Gazeteci Fatih Altaylı;
"Bugün Türkiye’de ‘Kimin yerinde olmak istemezsin?’ diye sorulsa bence verilecek tek bir yanıt var.
Özgür Özel’in.
Bir yandan adliyesiyle, mülkiyesiyle, maliyesiyle tüm devlet gücüyle karşısına dikilmiş bir iktidar ile mücadele edeceksin, diğer yandan da sırtında yumurta küfesi taşımadan sürekli ahkam kesen bir grup muhalifin eleştiri ötesi akıl vermeleri ile mücadele edeceksin.
Gerçekten zor iş.
Verdiği kararların siyasi sonuçları ile asla muhatap olmayacak ve kararın yanlış çıkması halinde tam tersini savunmaya başlayacak bir kitle Özel’e sürekli akıl veriyor.
Çerçeve Yasa bunun en güzel örneği.
Bir grup kayıtsız şartsız destek ver diyor, diğer kitle sakın evet deme diyor.
İkisinin de ortaya çıkacak sonuçta vereceği hesap veya alacağı bir ders yok.
Özel belki de en doğrusunu yapıyor ve “Herkes serbest” diyor. Sonuçlarından bağımsız oldukça demokrat bir tavır. Parti disiplini denilen zırvalığın dışında bir duruş.
Her iki taraf kızıyor.
Ben ise kararın doğru olduğunu düşünüyorum.
Kendi fikrim olarak değil, Özgür Özel’in tescilli düşmanlarının tavrına bakıyorum ve kararımı buna göre veriyorum.
Barış Yarkadaş diye biri var biliyorsunuz.
Hemen saldırıyor, “Özel’i dinlemediler, hayır oyu verdiler” diye çemkiriyor. Belli ki rahatsız. Kendi kayyumu “Ülke için evet diyeceğiz” dediği halde 14 milletvekili adamı umursamayıp Meclis’e teşrif etmemiş, onu görmüyor ama Özel’e saldırıyor.
Ben Özel’in doğru yerde durduğunu bu ucuz barometreye bakıp anlıyorum.
Kendi payıma ise en azından parti disiplini denilen zırvalığa yıllardır olumsuz bakan biri olarak vekilleri serbest bırakmasını çok önemli buluyorum. Parti içinde başta Murat Bakan olmak üzere pek çok kişinin de benim gibi düşündüğünden hiç kuşkum yok"
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
Eski Çin’de idam mahkûmlarının son gecelerini hep birlikte neşe içinde geçirmelerine izin verilirmiş. Mahkûmlar, cellât da aralarında olmak üzere, hep birlikte sabaha kadar şarkılar söyler, en sevdikleri yemekleri yer ve pirinç rakısı kadehlerini peş peşe yuvarlayıp mutlu olurlarmış. Kural gün doğmadan mahkumların öldürülmeleri, fakat mutlu ölmeleriymiş.
Yine böyle bir infaz ayininde mahkûmlar, sabahın ilk ışıklarına kadar pek güzel eğlenmişler, şarkılar söyleyerek yiyip içmişler. Derken güneşin ilk ışıkları dağların arasından görünmüş.
Mahkûmlardan biri, cellâda sormuş: “Bizi neden öldürmedin, gün doğuyor?”
Cellât; Öldürdüm demiş.
Mahkum; Fakat kellelerimiz yerli yerinde duruyor” demiş.
Cellat; Size öyle geliyor, demiş ve palasına bulaşan kanı göstererek devam etmiş. Sizin başınızı öyle ince bir kılıçla öyle hızlı kestim ki öldüğünüzden haberiniz yok. Ayağa kalktığınız anda kelleleriniz kucağınıza düşecek demiş.
Ve ayağa kalkan her mahkumun kellesi düşmüş.
Kelleniz çoktan gitmiş olabilir ve siz bunu henüz fark etmemiş olabilirsiniz. Bir şey olmuş, ama siz olan şeyi henüz idrak edemediğiniz için olmamış gibi davranıyor olabilirsiniz. Ve kellenizin hâlâ yerinde olduğunu sanıyor olabilirsiniz.
Gerçeği anlamanız için ayağa kalkmanız gerekiyor..
13 milyon savaş kaçkını Suriyeli, Afgan ve Pakistan'lı 30 milyon olduğunda.
Eşiniz ve çocuklarınızla el ele bile sokağa çıkamadığınızda.
Yüzlerce milyar dolarlık bütçe açığı ve israfın faturası önünüze zam fırtınası olarak geldiğinde, aslında çoktan öldüğünüzü anlayacaksınız.
Bakın bu günler iyi günlerimiz.. Güzel yüzlü kurbanlarımız olacak.. Hiç sebepsiz insanlar birbirini ve zavallı hayvanları öldürecek. Çünkü bu çağ dijital çağ değil öfke çağı.. Uyuşturucu, şiddet, pandemi ve yeni dünya düzeni şiddetiyle gelecek..
Şu söyleme kesinlikle katılmıyorum. Öldürülen çocuklar da bizim öldüren çocuklar da bizim. Orada bir duracaksın arkadaşım. Öldüren çocuk olmaz!
Biz de çocuk olduk. Anamızın karnından bu yaşta çıkmadık. Kendimden örnek vermek gerekirse ben çok yaramaz bir çocuktum. Annem beni ağaç tepelerinde arardı. Kavga da ettik, saç saça baş başa yumruk yumruğa dövüştük de. En fazla birbirimize taş atar, çelme takar, oturacağı yere raptiye koyardık. Maksimum şiddet dozumuz buydu. Hiçbir zaman bıçak gibi öldürücü bir alet taşımadık yanımızda.
Bırak öldürmeyi vururken bile itidalli vururduk. Sonra da merhamet ederdik yine. Birkaç saat sonra sarılır barışırdık. Bu suça sürüklenen çocuk değil, sokağa sıçılmış (çocuklar) demeye dilim varmıyor hiç kusura bakmayın, resmen pimi çekilmiş bomba gibi etrafta dolaşıyorlar.
Hangi ailenin canını yakacağı belli olmadan hem de...
Bu çocuklar bu hâle nasıl geldi? Nasıl bir nefretle, hasetle, bencilce, kötülükle ve merhametsizlikle büyüttünüz ki bunları.
Bir can almayı kendine hak olarak görüyor?
Bizim çocuklarımız yaşayan her canlıya merhamet göstermeyi bilirken, bunlar öldürmeyi nasıl biliyorlar? Öldürmeyi biliyorsa pardon da cezasını çekmesini de bilecek! Hem de aileleri ile birlikte! Asıl bunları yetiştirenler suçlu.
En ağır şekilde ceza almaları toplumdan uzaklaştırılmış bir şekilde aşağılanarak, bir pislik gibi görülerek, ölü gibi yaşamalılar.
Çünkü evlâdı katledilen bir aile artık yaşamıyor, sadece nefes alıyor.😔
Bütün bunlar Atlas'ı geri getirmeyecek ama başka Ahmet'lerin Atlas'ların Fatih'lerin bir hiç uğruna pisi pisine yitip gitmesine engel olacaktır.
Biz çocuklarımızın güvende olmasını istiyoruz.
Biz hakkımız olan
Adaleti istiyoruz! #AtlasÇağlayanİçinAdalet
Sevgili dostlar,
Hepinize güzel bir 2026 diliyorum.
Yeni yılda Bozatlı Hızır halinize haldaş, yolunuza yoldaş ola.
Gözünüzden yaş, duvarınızdan taş dökülmeye.
Demler kaim, muhabbetler daim, gönüller bir ola.
Aşk ile.
Bu tweeti elden ele “Hayırlı Cumalar” mesajı atıp da zulme susan insanlara ulaştıralım lütfen, durum ciddi.
Soldaki Tayfun Kahraman. MS hastası. Yürümekte, hareketlerde güçlük çekiyor. Dün MS atağı geçirmiş ve kutu gibi cezaevi aracında hastaneye gönderilmiş, tek başına sabaha kadar koğuşta acı çekmiş! Bu insan cezaevinde yaşayamaz!
Sağdaki Murat Çalık. Hem lösemi hem lenfoma öyküsü var. 15 kilo verdiği söyleniyor. Hastalığın nüksetme riski var.
İnsani olarak söylemek zorundayız:
Murat Çalık ve Tayfun Kahraman en azından ev hapsi adli kontrolü ile serbest bırakılmalı!..
Fotoğrafta gördüğünüz kişi Tayfun Kahraman. Durum acil, bir dakika ayırıp paylaşalım.
Kendisi SMS hastası. Dün ciddi bir atak geçirmiş, kendisine ilacı verilmemiş, daha sonra kutu gibi bir aracın içerisinde hastaneye götürülmüş, gece sabaha kadar acılar içerisinde kıvranmış, eşi duyurdu ve sesi olmamızı istedi!
Vicdanı olan herkes bu hukuksuzluğa ses çıkarmalı! Hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararı derhal uygulanmalı ve Tayfun Kahraman serbest bırakılmalı!
Sizlere yalvarıyorum, paylaşın bunu bütün dünya görsün bir aileye neler yapmışlar, görsünki başka bir aile yaşamasın bu vahşeti. Katil ve katili bile isteye koruyanlar hepimizin arasında tam 7 yıl olacak elini kolunu sallaya sallaya geziyorlar. Bu dünyanın sonudur.
Bir bilseniz kızımıza bize yaptıkları kötüleri bir bilseniz, bir bilseniz ... Son sözün ne oldu Gülistan seni öldüklerinde yüzündeki ifade nasıldı ah ah ah ah Gülistan. Şerefsizlere, kansızlara cehennemin dibindeki zebanilere ömrün nasıl denk gelir Korkma ama ölürüz vazgeçmeyiz
Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü. Her çocuğun okulda en az bir öğün ücretsiz, besleyici yemeğe ve temiz suya erişimi bir ayrıcalık değil, temel bir haktır.
Bugün, karar vericilere bir kez daha hatırlatıyoruz:
Yoksulluk, açlık ve eşitsizlik kader değildir. @tcmeb@tcailesosyal
Mecliste düzenlediğimiz basın toplantısında Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş konuşuyor.
“Rojin’in başına ne geldi, dosya aydınlatılsın istiyoruz. Biz 14 aydır acı çekiyoruz.” #RojinKabaişİçinAdalet
Şeytanın aklına gelmeyecek kadar profesyonel çalışmışsınız, ama büyük bir izi unutmuşsunuz Allah'ın işi ya.
şimdilik bu kadarını söyleyelim.
Oyun bitti...
Şüpheli şekilde hayatını kaybeden Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi talebiyle Adalet Bakanlığı’na başvuru yaptı.
“Medyada yeterince yer bulmadı, Meclis’te konuşulmadı.
Cumhurbaşkanına, Adalet Bakanlığı’na, Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na sesleniyorum; eksik ne varsa tamamlayın.
Biz sadece adalet istiyoruz.”