Yeniçerilarin Türk olduğunu sanan bir sürü kara cahil var. Mehtar Yaniçeri Ocağının 2. Mahmud döneminde kaldırılmasıyla kaldırılmış, yerine batı tarzında Muzikayı hümayun kurulmuştur. Yeniden faaliyete geçmesi 1914’te olmuş, Günümüzde dinlediğimiz mehter marşlarının büyük bir çoğunluğu geleneksel değil, 2. Meşrutiyet dönemi sonrasında ve Enver Paşa'nın talimatlarıyla bestelenmiştir. En bilinen marşlardan biri olan "Ceddin Deden" (Mehter Marşı) 1917 yılında İsmail Hakkı Bey, "Hücum Marşı" ise Ali Rıfat Çağatay tarafından bestelenmiştir. Fetih Marşı ise bizzat Arif Nihat Asya tarafından yazılmış olup taa 1980 yıllarında Yıldırım Gürses tarafından bestelenmiştir.
Abdülhamid bizzat kendisi batı müziğinden hoşlanan, piyano çalan biriydi. Ha bunu kötü göstermiyorum. Sadece yanlış bilenler için yazıyorum. Ayrıca saraya şarap, şampanya, konyak, bira vs. İçki alındığının defterleri Yıldız Saray arşivinde mevcut. Yine Abdülhamid’in peçetesi, yatak çarşafı, küllüğü, bardağı, sürahisinde Latin alfabeli AH arması vardı. Okuma özürlü olunca insanlar böyle saçmalıyorlar. Mehter marşlarının çoğu da Cumhuriyet dönemine aittir.
@hulya_1453_571 Allah tan yalan söyleyeni silkelemiyorlar.. kabataş da üstüne mi işemişlerdi!!!. Kocaaa yalan olduğu ortaya çıkmıştı!!! Siyasal islam yalanın dibidir!!!
@HaberReport Bu adama inanmayın!!! Bu adam birileri tarafından kullanılan bir apart.Burası muz cumhuriyeti ne döndü, lisansı olmadan,yetkisi olmadan bu işi yapması mümkün değildi!Ama bir şeklide yol verildi, isteseler tüm aplikasyonu sny de kapatılır..Peki neden diye sorun bi kendinize ?
📍İstanbul'un konut sorununu çözecek tek proje, Batı duvarı projesidir. Bu proje ile kuzeyden güneye uzanan yekpare iki blok ile hem enerji kaybı önlenir hem de şehrin zayıf olan Batı tahkim eksikliği giderilir. Kanalsa hiçbir şeyi çözmez. Parası olan 5. ci evini alır. Yaşadığım şehirde belediye, tüm konutların %11 kadarına sahip ve alt gelir grubu olduğu gibi bu evlerde kalıyor.
Bu, sosyalist bir şehircilik projesidir. Bunun dışındaki her şey rant projesidir be size fayda getirmez. Sosyalist ülkelerin tamamında benzer konut projeleri olmuştur ve konut sorunu bu şekilde çözülmüştür.
@netanyahu Sen, Soysuz Bir Orosbu Çocuğu sun.. Binlerce bebek kanına girmiş parazit solucan gibi bir sürüngensin... senin yaptıklarının aynısını İsrail piçlerinin de başına gelsin.. en iyi İsrail li ölü İsrail li dir..
📌Büyükada'ya ilk Kürt faytoncu kardeşimiz 1992'de geldi. Mevlüt amcadır adı. Kürtçülükten haberi olmayan, namazında ve abdestinde biriydi. Öncesinde bu faytoncu esnafı Roman veyahut Maltepe yerlisiydi. Mevlüt amcanın çocukları deli doluydu ve madem kürdüz "zimene kürdi zimene me ye" diyerekten Kürtçü ve etnik bilinç sahibi gençler oldular ve bu sektörde devam ettiler.
📌Evlenenler dünürlerini de adaya getirdi ve 1995 gibi kürt faytoncu sayısı 8'e yükseldi. 2005 gibi ise 40'a yükseldi sayı. 2020'de son senesinde tüm faytoncular Vanlıydı ve aralarına yabancı sokmadılar. Sonunda oldukça dolaylı bir hamleyle atlar ölüyor diye belediye ve devlet, faytonculuğu kaldırdı.
📌Buna rağmen ada, kürt lokantacılarla dolmuş, pansiyoncu, dönerci, pideci, dondurmacı yanında ayrıca tüm bisikletçiler çoktan Vanlı olmuştu. Adanın meydanında Kürtçe şarkılar yükseliyor, çay bahçelerinde "bıra" sesleri yankılanıyor, belediyenin anonsları artık iki dilde yapılıyor, ilan panolarındaki dernek duyuruları kırmızı/yeşil/sarı renklerle süsleniyor. Adanın gündüz nüfusunun yüzde yirmi beşi, gece nüfusunun yüzde onu kırmanci idi.
📌Kürtler artık sadece Maden mahallesinde dükkan açmıyorlar, Nizam mahallesinde de mülkler alıyorlardı. Elbette haklarıydı da. Sonuçta bir Türk de onların yaşadıkları yerlerde aynı şeyi yapabilir, hiçbir sorunla karşılaşmadan kürt çoğunluklu yerleşmelerde ikamet edebilir ve ekmek yiyebilirdi.
📌Ayrıca adada tam merkezde, elektrikli faytonlara bakan meydanda bir DEM Parti şubesi açılmıştı. DEM Parti, adalarda artık 4. Partiydi. Seçim akşamları meydanda kurulan dev ekrandan sonuçlar açıklanırken, AKP'nin ada oylarındaki düşüşü değil de DEM'in yükselişi konuşuluyordu; milliyetçi partilerin afişleri ise ertesi sabah yerini bilinmeyen eller tarafından boyanmış duvar yazılarına bırakıyordu.
📌Sonra kucağında Pomeranian teacup köpüş oğluyla Sude ve yeni evlendiği kocası Sarp bir hafta sonu sefası için adalara geldi.
📌Kolunda 𐱅𐰼𐰇𐰰 dövmesi ve boynunda Atatürk dövmesi olan Sarp, o hafta sonu adalara kaçmadan önce İstanbul'un göğsüne çöken isli havadan, trafikte buharlaşan ömründen, plazadaki cam fanusunda yaşadığı mobbing ve işsizlik korkusundan kaçmak istemişti.
📌Oysa Büyükada'da da benzer bir sıkışmışlıkla karşılaşacağını seziyordu. Önce kıyıda bir dondurma aldılar, sonra da adada yürüyüşe başladılar. Vitrinlerde "Arapça menü mevcuttur" yazıları, kaldırımlarda elinde tespihle Kürtçe türküleri mırıldanan gençler, bisiklet kiralayan bir dükkânın önünde asılı duran Botan amblemi ve farohar zerdüşt kolyesi takmış kürt gençleri... Sarp göz ucuyla hepsini süzüyordu ama Sude'ye belli etmemeye çalışıyordu.
📌Dilburnu mevkiine geldiklerinde kafeterya yine kürttü. Sonuna kadar Türk milliyetçisi olan(!) Sarp, Sude'nin omzunda bulunan ve benzeri kendi bileğinde de olan Atatürk imzalı dövmenin olduğu yerden bir öpücük aldı ve kızı kendisine yaslayarak günbatımına daldılar.
📌Arada Sarp "aşkım sence de fazla kürt yok mu?" Dedi. Sude ise o masum gözleriyle önce erkosu Sarp'a ve sonrasında ise geleceği emanet edecekleri evlatları patişkoya baktı ve Sarp'a dedi ki:
"Evet, aşkım, maalesef çok fazlalar. İşte bu yüzden bu dünyaya bir çocuk getirmek istemiyorum"
Zaten getiremezlerdi.
📌Çünkü Sarp'ın babası Teoman Bey Sarp'a kardeş yapmamıştı. Önemli olan bakacağın kadar yapmak demiş, Sarp'ı Sorbonne'da okutmuştu. Teoman bey emekli olunca Sarp'ın hiçbir kardeşi olmadığından kendisine destek olacak ne kardeşler sürüsü ne de aşireti vardı... Sarp bu dünyada plazadaki işinden kirasını ancak ödeyebildiği evine giderken modern Türkiye'nin ve Teoman Bey'in özene bezene yetiştirdiği tek ve kaliteli çocuk projesinin huzurunu iliklerine kadar yaşıyordu. Oysa Sarp plazada İngilizce sunumlar hazırlayan, geceleri evden çalışan, hafta sonları LinkedIn'de "açık iş" ilanlarını tarayan, CV'sine ekleyecek yeni bir sertifika için uykusuz kalan o eğitimli işsiz adaylarından yalnızca biriydi.
📌Maaşı her ay enflasyona yenik düşüyordu, kiraya zam gelince Anadolu Yakası'nda 45 metrekare bir stüdyoya taşınmayı düşünüyordu. Sarp Kürtlere düşman değildi ama sevmezdi de. Çünkü yaşadığı mahallede küçükken onu koruyacak hiçbir kardeşi yokken, arka mahalleden gelen Baran, Azad, Şiyar ve diğer kavruk çocukların sürekli hedefi oluyordu.
📌Sarp'ı dünyaya getiren Meral Hanım ve Teoman Bey elbette kaliteyi nicelikte aramamışlardı ama niceliğin kuşatıcı gücünü de fazlaca ihmal ederek yavrularını distopik bir evrene hazırlamışlardı. Niceliğin kuşatıcı gücünü pek yakında anlayacaklardı...
📌Sude'nin durumu daha iyiydi. Onun en azından bir kız kardeşi vardı. Sanem Sude'nin birebir kopyasıydı ve 5 yaş büyüktü (36). Erkek arkadaşı Tuna ile 9 yıl süren düzenli ama adı konmamış beraberliğin son bulması sonucu orta yaşlarda gözlerinin kenarında kaz ayağı çizgileriyle bekar kalmış eğitimli bir genç kadındı.
📌Üniversitede derece yapmış, yurt dışı stajlarına gitmiş, döndüğünde iş bulamayıp KPSS'ye hazırlanan binlerce akranı gibi o da bir dönem kariyer koçlarına para yetiştirmiş, mülakatlarda "network kuramamışsın" cevabını duya duya yıpranmıştı. Yaptığı birkaç Tinder ve bumble buluşması da yürümeyince belki bir Avrupalı bulurum diyerek internations uygulamalarında Arman ile tanıştı.
📌Arman Simonyan Fransa'da Marsilya'da yaşayan Türkiye'de işleri olan biriydi. Arman, Türkiye'deki hazır giyim atölyelerinde Suriyeli çocuk işçiler çalıştırarak maliyeti düşüren, sonra da bu ürünleri Avrupa'ya "organik ve etik üretim" etiketiyle satan bir iş insanıydı. Sanem bunu biliyor muydu? Elbette. Ama aşk, karbon ayak izi gibiydi zira… görmezden gelince yok sayılıyordu. Sanem'i beğendi ve 5 senelik yine adı konmamış süreli ve düzenli bir birliktelikleri oldu. Sanem onu kırmamak için hiçbir 29 ekimi kutlamadı, hatta her 24 Nisan'da Ermeni duyarı yapan sayfaları RT etti.
📌Arman çok yakın bir zamanda Batı Avustralya'da Jennifer ile tanışıp Perth şehrinde bir bağ evi işletmeye karar verdi ve Sanem'e durumu açıkladı.
📌Sanem, modern, demokrat ve batı terbiyesine sahip bir kız olduğu için "sktirgit pezevenk ömrümden 5 sene de sen yedin sana kızoğlan kız geldim ama gözümün kenarında kaz ayağı burulukluklar çıktı" demeyi hiç düşünmedi ve gayet olgun şekilde "It's ok" dedi. Çünkü filmlerden edindiği olgun batılı ayrılık tarzı buydu.
📌Sanem bunları aşmak için gittiği Bodrum tatilinde Cizreli animasyoncu Bertan'la tanıştı. Bertan, aslen Duhok'ta doğmuş ve Turgut Özal'ın "canım alalım işte içeri ne olacak ki?" diyerek aldığı yüz binlercce kürt kardeşimizden biriydi... Bertan her yaz Bodrum'daki lüks otellerin animasyon ekibinde çalışan, kışın Adana'da inşaat işçiliği yapan, günde 12 saat dans edip turistleri eğlendirirken sırtındaki fıtığı gizleyen bir emekçiydi. Sanem'le evlendiğinde, aslında şehir soylu bir Türk vatandaşıyla evlenmenin getireceği "beyaz Türk" avantajları da hesaplamıştı ve sonuçta İsveç vizesi için sağlam bir referans olacaktı.
📌40'ındaki Sanem için bu, "ba'sü ba'del mevt" demekti. Asla hayır demedi ve geleceğine yatırım yaptı.
📌Eskimiş tüplerine ve 40 yaşına rağmen toprağının evladı Bertan'a bir çocuk vermeyi başardı. Ancak 5 sene sonra vücudu ciddi sarkmalar ve şişmeler, selülit yapınca animasyon üstadı sixpack Bertan, İsveçli Johanna ile tanıştı ve Stockholm'e gitti. Turkish "Mudshark" Sanem ise kızı Berivan ile Bodrum'da barlarda çalışmak, garsonluk yapmak zorunda kaldı.
📌Bodrum artık eskisi gibi değildi ve her köşe başında Lübnan mutfağı sunan mekânlar, Rusça menüler, yabancı plakalı cipler, her şey dahil otellerin çitleriyle halktan koparılmış kıyılar. Sanem, kızıyla birlikte sezonluk bir pansiyonda yatıp kalkıyordu; aldığı bahşişleri de Cizre'deki kayınpederine para gönderiyordu.
📌Diğer yandan Sarp ve Sude, Büyükada'da geçen o günlerin ardından köpüş oğulları patişko'nun geçen senelerdeki ölümünün ardından yaptıkları bir diğer oğul köpüşko ile yollarına devam ediyorlardı.
📌Oturdukları semtte Suriyeli bakkalın rafları Arapça ürünlerle dolmuş, mahallenin eski kıraathanesi DEAŞ'ın intihar bombacısı seçme merkezine dönüşmüş, duvarlara "beyaz yakalı iş ilanları" yerine "Avrupa vizesi danışmanlığı" afişleri asılmıştı.
📌Gençler hafta sonları Tiktok'ta "hayalet şehir İstanbul" videoları çekiyor, terk edilmiş fabrikalarda drone ile geziyor, "eskiden buralar hep dutluktu" muhabbeti yapıyordu.
📌Gençler hafta sonları Tiktok'ta "hayalet şehir İstanbul" videoları çekiyor, terk edilmiş fabrikalarda drone ile geziyor, "eskiden buralar hep dutluktu" muhabbeti yapıyordu.
📌Mahallelerinde çok da etkin olmalarına rağmen, milliyetçi oyların neden fazla olmadığını, İslamcı ve Kürtçülerin neden sürekli oy aldıklarını sorgulayarak yaşamaya devam ettiler.
📌Gözlerini kapatacakları bu dünyanın dönüşümünün asıl sebebi olarak kendilerini görmekten uzak olan Sarp, Sude, Teoman Bey ve Meral Hanım, Kürtleri suçlamaya devam ettiler. Teoman bey öldü ve arsası ucuz olduğu için Kilyos'a evinden tam 40km uzağa gömüldü. Meral hanım ise hayatta kalmak için Teşvikiye'deki 75 metrekare evini bir Katarlı işadamı olan Nabeel el Şahbaz beye sattı. Artan parayla oğlu Sarp'a Halkalı'da 45 metrekare bir ev ve bir de araba aldı ve geri kalan kısmıyla da huzur evine yatmadan önce bankada kefen parasını hazırladı.
📌Nabeel el-Şahbaz da ev üstüne ev alarak hak kazandığı Türk vatandaşlığına alışmaya çalışıyordu. Nabeel Bey, Katar'daki inşaatlarda çalışan Pakistanlı işçilerin ölümüne aldırmayan, Türkiye'de ise ucuz gayrimenkul ve vatandaşlık peşinde koşan bir yatırımcıydı.
📌Nabeel bey, Aracında çaldığı dombıra ile ilk oyunu kullanmış ve "Yallah ya şebab" diyerek 22 kişilik tüm ailesini ampule bastırmıştı. Son evini de Viaport Venezia denen pahalı ama ucube binada almıştı.
📌Nabeel Bey'in aldığı bu ev aslında dördüncü evdi ve varoşta büyümüş uzun bacaklı sevgilisi Neslihan'ı da bu evde ikamet ettirecek ve arada bir ona uğrayıp hanky-panky yapacaktı (İngilizcede fingirdeşmek).
📌Neslihan, metres olarak gireceği yeni evine gitmeden önce son günlerini geçirdiği mahallesindeki evdeki pencereden baktığında, sokağın karşısındaki evin balkonunda Arapça tabelalar asılı, başka bir daireyi, alt kattaki komşunun ise taşınma telaşını görüyor, semtin eski sakinlerinin birer birer şehir dışına sürüldüğünü fark ediyordu zaten.
📌Neslihan, imam hatip lisesini ve ardından üniversitesini birinciliklerle bitirmiş, güzel notlar almış, ama Bim ve A101 kasiyeri olmaktan imanı gevremiş ve stand hostesi olarak bulduğu ilk işinde fuarda Katarlı Nabeel Bey'le tanışmıştı.
📌Neslihan'ın kaybedecek yılları ve eskitecek yumurtaları yoktu. Hayata 3-0 geriden başlamayı da istemiyordu. Sınıf arkadaşlarından biri KPSS'de derece yapmış ama atanamamış, diğeri garsonluk yapıyor, bir diğeri çağrı merkezinde günde 200 arama kotası dolduruyor, bir başkası yurt dışında temizlikçi olarak çalışıp ailesine döviz gönderiyordu.
📌Neslihan, "yeterince çalışırsan başarırsın" masalının son sayfasının çoktan yırtıldığını anlamış, sistemin ona sunduğu tek çıkış yolunun biyolojik ve estetik sermayesini paraya çevirmek olduğunu kabullenmişti. Neslihan Habertürk televizyonunda da iş bulacak kontaktlara sahip değildi ve Nabeel Bey onun için bir devlet kuşuydu.
📌Şüphesiz bu hikâyedeki Neslihan, Sarp, Sude, Sanem ve diğer onca karakterden çok daha acı hikâyelere sahibiz. Bunlar sadece birer sembol örnek.
📌Rahatsız etti mi?
Etmesin. Nereden başlamıştık konuya?
Adada faytoncu olmaktan.
Hiç rahatsız etmesin.
Çünkü 40 derece sıcaklıkta bir atın boklu götü arkasında o işi yapmak için Sarp ve Arda'nın narin yapısı müsait değildi. Para böyle kazanılır, beyler. Beğenmediğiniz atın boklu götü ve kokulu sırtı üzerinde Anadolu'ya geldik.
📌Bu filmde hiç kimse sadece izleyici değildi, aynı zamanda hepimiz de bunun gizli birer kahramanı ve yazarıydık. Sorun şehirlerin dönüşümü değil, şehre kimlerin geldiği de değil, herkesin neyi kaybettiğini fark edememesiydi.Kayıplar artarak devam edecek.
📌Çünkü kimse aynaya bakmak istemiyor...
Ne Sarp, ne Sude, ne Sanem, ne de Nabeel el Şahbaz… herkes kendi hikâyesinin mağduru, başkasının hikâyesinin suçlusu olmayı seviyor.Üremeyi ve türemeyi; kürde, araba ve peştuna emanet ederek uzun vadede devlet de olamazsın, egemen de. Belki mutlu olursun, o da bir başka memlekette ya da bir başka evrende...
📌Karar senin arkadaşım... Pek tabii ki milliyetçi olmak zorunda değilsin, hatta bizi sevmek hiç zorunda değilsin, ama bir gün şu dünyadan çekip gittiğinde geride kalan insanların okuyacağı bir taşın kalsın ve evet, ben de vardım demek istiyorsan ve geride kalanların okuyabileceği bir dil hâlâ bu topraklarda yaşasın diyorsan, çok da itiraz etme bence…
BU EKİBE İYİ BAKIN ABDÜLHAMİD'İN OSMANLIYI YÖNETEN EKİBİ....
Bu ekibi Ermenistan Kabinesi sanmayın,
Bu ekip; 33 SENELİK ABDULHAMİD DEVRINİN EKİBİ..
Sonrada devlet batınca 'vay efendim Türkçülük başlamış da devlet çökmüşmüş..'
Peki bu ekonomik iflas tablosunda Türkler nerede ?
Halife-i Müslümin 2. Abdülhamit’in nazırlarından (bakanlarından) ve bürokratlarına buyrun bakalım:
Hariciye Nazırları; Aleksandros Karateodori Paşa (1878-1879)
Gabriel Pasha ve Sava Paşa (1879-1880)
Hazine-i Hassa Nazırları: Agop Ohanes Kazazyan (1876-1891),
Mikail Portakalyan Efendi (1891-1897),
Ohanes Sakız Efendi (1897-1908)
Maliye Nazırı: Agop Ohanes Kazasyan Paşa (28-30 Ağustos 1885), (Aralık 1886 - Mart 1887) (1888-1891)
Nafia Nazırları: Ohanes Çamiç Efendi (1877-1878),
Aleksandr Karateodori Paşa (1878)
Sava Paşa (1878-1879)
Orman ve Maadin Nazırları; Mavrokordato Efendi (1908-1909),
Aristidi Paşa ( 1909)
Ticaret ve Ziraat Nazırları: Bedros Kuyumcuyan Efendi (1880)
Gabriel Noradonkyan Efendi (1908-1909)
Ayan Üyeleri(1876); Antopolos Efendi Aristarki Bey,
Daviçon Karmona Efendi,
Musurus Paşa,
Serviçen Efendi,
Stoyanoviç Efendi,
Dr. De Kastro Bey,
Mavroyeni Paşa, Karatodri Paşa,
Abraham Karakahya Paşa
Ayan Üyeleri(1908) Azaryan Efendi,
Basarya Efendi,
Bohor Efendi,
Fethi Franko Bey,
Gabriyel Noradonkyan Efendi,
Mavrokordato Efendi,
Mavroyeni Bey, Oksanti Efendi,
Yorgiyadis Efendi,
Aram Efendi,
Popoviç Temko Efendi,
Babıali Hukuk Müşaviri Gabriel Efendi;
Abdülhamit zamanında sürekli el üstünde tutulan bu Gabriel Efendi 2. Dünya savaşı sonrası düzenlenen Paris Konferansında Ermeniler için toprak talep etmiş, Lozan Konferansına da Ermeniler adına katılmıştır…
Elçilere göz attığımızda;
Y. Fotiades Bey ve Gobdan Efendi’nin Atina,
Azaryan Efendi’nin Belgrad,
E. Karatodri Efendi’nin Brüksel,
Blak Bey’in Bükreş,
Yanko Karaca, Misak Efendi ve Aritraki Efendi’nin Lahey,
K. Musurus Paşa, Alfred Rüstem Paşa ve Antopulo Paşa’nın Londra,
Naum Paşa’nın Paris, S. Musurus Bey ve Y. Fotiades Bey’in Roma,
Nikola Gobdan Efendi’nin Sofya,
A. Vogorides Paşa’nın Viyana,
L. Aristarki Bey ve A. Mavroyeni Bey’in Washington’da Büyükelçi-Elçi olarak görev yaptıklarını görüyoruz.
Konsolos ve kâtipliklerde de Türk unsurundan ziyade Ermeni ve bilhassa Rum memurlar kullanılmakta idi.
Valilik koltuklarının çoğunda da gayrimüslimler oturuyordu.
Mesela;
Şarkî Rumeli Valileri; Sava Paşa, Aleko Vogorides Paşa, Gavril Paşa Hristoiç, Alexandre de Battenberg, Ferdinand de Saxe-Cobourg et Gotha,
Sisam Beyleri; Mişel Gregoriyadis Bey, Aleksander Mavroyeni Bey, Yanko Vitinos Bey, Kostaki Karateodori Paşa, Yorgi Yorgiadis Efendi, Andrea Kopasis Efendi,
Cebelilübnan Sancağı Mutasarrıfları; Vasa Paşa, Naum Paşa, Yusuf Franko Paşa
Maliyesini, hariciyesini, tarımını, madenlerini ve de mülkiyesini gayrimüslimlere bırakmış devletin başında bir İslam Halifesi (!) vardır…
ŞİMDİ ANLADINIMIZMI ATATÜRKÜN KİMİN TEKERİNE ÇOMAK SOKTUĞUNU ?
Türk dil Kurumuna bir ermeni dilbilgisi uzmaninı, oda sadece Genel sekreter olarak atadı diye, ki adam osmanlı memuru zaten, 100 senedir Atatürk'e demediğini bırakmayanlara soralım, insafinız varmı ?
Kaynak kitap:
KUNERALP, Sinan, Son Dönem Osmanlı Erkan ve Ricali,
Prosopografik Rehber, İstanbul: İsis Yayınları, 1999.
@duyguseligokhan@bizimfbmiz Aykut gibi mıy mıy bir adamı istemiş olmanı anlayamıyorum.. adam bildiğin kibir abidesi ,korkak herifin teki..İsmail Kartal neden sizi bu kadar rahatsız ediyor.. oynattığı futbolu da gördük..