canım şu an çok seveceğimi henüz bilmediğim bir şeyin ilk gününde olmak çekti. bir evin, bir arkadaşlığın, bir aşkın, bir tatilin, bir yolculuğun ilk günü. kulağımda da hep o günü hatırlatacak bir şarkı.
Psikoterapi yapan ya da alan herkes bu önermenin saçmalığını anlayacaktır. Moda olduğu için haftada bir gün, aynı gün aynı saat, bir insanın karşısında tüm benliğiniz, üzüntüleriniz, korkularınız, utançlarınız ile var olup, unutmak istediklerinizi anımsayıp, inkar ettiklerinizle yüzleşmezsiniz.
Psikoterapi çok yüksek bir içsel motivasyon ister. Terapi moda oldu diye başlayan birinin 5-10 seansın ötesini görmesine imkan yok zaten.
Ayaklarınız geri geri gitse de, terapistinize gıcık olsanız da, hiç konuşmak istemeseniz de o kaosun, acının, sorunların içinden çıkmak için paşa paşa gittiğiniz bir yerdir psikoterapi odası.
insanları neden ciddiye almamanız gerektiğini ve hepsinin salak olduğunu şöyle açıklayayım, son iki üç senedir herkes evini bembeyaz eşyalarla yeniden dizdi, dişçi kliniğinden farksız eşyaları kakaladılar millete en son dümdüz alçı gibi duran ikea çiçek avize mi ne skmse o modaydı ama şimdi hepsi kendine ve eşyalarına parıltılı, ışıltılı ve renkli mücevher şeklinde boncuk yapıştırıyor 😺 yüz maskesi yapıyor üstüne boncuk takıyor, su içtiği bardağa boncuk takıyor nxksnxks
eskiden sanatsal, donanımlı insanlar ilgimi çok çekerdi. bayılırdım. şimdilerde insanın insana verebileceği en yüce şeyin samimiyet olduğuna inanıyorum. karşımdaki tam ideallerime uygun bir insan olsa dahi samimiyeti, o sıcacıklığı hissetmiyorsam konuşmuyorum.
Siz aşk istemiyorsunuz, biri sizin için nevrotik krizler geçirsin istiyorsunuz. Sevmek sevilmekten ziyade egonuzun okşanması çünkü beklentiniz. Ama haberiniz olsun birinin sizi bu saplantılılıkla sevmesi korkunç bir şeydir. Madden ve manen bir an bile güvende hissetmezsiniz.
Sıfırı bir yapacağız, biri iki, ikiyi beş yapacağız. Beşi yaparken ikisini bölüşeceğiz; bölündüğümüz yerden çoğalacağız.
Hayatın hırsına kapılıp elimizdekilerin güzelliğini ıskalamayacağız. Kazanacağız ama kaybetmeden. Büyüyeceğiz ama küçülmeden. Daha çok isteyeceğiz ama sahip olduklarımızı unutmadan.
Güzellikleri fark edeceğiz, güzel insanları takdir edeceğiz, sevdiğimizi söyleyeceğiz. Yardım edeceğiz, paylaşacağız, elimizdekini bölüşeceğiz. Birinin gününü güzelleştirmenin bazen bir servetten daha kıymetli olduğunu bileceğiz.
Tıka basa eğleneceğiz, tıka basa enerjiyle yürüyeceğiz. Güzel müzikler dinleyeceğiz, yeni yerler göreceğiz, sofralar kuracağız, kahkahalar atacağız. Yorulacağız ama hayattan soğumayacağız.
Çalışacağız, kazanacağız, kendimizi geliştireceğiz. Ama bütün bunları yaparken hayatı kaçırmayacağız.
Çünkü mesele sadece daha fazlasına sahip olmak değil.
Elimizdekini güzelleştirip çoğaltmak.
Sevgiyi çoğaltmak.
Enerjiyi çoğaltmak.
İyiliği çoğaltmak.
Kendimizi çoğaltmak.
Ve ne kadar büyürsek büyüyelim, bölüşmeyi unutmayacağız.
bu halini sevebiliyorsan o herkesin görmek istediği kişi olmayacağım ve mış gibi davranmayacağım dediğinde okeysin. Yani kaba tabirle bir insanın aynanın karşısına geçip ara sıra ben kimim amk sorusunu sorması lazım 👍
Aynaya geçip kendimizi sevmeyi öğretiyorlar bize çok yapay karşına geç ben ne güzelim de hayır kardeşim sen kimsin niye o kadar güzelsin niye o kadar harikasın değilsin çirkinsin şişmansın burnun yamuk böylesin busun sen.
Birisi şey diyordu, “ileride en büyük zenginlik, iyi hissetmek olacak”. “Radyoda sevdiğin şarkının denk gelmesi”, annenin o akşam sevdiğin yemeği yapması, arkadaşlarınla dışarıda tatlı yemek vsvs. Uyaranlara ne kadar az maruz kalırsan, bunlar o kadar çok zevk verecek sana. Dolayısıyla ileride en zengin insan, duyularını teknolojinin bombardımanına en az maruz bırakan insan olacak. En zengin insan, bir şeyin hissini, tadını, rengini, kokusunu duyabilen, zevkini en çok yaşayabilen insan olacak.
en sevdiğim çiçeği sular gibi büyüttüm kendimi. düşe kalka, bata çıka, yana yakıla büyüttüm. hiçbir şeyden pişman olmamayı ve kendimi sevmeyi öğreterek büyüttüm
Beni çeken şey zekâ; ama diplomalarla ya da meslek unvanlarıyla ölçülen türden değil. Sohbetin içinde kendini hissettiren, konuşma bittikten çok sonra bile zihnimde yankılanan, bakış açımı sorgulatan zekâ... Dünyaya benden farklı gözlerle bakabilen zihinlere hayranım.
Yaygın olarak deniyor veya ima ediliyor ki buraları statü mahalleri ve bu insanlar da orada bunun için kendilerini fotoğraflıyor. Buna itirazım yok da sorun şu: Bu gibi yerleri normal hayatlarının parçası kılanlar orada hava atmak için fotoğraf çektirmezler.O halde bunlar kimler?
O zaman bir itirafta bulunayım; 3 yıl önce bu siteyi kullanmaya başlamadan önce daha isabetli kararlarım, daha dingin bir ruh halim, daha üretken bir zihnim vardı. Kalbimle aklım arasında güzel bir köprüm, bolca da huzurum vardı.
İnsanların çoğu “konfor alanı” kavramını yanlış anlıyor. Her gün işe gitmek, trafiğin keşmekeşinde stres olmak, daha iyi bir statü ve meslek sahibi olmak için çalışmak konfor alanından çıkmak değildir. Bunların hepsi nihayetinde konfora ulaşmak amacıyla yapılan eylemlerdir. Çoğu rutin zaten; bedeni çalıştırmaktan değil zihni çalıştırmaktan bahsediliyor burada.
Beden egzersizlerinin ve düzenli sporun sadece vücudu çalıştırmak olmadığını zaten biliyoruzdur diye o kısmı açıklamadım.
Konfor alanı biraz insanın kendinden kaçmasını ifade ediyor bana. Mesela ben müzik aletlerine ilgi duyuyorum, birini çalmayı öğrendiğim için diğerlerini bir süre kurcalayınca az çok çözebiliyorum. Çözebiliyor-dum- daha doğrusu. Bugün yıllar sonra biraz elektro gitar denedim, çok zorlandım. Hem motor becerilerim zayıflamış, hem müzik kulağım paslanmış.
Yeni nesilde de en büyük problem bu. Birkaç olayı birbiriyle anlamlı biçimde ilişkilendiremiyorlar, düşünce zayıfladıkça motor kaslar da zayıflıyor. Vücudumuzdaki sistemleri çark sistemi gibi düşünmemiz lazım. Mesela düzenli yürüyüşün faydası; vücudun hem sağını hem solunu ritmik kullanmanın beynin de hem sağını hem solunu kullanmayı sağlamasından dolayı. Evrimsel psikoloji merakınız varsa; atalarımız senelerce yürüyerek hayatta kaldılar, o genler aktarıldı.
Aklınıza takılan bir konuyu yapay zekayla konuşarak kendinize ne kadar zarar verdiğinizi göremiyorsunuz. Özellikle insan psikolojisiyle ilgili durumları konuşmak sizi gerçek anlamda robotlaştırıyor. Bunun yerine okuma yazma bilen biriyseniz elinize kağıt kalem alıp “Neden böyle hissediyorum? Neden bu davranış beni üzdü? Neden şu an bunu bir problem olarak görüyorum?” vs vs gibi daha öze dönük soruları önce kendinize sorarak, sonra da yazı yoluyla kendinize cevap verirseniz konfor alanından çıkmak için ilk adımı atabilirsiniz.
Buraya yapay zekayla tivit atanlar var, anlam veremiyorum buna. Konuyla ilgili anlamlı birkaç cümle edemeyecek kadar kötü durumdaysanız üstelik yazmayı da istiyorsanız sizce de yazma yönünüzü geliştirmek için en iyi bildiğiniz şeyden; kendinizden başlamanın vakti gelmedi mi?
Bugün basit mantıksal hatalar yapan, olaylar arasında tutarlı bağlantılar kuramayan, konuyla ilgili kopyala yapıştır cümleler dışında fikir belirtemeyen bir sürü insan var. Videoyla alıntı yapıp etkileşim almak dışında bir yeteneği yok sosyal medyada çoğu kişinin. Hepimiz en çok vakit geçirdiğimiz insanların ortalamasıyız ve vakit geçirdiğimiz kişiler bunlar. Kendimizle bile konuşmuyoruz farkında mısınız? Herkes bir kaybın peşinde, neyi kaybettiğini bilmeden eline tutuşturulan haritaları sıra sıra kullanarak yitiğini arıyor.
Hastasın, ateşin var al bir parasetamol diyorsun “yok bu daha iyi dediler” diyerek elinde kemoterapi kürü tutuyor.
Sorunu tespit dahi edemiyor çünkü sorunu üzerinde hakiki bir tefekkür yapabileceğini unutmuş. Belki de hiç bilmiyordur.
Konfor alanından çıkmak istiyorsanız, önce kendinizi tanıyın. Kendi kusurunu, artısını eksisini, olurunu olmazını bilmeyen birinin beynin 5 kg olsa da fayda etmez. Eldekini efektif kullanın önce.
Burda devamlı kaydırmanın dopamin reseptörlerimizi mahvettiğini bilmeyen yok. Ben başka bir şeyden bahsediyorum; seri üretim gibi olmaya başladık. AYNILAŞIYORUZ. Aynen demeyi de sevmem bu sebeple, aynın değilim çünkü. Ama buralar bize bunu yapıyor, sosyal hayatımızda da aktivite yapmayı workshopa katılıp zaman öldürmek olarak görüyorsak tamamdır. Beyinlerimizin bizimle işi yok zaten, bizim de ihtiyacımız yok. Al çöpe at, zaten kullanmıyorsun.