İlk defa bir #deprem davasında savcının olası kasttan mütalaa verdiğine şahit oluyoruz! Binanın statiğine zarar verenler insanların ölmesini elbette kabullenmişlerdir. Birçok davada aynı durum söz konusu!Umarım mahkeme de kararı olası kasttan verir ve diğer davalara emsal olur!
A Gürlek bu sabah 10 akaryakıt şirketine kayyum atandı diyor.
Akşamüstü sahibi Erdoğan'a yakın GTS açıklama yapıyor;ismimiz sehven yer aldı.
Hangisini seçersiniz?
Böyle bir konuda hata yapılmasını mı,reisin yakını olduğu için listeden çıkartılmasını mı?
Çok can sıkıcı.
Mücadele dersini öğretmenler veriyor!
Taban maaş ve atanma hakkı için mücadele eden öğretmenlerimizin yanındayız.
Birbirimizi yalnız bırakmayacağız, öğretmenlerin sesi tüm yoksulların ve güvencesizlerin sesidir!
#ÖğretmenlerAçlıkGrevinde
1033 yıl ceza aldı ama serbest!
İstanbul’da 410 kişinin mağdur olduğu konut dolandırıcılığı davasında 10 yıl sonra karar çıktı. Mahkeme 23 sanıktan sadece üçüne ceza verdi. İş insanı Muhammet Lütfü Bakırcı ise bin 33 yıl hapis cezası verilmesine rağmen serbest
https://t.co/9aSRcghQrv
Suudi Arabistan şirketlerine;
Bedelsiz arazi tahsisli,
KDV - ÖTV vesaire vergi muafiyetli,
30 yıl dolar bazlı enerji alım garantili,
Uluslararası tahkim imtiyazıyla,
Yerli firmaların rekabetine kapalı,
Kapitülasyon anlaşması..
Üstelik te pusula sahtekarlığıyla!
Buyrun izleyin 👇🏽
KAAN ARTIK YOK!
Vasiyeti üzerine mektubunu herkese
iletelim. Kaan, bu mektubu yazmış,
sadece annesine vermiş.
(Neden sadece annesine olduğunu okuduğunuzda anlayacaksınız.)
“Bu mektup adresine ulaşmalı”
dedim kendi kendime..
Buyurun siz de okuyun.
Sağlık bürokrasisindeki herkes okusun. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum..
"Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara’da LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde çok zor olan tedavim başladı, 2 sene sürdü. Tam “İyileştim” derken hastalığım tekrarladı.
Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, “Ben bu hastalığı yeneceğim” diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3’üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV’in doktorları yine imdadıma yetişti
ve “Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız” dediler.
3’üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi’ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi’nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı.
Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar.
Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor.
Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi’ndeydim. Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve “Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da sonra da kemik iliği naklini gerçekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin” dedi. Hemen,
- Bizim hastanemizde yok mu, dedim.
- Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi
- Neden, diye sordum.
- Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak.
- Neden, kötü bir şey mi yaptınız?
- Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz
Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı adım atmamam gerekirken hem sabah hem de akşam (günde 2 defa) başka bir hastanede radyoterapi almak için dışarı çıktım ve ışın aldım.
Düşünebiliyor musunuz, hem milletin tuğla bağışlarıyla satın alınmış dünyanın en mükemmel
5 milyon dolarlık aleti LÖSANTE Hastanesi’nde çürüyor hem de ben aynı hastanede 2 kat aşağıdaki bu özel merkezde ışın tedavisi alabilecekken dışarıya yani mikrop dolu ortama çıkıp hayatımı tehlikeye atıyorum. En son olarak size şunu itiraf etmek istiyorum:
“Beni lösemi hastalığı öldüremedi ama bürokrasi canavarı öldürebilecek.” Belki de sayılı günlerim kaldı. Ben görmedim ama bu mektubu herkese iletirseniz, sizin sayenizde başka lösemili çocuklar bu cihazın çalıştığını görebilirler.
Saygı ve sevgilerimle..
(Kaan Özelçam)
Yürüyelim arkadaşlar…
Atatürk Samsun’a çıkmıştır ancak Samsun İngiliz kaynamaktadır. Havzaya geçmeye karar verir. Çok eski Benz marka bir araba bulurlar. Yola koyulurlar.
Bir süre sonra araç bozulur.
Şoför Mustafa Kemal’den biraz beklemesini ister.
Mustafa Kemal bir an duraksar.
Ancak beklemek onun tabiatında yoktur.
Karşıdan Havza’nın ışıkları gözükmektedir.
Mustafa Kemal yürümeye başlar.
Çünkü onun tabiatında durmak, beklemek yoktur.
Hem yürür hem de genç yaşlarında öğrendiği o marş mırıldanmaya başlar.
Dağ başını duman almış
Gümüşdere durmaz akar
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar
Beklemenin zamanı değil.
Yürüyelim arkadaşlar…
12 yaşındaydı oğlum, kendi başına toplu taşımaya izin verdiğim ilk senesi. Öğretmeniyle karşılaşmış metroda, bana öğretmen maaşlarını ilk o zaman sormuştu. “Okula özel şöförün getirdiği çocuklar, kendisine araba alamamış bir öğretmenin sözünü nasıl dinleyecekler?” demişti. Seneler geçmiş, yanıtı böyle oldu…
Devlet, öğretmeni ezdirmemeliydi.
Sizlere iyi bir haberim var! Savcılık , Ezgi apartmanı altındaki pastane sahipleri için “olası kasttan” rekor cezalar istedi. İnşallah karar da bu yönde çıkar.
Bu günlere kolay gelmedik, gözyaşımı bile erteleyip günlerce delil topladım. Enkaz başında delil nöbeti tutarken hakkımda “delirmiş “ diye dedikodu çıkardılar . Ben adalet mücadelesi verirken ; “Onların arkası çok güçlü ,senin gücün yetmez uğraşma “dediler.Hakkımda defalarca şikayetlerde bulundular,kendiler firariyken ben suçlu gibi gidip gidip ifade verdim. Artık ceza aldıklarını görmek ve Oturup saatlerce hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. Öpmeye kıyamadığım, nazar değer diye fotoğraflarını paylaşmaktan çekindiğim yavrularımın canının bir kıymeti olduğunu görmek istiyorum.Onları hayattan koparanların ceza aldığını görmek istiyorum. Vatandaşı olduğum ve bundan şeref duyduğum bu ülkenin adaletini hissetmek ve “Bu Ülkede adalet var! “ diye son nefesime kadar haykırmak istiyorum.
Bugün, 3 yıldır devam eden Salacak Sahili’nde uğradığım saldırıyla ilgili davanın duruşması vardı.
Duruşmaya fiziken katılma talebim uygun görülmedi ve cezaevinden SEGBİS aracılığıyla katılmamın yeterli olduğuna karar verildi. Hiçbir sanığın katılmadığı duruşmaya, Marmara Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan SEGBİS üzerinden katıldım.
Bir kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla saldıran, yaralayan ve linç etmeye çalışan kişiler bugün özgürce hayatlarına devam ediyor, kamu alanlarında ticaretlerini sürdürüyor. Ben ise kamu görevimi yaptığım için tutukluyum.
Sonucun ne olduğunu merak edenler olacaktır. Dosya için Aralık ayına yeni bir duruşma günü verildi. Böylece dava dördüncü yılına doğru ilerliyor.
Ankara’da öğretmenlerin eylemi 10. gününe, açlık grevi 9. gününe girdi.
Taban maaş, güvenceli çalışma ve mülakat sisteminin kaldırılması talepleri öne çıkıyor.
Gazeteciler Ozan Gündoğdu, Mirgün Cabas, Barış Terkoğlu ve Ünsal Ünlü Ramazan Gülten’in kaleme aldığı Müjde Kuşu kitabını Maya için okudular…
Maya’nın beklediği o Müjde Kuşu için #sendeoku#müjdekuşu#mayaiçinokuyorum
"KARAAL'A YAPILAN KORKUNÇ BİR İŞKENCE"
🗣️İsmail Saymaz (@ismailsaymaz): Bu korkunç bir işkence. Bugüne kadar bir 'İBB Borsası'ndan söz ediyorduk. Demek ki, İBB ve CHP soruşturmalarının bir de kriminal ayağı da gelişmiş. Erhan Karaal öldürülebilirdi de. İBB ve Ekrem İmamoğlu aleyhine yapılan haberlerin, nasıl kriminal sonuçları olabileceğini, bundan yola çıkan bazı suç örgütlerinin insanları kaçırıp neler yapabileceğini gösteren ürkütücü ve vahim bir örnek.
Tutuklu İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten’e, saldırı davasında yedinci duruşma görüldü. Duruşmaya SEGBİS’le katılan Gülten, “O gün beni linç etmeye kalkıp ‘PKK’nın itleri’ diyen kişiler şu an serbest ve kamu arazisinde ticaret yapmaya devam ediyorlar, ben tutukluyum” dedi.
23 Haziran 2019…
Hukuksuzluğa karşı milletin cevabının olduğu gün…
Ne yaparlarsa yapsınlar, millet cevabını yine verecek.
Sandık kurulacak, millet kazanacak!
Fatmanur öğretmeni dinleyin!
İktidarı mensuplarının liyakatsız, gerizekalı yakınlarını işe almak ve eğitim holdinglerinin kârlarını şişirmek, holdingleri kollamak dışında bir faaliyeti olmayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in saldırısını anlatıyor