10 yıldır Bilim Akademisi öncülüğünde sürdürülen Yapay Zekâ Yaz Okulu bu yıl 3-6 Temmuz arasında Piri Reis Üniversitesi Deniz Kampüsü’nde yapılacak!
Bu yılın teması “Yapay Zekâda Temellerden Otonom Sistemlere ve Güvenilir Yapay Zekâya”.
Ayrıntılar için:
https://t.co/bDGFmEnHmx
YZ Kullanırken Farkında Olmadan Ne Kaybediyoruz?
Psychology Today, yayımlanan yazısında @JohnNosta sessiz bir tehlike olan bilişsel tembelliğe dikkat çekiyor.
Sorun şu. YZ'ye bir şey sormak ile o şeyi kendiniz düşünmek arasındaki fark, zamanla görünmez hale geliyor.
Çünkü YZ size kendi sesinizde, kendi mantığınıza uygun cevaplar döndürüyor.
Düşünmüş gibi hissediyorsunuz; oysa sadece onaylamışsınızdır.
İlk eriyen şey belirsizliğe tahammül.
Bir sorunun cevabını hemen bilmemek, eskiden düşüncenin başlangıç noktasıydı.
Şimdi giderek daha fazla insan bu rahatsızlıktan kaçmak için refleks olarak makineye uzanıyor.
Gerçek yargı yetisi, kararın verildiği anda değil, o karardan önce soruyla baş başa kalınan o belirsiz, sancılı süreçte şekilleniyor.
Bunu YZ'ye devreden bir zihin, üretkenliğini koruyabilir; ancak zorlu soruların üstesinden gelme kasını fark etmeden yitirebilir.
Yazar buna "bilerek teslim olmak" demiyor. Çok daha sinsi bir şey bu.
Araç o kadar iyi çalışıyor ki, onsuz ne yaptığınızı unutuyorsunuz.
📎 Kaynak: Psychology Today, "AI and the Psychology of Cognitive Surrender" (1 Haziran 2026)
Herşey çok karıştı, paylaşamadık.
Habitat @habitatdernegi ile beraber yürüttüğümüz gençlerin iyi olma hali araştırmasının detaylı raporunu da açıkladık:
https://t.co/3cxi5A7oGO
@boracaldu@ersinkopuz
Otoriter sistemlerin oluşturduğu baskı, korku ve otosansür atmosferi aydınlarda zihinsel tembelliğe, kamuoyunda da kanıksanma nedeniyle her olayı sıradanlaştırarak algılamaya yol açıyor. Bu durum da her gelişmenin genel geçer ezberlerle yorumlanarak otoriter sistemin meşrulaşmasına hizmet ediyor.
Temel demokrasi ve evrensel hukuk ilkelerini yok sayarak, açık otoriter yöntemlerle yürütülen mutlak butlan kararını CHP tarihindeki iç siyasi rekabete ve hizip hareketlerine benzetmek genellikle bu tembelliğin sonucudur. Yaşananlar sadece CHP’ye karşı yapılmış hukuksuz bir işlem değil, Cumhuriyete ve onun ulaşmaya çalıştığı çok partili, özgür, demokratik yönetime ulaşma hedefine yönelik bir saldırıdır.
Burada İnönü-Ecevit rekabetine yapılan benzetme tarihsel olarak çok yanlış. Kılıçdaroğlu'nun yapmaya çalıştığı gibi sırtını iktidara dayayarak ana muhalefet partisini ele geçirme operasyonunun Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri yok. Bu yapılan analizlerin bilinçli veya farkında olmadan yaşananları normalleştirme riski var:
1) İnönü kurultaya girerken seçilmiş genel başkandı; koltuğunu korumak için de iktidarla ortaklık kurmadı. 2) İnönü-Ecevit kapışması sadece kuşak çatışması değil, ideolojik bir farklılık üzerine de oturuyordu. 3) İnönü kaybettiği kurultay sonuçlarını tanıdı, dolayısıyla 1972 kurultayı sonrası da partiyi mahkeme kapılarına düşürmedi. 4) İnönü'nün partide genel başkan olarak ciddi bir tabanı vardı. Kurultayda 1200 küsur delegenin 500 civarında oyunu aldı.
Ayrıca bu sürekli dile getirilen "devletçi gelenek" ifadesi de oldukça sorunlu. Hangi devletçi gelenekten bahsediyoruz 2026 senesinde? Tamamen kişiselleşmiş otoriter bir iktidar var ve onun kontrolünde devlet kurumlarının içi boşaltılıyor. Parti kadrolarında tabanı kalmamış, seçmenlerin tiksinme noktasına geldiği, kurultayda kaybeden bir eski siyasetçi, iktidara sırtını dayayarak partiye çökmeye çalışıyor.
The Erdoğan government is effectively attempting to capture the country’s largest opposition party through the courts and the coercive police force.
@BBCWorld@guardian@nytimes@FinancialTimes
“Halet-i ruhiye” artık sadece bireysel bir duygu durumu değil; toplumların geleceği algılama biçimini, umutlarını, kaygılarını ve yönelimlerini şekillendiren kolektif bir pusula haline geliyor.
Peki geleceğe bakarken en baskın duygumuz ne olacak: umut mu, belirsizlik mi?
Yapay zekâ çağında insan zihni nasıl dönüşecek?
Sürekli değişen dünyada bireysel dayanıklılık mı, toplumsal kırılganlık mı büyüyecek?
Ve tüm bu dönüşümün ortasında kültür, sanat ve müzik bize nasıl eşlik edecek?
Prof. Dr. @nebisumer, Ece Ertürk ve @KarsuDonmez, Araştırmada Yenilikler Konferansı 2026’da gerçekleşecek “Ufuktaki Halet-i Ruhiyemiz” oturumunda; insanın bugünkü ruh halini, toplumsal dönüşümleri ve geleceğin duygusal iklimini farklı perspektiflerden ele alacak.
Her yıl olduğu gibi, bu yıl da konferansımıza katılım gelirleriyle eğitim alanında sosyal bir projeyi hayata geçiriyoruz. @PAYDAPLATFORMU iş birliğiyle Diyarbakır Huzurevleri İlkokulu’nda öğrencilerimizin gelişimini destekleyecek çok amaçlı oyun ve öğrenme alanları inşa edeceğiz.
Detaylı bilgi ve katılım için👉https://t.co/hpirkBZuxz
Araştırmada Yenilikler Konferansı 2026 | Ipsos
#ipsos #araştırmadayeniliklerkonferansı #yeniufuklar #geleceğedair
📍TBMM
Psikologlar her alanda var; fakat hepsi farklı statülerde, farklı maaşlarda, farklı haklarla çalışıyor. Önemli bir kısmı psikolog ünvanıyla çalışmıyor!
Yapılması gereken ilk iş;
👉 1219 sayılı Kanun içerisine psikolog ünvanının eklenmesidir.
👉 Psikologlar için meslek kanununun çıkartılmasıdır.
Bu ayki konuğumuz “Yurtta ve Cihanda Enflasyon” başlıklı konferansla Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Refet Gürkaynak.
📅 13 Mayıs Çarşamba, 18.00
📍 Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED) Oditoryum
@RefetGurkaynak#enflasyon#ekonomi#bilim
Dünyada otoriter dalga gerçekten kırılıyor mu? Türkiye'de bu dalgayı kıracak yapısal bir hamle mümkün mü?
Bu iki soruya kültürel evrim kuramı, oyun kuramı ve kliodinamik (tarihin hesaplamalı bilimi) çerçevelerini birlikte kullanarak cevap aramaya çalıştım. Macaristan, ABD, Hindistan ve İtalya'daki son siyasi tablonun ne anlama geldiğini; otoriter koalisyonların neden bu denli dirençli, demokratik koalisyonların neden bu denli kırılgan olduğunu politik psikoloji literatürünün bulgularıyla birlikte tartıştım. Bu asimetrinin yapısal kaynaklarını ve hangi koşullarda tersine çevrilebileceğini ele aldım.
Türkiye özelinde ise somut bir öneri sundum: partiler tarafından başlatılmış, ancak partilerüstü bir "Demokrasi Platformu". Klasik bir seçim ittifakının koordinasyon problemini neden çözemediğini; böyle bir platformun ittifaktan teşvik mimarisi, sinyal işlevi ve ortak bilgi üretimi bakımından yapısal olarak nasıl ayrıştığını inceledim. Son olarak, Oyun Kuramı'ndaki "odak nokta" (focal point) işlevini üstlenebilecek nitelikte bir kamusal figürün böyle bir yapı için neden kritik olduğunu, kutuplaşmayı düşüren ve geniş tabanlı meşruiyet üreten aktör profilinin hangi psikolojik ve sosyolojik özellikleri taşıması gerektiği üzerinden tartıştım.
Yazının tamamı Medyascope'ta (@medyascope)👇
https://t.co/6xjtRIrt2J