🇹🇷Türkiye’nin yıllık ceviz ithalatı yüz bin tonun üzerinde.
🌳Sahil Yenice Köyü, ülkemizin en önemli ceviz fidanı yetiştirilen bölgesi ve bir gen kaynağı.
🌳Sahil Yenice’nin 1250 dönümlük bir merası var, burada köylü büyükbaş hayvanlarını ve keçi sürülerini otlatıyor.
🐎Burada ayrıca doğada serbestçe dolaşan yılkı atları var.
🐝Bu bölgede arı yetiştiricileri var, yüzlerce kovan arı, binlerce çeşit bitkiden bal üretiyor.
💦Burası ayrıca köylünün tarımsal suyunu temin ediyor. Su kaynaklarının, pınarların çoğu burada. Ayrıca köyün içme suyu deposu da burada.
🌳Sahil Yenice aynı zamanda bir orman köyü. Köylü ormana köyün bitişiğindeki mera alanından geçerek gidebiliyor.
🫒Yine bu mera alanının diğer yanında köylünün zeytin ağaçları var.
🚢Bu alanın hemen alt tarafı da doğal bir limana açılıyor.
🏭İşte buraya göz koyan bir yandaş, bir rantiyeci, bu bölgeye el koyarak özel endüstri bölgesi ilan ettirebilmek için kolları sıvamış
💡Ve ilk iş Saray'ın yolunu tutmuş.
💡Gelen bilgiye göre Saray’ın onayı ve talimatı alınmış 👉Ve işlemleri hızlandırabilmek için bürokratlar günlerdir harıl harıl çalışıyor.
☀️Bugün köylülerle bir araya geldik, bölgede incelemelerde bulunduk.
📢Açıkça ilan ediyorum, bu karar çıkarsa bölgeyi talan edip bir rantiyeciyi zengin edeceksiniz ama doğayı, coğrafyayı ve çocuklarımızın geleceğini mahvedeceksiniz.
☀️Bölge milletvekili olarak bu projeye sonuna kadar karşı çıkacağım.
☀️Onaylanırsa, gelecek iş makinelerinin önünde köylü ile beraber ben duracağım!
@RTErdogan@Akparti@TCTarim@TCSanayi@csbgovtr@TC_Balikesir
SAYIN TÜİK,
BU SESE, BU HAYKIRIŞA LÜTFEN KULAK VERİN,
SİZLERİ BU KUBBEDE HOŞ BİR SEDA BIRAKMAYA DAVET EDİYORUM.
Dar gelirli ve açlık sınırının altında gelirle hayatta kalma mücadelesi veren insanların enflasyon karşısında ezdirilmemesi için gerçek enflasyon oranını açıklayın diye sizi sert eleştirdik, çağrıda bulunduk, dava ettik, halka şikayet ettik ama sonuç alamadık. Pes etmedik, etmeyeceğiz de, zaten davamız da devam ediyor. Buna rağmen bu zamana kadar açıkladığınız veriler gerçek enflasyonun çok altında ve aynı şekilde düşük açıklamaya devam ediyorsunuz.
Yapmayın, etmeyin.
Yarın (4 Mayıs
saat 10) enflasyon oranını açıklayacaksınız. Gerçek enflasyon oranından en fazla %10 civarında eksik açıklamanızı kabul ediyoruz. Örneğin gerçek enflasyon %5 ise siz %4.5 açıklayın, %10 ise %9 açıklayın kabulümüzdür. Ama lütfen daha düşük açıklamayın. Dar gelirliyi enflasyona ezdirmeyin.
Bu gidişle enflasyon altında ezilen asgari ücretli ile özellikle emeklilerin sağlık sorunları yaşamalarına hatta açlıktan ölmelerine sebebiyet vereceksiniz.
Sizin, hısım akrabalarınız, komşularınız, tanıdıklarınız arasında açlık sınırın altında gelirle yaşamaya çalışan, gerçek enflasyon altında inim inim inleyen, ezilen hiç kimse yok mu?
Varsa onların açlıkla nasıl boğuştuklarını gördüğünüzde üzülmüyor musunuz?
Elinizi vicdanınıza koyun ve gerçek enflasyonu açıklayın. Bakın sizinle aynı yönteme göre enflasyon hesaplayan İTO Nisan ayı enflasyon oranını %3.74 olarak açıkladı. Aslında bu rakam da orta boy bir domatesin tanesinin 100 lira olduğu dönemde gerçek enflasyondan çok düşük bir enflasyon oranıdır ama neyse, sizin açıklayacağınız enflasyon oranı buralardan daha fazla olmalıdır.
Sayın TÜİK, tüm mevki ve makamlar geçicidir. Kalıcı olan bu kubbede hoş bırakılan hoş bir sedadır.
Sayın TÜİK halkın bu sesine, bu haykırışına lütfen kulak verin.
Sizi bu kubbede hoş bir seda bırakmaya davet ediyorum.
@tuikbilgi
Ümit Özdağ: “Sığınmacılar geri döndüğü zaman gıda enflasyonu %13 düşüyor.
Türkiye’de 1.2 milyon daire boş hale geliyor. Yani kiralar da düşecek. Böylece enflasyonist baskıyı aşağı doğru çekeceğiz.”
Bu trafik cezaları kesinlikle kazaları önleme maksadına matuf değil, esas amaç vergi toplamak - ben ekonomistim- siyasetinin yanlışlarının faturasını millete yüklemek. Hangi ülkede asgari ücretin on katı trafik cezası var? Bu kadar vicdansızlık olmaz.
🏩Arazi yıllar önce bir vatandaş tarafından devlete bağışlanıyor, hastane yapılması şartı ile.
👉Tam şehrin merkezinde, çok değerli.
🏩Ve buraya 20 yıl önce bir hastane yapılıyor, hâlâ yepyeni ve hizmet veriyor.
👉İşte buraya, kupon araziye birileri göz koyuyor.
👉Devlete şartlı bağışlanan arazi, içindeki yepyeni hastane ile birlikte satışa çıkıyor.
💡Böylesi ancak AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda olur.
Bir kamu bankasının son beş yıllık reklam ve ilan harcaması 4 milyar 922 milyon liradır.
Ziraat Bankası:
-2021 yılı 281,5 milyon TL
-2022 yılı 467,5 milyon TL
-2023 yılı 1 milyar 122 milyon TL
-2024 yılı 1 milyar 264 milyon TL
-2025 yılı 1 milyar 787 milyon TL
-Toplam 4 milyar 922 milyon lira
Bir vergi ödeyicisi olarak soruyoruz; bu paralar ile hangi basın-yayın organlarına, hangi medya kuruluşlarına, hangi kriterlere göre ilan ve reklamlar verilmiştir?
Bu denli yüksek rakamlar Hazineye aktarılacak payı azaltmakta ve olan yine vergilerimize olmaktadır.
Yargıtay Onursal Üyesi Seyfettin Çilesiz @scilesiz52 yıllar önce TÜİK'in enflasyon ölçümüne ve memurlar ve emeklilerin uğradığı kayba ilişkin olarak adeta tek başına bir mücadeleye girişti.
Avukat Ali Erdem Gündoğan @av_gundogan Çilesiz'e destek verdi, davaları üstlendi.
Sevgili dostum, meslektaşım Erdoğan Süzer @erdogansuzer bu konuyu bıkmadan usanmadan haber yaptı.
Memur ve emekliler bir gün daha fazla hak elde ettiklerinde, ki edeceklerdir, bu üç ismi unutmasınlar...
Buraya bırakın maden ocağı açmayı ya da sondaj vurmayı; çayırlarında yürüyen insan, kırılgan bir cevherin üzerinde yürür gibi narin adımlar atmalıdır.
Ülkemizin mücevher değerindeki yerlerinden biridir, bir hazinedir.
NASIL BİR TÜRKİYE İSTİYORLAR
Tom Barrack,Türkiye'ye iki şey öneriyor, bir ulus devletten,iki demokrasiden vazgeçin diyor. Birincisi için federalizmi, ikincisi için monarşiyi(tek adam-krallık yönetimi) teklif ediyor. Teklif kelimesi biraz hafif kalır dikte etmeye çalışıyor desek daha doğru olur.
Gerekçelerini söylerken de bunun ABD-İsrail menfaatlerine daha uygun olduğunu söylemekten imtina etmiyor. Ulus-devlet güçtür, güçlü olmayın, yetkileri dağıtmak,devlet gücünü paylaştırmak işimizi zorlaştırmaktır, bizi tek kişiyi ikna etmek varken,meclisle, yargı ile hatta askerle uğraştırmak zorunda bırakmayın diyor. Yıllar önce G.Fuller de benzerini söylemişti.Tek adam düzeni ABD ile bir kişinin sınır tanımayan hırslarının buluşmasının sonucudur.
İslam dünyasında demokrasi olmaz, çünkü İslam kadın erkek eşitliğini, din değiştirmeyi yasaklıyor, hatta ölümle cezalandırıyor şeklindeki iddialar yeni değil. Batı'dan gelen her şeye Hıristiyan boyası çalıp karşı çıkan bir kısım din adamları da buna çanak tutuyor.Gerçekte cinsiyet eşitsizliği dinin bir mesajı değil, onu yorumlayanların görüşüdür. Her yorum çağının kültürü,gelenekleri,ruhu ile bağlıdır.Dinin ne dediğini ancak bir kültür ile anlarsınız. Kültür değişmeleri yorumları da değiştirir. Değişim sosyolojik bir realitedir. Zamanın değişmesi ile ahkamın değişmesini söyleyenler bu toplusal gerçeklikten hareket etmişlerdir.
Din değiştirme yasağının kaynağı ise, Hz.Ebubekir döneminde devlete zekat vermeyi reddeden kabilelere karşı başlatılan Ridde Savaşlarıdır. Bu Savaşlardan hareketle fıkhın bir kaidesi haline getirilmiştir. Bugün bunun bir dinden çıkma değil, devlete baş kaldırma olduğu, üzerlerine bunun için gidildiği fikri ağırlık kazanmıştır. Nitekim sonraki yıllarda devlet zekat toplamaktan vazgeçerek, herkesin kendine bırakmıştır.Din gönül işidir kimse zorla bir din içinde tutulamaz. Mürtedi öldürmek de dinin değil bir dönemin din idrak ve anlayışının bir sonucudur.
Rejimler, yönetim biçimleri tarihi süreçler ve insanlığın yaşadığı tecrübelerin bir sonucudur. Demokrasi de öyledir. İnsanlık yetkiyi tek elde toplamanın mahsurlarını görmüş, birbirini denetleyen, sınırlayan mekanizmalar geliştirmiştir. Kuvvetler ayrılığı öyle bir tecrübenin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, insanlığın hiç bir tecrübesi sadece bir dine veya bir topluma mal edilemez. Bu işin demokrasi ile ilgili cephesidir.
Diğer yandan devletin merkezileşmesi de birçok toplumsal faktörün bir araya gelmesi ile oluşmuştur; parçalanmalar, bölünmeler, kanlı boğuşmalar, kardeş kavgaları yeni bir devlet ve yönetim anlayışını zorunlu kılmıştır. Osmanlılara gelinceye kadar Türklerde devlet hanedanın ortak malıydı. Hükümdar ölünce, devlet kardeşler arasında bölünmekte, bazen de kanlı savaşlara sahne olmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yıllarında böyle bir boğuşma olmadıysa da Ankara Savaşında Yıldırım Beyazıt'ın yenilmesinden sonra kardeşler arasında fetret dönemi dediğimiz kavgalar oldu. Sonraki yıllarda Cem Sultan'ın isyanı da böyle bir anlayışın sonucuydu.İşte bu tecrübe devleti hanedanın mülkü olmaktan çıkarıp, tek kişinin,hükümdarın mülkü haline getiren fatih Kanunnamesindeki kardeş katlini doğurdu. Devletin parçalanmaması için kundaktaki şehzadeler bile feda edildi. Devletin tekliği, bölünmezliği bu milletin hafızasında altı yüz yıllık bir derinliğe sahiptir. Eyalet sistemi ise o çağda iletişimin, seyahatin, mesafelerin büyüklüğü nedeniyle şartları dayattığı bir zorunluluktu. 19. asrın ortalarına doğru seyahatlerin kolaylaşması, mesafelerin kısalmaya başlaması ile birlikte Vilayetler Kanunnamesi ile -eyalet sisteminden- vazgeçilerek tamamen üniter devlete geçildi. Osmanlının vazgeçtiği eyalet sistemini emellerine alet edenler hem yalan söylemekte, hem Osmanlı'ya bühtan da bulunmakta, hem de tarihi akışın insanlığı getirdiği noktadan ülkeyi geriye götürmek istemektedirler.
Devletin bekası için -kardeş katline- cevaz verilir mi, hele daha sütten kesilmemiş bebekler öldürülür mü? bu ayrı bir bahis ve yazı konusudur. Buradan anlaşılması gereken kültürümüzde devletin birliğine verilen önemin kardeşliğin bile önünde olduğunun kavranmasıdır. Yoksa bu kanun ve ona yol veren fetvaları savunmak değil. Şöyle bir olay anlatılır: İmam-ı Azam döneminde fakihlere şu soru sorulur; elinde şarap şişesi ile evine giden kişiye içki haddi(cezası) uygulanır mı uygulanmaz mı? Soruya muhatap olan bütün fakihler/hukukçular, içki alıp eve götürdüğüne göre içmek için götürmektedir diyerek ceza uygulanacağını söylemişlerdir. Aynı soru büyük imama da sorulmuştur, cevabı müthiştir: elinde içki şişesi ile evine gidene içki cezası verilmez, belki dökecek, belki sirke yapacak, belki başka amaçla kullanacaktır. Siz aletini, uzvunu üzerinde taşıyor diye bir kişiye peşinen zina cezası verir misiniz? İnsan onunla meşru münasebette de bulunur, gayri meşru münasebette de. Bu fetva doğmamış, eyleme geçmemiş hiç bir düşünceye niyet okuma yoluyla ceza verilemeyeceğini gösterir. İslam dünyasında İmam-ı Azam çizgisi hakim olsa çok muhtemeldir ki, bu iç yakıcı cinayetler ve onlara yol veren fetvalar da olmayacaktı.
Tom Barrack, tarihi tecrübenizi, inançlarınızı, ülke birliğinizi bir taraf bırakın, hatta insanlığın geldiği aşamayı da boş verin, on asır öncenin dünyasına dönün, Türkiye diye bir şey bırakmayın, vatandaşı yeniden teba yapın diyor. Ülkeyi yönetenler de kös kös dinliyor, üzücü ve endişe verici olan da budur!
Terörsüz Türkiye klişesi ile bize dayatılan bölünme projesine destek verenler şu sorunun cevabını bir düşünmelidirler: Örgüt liderini parlatmak, göklere çıkarmak onun hedef toplumu üzerindeki etkisini artırır mı azaltır mı? Onun zararını çoğaltır mı çoğaltmaz mı? Hangi ülke halkına devletin, meşru yönetimin bayrağı altında toplanın demek yerine bir kanlı katilin bayrağı altında birleşin der?
“Hiç düşünmez misiniz?” Kuran En’am 50- yasin 62. Ayet