Peygamberimizin (sav) 23 yıllık nübüvvet dönemi en ince ayrıntısına kadar kayıt altına alınmıştır. Din de yalnızca Allah'a (cc) kulluk etmek ve bunu O'nun Resulünün öğrettiği sünnete uyarak yaşamak demektir.
Peygamberimizin (sav) ihya ettiği tek gece Kadir Gecesi'dir. Bunun dışında Kur'an ve sünnette özel bir gece veya ibadet şekline dair hiçbir delil yoktur.
Peygamberimizin (sav) 23 yıllık nübüvvet dönemi en ince ayrıntısına kadar kayıt altına alınmıştır. Din de yalnızca Allah'a (cc) kulluk etmek ve bunu O'nun Resulünün öğrettiği sünnete uyarak yaşamak demektir.
Peygamberimizin (sav) ihya ettiği tek gece Kadir Gecesi'dir. Bunun dışında Kur'an ve sünnette özel bir gece veya ibadet şekline dair hiçbir delil yoktur.
Kanaatimce İslam karşıtı Kemalistler, İslam şiarlarını izhar edenlerden intikam almanın bir yolunu buldu: Cumhurbaşkanına hakaret!
Güçlü oldukları yerlerde doğrudan, güçlü olmadıkları alanlarda ise hükümete veya Cumhurbaşkanına yönelik eleştirileri gündeme taşıyarak istedikleri kişileri tutuklatıyorlar. Zira hükümetin yumuşak karnını iyi biliyorlar.
Benzer bir durum daha önce Furkan Bölükbaşı'nda da yaşanmıştı. Ancak unutmamak lazım: Zulüm zulümdür. Zulüm için tuzak kuran da onu uygulayan da ona sessiz kalarak meşrulaştıran da zulme ortaktır.
Kanaatimce İslam karşıtı Kemalistler, İslam şiarlarını izhar edenlerden intikam almanın bir yolunu buldu: Cumhurbaşkanına hakaret!
Güçlü oldukları yerlerde doğrudan, güçlü olmadıkları alanlarda ise hükümete veya Cumhurbaşkanına yönelik eleştirileri gündeme taşıyarak istedikleri kişileri tutuklatıyorlar. Zira hükümetin yumuşak karnını iyi biliyorlar.
Benzer bir durum daha önce Furkan Bölükbaşı'nda da yaşanmıştı. Ancak unutmamak lazım: Zulüm zulümdür. Zulüm için tuzak kuran da onu uygulayan da ona sessiz kalarak meşrulaştıran da zulme ortaktır.
İsrail, eceli gelen mahlukun cami duvarına işemesi misali; Gazze'den sonra Suriye'yi, ardından İran'ı ve şimdi de Türkiye'yi açıkça hedef alıp tehdit etmeye başladı.
Dilerim Allah (cc), bu azgınlıklarını İsrail'in "yükselttiklerini yerle bir edecek" (17/İsrâ,7) o sürecin başlangıcı eyler.
Tufan gibi büyük hadiseden kurtulan insanlık, nasıl oldu da yeniden şirke ve azgınlığa battı?
Yeryüzünde benzeri yaratılmamış Âd kavminin helakı; sadece düne ait bir kıssa değil, günümüz dünyasına da yön veren değişmez bir Sünnetullah’tır.
Hûd (as) ve Âd Kavminin Kıssasına giriş yaptığımız dersimiz yayında:
https://t.co/jEh7LhX09W
Tufan gibi büyük hadiseden kurtulan insanlık, nasıl oldu da yeniden şirke ve azgınlığa battı?
Yeryüzünde benzeri yaratılmamış Âd kavminin helakı; sadece düne ait bir kıssa değil, günümüz dünyasına da yön veren değişmez bir Sünnetullah’tır.
Hûd (as) ve Âd Kavminin Kıssasına giriş yaptığımız dersimiz yayında:
https://t.co/jEh7LhX09W
Siyasi güç sahiplerine yönelik eleştiriler karşısında yargı ve kolluk gücünün Alparslan Kuytul Hoca ve Furkan mensupları aleyhine bir baskı aracı olarak kullanılması, toplumsal vicdanda derin yaralar açmaktadır.
Hukukun ve devletin imkânları, güç gösterisi yapmak veya hesap görmek için değil; adaleti tecelli ettirmek için var olmalıdır.
Hakkında kısıtlama kararı olan bir dosyanın 'delil ve belgeleri' TV ekranlarında ve sosyal medya hesaplarında paylaşılıyorsa; daha savcı ve hâkim karşısına çıkmadan insanlar toplum vicdanında suçlu kılınmak isteniyorsa; Çinci, Maocu çakma sosyalistler ve ABD'ci kapitalist adamlar birilerini İrancı diye yerli ve milli olmamakla suçluyor ve operasyon çekiyorsa, çok ama çok dikkatli olmak lazım...
Furkan Vakfı'na yapılan operasyonlarda bunların hepsi fazlasıyla var.
Hakkında kısıtlama kararı olan bir dosyanın 'delil ve belgeleri' TV ekranlarında ve sosyal medya hesaplarında paylaşılıyorsa; daha savcı ve hâkim karşısına çıkmadan insanlar toplum vicdanında suçlu kılınmak isteniyorsa; Çinci, Maocu çakma sosyalistler ve ABD'ci kapitalist adamlar birilerini İrancı diye yerli ve milli olmamakla suçluyor ve operasyon çekiyorsa, çok ama çok dikkatli olmak lazım...
Furkan Vakfı'na yapılan operasyonlarda bunların hepsi fazlasıyla var.
İki şeyi birbirinden kesin olarak ayırmak zorundayız:
Hanefi uleması, ahad hadislere yaklaşırken farklı bir usul benimsediyse bunu Şeriat’a olan bağlılığı güçlendirmek ve dini şüpheden korumak için yaptı. Amaç, dine sadakat ve kesin bilgiydi. Maliki ulema da yer yer ameli sünneti (Medine ehlinin amelini) sözlü sünnetten daha güçlü gördüğünden sözlü ahad haberlere tercih etti. Hadis ehlinin buna yönelik eleştirileri de tamamen ilmî eleştirilerdi. Daha sonra İbn-i Teymiyye'nin (rh) hadis ehli ve Hanefiler arasındaki ihtilafı yumuşatma ve orta yolu bulma çabası da ilmî bir yaklaşımdı.
Bugün ise aynı usul, İslam’ı modern çağın kabullerine uydurmak için araç kılınıyor. Usul aynı gibi görünse de uzun vadede ortaya çıkacak sonuç çok daha yıkıcı ve tehlikeli olacak: Dileyen, hevasına uymayan ve modern aklın kabul etmediği hadisi zannî diyerek ve Hanefi usulünü araç kılarak yok sayacak.
Eğer bu hayati ayrımı gözden kaçırırsak geçmişin hatasını tekrarlarız:
Zamanında 28 Şubat zihniyeti Hanefi mezhebini araç kılarak Kemalizm'in dayattığı dini nasıl meşrulaştırdıysa, bugün de aynı yöntemle modernizmin istediği din anlayışı meşrulaştırılır.
İslam âlemine bakınız: “Buhârî insandır”, “Buhârî’de eleştirilmiş hadisler vardır”, “Buhârî’yi reddetmek Allah’ın Resulü’ne itiraz değildir” gibi söylemler ve bu sloganlarla başlayan tartışmalar nerelere evrilmiş; bazen ilmî saiklerle başlayan tartışmalar nasıl modernist adamların elinde dini yıkım faaliyetine dönüşmüş.
Kanaatimce buna en fazla tepki göstermesi gereken bizzat Hanefilerdir. Çünkü Hanefiler susarsa, bugün yaşanan tartışma ileride Hanefilik adına çok büyük zararlara sebebiyet verir.
İki şeyi birbirinden kesin olarak ayırmak zorundayız:
Hanefi uleması, ahad hadislere yaklaşırken farklı bir usul benimsediyse bunu Şeriat’a olan bağlılığı güçlendirmek ve dini şüpheden korumak için yaptı. Amaç, dine sadakat ve kesin bilgiydi. Maliki ulema da yer yer ameli sünneti (Medine ehlinin amelini) sözlü sünnetten daha güçlü gördüğünden sözlü ahad haberlere tercih etti. Hadis ehlinin buna yönelik eleştirileri de tamamen ilmî eleştirilerdi. Daha sonra İbn-i Teymiyye'nin (rh) hadis ehli ve Hanefiler arasındaki ihtilafı yumuşatma ve orta yolu bulma çabası da ilmî bir yaklaşımdı.
Bugün ise aynı usul, İslam’ı modern çağın kabullerine uydurmak için araç kılınıyor. Usul aynı gibi görünse de uzun vadede ortaya çıkacak sonuç çok daha yıkıcı ve tehlikeli olacak: Dileyen, hevasına uymayan ve modern aklın kabul etmediği hadisi zannî diyerek ve Hanefi usulünü araç kılarak yok sayacak.
Eğer bu hayati ayrımı gözden kaçırırsak geçmişin hatasını tekrarlarız:
Zamanında 28 Şubat zihniyeti Hanefi mezhebini araç kılarak Kemalizm'in dayattığı dini nasıl meşrulaştırdıysa, bugün de aynı yöntemle modernizmin istediği din anlayışı meşrulaştırılır.
İslam âlemine bakınız: “Buhârî insandır”, “Buhârî’de eleştirilmiş hadisler vardır”, “Buhârî’yi reddetmek Allah’ın Resulü’ne itiraz değildir” gibi söylemler ve bu sloganlarla başlayan tartışmalar nerelere evrilmiş; bazen ilmî saiklerle başlayan tartışmalar nasıl modernist adamların elinde dini yıkım faaliyetine dönüşmüş.
Kanaatimce buna en fazla tepki göstermesi gereken bizzat Hanefilerdir. Çünkü Hanefiler susarsa, bugün yaşanan tartışma ileride Hanefilik adına çok büyük zararlara sebebiyet verir.
Kitâbu't Tevhîd serisinin 49. dersinde; kalben inanılmasa bile nimetleri dille sebeplere veya başkalarına nispet etmenin tevhidi tehlikesini ve dildeki hassasiyetin önemini işledik.
Dersin tamamı, bağlantı aracılığıyla istifadenize sunulmuştur:https://t.co/2y2MXSu0RY
Kitâbu't Tevhîd serisinin 49. dersinde; kalben inanılmasa bile nimetleri dille sebeplere veya başkalarına nispet etmenin tevhidi tehlikesini ve dildeki hassasiyetin önemini işledik.
Dersin tamamı, bağlantı aracılığıyla istifadenize sunulmuştur:https://t.co/2y2MXSu0RY