BREAKING: SWITZERLAND BANS MAMMOGRAPHY – THE MEDICAL FRAUD UNVEILED
Switzerland has just become the first country to ban mammography, exploding the truth behind one of the biggest frauds in medical history. For decades women have been terrorized, misdiagnosed and mutilated by a system not designed to heal, but to profit. Now the mask is removed.
Mammography was never about saving lives. It was about making patients. The facts are damning:
Up to 60% false positives - Half of all diagnoses are incorrect. Women are put through chemo, mastectomies and radiation for diseases they never had.
The test itself is dangerous – Breasts subjected to brutal crushing, tissue bombarded with radiation. A "cancer test" that causes cancer.
Risk of tumor spread - Studies indicate that mammography may actually stimulate the growth of tumors. Picture believing in a test that promotes the very disease it says it’s trying to prevent.
690,000+ over-diagnoses – Healthy women were marked sick, turned into cash cows for Big Medicine.
That’s not healthcare. It's organized crime against women." A profit machine built on fear, propaganda, and mandatory annual screenings that trap millions in a cycle of overdiagnosis and overtreatment.
Switzerland is at war with the medical mafia. Their ban is not just a matter of policy, it is a revolutionary act that exposes the dirty secret of profits over people. The rest of the world can’t pretend anymore.
The simple truth is: better, safer options exist. Crush and radiation? No. Manual exams and advanced imaging prove it. The medical industry knows this but they keep them quiet to preserve their billion dollar empire.
Global Call to Action:
– Cease mammography in all countries.
– Track down and prosecute the profiteers.
– Fund humane and safe diagnostics.
– Teach women with truth, not fear propaganda.
Switzerland has set the fuse. The medical establishment will fight to defend its empire, but the cracks are beginning to show. The lies will not hold up.
This is not simply about identifying breast cancer, it’s about exposing the whole system that feeds off human suffering. Switzerland has taken the first step in a worldwide revolution for real healthcare. The question is: Will the world rise up or allow the medical mafia to continue destroying lives for profit?
The time for silence has passed. The truth is revealed.
İşte size Türkiye'deki mezhepçi din adamlarının tavrı, zihniyeti ve tercihleri:
1)26 Mayıs 1919'da Yunan ordusu Manisa'yı işgal ediyor.
Manisa'nın çok dindar hocaları, şeyhleri işgalci ordu komutanı Prans Andrew'i diğer din adamlarıyla birlikte böyle sevinçle ve kucaklayarak karşılıyor.
2)Bir başka hoca (şeyh) müritleriyle Yunan Subayı'nı ziyaret ediyor. Sarıklı din adamları işgalci düşman subayı önünde secdeye varıyorlar.
3)"Keşke Yunan galip gelseydi!" diyen bir ihanet üstadını bu ülkenin Diyanet İşleri Başkanı olmuş kişi ziyaret edip saygılar sunuyor.
4)İşgalci Yunan askerinin fesiyle, AKP'lilerin üstat ilan ettiği Kadir Mısıroğlu'nun fesi birbirine nasıl da benziyor.
5)İşte bunlar şimdi bize Müslümanlık, vatanseverlik, millilik dersi vermeye kalkışıyorlar.
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı:
II. Abdülhamid’in masa başında İngilizlere verdiği Kıbrıs’ı Türkiye Cumhuriyeti 96 yıl sonra fethetti. Bu nedenle Türkiye’ye İran’dan daha ağır ambargolar uygulandı. Tıbbi malzemelere dahi ambargo uygulandı, tıbbi malzeme eksikliğinden vefat edenler oldu. Ülkede yağ, benzin, tüp vs. kuyrukları oluştu, ama Kıbrıs davasından Türk Milleti vazgeçmedi.
Türk Milleti Kıbrıs için çok bedel ödedi. Kıbrıs’ı verelim de rahatlayalım demedi. Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs’tan masa başında asla vazgeçmedi. Monarşi ile cumhuriyet arasındaki fark, millet iradesinin uygulanmasıdır...
12 Eylül 1980'de yaptırdığı askeri darbe ile devlet başkanı olan Kenan Evren süresi bitince Cumhurbaşkanlığı'nı bırakmış, Marmaris'te resim yapıyordu...
1990 yılı civarı eve geldim odamda küçük siyah beyaz televizyon var.
Bir baktım Kenan Evren ile röportaj yapılıyor (şimdi öyle röportajlar yok).
O da emekli olmuş ve Marmaris'te olmanın rahatlığı ile olsa gerek açık açık konuşuyor..
Terörle ilgili soruyu sorarken ekliyorlar, Paşam Türkiye bölünecek mi?
Zamanın en kuvvetli adamı, Devlet başkanlığı ,Genelkurmay başkanlığı yapmış Evren Paşa, sakin sakin yanıtlıyor; evet, Türkiye bölünecek ama en az 20 yıl sürer diyor. Şaşırıyorum ,yanlış mı duydum diyorum. Nasıl yani diyor spiker. Hoca (Necmettin Erbakan)söyledi ya diyor, batılılar öyle istiyor….
Spiker de şaşırmış olmalı ki, peki bu önlenemez mi diyor.
Kenan Evren biraz durakladıktan sonra Türkiye,Suriye,Irak,İran birlikte hareket ederse bu bölünme önlenir diyor...
Şimdi neredeyse 30 yıl geçti Suriye, Irak parçalandı, İran'ın durumu ortada ve yanında değiliz!
Türkiye'nin durumu da ortada.!
Gerisini artık çok da geç olmadan siz de düşünün.
Alıntı: Caner Aksut
Kutlu parti istanbul il başk.
Türk Tarih Kurumu Eski Başkanı Tarihçi, Prof dr Yusuf Halaçoğlu: "ilk 15 yılda (1923-38) Türklerin neleri başardığını gördükleri için Atatürk'ten sonra Türkiye'yi Türkler'e yönettirmedikleri için bu haldeyiz. Artık Türkiye'yi Türkler yönetmeli. Yoksa düşünemiyorum gerisini..."
21 Mart 2024, Nevruz Kutlamaları, Habertürk TV'deki konuşmasından.
#gözgöregöre #sallandık
Kıtlık ve Dışa Bağımlılığın Ayak Sesleri: Çiftçinin Fişini Kim Çekiyor?
Konya Karatay’da bir trajedi yaşanıyor.
Tarım sezonunun, mahsulün suya en çok ihtiyaç duyduğu o kritik noktada; DSİ ekipleri, jandarma eşliğinde tarlalara girip kuyuları mühürlüyor.
Soru basit ama cevabı ağır: Kim bu kirli eller?
Üretici "elektrik faturam var, ruhsatım var, planım belli" diye haykırırken, siz hangi akılla, hangi planlamayla o suyu kesiyorsunuz?
Bu bir "kuyu kapatma" operasyonu değil; bu, kendi toprağında üretim yapan çiftçiye, bu ülkenin sofrasına koyacağı ekmeğe ve gelecekteki gıda bağımsızlığımıza vurulan bir darbedir.
Mısır tarlaları kururken, pancar üreticisi iflasa sürüklenirken bu sessizlik kime hizmet ediyor?
Çiftçiyi susuz, toprağı çorak, milleti dışa bağımlı bırakan bu "anlayışın" hesabını kim verecek?
Okunması umuduyla...
Dahili ve harici bedhahlar!
Bizim kuşak bedhah kelimesiyle Atatürk’ün Nutuk’unda tanıştı. ‘Bedhah’ kötü niyetli insan demektir. Atatürk Gençliğe Hitabesinde dahili ve harici bedhahlarımızdan söz etmişti. Onun sağlığında ne dahili ne de harici bedhahlarımız Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar verebildi. Ona Sevr’i kabul ettiremediler, demir yolları, fabrikalar yaptırmasına engel olamadılar, uçak fabrikalarımızı kapattıramadılar. Ancak o fiziksel varlığıyla aramızdan ayrıldıktan sonra dahili ve harici bedhahlarımız ülkemiz üzerindeki olumsuz amaçlarında başarıya ulaşabildiler. Birkaç tanesine bakalım.
KÖY ENSTİTÜLERİMİZ
Köy Enstitüleri gerek ülkemiz gerek dünyamız için büyük bir buluştu. Bu enstitülerde öğrencilere okul yapmak, duvar örmek, kapı, pencere yapmak öğretildi. Ayrıca kız öğrencilere ebelik öğretildi. Eğer Köy Enstitüleri 1990’lı yıllara kadar kapatılmasaydı ülkemizdeki tarım ve hayvancılık çok daha iyi durumda olurdu, kadın cinayetleri böylesine artmazdı. Dünyanın en ileri ülkeleri arasında yer alırdık. Köy enstitülerini kim kapattırdı? Dahili ve harici bedhahlarımız kapattırdı.
UÇAK FABRİKALARIMIZ
Atatürk’ün sağlığında Kayseri’de ve İstanbul’da uçak fabrikalarımız vardı. Dünyanın uçak yapan ilk dört ülkesinden biriydik. 16 farklı tür uçak yapıyorduk. Dünyada ilk yolcu uçağını yapmıştık. 1950’lerde harici bedhahlarımız uçak fabrikalarımızı kapatmamızı söylediler. Dahili bedhahlar da kapattılar. (Uçak fabrikalarımızı her kim kapattıysa o vatan hainidir.) Eğer uçak fabrikalarımızı kapatmasaydık bugün dünyada çok daha farklı bir yerde olurduk.
ZEYTİNYAĞI, TEREYAĞI VE BASMA YASAĞI
1950’lerde İspanya bizden delice ağacından yapılmış odun kömürü istedi. Deliceleri kestik, kömür yaptık. Oysa deliceler aşılanıp zeytin ağacına dönüştürülürdü. Türkiye’deki bir büyük elçi deliceleri kesmenin yanlış olduğu konusunda yetkilileri uyardı ancak alıcı iyi para verdiği için bu uyarıyı ciddiye almadık. Böylece zeytin ağacı kıyımı o günlerde başlamış oldu. Dahili ve harici bedhahlar iş başındaydı.
Köy Enstitüleri kapatılınca, tarım hayvancılık bitince köyden kente göç başladı. Başlangıçta yöneticiler için sorun yoktu ancak gecekondular çoğalınca bu göçü tersine çevirmek amacıyla 1990’lı yıllarda bir arabeskçiye şarkı ısmarladılar. Şarkı “Haydi gel köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim” şeklindeydi. Kimse bu şarkıyı dinleyip köyüne dönmedi, Fadimelerin düğünleri gecekondu semtlerindeki düğün salonlarında yapıldı.
Benzeri mantıkla bir dönemde “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” şeklinde şarkı sürüldü piyasaya. Amaç zeytinyağının itibarını düşürmek ve Atatürk’ün açtığı basma fabrikasını köylü işi diye küçümsemekti. Cemil İpekçi güzellik kraliçelerimize basmadan fistan dikti. Bu, bedhahlara en güzel cevaptı.
1960’lı yıllarda ülkemizde dahili bedhahlar tarafından tereyağının çok zararlı olduğu yolunda kampanya başlatıldı. Ne tesadüf (!) hemen arkasından ülkemize margarinler girdi.
DEMİRYOLU YASAĞI
Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “Niçin demiryolu yapalım, biz komünist miyiz?” demişti. Rusya’daki Trans Sibirya Demir Yolu’nu kastediyordu. Bu benzetmede bir yanıltma vardı, demir yollarıyla örülü olan İngiltere veya Almanya komünist miydi? Değildi. Bu görüş doğrultusunda karayoluna, arabaya, lastiğe benzine yüklendik, uzun süre demir yollarımızı ihmal ettik.
Annem ve babam birer Cumhuriyet aydınıydılar fakat Köy Enstitüleri’nin, uçak fabrikamızın kapatılmasına, delicelerimizin kesilmesine engel olamadılar.
Üstün Dökmen
Değerli Psikolog-Akademisyen-Yazar Üstün Dökmen Hocamızdan güzel ve önemli bir yazı.
Gençliğim eyvah!
Bugün İstanbulda trafik ablamın cilvesinden,otopark ağabeyimin celallenmesinden korkuma Marmaray ve Trene bindim
Gördüklerim dehşet!
Kız -erkek gençler bırakınız yaşlılara yer vermeyi karnı burnunda hanımlara da yer vermiyor.
Öğrenmenler ebeveynler yanlıştayız!
AYVALIK’A ÇOK DİKKAT! HOŞGÖRÜ TEK TARAFLI OLMAZ
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“Ayvalık’ta kiliseler restore ediliyor. Batı Trakya’da ise Türklerin camileri kapatılıyor.
Ayvalık’ta ayazmalar, hatta çeşmeler dahi dinî ve kültürel miras olarak kabul edilerek restore ediliyor. Üstelik bunlar bizim Kültür ve Turizm Bakanlığımızın ve aralarında çok önemli isimlerin de bulunduğu birtakım iş insanlarının desteğiyle gerçekleştiriliyor.
Peki karşı tarafta ne oluyor?
Yunanistan’da Osmanlı mezarlıkları tahrip ediliyor. Ecdadımızın mezarlarına, camilerimize, tekkelerimize ve türbelerimize gereken saygı gösterilmiyor. Bazı tarihî dinî yapılarda konserler ve farklı etkinlikler düzenleniyor. Türbe dediğiniz yerde mezar vardır, kutsiyet vardır. Böyle bir mekânı eğlence yerine dönüştürmek kabul edilebilir değildir.
Onun için tekrar söylüyorum:
Ayvalık’a çok dikkat!
Ayazma faaliyetlerine ve ayazma etkinliklerine çok dikkat!
Midilli’den yapılan yoğun geliş gidişlere çok dikkat!
‘Yunan-Türk dostluğu’ adı altında gerçekleştirilen faaliyetlere çok dikkat!
Yunan konsoloslarının ziyaretlerine çok dikkat!
Fener Rum Kilisesi başpapazının Ayvalık’a yönelik faaliyetlerine ve ziyaretlerine çok dikkat!
Allah aşkına soruyorum: Ayvalık’ta kaç Rum Ortodoks Hristiyan yaşıyor? Sayıları son derece sınırlıyken bu yoğun dinî ve kurumsal faaliyetin sebebi nedir? Bunun sorgulanması gerekmez mi?
Bizde ise bu meselelerin stratejik boyutunu görmeden hemen ‘turizm’ ve ‘hoşgörü’ deniliyor.
Peki hoşgörü neden hep Türkiye’den bekleniyor?
Hoşgörüyü önce Midilli’de göster!
İstanköy’de göster!
Rodos’ta göster!
Girit’te göster!
Batı Trakya’da göster!
Bu coğrafyalardaki Türk-İslam mirasına aynı hassasiyeti göster. Türklerin tarihî eserlerini, mezarlıklarını, camilerini ve kimliklerini koru.
Batı Trakya’da yaşayan Türklerin kimliklerinin tanınması konusunda aynı hoşgörüyü göster.
Biz kendi ülkemizde farklı dinlere ait tarihî eserleri koruyalım, kiliseleri restore edelim, ayazmaları ihya edelim; buna karşılık Türk-İslam mirası Yunanistan’da aynı hassasiyeti görmesin…
Böyle bir karşılıklılık olmaz. Böyle bir hoşgörü anlayışı da olmaz.
Türkiye hoşgörülüdür, ancak hoşgörü tek taraflı teslimiyet değildir.
Dostluk istiyorsanız karşılıklılık esastır.
Ayvalık’a dikkat edin. Çünkü mesele yalnızca birkaç kilisenin veya ayazmanın restorasyonu değildir. Mesele, bu faaliyetlerin hangi siyasi, dinî ve jeopolitik çerçeve içerisinde yürütüldüğünü doğru okuyabilmektir.”
YAYININ TÜMÜ👇
https://t.co/Hm3li2RfhK
@AYVALIKBELEDIYE@tabiatplatformu@AyvalikForum@ayvalikhaber@tontvmedya@balikesirbld@TC_Balikesir@TCKulturTurizm@TC_icisleri@TC_Disisleri
Puşkin, Erzurum konusunda haklıydı. Dincilikten ve ırkçılıktan asla vazgeçmeyenler buna çeşitli kılıklarda itiraz etseler de gerçekçiydi.
Aleksandr Puşkin, 1829 yılında Rus ordusuyla birlikte sivil bir seyyah olarak geldiği Erzurum'u kaleme aldığı "Erzurum Yolculuğu" adlı eserinde, Erzurum'da karşılaştığı sefalet ve geri kalmışlık karşısında büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır. Puşkin'in Erzurum ve Osmanlı toplumuna dair öne çıkan en belirgin olumsuz izlenimleri şunlardır:
1. "Asya Şaşaası" Efsanesinin Çöküşü ve Sefalet:
*Doğu İhtişamı Bir Yalandır. Puşkin, kitaplarında anlatılan "Asya şaşaası" kavramının koca bir yalandan ibaret olduğunu savunur. Doğunun zengin değil, aksine derin bir yoksulluk ve ilkellik içinde olduğunu yazar. Şaşaanın ve medeniyetin ancak Avrupa'ya ait bir değer olduğunu söyler.
*Şehrin Mimarisi. Erzurum’un çamurlu, dar sokaklarını, toprak damlı evlerini estetikten ve mimariden tamamen uzak bularak kasvetli ve ilkel olarak nitelendirir.
2. Kültürel ve Sosyal Eleştiriler
*Sanat ve Edebiyatın Seviyesi: Erzurum'daki yerel şair ve halk sanatkârlarıyla karşılaşan Puşkin, onların sanat anlayışını ve şiirlerini son derece yetersiz, sığ ve ilkel bulduğunu belirterek olumsuz görüşler bildirir.
*Halkın Tembelliği ve Ticaret: Doğu insanının (ve Türklerin) kaderci, yeniliğe kapalı ve uyuşuk bir yaşam sürdüğünü iddia eder. Kentte çuval çuval şifalı bitki (ravent) bulunmasına rağmen ticari vizyonsuzluk ve cehalet yüzünden insanların basit bir ilaç bulamadığı için ölebildiğini söyler.
*Toplumsal ve Ahlaki Eleştiriler: Bölgedeki bazı paşaların haremleri, askerlerin yaşayış biçimleri ve Osmanlı subay kademelerindeki bazı ahlaki yozlaşmalar (oğlancılık iddiaları gibi) hakkında ağır ifadeler kullanır.
3. Askeri ve Yönetimsel Zafiyetler:
*Osmanlı Paşalarının Dirayetsizliği: Puşkin, Rus ordusunun Erzurum'u ve çevre kaleleri bu kadar kolay ele geçirmesini Rusların askeri dehasından ziyade, Osmanlı paşalarının korkaklığına, dirayetsizliğine ve vizyonsuz yönetimlerine bağlar.
*Halkın Çaresizliği ve Kaos: Şehre Rus ordusu yaklaşırken Osmanlı idarecilerinin yalan haberler yaymasını, halkın yaşadığı derin panik ve çaresizliği acımasız bir realizmle eleştirir.
4. Kadınların Sosyal Hayattaki Yokluğu:
*Kafes Arkasındaki Yaşam: Puşkin, Erzurum'da kadınların tamamen sosyal yaşamın dışında bırakılmasını, çarşaflara bürünmesini ve adeta birer esir gibi yaşamasını bir batılı gözüyle oldukça gerici ve sarsıcı bulur. Hatta şehirde bir kadının yüzünü görebilmek için uğraş verdiğini ve bunu başaramadığını anlatır.
Özetle; Puşkin düşman cephesindeki kayıplara (örneğin ölen genç Türk askerlerine) insani bir üzüntü duysa da, genel olarak Erzurum’u ve Osmanlı toplumunu "Avrupa medeniyetinin gerisinde kalmış, Doğu masallarından uzak, sefil ve ilkel" bir coğrafya olarak resmetmiştir. (Aİ'den alınmıştır)
Peki, Erzurum bugün değişti mi? Ne yönde?
Eski Manisa valisiydi.
"İtibardan tasarruf olmaz" diyenlere....
Yıllar önce,İzmir ile Çeşme arası seyahat eden bir minibüsü,polis kimlik kontrolü için durdurur.
Ayakta seyahat eden bir bey'in kimliğine bakan polisler dona kalır.
İçışleri Bakanlığı tarafından verilen kimlikte,"Bilecik Valisi" yazmaktadır.
İlk şaşkınlığı atlatan polisler,
-"Sayın valim sizi biz götürelim"
teklifinde bulunsalar da;
-"Teşekkür ederim. Tatildeyken, devletin aracına binmem"
yanıtını alırlar.
Görev yaptığı,Bilecik, Erzincan, Manisa illerinde sabahları makama yürüyerek giden, Ankara'ya valiler toplantısına kendi biletini alarak otobüsle giden,gazeteci Saygı Öztürk'ünde ağabeyi,emekli vali Refik Arslan Öztürk vefat etti.
Mekanın cennet olsun...
Pakiza Akbaba,Türk milletinin anasıdır.
Pakize ana Nene hatundur.
Pakize ana Tomris hatundur.
Politikacılar Pakize ananın öfkeyle konuştuğunu sanmasın.
Pakize ana Türk milleti olarak konuşuyor.
Yakında bu ikazların da boş ikazlar olmadığını dünyaya göstereceğiz.
Bir doktor 75 yaşındaki babanızın üzerine yürüyüp, O...ç ve s... ile başlayan küfürleri savursa ne yapardınız? @drmemisoglu@saglikbakanligi
Saka değil, hayatimda ilk kez yazmak dışında bir eylem icin karakolluk oldum bugün.
Bir sürü kronik hastalığı olan babam, raporlu ilacını yazdırmak için mahallemizdeki bir semt polikliniğine gitmiş.
Ayaklarını masanın öteki tarafından cıkacak kadar uzatmis ve kafasını telefondan kaldırmayan sözde doktor, ilaç yazmış göndermiş.
Eczacı yanlış ilaç yazıldığını söyleyip, tekrar poliklinige göndermiş.
Babam tekrar gitmiş "yanlış yazılmış" demiş, yine kafasını telefondan kaldırmayan sözde doktor yeni reçete yazmış.
Babam tekrar eczaneye gitmiş yine yanlış ilaç yazılmış.
Bakın abartmıyorum bu böyle 3 kere tekrarlamiş.
Yahu adamın 5-6 tane kronik hastalığı var, hepsi raporlu.
PC ekranı açınca hangi ilacı kullandığı gözüküyor.
Yapacağın tek şey kafanı telefondan kaldırıp, raporlu olan ilacı yazmak.
Kalp, tansiyon, seker gibi bir sürü kronik hastaligi olan adam, poliklinik-eczane arasinda mekik dokumus resmen.
Neyse bu böyle 3 kere olunca tekrar odasına girmis.
Demis ki "bakin ben size doktor oldugunuz icin saygi duyuyorum, odanıza girerken bile sapkamı çıkartıyorum. Ayaklarını uzatmıs, telefondan kafanı kaldirmadığın icin 3 kere yanlis ilac yazdin.
Ben de devlet memuruydum. Bu isin bi adabı vardır. Toparlan ve şu ilaçlarımı doğru yaz" demiş.
Vay efendim sen bana nasıl adap ogretirsin diye ayağa kalkıp o..ve s. ile başlayan küfürler etmeye başlayınca odaya çalışanlar girmis.
75 yaşındaki adama yumrugunu kaldirmis, araya girenler olmasa yaşayacakları düşünemiyorum..
Neyse babam polis çağırmış, sonra beni aradı geç gelecegini soylemek icin.
Ne oldu dedim.
"Doktor üzerime yürüdü, küfür etti" dedi.
Sana dokundu mu dedim.
"Yok yok ama araya girmeseler yumrugu kaldirmisti" dedi.
Yemin ederim kan beynime sıçradı.
Hangi evlat anne babasına bir yumruğun gölgesi düşse delirmez ki?
Fırladım gittim polikliniğe.
Sözde doktorun adı Serkan Erman'mış.
Polisler ifadesini alirken odaya girdim ama çıkarttılar.
İşleri bitince odaya girmek istedim ona da izin vermediler.
"Çık lan dışarı" diye bağırdım. "75 yaşındaki adama el kaldırmak kolay bana kaldır bakayım o yumruğu göreyim. Sen kime o.c diyorsun?" diye bagirdim. Çok sinirliydim, başka neler dedim hatırlamıyorum.
Çıkmadı odadan tabi.
Muhtemelen ayaklarını uzatmış reels kaydırmaya devam ediyordu.
Sonra polis geldi yanıma "buyurun karakola o da sizden sikayetci"
Babama yumruk kaldırıp, küfür eden sözde doktor "bana hakaret etti, tehdit etti" diye şikayetçi olmuş benden.
Neyse gittik hem şikayet ettik, hem ifade verdik.
Bana bir gün doktorla ilgili karakolluk olacaksın deseler inanmazdım.
Benim annem hemşire. Senelerce ulkenin en ücra köselerinde doktorlarla, hemşirelerle aynı lojmanlarda kaldık, çocukluk anılarım bile hep doktor abiler hemşire ablalar var.
Bizim aile bir saglik calisanina kötü söz edecek son ailedir.
Ama bugun anladım ki "doktor şiddet" haberlerini belki de yanlış okuduk bu zamana kadar.
Mesele doktor olması değil, o hareketi bakkal da yapsa tepki verirdim, manav da.
Yani mesele meslek değil adam olmakta.
Kadına, çocuğa, yaşlıya, hayvana el kaldırmak kolay.
O kadar erkeksen kendi yaşında, kendi ebadında bir adama yumruk kaldır, o zaman görelim ne kadar erkeksin!
Ki korkağın tekiydi odasından bile çıkamadı.
Neyse buradan @drmemisoglu ve @saglikbakanligi na sikayet ediyorum. Kendisine doktor diyen Serkan Erman ismindeki şahıs, kafasını telefondan kaldırıp bir reçeteyi bile 3 defa yanlış yazıyor.
Yani eczacı fark edip uyarmasa kim bilir ne ilacı verecek insanlara.
Ayrıca saygısız. Yaşlı ve hasta birine el kaldırmak için nasıl bir gerekçe sunacak acaba?
Şimdi muhtemelen bana küfür etti falan deyip, kendini haklı çıkarmaya çalışacak. Odada kamera yok, at atabildigin kadar..
Bu adama ne ceza verirsiniz bilmem ama ben hukuki olarak sonuna kadar o yumruğun hesabını soracağım. @RTErdogan
➖Terör örgütü PKK'nın elebaşlarından biriydi.
➖PKK'nın pek çok kanlı terör eylemine ve katliamına karışmıştı.
➖Ve "bir numaralı güvenlik tehdidi" olarak İçişleri Bakanlığımızın kırmızı bülten listesindeydi!
➖Altı ay önce Suriye'de Millî Savunma Bakan Yardımcısı olarak atandı.
☀️O gün Meclis'te tepkimizi dile getirdik ve iktidarı bu konuda uyararak görevini yapmaya davet ettik.
💡İktidar sıralarından hiçbir yorum gelmedi, sessizce dinlediler.
➖Ve birkaç gün önce Meclis'ten o malum yasa geçti.
➖Ancak henüz onaylanmadı ve Resmi Gazete'de yayımlanmadı.
➖Bu arada İçişleri Bakanlığı sessiz sedasız "kırmızı bülten kararını" kaldırdı.
➖Askerlerimizin, polislerimizin katili alçak bir terörist, artık Suriye Millî Savunma Bakan Yardımcısı.
➖Hakkında herhangi bir "arama kararı" ya da "kırmızı bülten" kararı yok.
➖Ve Türkiye'ye resmi bir ziyarette bulunacak olursa kendisi "kırmızı halı" ile karşılanacak!
👉İhanetin zaman aşımı yoktur!
#İhanetinZamanAşımıYoktur
Timur Soykan:
*Müritlerden toplanan parayla devasa holding açmak dolandırıcılık ise
*Menzil de, İsmailağa da aynısını yapıyor
*Bütün cemaatler Türkiye'de aynısını yapıyor
*Onlara yönelik de bir dolandırıcılık ve kara para soruşturmasının başlatılması gerekir miyor mu ⁉️
Yeni tayin olduğu alayı denetleyen albay, nizamiyedeki bankın başında nöbet tutan iki eri görünce tuhafına gitmiş ve "neden orada nöbet tuttuklarını "sormuş.
-"Bilmiyoruz komutanım, eski komutanımızın emri ile sürekli bu banka nöbet yazılır "
diye cevap vermiş askerler.
Merakını yenemeyen albay bir önceki alay komutanını telefonla aramış ve ona sormuş , adam da şaşkın bir ses tonuyla cevap vermiş.
-“Vallahi ben de bilemiyorum, epey önceden konulmuş bu nöbet geleneğini biz de devam ettirdik ama gerekçesini hiç sormadık"
İşi inada bindiren albay, sora sora, azimle ve ısrarla üç komutan geriye giderek bu nöbeti ilk koyan 80 yaşındaki emekli generale ulaşılmış.
-"Afedersiniz efendim, ben sizin 30 yıl önce başında olduğunuz alayın yeni komutanıyım. Nizamiyedeki bir bahçe bankının başında iki tane nöbetçi buldum.Görünen o ki, bu nöbeti ilk siz koydurmuşsunuz. Bu bankın özelliği hakkında bilgi lütfeder misiniz?
Emekli general şaşkınlıkla bağırmış:
-"Nasıl olur? Boyası hâlâ kurumamış mı?"
Politikacı hainler birinci aşamayı geçer geçmez hemen ikici aşamada Anayasa değişikliği ile Kürdistan Federasyonu kurma çalışmasına başladılar:)
İki hafta evvel yazmıştım;
Çerçeve yasa ile Demirtaş'ı tahliye edip Yeni Partiye monte ederek FETÖ/Solcuların ve Bağçeli desteğiyle,Erdoğan'a da Cumhurbaşkanlığına ebediyen verecek Yeni Anayasa ile Cumhuriyeti tarihe gömmeye çalışıyorlar.
Kürt ırkçısı Mahmut hemen heveslenmiş Türkiye Cumhuriyetinin adını bile yapay zekâ ile değiştirmiş:)
Yüce Türk milleti lütfen endişe etmeyin,telaşlanmayın,öfkenizi kontrollü kullanın.
Neticede bunlara dünyayı dar edeceğime şerefim üzerine söz veriyorum.
Bunlarla herkes anlaşsa,herkes bu hıyanetin parçası olsa bile ben ve arkadaşlarımın hepsini ayağımızın altında ezdiğimiz görüntüleri izleyeceğinize emin olun.
Türk milleti gerekirse Anayasasını bir daha kanla çok rahat yazacak kadar gürbüz ve diridir.
Bu yer küre üzerinde bizden daha cüretkar,bizden daha cesur varsa çıksınlar karşımıza:)
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.
Turhan Çömez, Süleyman Soylu'nun fotosuyla Akp'lilere seslendi:
"Sizin içişleri bakanınız; 'Murat Karayılan'ı bin parçaya bölmezsem suratıma tükürün' demişti
Şimdi o adamla aynı masanın etrafında toplandınız, pazarlık yapıyorsunuz"
Tükürmek için Süleyman'ı arıyoruz ama kayıp
Ankara'nın ve sahibi Roma'nın işi çoktan bitti. Bu ikisinin tasmasını tutan San Francisco'daki yaratık İsrail'den sonra bunları da büyük acılarla götürecek. Kiliselerin yakıldığına, Vatikan'la ilgili de Epstein benzeri dosyaların ortalığa saçılacağına hepiniz çok yakında şahit olacaksınız. Ankara zaten Roma'nın ayak takımı. Onun sonunu burada yazmama gerek yok. En beter sonu onlar yaşayacak. Peki herkes gidecekse bu yaratık köle olarak kimleri kullanacak? Kimseyi. Onun aklında iki kişi olmak var. Bir kendisi olacak, bir de yardımcısı. Dünyayı yönetmek için artık kölelere, aracılara ve devletlere ihtiyaç duymayacağı bir düzeni kurma peşinde. Bunu yapabilir mi peki? İstediği yardımcıyı bulursa yapar. Kapıları açarlar birlikte, kendi boyutuyla birlikte dünyayı yönetirler. Siyonistlerin üzerine kalan Epstein davasını önceden haber eden adam olarak konuştum şimdi.