HERKES PAYLAŞIRSA İPTAL EDİLİR ⚠️
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta
yaşanan olaylar henüz tazeyken;
Gazze’de soykırım, Doğu Türkistan’da zulüm ve gözyaşı devam ederken,
Bu festival toplumsal vicdanı yaralamaktadır.
Gaziantep Manifest iptal edilmelidir.
@TC_icisleri 🇹🇷
#ManifestKonseriİptalEdilsin
Beni hatırlayan var mı diye soruyordu Dr. Hüsam, şehit evlatlarını hastane bahçesine gömüp Gazze’ye ağlayan bir çift göz, idam edilecekler arasında..
Çocuklara tok karnına içilecek ilaçlar yazamadı, aç öldüler diyerek aklını yitiren annelere dayanamadı .
CEHENNEMLİK SAHABİ
Günlerden bir gün, Allah Resûlü (s.a.v.), aralarında Ebû Hureyre’nin de bulunduğu bir grup sahabeyle otururken, dudaklarından dehşet veren şu mucizevî ifadeler döküldü:
“Aranızda öyle bir adam var ki, onun cehennemdeki azı dişi Uhud Dağı’ndan daha büyük olacaktır!”
Bu, Sâdık ve Masdûk olan Peygamber’in haberiydi. O mecliste oturanlardan biri, neûzübillâh, imandan sapacak ve ateşin en derin azabına müstahak olacaktı.
Zaman akıp geçti. O mecliste bulunanların çoğu İslâm üzere, izzetle ruhlarını teslim etti. Geriye yalnızca iki kişi kalmıştı: Ebû Hureyre ve Benî Hanîfe kabilesinden er-Reccâl bin Unfûve.
Zühdün Gölgesinde Bir Münafık Tohumu
Er-Reccâl, Peygamber Efendimiz’e bağlılığı, Kur’ân’a olan derin vukufiyeti ve bitmek bilmeyen ibadetleriyle tanınırdı. Öyle ki büyük sahâbî Râfi‘ bin Hadîc onun için:
“Reccâl’in huşûsu, Kur’ân tilavetindeki aşkı ve hayra düşkünlüğü hayret vericiydi,”
derdi.
İbn Ömer bile onu, heyetlerin en faziletlilerinden sayardı.
Ancak Ebû Hureyre’nin kalbinde, bir dağ gibi büyüyen o nebevî uyarı asla silinmedi. Reccâl’in namazını, orucunu ve zühdünü gördükçe, kendi adına dehşete kapılıyor; o korkunç haberin muhatabının kendisi olmasından endişe ediyordu.
Yalancı peygamber Müseylime, Yemâme’de nifak tohumları ekip halkı kandırmaya başlayınca, Hz. Ebû Bekir bu azgın fitneyi bastırmak ve halkı irşat etmek için Reccâl bin Unfûve’yi görevlendirdi. Reccâl, bir zamanlar dizinin dibinde oturduğu Hz. Muhammed’in (s.a.v.) mesajını taşıyacaktı.
Fakat Yemâme’ye vardığında, Müseylime onu altınlarla, saltanat vaatleriyle ve dünya malıyla karşıladı. Fakir bir bedevî olan Reccâl’in gözlerini dünya hırsı bürüdü; secdeyle aşınmış alnındaki nur, altının parıltısına yenik düştü.
Reccâl, yalnızca dinini satmakla kalmadı; tarihin en büyük yalanlarından birini uydurdu:
“Ben bizzat işittim; Muhammed dedi ki: Müseylime, benim peygamberlikteki ortağımdır!”
Halk, onun Peygamber sahabesi olduğunu bildiği için bu yalana kandı. Bu ihanet, Müseylime’nin ordusunu kırk bin kişiye ulaştırdı. Reccâl, fitnenin baş mimarı olmuştu.
İslâm ordusu, Hâlid bin Velîd komutasında Yemâme’ye yürüdü. Ordunun içinde bir isim daha vardı: Vahşî bin Harb. Uhud’da “Allah’ın Aslanı” Hz. Hamza’yı şehit eden, fakat sonra hidayetle şereflenen Vahşî, bu büyük günahın kefareti için yanıp tutuşuyordu.
Kendi kendine ant içmişti:
“Câhiliyede insanların en hayırlısını öldürdüm; İslâm’da da insanların en şerlisini öldüreceğim!”
Savaş meydanı kan gölüne döndü. İlk başta Müslümanlar sarsılsa da Kur’ân ehlinin haykırışlarıyla saflarını sıklaştırıp hücuma geçtiler. O dehşetli günde Vahşî, mızrağını bu kez Müseylime’ye fırlattı ve onu yere serdi.
O kargaşa içinde, bir zamanlar Kur’ân bülbülü olan, geceleri kıyamda geçiren er-Reccâl bin Unfûve de kılıç darbeleriyle, küfür üzere can verdi.
Son Söz: Ebû Hureyre’nin Secdesi
Reccâl’in mürtet olarak öldüğü haberi Medine’ye ulaştığında, Ebû Hureyre hıçkırıklara boğularak şükür secdesine kapandı. Artık emindi: Peygamber’in bahsettiği o talihsiz kişi kendisi değildi.
Bu kıssa, kulun kalbine saplanan bir hançer gibi uyarır:
İbadetine güvenme, ameline mağrur olma!
Zira son nefes, Levh-i Mahfûz’daki sırrın tecellisidir.
Bir zamanlar Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşî, hidayet ve şehadetle yücelirken; Peygamber’in dizinin dibinde yetişen Reccâl, bir avuç dünya malı uğruna ebedî karanlığa yuvarlanmıştır.
Rabbimizden niyazımız; bizleri hidayet üzere sabit kılması ve son nefesimizi iman üzere vermeyi nasip etmesidir.
Arapçadan tercüme:
Abdülhamid Doğan
@NekadarolduTR Amerikan baskanlarinin turkiyede oy hakki olmadiğini birisi şu muptezele soylesin,devletin başi bizim irademizi temsil ediyor varsa yureğin indir bakalim reisi ordan,bu ulke mezarlik alemcilerine teslim edilmeyecek kadar değerlidir.