Dün paylaştığım dizi tadında yapımlar arıyorsanız, seriye başlıyorum.
"Bir bölüm izleyip yatarım" diye başlayıp sabahı ettiğiniz diziler listesinde ilk sıraya yazılır: Bron-Broen.
Eğer hayatınızda yapacak önemli işleriniz varsa bu diziye BAŞLAMAYIN.
Bak, ciddiyim. BAŞLAMAYIN.
Daha önce hiç Leyla Erbil okumamıştım. Tuhaf Bir Kadın ile külliyatına başladım. Çarpıldım. Muhteşem bir metin, muhteşem bir dil, muhteşem bir teknik, muhteşem karakterler, muhteşem bir eleştiri. Burada büyük bir edebiyat var.
Bağımlı kadın, kaçıngan erkek ilişkisinin tam oturan bir örneği olmuş Çaykovski'nin Karısı. Kader ve Masumiyet filmlerindeki bağımlılık örüntüsünü hatırlattı bana.
Filmin adından da belli olduğu üzere kadının tek varlık motivasyonu var. Çaykovski gibi birinin karısı olmuş olmak. Çaykovski'yi seçilmiş ve ayrıcalıklı bir dahi olarak görüyor. Kendi ise sıradan, herhangi biri. Ancak onun gibi birinin karısı olarak varlığının anlam bulacağını düşünüyor. Aşk sandığı şey devasa bir yanılgı. Bir bağımlılık. Kendini ayrıcalıklı hissetme saplantısı. Kurduğu evcilik oyunu ile hem kendine hem de besteciye hayatı dar ediyor.
İyilik ve fedakarlık minnet doğurup karşı tarafı bizi terk edemez hale getirmeye çalışmak içinse hiçbir anlamı yok. Karşı taraf terk etmeye kalkınca bu sebeple bu kadar gaddarlaşıyor kadın. Çünkü tekrar herhangi biri olacak. Entelektüel anlamda deha olan erkeklerin gölgesinde kalan kadın eş için durum çoğu defa böyle. Camille ve Rodin ilişkisi de biraz böyle idi. Camille kendi bir deha idi oysa ki.
Burada tek sevindiğim akıl hastanesinde sıradan biri gibi, bir hiç gibi ölen bir kadının Antonina Miliukova'nın ruhuna bir selam verilmiş. Umarım huzur bulmuştur.
Ruminasyon kavramı hakkında detaylı bilgi sahibi olmamı sağladı bu kitap. Basit bir kişisel gelişim kitabından ziyade depresyonda olan, çok düşünen, olumsuz duyguları yoğun yaşayan kişilere ilaçtan başka yolların da olduğunu gösteriyor.
Depresyonda olmanız şart değil, bazı konuların üzerine tekrar tekrar düşünen biriyseniz de bu kitap sizde bir farkındalık yaratabilir. Bu açıdan tavsiye ederim.
“Kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çevrelenmiş bir yerde doğmak demektir. Kadınların toplumsal kişilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir.
Ne var ki bu, kadının öz varlığının ikiye bölünmesi pahasına olmuştur. Kadın hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. Hemen hemen her zaman kendi imgesiyle birlikte dolaşır. Bir odada yürürken ya da babasının ölüsünün başucunda ağlarken bile ister istemez kendisini yürürken ya da ağlarken görür. Çocukluğunun ilk yıllarından başlayarak hep kendi kendisini gözlemesi, bunun gerekli olduğu öğretilmiştir ona.
Böylece kadın içindeki gözleyen ve gözlenen kişilikleri, kadın olarak onun kimliğini oluşturan ama birbirinden ayrı iki öge olarak görmeğe başlar.
Kadın, olduğu ve yaptığı her şeyi gözlemek zorundadır. ”
Görme Biçimleri - John Berger
Okuma tıkanıklığımın devası R.F. Kuang’ın Sarı Yüz’ü oldu. Tam bir 21. Yüzyıl romanı. Su gibi akan merakla okunan bir kitap. Sosyal medya, iptal kültürü, kimlik, azınlıklar, pozitif ayrımcılık gibi güncel meseleler etrafında şekillenen bir hikayesi var. Kaliteli bir page turner.
Bazıları kızacak biliyorum ancak söylemek zorundayım. Ana dilini doğru yazıp konuşmayan, araya özenti İngilizce kelimeler serpiştiren, noktalama işaretlerini kullanmayan, bir uzmana e posta atarken giriş ve bitiriş ifadeleri kullanmayan, tanımadığı biriyle 'sen' diliyle konuşan kimseye saygı duymuyorum. Kültürel yozlaşma ve çözülme dille başlar. Ana diliniz bozuldukça düşünceleriniz de bozulur ve karmaşıklaşır. Kendinizi doğru ifade edemedikçe öfkeli birine dönüşürsünüz.
@NurayOnoglu Uçurtma Avcısı - Halit Hüseyni
Asla Pes Etme (The Hate U Give) -Angie Thomas
Bülbülü Öldürmek - Harper Lee
Ben Malala - Malala Yusufzay ve Patricia McCormick
Küçük Prens - Antoine de Saint-Exupéry
Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck
Tek Bir HikayeninTehlikesi-Chimamanda Adichie