Kök Yasa uygulamaya konulduktan, terörist mahkumlar salıverildikten sonra; KHK’lılar, düşünce suçluları (Gezi Parkı protestocuları) veya seçilmiş belediye başkanları gibi geniş toplumsal kesimleri kapsayan adalet reformlarıyla desteklenmezse… Kamuoyunda “Devlet sadece terör örgütüyle pazarlık yaptı ve onları salıverdi” algısı oluşur…
Sonuç ne olur?.. | Memduh Bayraktaroğlu https://t.co/0XG3PiIitq
Dostlar, bir haftadır hesap kısıtlanıyor, görünürlük engelleniyor.
Desteğe devam etmenizi rica ediyorum.
Taytı ya da protezi konuşan çoktur; çünkü riski yoktur. Hukuksuzlukları özellikle KHK'ları konuşan ise azdır; çünkü bazı eleştirilerin bir bedeli vardır.
Eline silah almamış; savcılar, hakimler, öğretmenler, avukatlar, doktorlar, 15 Temmuz gecesi verilen emre uyan askerler, subaylar ve askerî öğrenciler; pasta-börek yaparak geçimini sağlayan, öğrencilerine burs verenler; devletin faaliyet izni verdiği bankaya parasını yatıran sıradan insanlar yıllardır mahpus.
Suya sabuna dokunmayan konularda konuşmak elbette kolaydır. Kimseyi rahatsız etmez, kimseyi karşısına almaz. Oysa düşüncenin, vicdanın ve ifade özgürlüğünün gerçek sınavı; risk taşımayan konularda değil, adaletsizlik karşısında gösterilen duruştadır.
Toplumların ilerlemesini sağlayan şey, sadece alkışlanan sözler değildir. Asıl ilerleme, hukuksuzluk karşısında susmayanların varlığıyla mümkündür. Sessizlik, zamanla haksızlığı normalleştirir. Konuşulması gereken meseleler konuşulmadığında, adalet de yavaş yavaş anlamını yitirir.
Eleştiri; kişilere değil, yanlışlara yöneldiğinde kıymetlidir. Hukukun üstünlüğünü, adaleti ve temel hakları savunmak bir ayrıcalık değil; demokratik bir toplumun ortak sorumluluğudur. Bugün başkasının hakkını görmezden gelenler, yarın kendi haklarına ihtiyaç duyduklarında sessizliğin bedelinin ne kadar ağır olduğunu anlayacaklar.
Bu nedenle, cesaret; suya sabuna dokunmayan konuları konuşmak değil, hukuksuzluğu ve adaletsizliği aynı açıklık ve kararlılıkla dile getirebilmektir. Adalet, herkes için istendiğinde kıymetlidir.
Bir ülkede suç ile fiil, delil ile kanaat birbirine karışmışsa; orada yalnız insanlar değil, hukukun kendisi de mahpus demektir.
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel gerekçe olarak AİHM kararlarının uygulanması,Can Atalay, Demirtaş vb demokratikleşme, kayyumların iptali, yasallıkla ilgili beyanlarda bulundu. Samimi ise bunlarla ilgili çerçeve yasasına ilave madde teklifinde bulunsun. Red edenleri görsün ve bunların sömürüye hizmetini anlasın ve ona göre değerlendirerek dirensin. Seçmenler bunu bekliyor. Dil ile kalp ayrı olmasın.🇹🇷
💥Kuruluşundan bugüne her türlü engelleme, yayın yasağı, erişim engeline rağmen “dönemin sosyal hafızasını tutmaya” devam ediyor.
💥Hukuksuzlukları dile getirmeye devam ediyoruz.
💥Son KHK’lı Hakkını Alana kadar Mücadeleye Devam.
@KHKTV5 Yeni hesabımızı takip edelim lütfen
Eline silah almamış görevinden ihraç edilen Savcılar, öğretmenler,avukatlar,doktorlar, 15 temmuz da aldığı yasal emre uysn askerler, subaylar ve askeri öğrenciler ,pasta börek yaparak öğrenci okutanlar, Devletin yasal olarak açtığı bankadan maaşını alan memurlar yıllardır mahpus
Beş hukuk profesörünün ortak mütalaası, FETÖ yargılamalarında yıllardır dile getirdiğimiz hukuki gerçeği altını çiziyor: 👇🏼
Prof. Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. İzzet Özgenç, Prof. Dr. Faruk Turhan, Prof. Dr. Cumhur Şahin ve Prof. Dr. Tolga Şirin'in hazırladığı 71 sayfalık ortak mütalaa, AİHM'in başta Yüksel Yalçınkaya ve Şaban Yasak kararları olmak üzere verdiği ihlal kararlarının uygulanmasının bir tercih değil, hukukun en temel gereği olduğunu ortaya koyuyor.
Mütalaanın en önemli tespiti şu. Bu kararlar Türk hukukuna dışarıdan yeni kurallar getirmiyor. Aksine, Anayasa'nın, Türk Ceza Kanunu'nun ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun zaten öngördüğü güvencelerin uygulanmasını istiyor. Örgüt üyeliği suçunda doğrudan kastın ayrıca ispatlanması gerektiği de aslında uluslararası mahkeme kararlarıyla öğrenilecek bir husus değil; ceza hukukunun en temel ilkelerinden biridir.
Mütalaada, Yalçınkaya hakkında AİHM kararının ardından Kayseri'de görülen yeniden yargılama süreci de ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Mahkemenin, başvurucunun Bank Asya hesabına para yatırmasını örgüt liderinin talimatına uymak, aynı hesaptan parasını çekmesini ise bankayı batırma algısı oluşturan örgüt üyeleriyle ortak tavır göstermek olarak değerlendirdiği, ayrıca D-Smart ve Digitürk aboneliklerini araştırdığı ve
mahkûmiyet kesinleştikten iki yıl sonra dosyaya giren bir tutanağı yeniden mahkûmiyete dayanak yaptığı görülüyor. Böylece AİHM nezdinde davasını kazanan kişi ikinci kez mahkûm edilmiş oluyor.
Oysa mütalaada da vurgulandığı üzere, AİHM'in Yalçınkaya ve Şaban Yasak ihlal kararlarının ardından yapılacak yargılamaların amacı, tespit edilen ihlalleri gidermek olmalı; bu süreç yeni suç isnatları üretmenin veya sanık aleyhine yeni delil arayışına girmenin aracı hâline getirilmemelidir. AİHM kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, iç hukukun da açık yükümlülüğüdür.
Yalçınkaya kararının üzerinden yaklaşık üç yıl geçti. Buna rağmen gerekli yasal düzenlemeler yapılmadığı için aynı hukuki sorundan verilen ihlal kararlarının sayısı 3.554'e ulaştı, Strazburg'da bekleyen benzer başvuru sayısı sekiz bini aştı, iç hukukta ise aynı durumdaki dosyalar on binlerle ifade ediliyor. Nitekim AİHM Büyük Dairesi, 5 Mayıs 2026 tarihli Şaban Yasak kararında, delil yelpazesi ByLock'un çok ötesine geçtiği hâlde aynı sonuca varmış ve cezai sorumluluğun kolektif suçluluğa ya da salt iltisak tespitine dayandırılamayacağını belirtmiştir. Aynı dosyada İkinci Daire iki yıl önce ihlal bulunmadığına karar vermişti. Bu tablo, sorunun artık münferit değil, yapısal bir sorun olduğunu gösteriyor.
Artık TBMM'nin bu konuda sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Yalçınkaya ve Şaban Yasak kararlarının gereklerini yerine getirecek; yeniden yargılama usulünü açık ve öngörülebilir hâle getirecek; aynı hukuki durumda bulunan kişiler için de etkili bir başvuru yolu oluşturacak kapsamlı bir yasal düzenleme kaçınılmazdır.
Üstelik bunun örneği kendi hukuk pratiğimizde de var. AİHM'in Ümmühan Kaplan pilot kararının ardından çıkarılan 6384 sayılı Kanun, sistemik bir sorunun yasama yoluyla nasıl çözülebileceğini göstermişti. Bugün de benzer bir iradeye ihtiyaç var.
Hukuk devleti, mahkeme kararlarını beğenip beğenmemeye göre değil, onları uygulayıp uygulamamaya göre ölçülür. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının eksiksiz uygulanması, yalnızca uluslararası yükümlülüklerin değil, Anayasa'nın da gereğidir.
Mütalaanın sonuç bölümünde yer alan şu tespit de bu ihtiyacı açıkça ortaya koymaktadır:
"Türkiye AİHM'nin söz konusu ihlal kararlarını hayata geçirme yükümlülüğü altında olup, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin mutlak surette tahkimi amacıyla, iç hukuktaki ceza hukuku düzenlemelerini dikkate almayan keyfi uygulamaları sona erdirici tedbirleri almalıdır. Bu ise devletin Sözleşme ve Anayasa'dan doğan kaçınılmaz bir ödevidir."
https://t.co/1yincIrVAO
Dostlar, bir haftadır hesap kısıtlanıyor, görünürlük engelleniyor.
Destek rica ediyorum.
Türk toplumunda dolayısıyla siyâsetinde hafıza bazen şaşırtıcı derecede kopuk ve dağınık olabiliyor.
Düne kadar PKK/KCK konusunda en sert açıklamaları yapan, örgütün bütün unsurlarının adım adım takip edildiğini, mensuplarının "ayakkabı numarasına kadar" bilindiğini söyleyenler, "terörle müzakere değil mücadele edilir" anlayışını kararlılıkla savunanlar, bugün bambaşka bir anlayışın öncülüğünü yapıyorlar.
Elbette fikirler değişebilir, siyâset anlayışı değişebilir, yöntemler değişebilir, yeni arayışlar ortaya çıkabilir. Ancak değişmemesi gereken tek ilke adalettir.
Gerçekten toplumda barışın tesis edilmesi hedefleniyorsa, bunun yolu hukuk önünde eşitliği tavizsiz biçimde sağlamak ve savunmaktır.
Bakınız, Cumhuriyet dönemi Türk edebîyâtının kıymetli kadın yazarlarından, felsefe ve edebîyât alanında önemli isimlerden biri olan Safiye Erol; "İstisnâlar kâideyi bozmaz." Yeryüzünde istisnâ yoktur. Ancak kâide vardır. İstisnâ gibi görünen haller, kâidenin henüz anlaşılmamış derinliklerinden başka bir şey değildir. diyor.
Kâidenin derinliği ya hiç anlaşılmamış ya da işlerine geldiği gibi "istisnâ" ve "müstesnâ" kavramları istismar edilerek kavram kargaşası oluşturulmuş, hatta bu kavramların içi bile isteye boşaltılmıştır.
Gerçekten adalet, barış ve huzur arzu ediliyorsa bunun yolunu ve metodunu tekrar gözden geçirmek gerekiyor.
#KısıtlamaX
Üstad: Ey kavmi içinde Nuh'un duasını kabul eden, ey düşmanlarına karşı İbrahim'e yardım eden, ey Yusuf'u Yakub'a geri döndüren, ey Eyyub'dan hastalığı gideren, ey Yunus'un imdadına yetişen Allah'ım! Bütün bu makbul dua sahiplerinin sırları hürmetine, sıkıntılarımızı gider...
Beş hukuk profösöründen ortak mütalaa;👇👇
"AİHM Yalçınkaya ve Yasak kararları ışığında terör örgütü üyeliği yargılamaları yeniden değerlendirilmeli"
Meclise çağrımız; AİHM kararları acilen uygulanmalıdır.
#MecliseÇağrı@LeventisMG@avhaticeyldz@AdemSozuer@izzetoezgenc
📌Toplumsal uzlaşı ve demokratikleşme hedefiyle atılacak her adım, toplumun bütün kesimlerini kapsadığı ölçüde anlam kazanacaktır.
📌Herkes için
📌Ayrımsız
📌Eşit
📌Adalet istiyoruz!
#HerkesİçinAdalet
AİHM Kararları diyor ki ;
Bu insanları cezalandırdığınız suçlar, senin CMK'da bile şuç olarak yazılı değil‼️
Bu keyfi uygulamadan vazgeçin diyor.
KeyfiTutuklamaya SON