Nato yasakları muhafazakar muktedirlerin koca bir cuckold deneyimine dönüştü. Zevk alıyorlar. Gizli hayranlıklarını sözde en değer verdiklerinin üzerinde tepinirken görerek orgazmın doruklarına ulaşıyorlar. Utanç verici. Rezalet.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhuriyete ve CHP’ye ihaneti nasıl ki bu denli geç anlaşılmışsa “post-kemalizm” tabirinin ihaneti de maalesef o denli geç anlaşılacak. Liberal dememek için takla atmaktan öte anlam taşımayan bu kavramsal el çabukluğu utanç vericidir.
Sarhoş olmayan ve/veya başkalarının huzur ve sükununu bozmayan kişilere sadece sahilde içki içtikleri için ceza verilemez.
Kabahatler Kanunu'nda (md. 35) sadece "Sarhoş olarak başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde davranışlarda bulunan" kişiler için yaptırım öngörülmüştür.
Kanuni dayanaktan yoksun bir valilik genelgesiyle/genel emiriyle ceza kesme işlemi hukuka aykırıdır.
Bu konuda özellikle bkz. İstanbul BİM, 10. İDD, E. 2024/826 K. 2024/2045 T. 27.12.2024.
-Nişanyan Muharebeleri-
Tavit’in cezai ehliyeti olduğunu sanamıyorum.
Arsen yalan makinesi.
Ira’da entrika bulamadım.
Müjde hayata yanlış bir yerden tutunmuş.
Sevan tutkulu ve ölçüsüz bir romantik.
1990'LARA AİT TUHAF BİR AYRINTI: KEMAL KILIÇDAROĞLU VAKASI
1990’larda siyasi mesajlar veren devlet görevlileri arasında en meşhuru Recep Yazıcıoğlu’ydu. Yazıcıoğlu’nun ardından gelen kişi ise Kemal Kılıçdaroğlu idi. Lakin Kılıçdaroğlu, Yazıcıoğlu’nun hitabet kabiliyetine ve eylemdeki başarısına sahip olmadığı için çok geniş kitlelerce tanınmamıştı. Kılıçdaroğlu 1990’lu yılların bir nevi kadrolu şikayetçi bürokratıydı.
Kemal Kılıçdaroğlu’nu yükseltmeye yönelik halkla ilişkiler çalışması aslında SSK Genel Müdürü olduğu 1990’larda başlamıştı. Özellikle görevinin ilk yıllarında Kılıçdaroğlu, basında siyasilerin yakınlarından SSK’nın alacaklarını tahsil etmeye çalışan bir kahraman gibi lanse ediliyordu. Kılıçdaroğlu bozuk düzene “isyan ediyor”; bir politikacı gibi hükümeti ve bürokratları doğrudan veya dolaylı bir biçimde kamuoyuna şikayet ediyordu.
Lakin Kılıçdaroğlu’nun SSK’daki sorunlara yaklaşımında bazı ölçüsüzlüklere de rastlanmıştı. Kılıçdaroğlu’nun deyimiyle Türkiye’de “mantar” gibi hekim yetişiyordu. Saat 16’dan sonra kendi muayenehanelerine giderek hastaları özelde muayene eden doktorları “küçük imparatorlar” olarak adlandırmıştı. Halbuki SSK hastanelerinin esas sorunu, doktorların 16’dan sonra işi bırakması değil, milyonlarca kişinin muayene olduğu hastaneler bünyesinde sadece 7 bin doktor bulunmasıydı.
Basındaki mesajlarının içeriği incelendiğinde Kılıçdaroğlu belki de sosyal demokrat olarak dahi nitelenemezdi. Bu yüzdendir ki kamu mallarının satışı için 1990’lar boyunca basın aracılığıyla sürekli propaganda yapan işadamları, TESEV gibi kuruluşların toplantılarında Kılıçdaroğlu’nu masada baş köşeye oturtup konuşturmuşlardı. 1994’te Ekonomik Trend dergisi, Kılıçdaroğlu’nu, Tezcan Yaramancı, Necdet Menzir, Aydın Ayaydın gibi isimlerle beraber yılın bürokratları arasında göstermişti.
Kılıçdaroğlu özelleştirme furyasını üstü kapalı bir biçimde desteklemişti. Sosyal sigortalar sistemi Kılıçdaroğlu’nun deyimiyle bir “kara delik”ti. Buna uygun olarak 1995 senesinde, SSK hastanelerinin tamamını kar getirecek işletmelere dönüştüreceklerini söylemişti. 1996’da İslamcıların çıkardığı Yörünge dergisine verdiği demeçte, SSK fonlarının özerkleştirilmesini savunmuş, SSK müdürünün atanmaması ama “seçimle” işbaşına gelmesi gibi garip bir öneriyi sunmuştu. Buna göre yeni, “ortaklığa” dayalı, seçilmişlerin “atanmışlardan” çok olduğu bir yönetim kurulu SSK’da işbaşına gelmeliydi.
Kılıçdaroğlu, 1995’te Ulus Hali ve Ankara Otogarı gibi gayrimenkulleri emekliye maaş ödeyebilmek için satışa çıkartmıştı. Ayrıca kurumun Florya gibi çok değerli yerlerdeki arsaları da Emlakbank’a devredilmişti. Halbuki aynı Kılıçdaroğlu 1993’te SSK binalarının çok ucuza kiraya verilmesine karşı çıkarak “SSK’nın kaynaklarının söğüşlenmesine izin vermeyeceğiz” demişti. Emeklilik yaşının yükseltilmesinin (haklı olarak) en büyük savunucularındandı; lakin kendisi 51 yaşındayken emekli olmuştu.
1995 Genel Seçimleri Kılıçdaroğlu daha fazla konuşmaya başlamış; basına “Hastaneler çürüyor; Sağlık Bakanlığı’na alın diye yalvarıyorum” demecini vermekten çekinmemişti. Yine 1995 seçimlerinden önce emeklilere yapılan çifte zammın “gıyabında” alınmış bir karar olduğunu söyleyerek yine sorumluluktan kaçmıştı.
Kılıçdaroğlu’nun İslamcılarla da ilginç bir ilişkisi vardı;1995’te Hak-İş’in düzenlediği SSK konulu panele de katılmıştı. Lakin 1996’da Kılıçdaroğlu da RP’lilerin kadrolaşma taarruzundan kaçamamıştı. Hak-İş Konfederasyonu başkanıyken Kılıçdaroğlu’ndan övgüyle bahseden Necati Çelik, Refahyol hükümetinde çalışma bakanı olur olmaz ağız değiştirmiş ve SSK’nın batışından dolayı Kılıçdaroğlu’nu suçlamıştı. “Kılıçdaroğlu SSK’yı batırdı” sözünü ilk sarf eden de Necati Çelik’ti. Ancak Çelik bir noktada haklıydı. Kılıçdaroğlu’nun genel müdürlüğü döneminde verilen rekor açıklara rağmen sağlık hizmetlerinde büyük bir ilerleme olmamıştı. Çelik tarafından görevden alınan Kılıçdaroğlu mahkemede hakkını aramış ve ısrarla mevkisini korumuştu.
Bir iddiaya göre bu dönemde siyasiler yüzünden iş yapamadığını da söyleyip Fransa çalışma ateşeliğine atanmak istediğini bildirmiş, ancak Demirel onu görevden almamıştı.
Yıl 1996’ya gelmişti ama Kılıçdaroğlu köşe yazarlarına kurum olarak trilyonlarca lira açık verdiklerini söyleyerek sürekli bir biçimde yakınıyor ve adeta sorumluluktan her seferinde kurtuluyordu. Bu yüzden Çalışma Bakanı Mustafa Kul artık dayanamayıp, daha önce de defalarca “müdürlerin konuşma yasağı”ını çiğneyen Kılıçdaroğlu hakkında soruşturma açtırmış, ancak daha sonra bu soruşturmayı kaldırtmıştı.
Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürü olduğu dönemdeki tavrı, CHP Genel Başkanlığı’nı yürüttüğü dönemin bir aynası gibiydi. Kılıçdaroğlu 1992’den 1999’a kadar geçen ve SSK adına faturanın ağırlaştığı her senenin ardından önceki sene kendi sorumluluğunda hiçbir şey olmamışçasına politikacılardan mağdur bir fedai misali basına yakınmalarını sürdürmüş; ancak nedense bu politikacılarla ve bakanlarla çalışmaya devam etmişti. Kılıçdaroğlu adeta politikacılar, sorumsuz vatandaşlar ve hatta doktorlar engellemese SSK’yı kurtaracak olan bir insan imajı çizmeye çalışmıştı.
Türkiye’nin kaderi söz konusu olduğunda Soğuk Savaş dönemine sıklıkla atıf yapılır. Ancak 2000’lerin Türkiyesi’nin altyapısı esasen 1990’larda tasarlanmış; 2000’li yıllarda Türkiye, 1990’larda sahne almaya başlayan parti, grup ve siyasal aktörler tarafından şekillendirilmiştir. Bugün incelenmeye değer sorulardan biri ise şudur; bu çalışkan, yolsuzluklara karışmamış ama yetenekleri sınırlı ve karizmadan yoksun adamı kimler bu yüksek mertebelerde ısrarla tutmuştu?
Halkımız için kendimi feda ediyorum ve Kemal Kılıçdaroğlu'nu dinliyorum. Müsamere çocuğundan hallice. Kendi konumunu dahi savunmayı beceremeyen bir adam. Skandal. Barış Y. bile daha iyisini yapıyor, düşünün seviyeyi. Samimiyetin kırıntısı yok, düşünce hak getire, Türkçe ağlıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu dağıtamaz, Özgür Özel toplayamaz. Akıbetleri bellidir.
KK kazanırsa memleket kaybeder, ÖÖ kazanırsa olumlu-olumsuz hiçbir şey olmaz.
Hiçbir şeyin olmamasını ummak zorunda kalmak gibi bir açmazın içindedir memleket insanı.
Bu, CHP dehlizinin tarifidir.
Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında anlattığı Kürt kadınlarına ilişkin fıkra:
“Doktor, Kürt kadının derdini dinlemiş. 'Hanımefendi, şu perdenin arkasına gidin, soyunun' deyince kadın, 'Doktor bey, ilk sen soyun.' demiş.”
Kemal Kılıçdaroğlu’ndan kendisine ‘hain’ diyenlere cevap:
“Atatürk, milli kurtuluş mücadelesini başlatmak için Samsun'a çıkarken isminin üstünde de hain ilanı vardı.”
EMEKLİ YSK VE İL SEÇİM KURULU BAŞKAN VE ÜYELERİ İLE EMEKLİ SEÇİM HAKİMLERİNE ÇAĞRI
Türkiye Cumhuriyetinin siyasi tarihinde damga vurmuş hem köklü hem Ana muhalefet partisi olan iktidar adayı Cumhuriyet Halk Partisinin geriye dönük 2023 yılına kadar olan kurultayları iptal edildi. Parti içinde iki gurup arasında çatışma ve kaos çıktı, artarak devam edeceğe benziyor. Bu durumdan sadece CHP değil ülkenin de zarar göreceği kaçınılmazdır.
Eyyy yıllarca Yüksek Seçim Kurulu ve İl seçim kurulu Başkan ve üyeliği görevi yapmış emekli hakim arkadaşlar;
Sizler seçim hukukunda uzmanlaşmış çok deneyimli kişilersiniz.
Bir partinin ötesinde Ülke için önem arz eden bu kaotik durum hakkında görüşlerinizi birlikte veya ayrı ayrı lütfen açıklayınız.
Bu konuda görüşlerinizi açıklamak bu ülkeye ve vatandaşlara borcundur, görevinizdir, sorumluluğunuzdur. Lütfen gereğini yapınız, halkı aydınlatınız.
Yargılama Hukuku kuralı: Özel yetkili yargı yeri varsa, genel yetkili yargı yeri davaya bakamaz:
1-BAM, kararında SPK 29 ve 121 yoluyla MK 83’e gönderme yaptıktan sonra, “Genel Yetkili Mahkeme” olarak asliye hukuk mahkemelerinin, delegelere seçim sonuçlarını etkileyecek şekilde+