Grup Başkanvekilimiz Ali Mahir Başarır:
“Kötü bir şey mi yapmışız küçücük çocuklarımızın karşısında? Tatil yapmışız kendi imkanlarımızla...
Bizim, ailemizin özel görüntülerini telefondan alıp sızdıran kim? Aynı şeyi Tayyip Bey’in ailesine yapsalar olacakları düşünebiliyor musunuz?"
Halkın iradesini yok sayanların planladığı tüm kötülüklere hep birlikte “Dur!” diyoruz.
Geleceğimizi savunmak için yarın 16.30’da Sakarya’da Demokrasi Meydanı’ndayız.
Biz yalnız değiliz, tüm Türkiye yanımızda.
Kurtuluş parkında, direnişimiz tüm sessizliğimizi koruyarak sürüyor. Tüm engelleme çabalarına, zulme, açlığa rağmen buradayız.
Bizleri, madencileri yalnız bırakmayacağınızı biliyoruz. Mutlaka biz kazanacağız.
#MadencininEliniTut #HakkımıVerDorukMadencilik
Özgür Özel:
"Şimdi Sayın Erdoğan dün demiş ki 'Ben iktidar partisiyim.' Ana muhalefet partisi ile elbette görüşürüm.'
Ben de ülkenin birinci partisiyim. İhtiyaç varsa elbette ikinci partiyle görüşürüm. Ama o elinde tuttuğu yargı gücüyle ortaya koyduğu düşman hukukundan vazgeçecek.
Her şey gayet ülke için iyi gidebilecekken Erdoğan bize balta çekti. O baltayı önce gömecek."
TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık madencilere desteğe gitti: "Konforundan vazgeçmeyenlere sesleniyorum. Bu bir alacak verecek mücadelesi değil, bir haysiyet mücadelesi. Çocuklarımızın geleceğini gasp edenlere karşı; bu iktidara, bu hırsızlar ordusuna karşı bir mücadele."
Zülfü Livaneli diyor ki; "..Sorun, onun gitmesiyle bitmeyecektir. Sorun onu iktidara getiren, üst üste dokuz seçim kazandıran, bir sürü yolsuzluk ve yönetim skandallarına rağmen körü körüne peşinden giden halktır. Daha doğrusu halkın bir bölümüdür. Bu halk yığının Anadolu müslümanlığıyla, gelenekle, ahlakla, haram helal kavramıyla, merhametle, şefkatle hiçbir ilgisi yoktur. Köyden kente göçle başlayan, ne köylü ne kentli olabilen, bütün değer ölçülerinden kopmuş, vahşi birer yaratık haline gelmiş, talandan yalandan pay kapmaya çalışan ve literatürde lumpen proletarya olarak tanımlanmış olan kitledir bu. AKP’ye oy vermiş olanların tümünü böyle yaftalamak doğru değil elbette. İçlerinde düzgün ve samimiyetle oy veren seçmenler de olabilir. Ama o kitlenin genel karakteristiği budur. Bu kesim kendini önce arabesk müzikle gösterdi. Güzelim türküleri, geleneksel şarkıları, Anadolu’nun büyük şiir geleneğini terk eden insanlar, bir anda mide bulandırıcı seslere, insanın kulağını tornavida gibi delen elektro bağlamalara, içinde hiçbir hakiki lirizm ve hüzün barındırmayan ‘’Ben de isterem!’’ saldırganlığına kaptırdı kendini. Şehirler kaçak mahallelerle, üzerinde demir filizleri bırakılmış sıvasız çirkin yapılarla, lağım kokan mahallelerle doldu. Suç oranı ve özellikle kadına karşı şiddet akıl almayacak ölçülerde arttı. Bunun adına ‘’muhafazakarlık’’ denilebilir mi? Elbette denilemez. Aşağı yukarı sayıları kırk milyon dolayında tahmin edilen bu kitle Itri, Mimar Sinan estetiğine de sahip değildir; Anadolu’da yüzyıllarca aydınlık bir nehir gibi akmış olan Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu temizliğine de. Dolayısıyla bu kesim muhafazakar değil, Türkiye’ye çarpık ve ahlak ölçülerinden yoksun bir ‘’modernleşme’’ sunan yeni bir oluşumdur. Lafı uzatmadan söyleyeyim. Bu kesimin hayatta en çok nefret ettiği model uygarlaşma, kültür, temizlik ve zarafet simgesi Mustafa Kemal Atatürk, kanıyla canıyla savunduğu lideri ise şimdiki cumhurbaşkanıdır. Kimse kendini aldatmasın. Sayıları çok kalabalık olan bu kesim, ne olursa olsun, hangi skandal patlarsa patlasın sonuna kadar liderini destekleyecek ve Cumhuriyet’e karşı çıkacaktır. Erdoğan siyasi ömrünü tamamlasa da ona benzeyen başka bir lider bulmakta gecikmeyecektir. Çünkü Türkiye’nin çürüyen kesimi , bu bozulmayı önce müzikle, sonra hayatımızın her alanına egemen olan lumpenleşme ve arabeskleşmeyle ifade etmeye devam ediyor. Gafil aydınlardan (!) destek alan lümpen kültür, örgütlü cehaletle beslenerek kılcal damarlarımıza kadar yayılıyor. Bu manzaraya, lumpenlerin ele geçirdiği muazzam para ve iktidar gücünü de eklerseniz geleceğin hiçbirimiz için kolay olmadığı çok açık. Erdoğan bu kitlenin lideridir ve onun yokluğunda yeni bir lider bulacaklarına hiçbir kuşku yok. Mustafa Kemal aydınlığını savunan kitleler birleşene ve kendi aralarındaki çelişkileri gidererek, evrensel değerleri savunan bir Türkiye kültürü yaratana kadar acılar devam edecek.
ZÜLFÜ LİVANELİ❤️
📢EMEP Milletvekili Sevda Karaca’dan 23 Nisan konuşması:
📌Bir siyasinin şımarık veledinin arabası altında can verenleri
📌Panzerlerin altında ezilenleri
📌Cemaat yurtlarında ataşe atılanları
📌Madenci babasına “Oyuncağımı satayım da ekmek alalım baba” diyenleri
📌Okullarda kurşunlara hedef olanları konuşuyoruz.
📌İktidar çocuklara hurafeden, işçi tutulumundan başka bir şey vermiyor.
📌Rehber diye imam, öğretmen diye usta dikiyorlar çocukların başına.
📌Sözümüz söz olsun, gerçekten kutlanan bayramlar gelecek.
Parti Sözcümüz Sera Kadıgil, TBMM Genel Kurulu'nda konuştu:
"Bir yılda 500 bin çocuk suça karışıyor ve 25 yıldır ülkeyi yönetenlerden başka her köşede harıl harıl suçlu aranıyorsa, bu ülkede devlet neden var?
Nasıl bu hale geliyor milyonlarca çocuk? Suçlu kim? 3 kuruş paraya günde 10 saat çalışan ana babaları mı, bir sabuna muhtaç bıraktığınız okullar mı, meslek itibarını yerle bir ettiğiniz öğretmenler mi? Oyunlar mı?"
TİP Genel Başkanı Erkan Baş Edirne Cezaevi önünden Türkiye’de rejimi özetledi.
Erkan Baş: Şu anda Türkiye cezaevlerinde geçmiş dönemde Genel Başkanlık yapmış, Cumhurbaşkanlığı adaylığı yapmış, hâlen Genel Başkanlık yapmakta olan (en son örneği Ezilenlerin Sosyalist Partisi Eş Genel Başkanı Murat Çepni arkadaşımız), seçilmiş milletvekilleri, seçilmiş belediye başkanları, geçmiş dönem seçilmiş milletvekilleri, geçmiş dönemin belediye başkanları, belediye meclis üyeleri... Türkiye'de muhalif siyasetçilerin her kesimini temsil eden arkadaşlarımız şu anda cezaevinde tutuluyor.
Ve biz bu ülkede bir demokrasiden söz ediyoruz, bu ülkede seçme ve seçilme hakkından söz ediyoruz. Herhangi bir seçilmiş arkadaşımızın, halkın görev verdiği bir arkadaşımızın cezaevine atılması sadece onun cezaevine atılması değil, halkın iradesinin hapsedilmesi, halkın iradesinin gasp edilmesidir. Ve bugün Türkiye'de halkın büyük çoğunluğunun iradesi gasp edilmiş durumdadır. Biz böyle bir ülkede, böyle bir coğrafyada özgürlük için, demokrasi için, barış için mücadele ettiğimizi her seferinde bir kez daha hatırlamak durumundayız."