Sırf AKP’yi 3 kez yendiği ve kazanabilecek bir Cumhurbaşkanı adayı olduğu için 550 gündür tek kişilik hücrede tutuklu adamı adeta herkes unuttu. Bu adamı unutturmayı ben gururuma yediremem. Ekrem İmamoğlu istese çakma muhalif olur, içeride çürümezdi.
UNUTMA, UNUTTURMA!
➖Tasfiye kapsamındaki fonlarda yaklaşık 515 bin yatırımcının 830 milyar TL'si bulunuyor.
➖830 milyar TL, 200 TL'lik banknotlarla yaklaşık 4 milyar 150 milyon adet banknot demek.
➖Bu da banknot başına, yaklaşık 1,13 gram hesabıyla tam 4 bin 690 ton para eder.
➖25 ton taşıyan TIR'lara yükleseniz yaklaşık 188 TIR eder.
👉 Yani 515 bin vatandaşımızın parasını, 188 TIR'a doldurup götürmüşler, hem de göz göre göre!
💡Bu paralar götürülürken nasıl gözünden kaçtı Mehmet Şimşek @memetsimsek ?
👉Oysa 10 ay önce "manipülasyonların farkındayız" diyordun!
İmamoğlu'ndan 'Tuzla Davası' açıklaması
"Şimdi lütfen kendinizi benim yerime koyun. Beraat ettiğiniz bir dava var. Yargı ve siyaset oyunlarıyla, bu davada tekrar hakim karşısına çıkarılıyorsunuz.
Üstelik hakim sadece ifade alacak. Çünkü dava, ifade alınmadığı için bozulmuş. Yani esas değil usül meselesi.
Bu esnada, beraat veren hakim hemen değiştiriliyor. Yeni atanan hakim beraat kararını yok sayıyor ve 2 yıldan fazla hapis cezası veriyor ki siyaset yasağı da gelsin.
Tuzla davasının özeti budur ve tam bir skandaldır."
https://t.co/NZqSrLg0fR
Nuri Kurtcebe hapiste ölür:
Bunu yapmayın.
Ben NTV’de “Yorum Farkı” programını yaparken Necmettin Erbakan’ın yaşından dolayı hapse girmesine de karşı çıkmıştım. O yıllarda 80 yaşında olan Necmettin Erbakan’ın cezası hapse girmeden infaz edilmişti
Şimdi lütfen kendinizi benim yerime koyun. Beraat ettiğiniz bir dava var. Yargı ve siyaset oyunlarıyla, bu davada tekrar hakim karşısına çıkarılıyorsunuz.
Üstelik hakim sadece ifade alacak. Çünkü dava, ifade alınmadığı için bozulmuş. Yani esas değil usül meselesi.
Bu esnada, beraat veren hakim hemen değiştiriliyor. Yeni atanan hakim beraat kararını yok sayıyor ve 2 yıldan fazla hapis cezası veriyor ki siyaset yasağı da gelsin.
Tuzla davasının özeti budur ve tam bir skandaldır.
Bu asla tesadüf değildir. Bütün davalarımda hakimler değiştirildi. Müdahale edilen mahkemelerin “Türk Milleti adına” değil, siyaset ve bir kişi adına karar verdiğine artık şüphe yoktur.
Tuzla skandalı; bunun son, açık ve sarih kanıtıdır. Böyle bir düzenden kimse adil bir yargılama beklemesin.
Yüksek yargı camiasını, hakim ve savcıları tarihi bir sorumlulukla düşünmeye davet ediyorum.
Millet şahidimdir!
Alevi Aydınlar Bildirgesine karşı Sn. Tuncer Bakırhan’ın vermiş olduğu cevaba bir imzacı olarak cevabımdır;
“Bizim 16.yy’da Aleviler’e büyük katliamlar yapmış, Yavuz-İdrisi kanlı ittifakıyla işimiz olamaz. Böyle bir tarihsel referansı da tartışılmasını da reddediyoruz” cümlesini, Sayın Tuncer Bakırhan neden kullanmaz?
Neden Dem TBMM grubundan tek bir aykırı ses yükselmez?
Buna karşın Sn. Bakırhan aynı yayında “İdrisi Bitlisi-Yavuz” işbirliği için “iyisiyle kötüsüyle” ifadesini kullanarak adeta 16.yy aktörlerini, 21.yy’da normalleştiren, sıradanlaştıran bir düşüncede olduğunu ise beyan edebiliyor.
Hey-Hat !
Sn. Bakırhan’ın,
“Sokaktan alıp…” ifadesini, Alevi Toplumunun ve yasa gereği Tüm Türkiye’nin iradesini TBMM’de temsil eden imzacı milletvekillerimize karşı kullanması kaygı vericidir. Böyle bir agresif ve negatif söyleme Sn. Bakırhan neden ihtiyaç duydu?
“Kendini Aydın zannedenler…” ifadesinin Sn. Bakırhan tarafından kullanılması esasında düşünce ve ifade hürriyetine karşı bir tahammülsüzlüktür.
Sn. Bakırhan,
Biz, Kuzey Kore toplumu değiliz. İmralı’yı ve 16.yy referanslı (son 20 yıllık sistematik şekilde) Yavuz-İdrisi ittifak açıklamalarını tenkid etmek neden rahatsızlık veriyor? Sn. Bakırhan’ın biat eden “Aydın” grubuna girmediğimiz için doğrusu üzülmüyoruz. Amacımız kimseyi ötekileştirmek değil ancak Sn. Bakırhan açıklamasıyla “ötekileştirme” stratejisini uyguluyor. Bu metodolojiyi reddediyor ve serin kanlı olmaya çağırıyoruz.
Sn. Tuncer Bakırhan bilmelidir ki,
Alevi Aydınlar Bildirgesinin referans kabul ettiği tek otorite İnsan Hakları’dır. İnsan Haklarına aykırı hiç bir hususu Alevi Aydınlar Bildirgesi tasvip etmez, insan hakları ihlallerinin karşısında olur.
Alevi Aydınlar Bildirgesi
İmzacısı
Hukukçu-Yazar
Cihan Söylemez
@tuncerbakirhan
#aleviaydınlarbildirgesi
Gazeteci Fatih Altaylı; Muharrem İnce'nin Chp de kalıp, Yeni Parti'yi eleştirmesi hakkında;
Muharrem İnce’nin CHP’de kalması ve aday olduğu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisine kazık atan Kılıçdaroğlu ve adamları ile birlikte yola devam etmesi eleştiri konusu oluyor.
Geniş bir kesim de İnce’nin bu tavrını fırsatçılık olarak değerlendiriyor ve bu tavrı fırsattan istifade genel başkanlığı kapmak çabası olarak yorumlanıyor.
Olabilir de, siyasette fırsatçılık suç ya da ayıp değildir. Belki de İnce’nin böyle bir beklentisi vardır ya da eski iş ortağı ve dostu Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu’yu CHP’de yalnız bırakmak istemiyor da olabilir. Bilemem.
Ama kendi deneyiminden yola çıkarak “Parti kurmak turşu kurmaya benzemez” demesi, Yeni Parti’ye yönelik olarak söylenen bir cümle olarak pek de doğru değil.
Parti kurmak turşu kurmaya benzer. Hem de bazen çok benzer.
Öncelikle doğru zamanda kuracaksın. Turşu gibi parti de canım şimdi kurmak istedi diye kurulmaz. Mevsimi vardır.
Sonra içine doğru malzemeleri koyacaksın. Biber de olacak, olgunlaşmamış domates de, patlıcan da, kat kat lahana da. Hatta biraz hıyar da olacak. Millet sever hıyarı. Malzemeler taze olacak, çürük çarık atmayacaksın. Hem bozulur hem de turşuyu da hızla bozar.
İnce kendi deneyimiyle Yeni Parti’yi kıyaslıyor. Oysa hiç alakası yok.
Muharrem İnce partiyi kurduğunda toplumsal karşılığı kalmamış bir siyasetçi idi. İsmail Küçükkaya’ya mesaj atıp “Adam kazandı” dediği anda tabanı ile ilişkisini koparmış, nefret objesine dönüşmüş, o önemli gecede sarhoş olduğuna inanılmış biriydi. “YSK’nın önüne gideriz” diye çıktığı yolda o gece kapıdan bile çıkamamıştı.
Dahası partisinde genel başkanlığa aday olmuş, kazanamadığı için küsüp parti kuran adam pozisyonuna düşmüştü.
Partiyi bir “looser”, bir “kaybeden” olarak kurmuştu. O pozisyona düşmüş biri turşu bile kuramazdı.
Özgür Özel ise önce kurultayı kazanıp partinin lideri oldu. Hemen ardından bir seçim kazandı ve geçilemez denilen AK Parti’yi geçti. Ardından partisini elinden aldılar. Geri almak için elinden geleni yaptı ama alamadı. Ve sonrasında mecburen parti kurdu.
İnce, partisini kendi öfkesine dayanarak kurmuştu; Yeni Parti’yi ise halkın öfkesi ile halk kurdurdu.
İnce bunu görüp anlıyor mu bilemem ama iki hikaye birbirine hiç ama hiç benzemiyor.
O yüzden birinden değil turşu cacık bile olmuyor.
DEM Parti Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’dan Öcalan’a karşı “Alevi Bildirgesi”ne tepki: “Sokaktan alıp milletvekili yaptıklarımız var.”
Üslup tamam, Cumhur İttifakı kültürel havzasına yerleşilmiş.
Başaran'ı 35 yıldır tanıyorum, bir çok politik pratiğin içinde birlikte hareket ettik, istese siyasi geçmişini nakite çevirebilir, mevki, makam sahibi olabilirdi, o zoru seçti, yola gelmedi, yol açtı. Onu unutmayalım, o karşılık gözetmeden halkın yanında olan az insanlardan biri.
Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz’dan Hakan Tosun için adalet çağrısı.
10 Ekim gecesi sokak ortasında dövülerek öldürülen gazeteci Hakan Tosun’un davasında adaletin yerini bulması için herkesi mahkemeye, adalet mücadelesine sahip çıkmaya çağırıyor.
Başaran Aksu'nun açlık grevini bitirmesi için taleplerinin yerine getirilmesi isteğimizi yaygınlaştıralım lütfen. Bu adam hiçbir şeyi yarım yamalak yapmıyor ve açlık grevinin vücuda neler yaptığını iyi biliyoruz. Acil desteğimiz gerekiyor.
Onur Öncü: "Başaran Aksu, cezaevinde süresiz açlık grevine başladı. Bir sendikacı açlık grevine girdi, DİSK ve TÜRK-İŞ sessiz. isim bile anmıyorlar. Utanmazlıklarını her fırsatta haykırarak hatırlatabiliriz."
@ddurgun68 Haddini bilmeyene ne yaparsın mesela, bu nasıl bir üslup , eleştirin neyse yaparsın, bu ayar çekme neyin nesi, adamlar düşüncelerini ifade etmiş, bir bildiri yayınlamış, dövdürtecek misin öldürtecek misin hadlerini bilmeyenleri?
Tuncer Bakırhan’a Cevabımdır
Bir grup Alevi aydınının yayınladığı ortak bildirge üzerine, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamalar, adeta Alevilerin çekincelerinde ne kadar haklı olduğunu kanıtlar niteliktedir. Çok fazla detaya girmeden, Sayın Bakırhan’ın bu konuşmasındaki bazı vahim ifadelere yanıt vermek istiyorum.
Sayın Bakırhan, bir grup Alevi aydınının yaptığı bu açıklamayı süreç karşıtı gibi sunarak "sabotaj" olarak nitelendirmeniz kabul edilemez. Bu yaklaşımınız iki ihtimali doğuruyor: Ya bildirgeyi hiç okumadınız ya da tamamen demokratik bir zeminde yükselen bu haklı itirazları "süreç karşıtlığı" üzerinden kriminalize ederek değersizleştirmek istiyorsunuz.
Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakı vurgusuna dair verdiğiniz kaçamak yanıt ise dikkat çekicidir. "Kesinliği doğrulanmamış bir metin" diyerek Abdullah Öcalan’ın böyle bir referansı olmadığını ima etmeye çalışıyorsunuz. Bir an için bunun doğru olduğunu kabul edelim. Bunun için dolambaçlı yollara sapmanıza, lafı dolandırmanıza hiç gerek yok. Çıkıp açıkça, "Biz Yavuz ile Bitlisi ittifakını tarihi bir referans olarak görmüyoruz. Böyle bir referansın Alevilerde, Ermenilerde, Süryanilerde ve Ezidilerde haklı kaygılar yarattığının farkındayız" diyebilseydiniz, zaten ortada bir sorun kalmazdı.
Konuyu netleştirmek adına size açıkça soralım: Siz, tarihte yaşanan Yavuz ve Bitlisi ittifakı ile bu ittifakın getirdiği yıkıcı sonuçlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu ittifak, ortak ve demokratik bir gelecek için referans alınabilir mi? Korkarım ki siz, bu soruya İmralı’dan bir yanıt veya onay gelmeden kendi özgür iradenizle yorum yapamazsınız.
Zaten mülakatta imza attığınız en korkunç ve talihsiz değerlendirme de tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor. Kendi ifadelerinizle aynen şöyle diyorsunuz:
"İdris-i Bitlisi tarihten birisidir, iyilikleriyle kötülükleriyle ortadadır. Yavuz Sultan da Osmanlı'nın bir sultanıdır, padişahıdır. Yani ikisinin de aynı kelime içinde geçiyor olması Alevi karşıtı bir şey yorumlamayı da ben bir bağını kuramıyorum."
Sayın Bakırhan, siz gerçekten Yavuz ile İdris-i Bitlisi ittifakının Aleviler için ne anlama geldiğini, hafızalarda nasıl bir yara açtığını bilmiyor musunuz? Bu ittifakın sonucunda katledilen on binlerce Alevinin tarihsel gerçekliğinden habersiz misiniz? "Bağ kuramıyorum" diyerek, aslında Alevilerin tarihsel travmalarını ve bugünkü haklı kaygılarını ya hiç anlamıyorsunuz ya da bilinçli bir şekilde görmezden geliyorsunuz.
Bildirgede ifade edilen endişe son derece berraktır. Aleviler elbette silahların devreden çıkmasını ve şiddetsiz, demokratik bir çözüm sürecinin inşa edilmesini savunuyor. Ancak bu süreç yürütülürken, Alevilerin ve bu coğrafyanın kadim halklarının tarihsel katliamcı referanslarla yok sayılmasına ve yeni mağduriyetlerin kapısının aralanmasına sessiz kalmamızı bekleyemezsiniz.
Bu basit kaygıyı anlamak ve gidermek yerine, kendi tabirinizle "ucuz siyaset" yapıyor; metne imza atanları kategorize ederek, ayrıştırarak itibarsızlaştırmaya çalışıyorsunuz. Üstelik hızınızı alamayıp, "Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptıklarımız... Neresi aydın onu da bilmiyorum" deme cüretini gösteriyorsunuz. Sayın Bakırhan, küçümseyici ve kibirli bir edayla kurduğunuz bu cümleler, aslında Alevilere ve Alevi aydınlarına yönelik gerçek bakış açınızı ele veren talihsiz bir itiraftır. Hiç kimse Alevileri "sokaktan toplanıp lütuf verilmiş" figürler olarak göremez.
Alevilerin bu süreçte yer alan aktörlerden beklentisi son derece nettir: Yavuz-Bitlisi ittifakı hakkında dolambaçsız, net ifadeler kullanın ve empati kurarak bu toplumun haklı kaygılarını anlamaya çalışın. Bizler ne DEM Parti karşıtıyız ne de iddia ettiğiniz gibi barış sürecinin karşısındayız. Biz, gerçek bir barışın ancak ve ancak tüm farklılıkların birer zenginlik olarak kabul edildiği, etnik ve inançsal hakların anayasal güvence altına alındığı adil bir zeminle mümkün olacağına inanıyoruz.
Yaşar Kaya
Açıkçası Tuncer Bakırhan’ın Alevi aydınlar kategorisine girmediğimiz için memnuniyet duyuyoruz. Aksi olsaydı üzülürdük. Zira: “Kızılbaşların katli helaldir, onlarla savaşmak cihattır” fetvası veren İdrisi Bitlisi’yi savunanlarla aynı safta bulunmak katledilen 40 bin Kızılbaşın ruhuna küfürdür!
Bir kaç gündür apo’nun ayetlerinin müritleri ergen vaziyette, “ama seyid rıza’yı niye savunmuyorsunuz” diyerek bize saldırıyorlar. Kıyas ettikleri şeye bakın. Madem konuyu açtınız, sürekli Seyid Rıza simsarlığı yapıyorsunuz takiyeden, o halde neden PKK 1986 yılında Seyid Rıza’nın torunu Ali Rıza Polat’ın evini basıp kurşuna dizerek katletti? Hani sizin yalandan Seyid Rıza sevginiz? Güneş balçıkla sıvanmaz, yalanlar da sonsuza kadar sürmez! Er ya da geç hakikatin güneşi doğar!
12 Agustos 1987 tarihli, PKK’nin resmi dergisi Serxwebun, özel sayıda: ‘Yenisögüt köyünde Ali Rıza Polat adlı ajan ölümle cezalandırıldı’ şeklinde yazarak üstlenmişti PKK katliamı!
Size tek bir soru soralım. Şeyh Said’in çocukları torunları 90 yıldır tüm sağ sol partilerde bakanlık, milletvekilliği, belediye başkanlığı yaptı, holdingler kurdular zengin oldular, PKK tek bir Şeyh Said yakınını katletti mi? Katledemez çünkü Şeyh Said şafi sünni, Seyid Rıza Kızılbaştır! Bu bile başlı başına Alevilerin katlinin vacip düşüncesinde olduğunuzun en açık kanıtıdır!
Siz önce katlettiğiniz Seyid Rıza’nın torunu için özür dileyin yüzleşin ondan sonra Seyid Rıza simsarlığı yapın!
🔴 Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan'ın konuşması Yargıtay'daki adli yıl törenine damga vurdu:
💬 Sayın Cumhurbaşkanıvekilim; "İzin verilen, verilmeyen düşünce” baskısı var, kararların kime yarayacağı konuşuluyor, tahliye kararına dâhi tahammül kalmadı
💬 AYM ve AİHM kararlarının gereğinin yerine getirilmesikamu makamlarının takdirine bırakılmış bir tercih değildir
💬 Anayasa’nın bağlayıcı kıldığı bir hükmün uygulanması tercihlere, siyasi değerlendirmelere veya kararın sonucuna göre değişemez
💬 Devletin kendi gücüne hukuk eliyle sınır çizebilmesi, demokratik düzenin en ileri olgunluk ölçülerinden biridir
https://t.co/g23LLSgcgP