Haziran Söyleşi Takvimi 📌
Her hafta Cuma gecesi saat 22:00’de, alanının uzmanı hocalarla yapacağımız söyleşilere davetlisiniz. Kaçırmayın!
https://t.co/IXAlHc7K4X
Selamlar. Burada bir düzeltme ve/veya müdahalede bulunulmasını bilimsel esaslar açısından mühim addediyorum.
Paylaştığınız ikinci görseldeki metin şu kaynak iddiasında bulunuyor: "Mustafa Kemal Paşa'nın Halep'ten çektiği telgrafın, Sultan Vahideddin'in evrakı arasında bulunan kopyası"
Fakat metinde (görselin kalitesi nedeniyle okuyabildiğim kadarıyla) şöyle yazıyor: "4 Teşrin-i Sani 340 tarihli İleri gazetesinde Subhi Nuri imzalı Harb-i Umumi'de Gördüklerim ünvanı altında..."
Anladığım kadarıyla burada mevzubahis olan 4 Kasım 1924 tarihinde Subhi Nuri (İleri) Bey tarafından İleri gazetesinde neşredilmiş bir gazete haberidir (meraklısı için açık kaynak bkz.; İleri, 4 Teşrin-i Sani 1340, No.: 2409, s. 3). Söz konusu gazete haberinde Subhi Nuri Bey: "...Mustafa Kemal Paşa’nın kin beslemeyen ve karşılık beklemeden uzun senelerden beri halis ve samimi bir dostluk kurduğu bir zata..." bu telgrafı gönderdiğini ve kendisinin de bunu 4 Kasım 1924 tarihine kadar sakladığını söylüyor (4 Kasım 1924 tarihi dönemin siyaseti açısından önemlidir. 1918 yılında yazıldığı iddia olunan telgrafın takriben 6 yıl sonra ortaya çıkması da bu nedenle dikkat çekicidir). Telgrafın Sultan Vahideddin'e gönderildiğini ilk defa burada okuyorum. Bu mevzu oldukça karışık, ki zaten ilgili telgrafın Gazi Paşa'ya ait olup olmadığı uzun bir süredir devam eden önemli bir muammadır.
Gelgelelim telgrafta Mersinli Cemal Paşa için söylenenlere. Burada hassaten dikkatleri çekmek istediğim mesele, Gazi Paşa'ya ait olduğu iddia olunan telgrafta Cemal Paşa'nın düşmanın Rabu'ya kadar vardığından habersiz olarak Riyak'a geldiği, hatta orduları bırakıp "kaçtığı" ifadesidir. Nitekim Cemal Paşa düşmanın bu hareketinden haberdar olmasaydı öyle zannediyorum ki 28 Eylül 1918 tarihinde Kisve’den Rabu Boğazı’na kadar batı yönünün III. Kolordu, doğu yönünün ise XX. Kolordu tarafından savunulacağına dair emir vermezdi (meraklısı için bkz.; Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi Sina-Filistin Cephesi- İkinci Gazze Muharebesi Sonundan Mondros Mütarekesi’ne kadar Yapılan Harekât (21 Nisan 1917-30 Ekim 1918), IV. Cilt, 2. Kısım, Ankara: 1986, Genelkurmay Başkanlığı Yayınları, s.697). Zaten mesele burada oldukça garip bir hâl alıyor. Öyle ki Cemal Paşa Şam'ın düşmemesi için müteaddit emirler yayınlamıştır. Ancak bu emirleri ne III ne de XX. Kolordu dikkate almıştır. Emirlerini yerine getiren tek kişinin Mustafa Kemal Paşa olması da cabasıdır.
Cemal Paşa 30 Eylül 1918 Pazartesi günü saat öğleden sonra 2'ye kadar Şam'da kalmış ve ancak İngilizler tarafından esir edilme durumu söz konusu olduğunda şehirden ayrılmıştır. İlgili dönemde Cemal Paşa'nın rütbesinin, kıdeminin ve yetkisinin yani artık hangisini esas almak istiyorsak bunlara ayrıca dikkat edilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Buraya kadar verdiğim bilgilerle ilgili resmî vesaike eski ATASE belgeleri yahut ATASE yayınları üzerinden ulaşmak mümkündür. Devlet Arşivleri Başkanlığı ATASE belgelerini peyderpey araştırmaya açıyor, oradan da sağlaması yapılabilir.
Sonuç olarak bu katkıyı/müdahaleyi yapmamdaki amaç Mersinli Cemal Paşa'nın hatasız olduğunu iddia etmek yahut onun fevkalade bir kumandan olduğunu belirtmek değildir. Aksine resmî vesaikin bize gösterdiği üzere mumaileyh teoride ve bilhassa cephe gerisi ile lojistikte başarılı bir askerken, pratikte tam tersi söz konusudur. Sizlerin de tespit ettiği üzere idari manada pek çok hatalı kararı vardır. Bununla beraber, Gazi Paşa'ya yönelik kara propagandayı Mersinli Cemal Paşa üzerinden yapmaya çalışan kişilere karşı, tıpkı onlar gibi çarpırtılmış bilgiler ile karşılık vererek, ifademi bağışlayın, ekmeklerine yağ sürmemek gerekir. Bunun için de Mersinli Cemal Paşa'yı gayribilimsel iddialar üzerinden itibarsızlaştırmamak, aksine bilimsel olarak doğrusunu ve yanlışını ortaya koymak gerektiği kanaatindeyim.
İlgili dönem üzerinde umumi bir tahlil yapılmak istendiği için son olarak kaydetmem gerekir ki dönemin şartları ve bölgenin ötesinde meydana gelen hadisatın takdir edilmesi bir tercih değil, tarih bilimi için esastır. Söz gelimi Nablus sonrasında tamamıyla dağılmış bir ordu ve kaybedilmiş bir cephe gerçeğine odaklanılmalıdır. Emir-komuta zincirinde önemli problemler yaşandığı bir sırada Bulgaristan'ın İttifak'tan ayrıldığı ve İstanbul'un tehlikeye düşmesi nedeniyle paşalar arasında önemli kaygıların başgösterdiği mesela, muhakkak göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim bahsettiğimiz kişiler de insandır ve psikolojik durumlarının hesaba katılması isabetli olacaktır.
Saygılarımla...
Dışişleri Bakanlığı, 104 yıl önce Yunan kuvvetlerince yerle bir edilen Bursa'daki Çağlayan köyünün belgelerini yayımladı.
Yunan ordusunun Anadolu'daki katliamı bir kez daha göz önüne serildi.
TRT Haber o köye gitti, kurtulan tanıkların çocuklarından katliamı dinledi.
Bakanlığımızın arşivinden yayımladığımız belge ve fotoğraflar, 1919-1922 yılları arasında Yunan ordusunun Anadolu’daki mezalimini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Yunan kuvvetleri Anadolu'yu işgali sırasında ve geri çekilirken, Lozan Barış Antlaşması ve uluslararası raporlarla da kabul edilen sistematik bir imha politikası yürütmüştür.
Paylaştığımız bu kayıtlar; Bursa civarındaki bir köyde Türk sivil halka yönelik gerçekleştirilen katliamın acı bir örneğidir.
Gizli Teşkilatlar Serisi’nin son kitabı, Fransız gazeteci ve yazar Bernard Lecomte’nin KGB Tarihi.
Cambridge Beşlisi’nden Kızıl Orkestra’ya, Gorbaçov’a karşı düzenlenen 1991 darbe girişimine kadar uzanan oldukça dikkat çekici başlıklar içeriyor.
Okuyup değerlendirelim.
Her yanına gidişimizde mutlaka bir kitap armağan eden Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü müdürü ve danışman hocamız Prof. Dr. Mesut Çapa var olsun.
Bu kez 1989 yılında kabul edilen doktora tezinin “Kızılay [Hilâl-i Ahmer] Cemiyeti” başlıklı kitap hâlini hediye etti. @drgrknpltt
Verdiği tüm emeklere yakinen şahit olduğum için gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki bunu sonuna kadar hak ettin, kocacığım. “Beraber yürüdük biz bu yolu.” diyerek binişini bana giydirmen ise sanırım günün en duygusal anıydı. Başarıların daim olsun canım kocam.
🎓@drgrknpltt
Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Cumhuriyet Tarihi Ana Bilim Dalı’nda: “Matbuat ve İstihbarat Müdiriyet-i Umumiyesi” başlıklı doktora teziyle doktor unvanını alan eşimi yürekten tebrik ediyorum. 👏🏻 @drgrknpltt
@bysuleymantekir@Gulsum_Polat_@polatsafi_@muverrihhane Doktor oldum, ama yolun henüz başındayım. Önümde daha çok uzun bir yol var. Yazılacak, araştırılacak ve düzeltilecek çok iş var. Allah bizi yolumuzdan şaşırtmasın.
@bysuleymantekir@Gulsum_Polat_@polatsafi_ Teşekkürlerimin en özeli, kıymetli eşim @muverrihhane Büşra Şah Polat'a... Onun yalnızca varlığı, ayakta durma gücü verdi. Fakat verdiğim emeğin yarısı, hatta kimi zaman yarısından fazlası onun desteğinin eseridir. O olmasaydı, başaramazdım. Medyun-ı şükranım...
@bysuleymantekir@Gulsum_Polat_ Altı yıl boyunca elini üzerimden hiç çekmeyerek rehberim olup yolumu aydınlatan saygıdeğer hocam Dr. @polatsafi_ ağabeyim ve hocama da ayrıca teşekkür ediyorum+++
Bu altı yıl boyunca destekleri ve yönlendirmeleriyle yardımlarını hiç esirgemeyen kıymetli hocalarım Prof. Dr. @bysuleymantekir ve Prof. Dr. @Gulsum_Polat_ hocalarıma da teşekkür ederim+++
Başta danışman hocam Prof. Dr. Mesut Çapa olmak üzere jüride yer alan hocalarım Prof. Dr. Seyfi Yıldırım, Prof. Dr. Necdet Aysal, Doç. Dr. Ahmet Şamil Gürer ve Dr. Öğretim Üyesi Somer Alp Şimşeker'e çok teşekkür ediyorum+++
An itibarıyla doktor oldum.
Yaklaşık altı yıldır devam eden nice çalışmanın ardından, uykusuz geçen onca gecenin sabahına nihayet ulaştım. Ancak bunu tek başıma yapmam olanaksızdı+++
Kıbrıs Türk halkının özgürlük mücadelesini taçlandıran Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıldönümünü gururla kutluyoruz!
Bundan tam 52 yıl önce Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması’ndan kaynaklanan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde harekete geçerek Kıbrıs Türkü’nün can güvenliğini ve Ada’daki varlığını teminat altına almıştır. Bugün Kıbrıs Türk halkı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çatısı altında, özgürce dalgalanan bayrağının altında başı dik, huzur ve emniyet içinde yaşamaktadır.
Anavatan ve Garantör Türkiye, dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin menfaatlerini korumaya, Kıbrıslı Türklerin özden gelen hakkı olan egemen eşitlik ve eşit uluslararası statülerinin tanınması için tüm gücüyle çalışmaya devam edecektir.
Kıbrıs’ta barışı tesis eden, milli davamız uğruna gözünü kırpmadan şehadet mertebesine erişen Mehmetçiklerimizi ve Mücahitlerimizi rahmetle anıyor; Gazilerimize minnetlerimizi sunuyoruz.
Diplomatik Arşiv Genel Müdürlüğümüz tarafından düzenlenen “YERİNDE: Diplomasi Tarihimizden Kesitler” konferans serisinin altıncı etkinliğinde Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Necdet Hayta, "Geçmişten Günümüze Ege Adaları Sorunu: Taraflar ve Boyutlar" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.
Diplomatik Arşiv Genel Müdürlüğümüz tarafından düzenlenen “YERİNDE: Diplomasi Tarihimizden Kesitler” konferans serisinin beşinci etkinliğinde ODTÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Turan, “Lozan Barış Konferansı” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.
NEHR 15. Yıl Makale Çağrısı!
15. yılını kutlayan dergimiz Near East Historical Review, Nisan ve Ekim 2026 sayıları için çalışmalarınızı bekliyoruz.
🔹 Osmanlı & Cumhuriyet Dönemleri ile Yakın Doğu Tarihi
🔹 Türkçe & İngilizce
🔹 Ücretsiz & Açık Erişim
🔹 Uluslararası Hakemli Dergi
Son gönderim ve detaylar:
🔗 https://t.co/wOk9i8NZuO
#Tarih #Akademi #OttomanHistory #NearEast #MakaleÇağrısı #NEHR