Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” romanında, hastalığı sırasında Raif’in bakımını üstlendiği Maria Puder, bir sabah onun gitmeyip yanında kalmasını ister. Konuşurken gözlerinden yaşlar süzülür; Raif başını koluna yatırır, sonra yavaşça yastığa bırakır. Maria onun koluna sarılarak aralarındaki eksikliğin ne olduğunu artık anladığını söyler. Raif’in kendisini bu kadar sevdiğine inanamadığı için, kendisinin de ona âşık olmadığını sandığını açıklar. İnsanların kendisinden inanma yeteneğini aldığını söyledikten sonra, artık ona inandığını ve onu sevdiğini dile getirir.
İnsan, birine güvenebilmek için bütün şüphelerinin ortadan kalkmasını beklediğinde, hiçbir yakınlığın sağlayamayacağı bir kesinlik arar. Karşısındakinin niyetini bütünüyle bilmek, gelecekte değişmeyeceğinden emin olmak, hiçbir zaman incinmeyeceğine dair güvence almak… ister. Bu güvenceyi bulamadıkça her sözü sınamaya, her davranışın arkasında başka bir anlam aramaya başlayabilir, kendisini korumaya çalışırken ilişkisini sürekli bir sorguya dönüştürür. Elbette açık bir kötülüğü görmezden gelmek gerekmez, fakat bir insanın hayatımızdaki yerini durmadan kendini savunmak zorunda kalacağı bir mahkeme salonuna çevirmek de bizi güvende hissettirmeyebilir. Kimseye güvenmemek, ihanete uğrama ihtimalini azaltırken yakınlık kurma ihtimâlini de azaltır.
Arkadaşımla buluştuk bugün. Birlikte yaptığımız aktivitelerden bir tanesi de birlikte kitap alışverişi yapmak oldu. Kendimi mutlu edecek şeyler bulmayı seviyorum.
Bence insanlar eve gelmenin, evlerini toplamanın, güzel bir yemek pişirmenin, duş almanın ve sadece kendi hayatlarına odaklanmanın ne kadar huzur verici olduğunu fark etmiyorlar.
“Monte Cristo Kontu” olağanüstü bir roman. Bana göre kurgu şahanesi. Üzerinden geçen her kitaba rağmen zihnimdeki tahtını koruyor. Herkes okumalı, okutmalı.
“Beklemek ve umut etmek..."
- Alexandre Dumas-