Gazi Meclisimizde, İstanbul Milletvekilimiz Sayın @iekarayel ‘i makamında ziyaret ederek verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Nazik ev sahiplikleri için Sayın Vekilimize teşekkürlerimi sunuyorum.
Karabağ şehidimizin kızı okula alınmayınca anamız şehidin fotoğrafını okuldan çıkarmış. İşte vatanı kurtaranlarla satanların farkı. Sen başını böyle dik tut anam, ne yapsalar boş. Göklerden gelen bir karar vardır.
335 kurşunla katledilen Hind Receb’in sesi olabilmek için Kızılay’da bir farkındalık çalışması gerçekleştirdik.
Hind Receb’in temsili aracı eşliğinde, sağlık çalışanlarıyla yaptığı son telefon görüşmesinin gerçek ses kayıtlarını insanlara dinlettik.
Hind Receb hikayesi olan binlerce şehit çocuklardan sadece bir tanesi. Filistin’in şanlı şehitlerini unutmadık, unutturmadık, unutturmayacağız. 🇵🇸
Ankara’da Kızılay’da, Güvenpark girişinde gerçekleştirilen etkinliğimizde Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekerek Filistin halkıyla dayanışmamızı bir kez daha ifade ettik.
Ankara Filistin Dayanışma Platformu paydaşı olarak @iycankarasube ile gerçekleştirdiğimiz tematik etkinlikte, Gazze’de 335 kurşunla katledilen Hind Receb’i ve Kemal Advan Hastanesi’nin kahraman doktoru Dr. Husam Ebu Safiyye’yi gündeme taşıdık.
Size ne oluyor ki, Allah yolunda, ayrıca, baskı altına alınıp çaresiz bırakılarak: “Rabbimiz! Ahâlisi zâlim olan şu memleketten bizi kurtar. Bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diye yalvarıp duran zavallı erkekler, kadınlar ve yavrular uğrunda savaşmıyorsunuz?
(Nisâ Sûresi(4) 75. Ayet)
Öyle bir tufan ki ne yıllar unutturacak ne yollar.
Ne “üç”ler vazgeçecek ne üç yüz binler.
Hem nice “üç”ler gebedir üç yüz binlere…
Bekleyin, kim bilir; belki Ankara’dan çıkar Yahyalar, İstanbul’dan Heniyyeler, Türkiye’den “nice” yiğitler…
Aksa Tufanı’nın 3. yılında, Ankara’da on binlerle aynı yolu yürüdük, aynı davayı sırtlandık.
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Bilakis onlar, Rableri katında diridirler ve kendilerine rızık verilmektedir.”
(Âl-i İmrân, 169)
Mescid-i Aksa özgür olana, Kudüs yeniden huzur yurduna kavuşana dek bu davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Bazı kardeşlerimde görüyorum ki, Müslüman bir zümreye duydukları düşmanlık, onları zamanla İslam düşmanlarının kucağına itiyor.
Bir Müslümana duyulan öfke, başka bir zulmü veya yanlış politikayı desteklemeye götüremez, götürmemeli.
Farklılıklarımız ve ihtilaflarımız olabilir; bu sizi sabah akşam Müslümanlara sövüp Allah düşmanlarının sözcüsü olmaya itmesin.
Biz aynı tarihi, aynı kültürü ve aynı kardeşlik duygusunu paylaşıyoruz diye “gardaş” dedik.
Bugün yaşananlar, bazıları için gardaşlığın zor zamanda değil, çıkarların kesiştiği yerde hatırlanan bir kelimeden ibaret olduğunu gösterdi.
Halbuki Üstad Necip Fazıl bunu ne güzel özetlemiş:
“İslâm’dır elbette en yüce ülkü; neyleyim, Allahu Ekber demeyen Türk’ü!”
Parçalanmış çocuk bedenleri bazılarını harekete geçirmeye yetmiyor. Avrupa’dan bir sanatçının mikrofon başına geçmesini, güzel giyimli insanların birkaç söz söylemesini bekliyorlar. Bunlar çok güzel gelişmeler de mazlumun yanında olmak için Avrupa’dan gelecek bir selama mı ihtiyacınız var? Çünkü çocukların çığlığı, sevdiğiniz sanatçının sahneye çıkmasını daha fazla bekleyemez de.
Alçaklar çocukların uçurtmalarından bile korkuyor. Asıl korktukları uçurtma değil, o uçurtmaları gökyüzüne bırakan çocukların umudu.
Biz ise zulme karşı söz yazmakla yetiniyoruz. Birileri , bizim ilk kıblemizi, kutsal topraklarımızda hak ettiğimiz özgürlüğü ve huzuru bizim yerimize savunuyor; hakettiğimiz zulmü onlar görüyor! Bir 14’lü yeter bu alçakları korkutmaya, kaçırmaya da biz boykotu bile adam akıllı yapamıyoruz. İşte biz böyle müslümanız, böyle insanız.