkla gizlenmiş son derece sinsi bir ‘Parçalanma’ planıdır.
- Bu bir çözüm belgesi değildir,
- Bu bir hak genişletme metni değildir,
- Bu bir silahlar sussun, analar ağlamasın, kan akmasın metni değildir.
Bu metin; terörist ve ardıllarının “Uyutabilirsek uyutarak Türkiye’yi parçalayalım” diye planladıkları, sonrasında; silahların artık taktiksel değil konvansiyonel konuşacağı, kat be kat daha fazla ananın ağlayacağı, kanın oluk gibi akacağı bir geleceği oluşturma metnidir.
Bu metin; talepleri tek tek bakıldığında basit bir hak beklentisi gibi görünen, ama birlikte okunduğunda devleti-toplumu-vatanı ve coğrafyayı parçalamaya amaçlamış, sinsi bir sürpriz paketidir.
///
Hani bunlar bunları talep edebiliyorlar bunu anlayabiliyorum da bu cüretin, arsızlığın, aymazlığın cesaretini nereden, kimden alıyorlar, arkasında kimler var, arka planda neler oluyor, birileri neden ve nasıl sessiz kalıyor?
Sanırım bu metnin arkasında bir de bunlar yatıyor.
///
Şimdi de bu metne yanıt vermeye başlayalım:
1-) Anayasa Madde 42 (Eğitim): Kürtçe dil eğitimi:
Görünürde olan: “Ana dilde eğitim bir insan hakkıdır.”
Ama gerçek olan bu tür bir eğitim, ayrılıkçı etnik kimlik üretim makinesi olduğudur. Bu tür bir anadilde eğitim, ayrı epistemoloji (ayrı kimlik- ayrı kültür - ayrı veri - ayrı bilgi- ayrı toplum - ayrı coğrafya inşası) demektir. Bu ayrı bir epistemoloji, ayrı bir gelecek tahayyülüdür.
Bu madde: ortak dilde birlikte düşünmeyi bitirir, tek müfredat-tek tarih-tek gelecek-tek coğrafya fikrini parçalar. Devleti, toplumu ve geleceği çok merkezli, düşmanlaşmış bilinç adacıklarına böler.
Bedeli 10-20 yıl içinde ortak vatandaşlık hafızasının çökmesi, eğitim üzerinden sessiz konfederal yapının oluşturulmasıdır. Bu bir ‘yumuşak bölünme’ maddesidir.
Türkiye’de Kürtçe serbesttir, desteklenir, sahiplenilir, öğrenilir, yaşatılır, ama Türkiye’de eğitim dili Türkçedir, devlet dili Türkçedir.
Devletin dili Türkçe; devletin ve halkın ortak düşünme zeminidir.
2-) Madde 66 (Vatandaşlık): Vatandaşlık tanımından Türklük unsurunun çıkarılması:
Görünen: “Etnik kimlik dayatması kalksın.”
Oysa “Türklük” Anayasada etnik değil, kurucu siyasal üst kimliktir. Kuşatıcıdır, hukukidir.
Bu madde Kürt ya da bir başka kimliği hedef almaz. Daha net konuşayım: Türkler, Kürtlük başta hiçbir etnik kimliği yok etmemiştir, bunu bir siyaset ve stratejiye dönüştürmemiştir. O zaman Kürtlük başta hiçbir etnik yaklaşımda Türklüğü tasfiye etmeye kalkamaz, buna cüret edemez.
Bu madde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu omurgasını, tevhid kolonunu oluşturur.
Bu madde Anayasadan çıkarılırsa yerine ne koyulacağı bilinçli olarak muğlak bırakılır. Anayasada muğlaklık; omurganın parçalanması, taşıyıcı tevhidi kolonun kırılması demektir. Aynı zamanda muğlaklık dış müdahale ve manipülasyon alanıdır.
Bedeli: Türkiye’nin “kurucu halkı olmayan devlet”e dönüşmesidir. Bu da uluslararası hukukta ‘Parçalanabilir Devlet’ statüsüdür.
/
Türk devletinin kurucu kimliği tartışılamaz. Bu kimliğin kaldırılma amacı; çoğulculuk değil, devletsizliktir.
Kurucu özneye dokunan hiçbir çözüm, çözüm değildir.
- Egemenlik paylaşılamaz.
- Egemenlik yerelleştirilemez
- Egemenlik bölüştürülemez.
- Egemenlik pazarlık konusu yapılamaz.
Bunu yapmaya kalkan bunun altında kalır.
3-) Madde 127 (Yönetim): Ankara'nın Kuzey Kürdistan yönetimleri üzerindeki merkezi otoritesinin azaltılması, daha güçlü yerel özerklik:
Adı ister özerklik, ister yerinden yönetim, ister ademi merkeziyetçilik, ister kanton, ister bölgesel siyasi yetki, ister merkezi vesayetin kaldırılması, ister Apo’nun Yahudi ekoanarşist Murray Bookchin’den çaldığı demokratik konfederalizm, ister federalizm ya da ister konfederalizm ne olursa olsun, kabul edilmez, edilemez.
İstiyorlarsa hizmet odaklı yerel güçlenmeyi, mali ve siyasi şeffaflığı benimsesinler. Belediye-terör örgüt bağını kopartsınlar, siyasi alana, hele hele Irak-Suriye bölgesel siyasi alana geçmesinler, yetki ve inisiyatifi uluslararası alanda parçalama aracı olarak kullanmasınlar.
Yerel yönetimler hizmet birimidir, siyasi egemenlik alanı değil.
/
Görünürde; “Yerel yönetimler güçlensin” istiyorlar. Oysa burada amaçladıkları yerel özerklikler üzerinden sözde 4 parçalı Kürdistan’ın geliştirilmesidir. Bu maddeyle yarı-siyasi aktöre dönüştürülen belediyeler dış politika uzantısı hâline getirmek isteniyor.
Bunun bedeli de çok ağırdır. Merkezi devlet refleksi-Ankara felç olur. Kriz anında tek karar - tek komuta yok olur. Irak ve olası Suriye modelinin anayasal kopyası Türkiye’de doğar. Başarırlarsa yerel yönetimler üzerinden Irak-Suriye ve Türkiye’de etnik kimliğin istismar edildiği bölgelerde ileri garnizon siyasi yapıların (proto devletçiklerin) bütünleşme süreçleri başlar.
PKK’nın yerel yönetimlere bu kadar asılmasının temel nedeni budur.
4-) Çok dilli kamu hizmetleri:
Görünürde: “Vatandaşların devlete erişimi kolaylaşsın” talebi var. Gerçekte ise bu; çok başlı devlete geçiş modelidir. Ölümcüldür. Aklı başında herkes bilir; bir devletin dili, o devletin egemenlik sinyalidir. Çok dilli kamu dili ise çok başlı devlet modelidir. Almanya, Fransa, İtalya, İspanya ya da bir başka, çoklu etnik unsurun yaşadığı bilinçli hiçbir devlet, bu konuda zerre taviz vermez, veremez. Çünkü sadece buradan bile parçalanacağını bilir.
Sembolik gözükür ama öldürücüdür. Resmi dil zamanla fiilen aşınır, fiili bölgesel diller oluşur, ardından bölgeler oluşur.
Bedeli devletin egemenliğinin akıllardan ve yüreklerden çekilmesidir.
5-) Batı Türkiye'den konuşlandırılan özel operasyon birliklerinin, geçici operasyon ekiplerinin ve çatışma dönemi askeri güçlerinin geri çekilmesi:
Açık söyleyeyim: Bu madde Pençe Harekat alanların, yani bin bir emekle kanla canla temizlenmiş; PKK’nın; “Devlet kurdum” dediği, “Kurtarılmış bölge” ilan ettiği, “T.C. Askeri giremez” dediği Sinath-Haftanin-Zap-Hakurk-Avaşin/Basyan-Gapnerk-Parasiya gibi temel kamp alanlarının, Seri, Pirdoğan gibi sembol noktaların bulunduğu stratejik alanın boşaltılması talebidir. “Normalleşme” gibi görünür. Gerçekte aradıkları ise stratejik boşluk yaratmaktır, devlet çekildi, asker-polis-korucu kaçtı algısı yaratmaktır. PKK buradan kaybettiği alanları geri kazanmayı, Irak-İran-Suriye ve Türkiye’yi içine alan bir coğrafyada hükümran/baş aktör benim etkisini ve hanesine bir “Zafer” yazmayı amaçlar.
Boşalan alanlar asla boş kalmaz. PKK’nın silahlı-sivil-politik-yerel uzantılarıyla doldurulur.
Bu aynı zamanda coğrafyanın güvenlik-egemenlik hafızasını silme planıdır.
6-) Silah bırakanların tam entegrasyonu ve haklarının sağlanması:
Görünen o ki burada da “Toplumsal barış” maskesini kullanıyorlar. Oysa aradıkları amaç, yakın tarihteki (793 şehit 1.500’ü uzuvlarını kaybettiği için geri dönemeyen 3.000 gazi bedeli ödediğimiz) hendek teröründe gizli. Geçen sözde çözüm sürecinde de Türkiye’de suça karışmamış olan teröristleri örgüt, Irak ve Suriye’den Türkiye’ye göndermiş, GBT’lerine bakılmış, sonra bunlar salıverilmişti. İşte bu teröristler sahada meskun mahal çatışmalarının omurgasını oluşturdu. YPS, YDG-H, Asayiş’i, hendek, tünel, mayın, EYP ve tuzakları bunlar organize etti ve yönetti.
Bu yapılırsa çok daha kötü şeylerin altyapısı artık sokağa çıkacak. Nasıl kontrol edeceksiniz?
Sadece bu ölümcül potansiyel değil, bunlar üzerinden örgüte ilgi, katılım ve asimetri de artacak. Meşru ve yeraltı alanlardaki istismarlar derinleşecek, organizasyonlar gelişecek. Türkler dahi katiline sempati duymaya başlayacak. (Hoş, zaten şimdiden başlayanlar -menfaatine Türk olanlar- yok mu?)
Bunun bedeli de çok ağır olur. İstanbul, İzmir, Adana gibi metropollerde yeni YPS’ler, YDG-H’lar, Asayişler, TAK’lar, Ateşin Çocukları, Ölümsüzler Taburu örgütlenir. Unutmayın, Murat Karayılan Meskun Mahal isyanlarının ilanında İstanbul’daki bazı ilçeleri de saymıştı.
Üstüne devlete olan inanç ve devletin adalet iradesi çöker, şiddet geçmişte işe yaradı mesajı kalıcılaşır.
7-) Siyasi tutukluların serbest bırakılması:
“İfade özgürlüğü” gibi gözükecek, gerçekte ise: terör-siyaset sınırı bilinçli bir şekilde silinecek. Sözde bir hukuk, güvenliğin önüne geçecek. Hukuk, güvenliğin yerine konacak. Ve devlet kendini savunamaz hale gelecek. (Hukuk başımızın tacıdır. Biz de hukuk ve vicdan, güvenliğin yerine değil üstüne konur)
8-) Şeyh Said, Seyit Rıza, Said-i Nursi'nin mezarlarının açılması:
Anlatılan hikaye: “Geçmişle yüzleşme.” Gerçekte olan ise; din istismarını, din üzerinden bölücülük yapmayı, din üzerinden halkı devlete karşı kışkırtmayı/isyanları, jeopolitik ve teopolitik fitneleri aklama. Din istismarıyla, Türklüğü, devlet refleksini, tarihi gerçekleri karalama, itibarsızlaştırma.
Ne hazin bir tecellidir ki; bazı Kürt kökenli din adamları din üzerinden Kürtçülük-bölücülük yaparken, bizde ki (Türkiye’deki) çoğu din adamları da (Türklüğü inanç kavram ve stratejilerinde doğru bir yere koyamaz) sığ bir kabulle, “Irkçılık haramdır” der geçer, din üzerinden kendi tevhidinin, kendi devletinin, kendi milli birlik ve beraberliğin düşmanlığı yapar, altını oyar, etnik bölücülere hizmet ederler.
PKK şimdi Şeyh Said, Seyit Rıza, Said-i Nursi gibi isimler üzerinden bir tarih yazmaya çalışıyor, bilinçli bir şekilde tarihsel meşruiyet harmanı yapıyor, İngiliz temelli isyan ve din istismarlarının mağduriyete, bu sözde mağduriyeti hakka, bunu da siyasal talebe/kazanıma dönüştürmek istiyor.
Türkiye’nin geleceği çalan, Musul ve Kerkük petrollerinden mahrum eden İngiliz mahreçli isyanlar akademik olarak tartışılabilir, ama siyasallaştırılmaz. Tarih manipüle edilemez, tarihten siyaset devşirilemez, tarih hak üretme aracı yapılamaz, devletin meşruiyetine karşı kullanılmaz.
Bunun da bedeli de ağır olur: Devletin tarih anlatısı çöker.
9-) Abdullah Öcalan için iyileştirilmiş yasal ve iletişim koşulları isteniyor. Fiziki özgürlüğü sağlanmalı, Umut Hakkı ilkesi uygulanmalı, sürece dair baş aktör olması hasebiyle çalışma ve yaşama koşulları elverişli hale getirilmelidir deniyor.
Ne kadar acı. Eli kanlı bir terörist sözde “Barışın başaktörü” gibi gösteriliyor. Bir bebek katili “Kurucu muhatap” yapılıyor. Bu yıkıcı bölücü ayrılıkçı kanlı ve kirli bir isyana ve elebaşına, devleti kullanarak, umudu silahlaştırarak, terörü bitireceğini zannederek, astarı yüzünden pahalıya gelecek bir şekilde terör köhne-antik hikayesine; siyasal özne statüsü verme tuzağıdır. Bedeli ağırdır. Türk halkı, elikanlı bir teröristtin ayağına gidildiği, medet umulduğu, serbest bırakıldığı için kırılır, onuru yaralanır. PKK ise Apo’nun yeni statüsü üzerinden yeni bir zafer ilan eder. APO artık, devletin üzerinde hükümran olduğu bir mahkûm değil, uluslararası aktörlerin bizzat devlet eliyle meşrulaştırmış primer muhatabıdır.
/
Terör meşruiyet üretemez, eli kanlı bir caniye meşruiyet verilemez, vaad edilemez.
Terör ve silah; hak doğurmaz, statü kazandırmaz, muhataplık üretemez.
Silaha sarılmış, kan dökmüş bir cani ne olursa olsun kurucu aktör olamaz.
10-) IRA, ETA gibi örgütlerle İngiltere ve İspanya’da yürütülen süreçlerin benzerinin PKK için de yürütülmesi. PKK’yi yaratan kök sorunların üzerine eğilme ve bu sorunların çözülme talebi:
Hemen söyleyeyim: “Yanlış örnekleme, yanlış modelleme, yanlış teşhis ve ölümcül çözüm.”
Bu kocaman bir yalan. Örneklerle sorunu tanımlama biçimi de büyük bir yalan. Türkiye’deki pek çok sözde uzman/kişi meseleyi bu örnekler üzerinden çözmeye/tanımlamaya/örneklendirmeye kalkıyor.
- IRA: İngiltere ana karasında devlet kurmaya kalkmadı.
- ETA: İspanya’yı bölmedi.
YPG/PKK/KCK ise açıkça Türkiye’yi parçalamayı, devletleşme hedefini güdüyor. Eşgüdüm olarak Suriye’de devletleşme, Irak’la ve Türkiye’yle bütün bu devletleri parçalayarak şekilde bütünleşmiş terör devleti kurma emeli var.
11-) Terörle Mücadele Yasasının (TMK) kaldırılması. İltisak ve irtibat gibi hukuki temeli olmayan kavram ve yaklaşımlardan uzaklaşılması:
Görünürde; “Hukuk devleti arayışı” var değil mi? Ama bunun altında asıl önleyici güvenliğin ve önleyici hukukun yok edilmesi var. Bunu başarırlarsa, devlet ancak darbeyi yediğinde tehditten haberdar olacak. TMK kalkarsa devlet asimetrik tehditlere karşı körleşecek. İltisak/irtibat kaldırılırsa, terör eylemi gerçekleşinceye kadar görünmez olacak.
(Bu dediklerim yanlışta anlaşılmamalı: TMK ve iltisak-irtibat kavramlarına yönelik savunu, hukukun askıya alınması anlamına gelmez. Hukukun önleyici güvenlik refleksleriyle birlikte işletilmesi anlamına gelir. Bu terörle mücadele eden gelişmiş devlet formudur. Keyfî uygulamalar denetlenir, sınırlandırılır, hukukla bağlanır; ancak devletin erken uyarı ve önleme kapasitesi ortadan kaldırılamaz, aksine güçlendirilir.)
///
DEMlenmiş metinde görülmesi gereken diğer bazı gerçekler şunlardır:
- Bu metin; barış için değil, çözüm için değil, hak için değil…
- Bu metin; silahlar sussun, analar ağlamasın, kan akmasın için değil…
Bu rapor; devletin işleyişini, karar mekanizmalarını, tarihsel meşruiyetini, egemenlik reflekslerini, toplumsal dokusunu tek tek kesmeyi amaçlamış bir terör planıdır.
Devletin içine, karar mekanizmalarına sokulmak istenen bir virüstür.
Bu metin; devleti içeriden parçalamanın plan belgesidir.
///
Benim kavramsal-fikri duruşum şudur:
Türkiye’deki “Kürt meselesi” adı altında tartışılan konu bir hak eksikliği ya da bir kimlik tanınması sorunu değildir. Türkiye’de “Kürt Meselesi” adı altındaki “Kürtleri altına çekmeye ve kullanmaya soyunmuş” bu planın asıl adı; ‘Kürt etnik kimliğini istismar eden’ yıkıcı-bölücü-ayrılıkçı terör sorunudur. Bölgeye yönelik jeo ve teopolitik planın bir parçasıdır. Planın diğer bir ayağında Kürtçülük ve Kürtçülükten nemalananlar vardır.
Bütün bu yaşadıklarımız devletin egemenliğe ve devleti yönetenlerin zilletine yönelik olarak işleyen çok katmanlı, uzun soluklu bir aşındırma operasyonudur.
Bu operasyon;
- Silahla başlamış,
- Siyasetle sürmüş,
- Kavramlar, hukuk ve anayasa üzerinden kurucu devleti hedef alarak devam etmektedir.
Amaç sadece Türkiye’yi ve devleti parçalamak değildir.
Kürt demografya ve topografyasını önce kullanmayı, sonra köleleştirmeyi, sonra da sömürmeyi amaçlamış küresel bir projedir.
Amaç Türkiye’yi, Irak’ı, Suriye’yi Kürtler üzerinden parçalamak, başarabilirlerse kopartılan parçaları birbirine entegre etmek, entegre ettiklerini gütmek ve sömürmektir.
Akacak kan kimin umurundadır?
///
Türkler ve Türklük Kürt kardeşi başta hiçbir kardeşini dışlamaz, varlığını inkar etmez, hakkını gasp etmez, diğer egemenler gibi kimliği ve varlığı üzerinde operasyon yapmaz, vekil olarak konumlandırmaz. Kendi merkezine koyar, ona güvenir ve inanır. Türkiye Cumhuriyeti devleti budur.
Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendini pazarlık masasına da yatırmaz, yatıramaz.
Devleti pazarlık masasına yatıranlar, devletin gerçek sahipleri değil, devleti kendi menfaatleri, ikballeri için kullananlar, zafiyetleri nedeniyle güdüme girenlerdir.
Devlet çözüme muhtaç değildir, devlet çözümün ta kendisidir.
Bu topraklarda barış; egemenliğin gevşetilmesiyle değil, adil ama sarsılmaz bir devlet aklıyla mümkündür.
///
Bu yazıyı; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu kimliğine, egemenlik mimarisine ve karar mekanizmalarına yönelmiş, bu sinsi oyuna; çok katmanlı bir aşındırma projesine karşı çıktığım yazdım.
“Bu talepler kabul edilirse” Türkiye 5-10-20 yıl sonra ne olur, geriye nasıl bir devlet kalır, sorularına yanıt arayarak yazdım. Dolayısıyla bu yazı, temennilerle, iyi niyetlerle, duygularla ya da hamasetle değil sonuçlarla okunmalıdır.
Bu yazıyı; coğrafyanın geldiği bu noktada, ardındaki son derece güçlü kurgucuların planladığı; terör örgütünün ‘demokrasi, barış, insan hakları, kardeşlik, eşitlik gibi kavramlar ile kan akmasın umudunu silahlaştırarak, bazı zafiyet ve baskıları kullanarak/istismar ederek’ sinsice Türkiye Cumhuriyeti Devletini tasfiye planının karşısında durmak için yazdım.
Bu yazıyı PKK terör örgütüne karşı sırt sırta savaştığım, dağda döktüğümüz kanımızın birbirine karıştığı, beraber gülüp beraber ağladığım, bugün geleceği ve iradesi çalınan Kürt kardeşlerim için yazdım.
Kürt kardeşlerimin yıkıcı-bölücü-ayrılıkçı eli kanlı bir terör örgütünün arkasında hizalanmaya çalışılmasından, onu bir irade gibi tanımaya zorlanmasından, mecbur edilme çabasından iğrendiğim için yazdım.
Bu yazıyı, Kürtlerin değil, Kürtler üzerinden yürütülen “Türkleri-Kürtleri bölecek/düşmanlaştıracak, Türkiye’yi ve coğrafyayı hedef alan” o meşum tasfiye/bozgun planının karşısında olduğum için yazdım.
Ve yazı aklını kullanan, muhakemesi-vicdanı-irfanı-imanı olan/kalan Kürtlere ve Türklere bir çağrıdır.
Gayya kuyusuna inenlerle Gayya kuyusuna inmeyin, kanınızı, kanımızı akıtan terör örgütünün peşine düşmeyin.
Hakk’ın emaneti olan vatan, devlet, kardeşlik ve bayrak adına…
Gelecekte ve tarihte verilecek hesap adına…
“Bu yazıya tarih şahit olsun.”
Saygılarımla
Abdullah Ağar
16 Aralık 2025
Bir de hayal kırıklıkları var. OYAK mensupları OYAK’ın başına “15 Temmuz kahramanı” olarak bilinen Zekai Aksakallı’nın getirilmesinden sonra Aksakallı’nın kendilerinin yanında olacağını düşünmüş. Ancak OYAK’ın mevcut yönetiminin görevlendirdiği avukatları bir anda karşılarında bulmuşlar. Bu da bir zamanlar “silah arkadaşı” bildikleri artık “holding yöneticisi” olan Aksakallı’ya sitem etmelerine neden olmuş.
Sayın Zekai Aksakallı,
@oyak_kurumsal
15 Temmuz sürecindeki duruşunuz ve hizmetleriniz nedeniyle size duyduğumuz saygı tartışmasızdır.
Ancak bugün, bir OYAK yöneticisi olarak aldığınız pozisyonun; aynı zamanda bir OYAK üyesi olmanızdan kaynaklanan ortak hassasiyetlerle örtüşmesini bekliyoruz.
Biz OYAK üyeleri olarak;
•Hisse değeri 63 TL olan OYAK Çimento hisselerinin 36 TL seviyesinden satılması sürecinde oluşan yaklaşık 5 milyar TL tutarındaki değer kaybının,
•6 Şubat 2023 depremi sonrası OYAK iştirakleri Ereğli Demir Çelik ve OYAK Yatırım üzerinden yapılan yardımlara ilişkin 175 milyon TL tutarındaki kaybın
şeffaf biçimde aydınlatılması için mücadele ediyoruz.
Bu süreçlerde sizi;
avukatlar aracılığıyla karşımızda değil,
bir OYAK üyesi olarak yanımızda görmeyi temenni ediyoruz.
Bu beklenti bir itham değil;
OYAK’ın gerçek sahibinin üyeleri olduğuna olan inancımızın bir ifadesidir.
https://t.co/giNpeezFBF