Edgar Morin:
“Sorun, eğitilmemiş olmanız değil. Sorun, size öğretilenlere inanacak kadar eğitilmiş olmanız ama size söylenen her şeyi sorgulamanız için yeterli eğitim almamış olmanız”.
Katman’da Bu Hafta (I)
Enflasyonla Mücadele Programı’nın Neresindeyiz? “Parasal olmayan Meselelerle, Parasal Politikalarla Mücadelenin Kaçınılmaz Sonu”
A. Erinç Yeldan yazdı: https://t.co/AYX3HtykZ2
TCMB 2026 yıl sonu enflasyon tahminlerini yukarı doğru güncellemiş ve dezenflasyon programının başarısızlığını ilan etmiştir... Ancak, parasal olmayan ve yapısal nitelikli sorunları para politikası araçlarıyla çözmek mümkün değildir.
Altın Üzerine Sorgulamalar (IV) – Türkiye Üzerine Son Sözler (1. Kısım)
Güney Düzçay yazdı: https://t.co/iJqsX4tCmA
Birkaç uzun alıntı, biraz tarih, biraz düşünce tarihi eşliğinde altın konusuna nasıl yaklaşılması gerektiği üzerine bazı gözlemleri ön plana çıkarıp, sonunda Türkiye’ye dönüyor ve altının sorunlarımızın kaynağı değil de aynası olabileceğine dikkat çekiyoruz.
Türkiye’de Beşerî Sermaye (IV)
M. Aykut Attar yazdı: https://t.co/0Sd9fMVvfM
Türkiye’nin doğusu ve batısı arasındaki gelişme farklılıklarını, eğitim ile ilgili niceliksel göstergelerde ve bu göstergelerdeki kadın-erkek eşitsizliğinde de görüyoruz. Ancak il düzeyindeki bulgular, konunun basitçe bir doğu sorunu olmadığını da destekliyor.
Doların Gölgesinde Kalkınma: Çin ve BRICS Alternatif mi?
Pınar Kahya yazdı: https://t.co/jaKHxIpp5X
ABD devletinin küresel kalkınma finansmanından çekildiği bir dönemde, Çin ve BRICS bir alternatif mi? NDB’nin dolar bağımlılığından BRICS’in IMF şartına kadar yapısal engelleri inceleyen bu yazı, de-dolarizasyon baskısı altında şekillenen yeni düzende neden henüz "alternatif bir uzlaşı" olmadığını analiz ediyor.
Emperyalizm Hakkında Konuşmalıyız
Muammer Kaymak yazdı: https://t.co/CCkHJLCy9u
Trump’ın saldırgan politikaları emperyalizm kavramını yeniden gündeme taşıdı. Ancak bu kavramı bugün en hararetli biçimde tartışanlar Batı Marksistleri değil, Batı liberal basınının önde gelen yayın organları. Bu yazı, emperyalizm kavramının Batı Marksizminin geniş kesimlerinde neden geri plana itildiğini tartışıyor.
Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın CHP’den ayrılıp AKP’ye geçeceği bir süredir söyleniyordu. Tıpkı Aydın B.Şehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu gibi. Her ikisi de daha önce birkaç dönem milletvekilliği yapmış kişiler. Hatta Köksal CHP’de en son Grup Başkan vekilliği yapmış birisi. Nasıl oluyor da bu geçişi yapıyorlar? Gerçekten şaşırtıcı!!
CHP yönetimi, haklarında yolsuzluk iddiaları olduğunu, iktidarın bunlara bu iddialar üzerinden baskı yapınca hapse düşmemek için kapağı AKP’ye attıklarını belirtiyor. Olabilir.
Ancak CHP yönetimi aynı zamanda anketlerde birinci çıktıklarını ve ilk seçimlerde iktidar olacaklarını da belirtiyor. Demek bu ayrılan ve gidenler bu söylenene inanmıyor. Şunun şurasında seçime, yani AKP’nin iktidardan düşmesine 2 yıldan az kalmadı mı?
Hep söyledik: geçmişte CHP’nin birinci olmadığı dönemlerde bile nitel gücü, nicel gücünden çok fazladır. İktidar CHP üzerinde baskı yapabilme gücünü bulamamalıdır. CHP zaafiyet göstermemelidir. Mutlak butlan gibi davalardan ürkmemelidir. Örgüte ve seçmen tabanına güvenerek, Cumhur İttifakının en zayıf noktası olan hayat pahalılığı üzerinden darbelerini artırmalıdır. (Boksörler rakibinin kaşı açıldığında hep oraya yumruk atarlar!)
Örnek mi? Hayat pahalılığının sebebi yazısıya Erdoğan resminin afişini bastırır, tüm Türkiye’de her yere asarım.
Savunmadan hücuma geçildiğinde AKP kendini daha güçsüz hissedecektir.
"Dezenflasyon ve rasyonaliteye dönüş programı" 3. senesini başarısızlıkla tamamladı. Aslında söz konusu olanın "enflasyonu düşürmek" değil, bankacılık kesimini ve finans sermayesini süregelen ekonomik krize karşı koruma çabası olduğunu görürsek nedenlerini anlamamız kolaylaşır.
Nitekim, efsane yorumu hatırlayalım:
“Of the tendencies that are harmful to sound economics, the most seductive, and in my opinion the most poisonous, is to focus on questions of distribution...”
Lucas, 2004😳😳😳
"Tek başına bir köpekle yaşayan kimseleri alın, bütün gün onunla konuşurlar, sonunda onun kendileri gibi olduğuna inanırlar, ama artık kendileri onun gibi olmuşlardır; onu insanlaştırmakla öğünürler, oysa aslında kendileri köpekleşmişlerdir." Umberto Eco, Foucault Sarkacı, s.444
Mahalledeki kadın cinayetlerinin üstünü örtmek
Mülkiye Doğan 1994’te Urfa kadın cezaevinde PKK’li kadın mahpuslar tarafından “Ajan İşbirlikçi” olduğu gerekçesiyle öldürüldü.
Şimel Aydın 1994’te İstanbul Bayrampaşa cezaevinde DHKP-C’li kadınlar tarafından “Ajan – İşbirlikçi” olduğu gerekçesiyle öldürüldü.
Betül Cici 1997 de dağda örgütü eleştirdiği için PKK tarafından öldürüldü.
Emine Yavuz 1994'te Diyarbakır cezaevinde "Ajan - İşbirlikçi" olduğu gerekçesiyle PKK'li kadınlar tarafından koğuşta öldürüldü.
Fikriye Muhammed 1994'te Diyarbakır cezaevinde "Ajan - İşbirlikçi" olduğu gerekçesiyle PKK'li kadınlar tarafından koğuşta öldürüldü.
Latife Ereren 1995'te Bayrampaşa cezaevinde "İşbirlikçi" olduğu gerekçesiyle DHKP-C'li kadınlar tarafından koğuşta öldürüldü.
Hilal Fusün 1996'da Ankara Ulucanlar cezaevinde "Ajan - İşbirlikçi" olduğu gerekçesiyle DHKP-C'li kadınlar tarafından koğuşta öldürüldü.
Fatma Özyurt 1996 da Ankara Ulucanlar cezaevinde "Ajan - İşbirlikçi" olduğu gerekçesiyle DHKP-C'li kadınlar tarafından koğuşta öldürüldü.
İnsan Hakları ve Kadın örgütleri bu kadınları 30 yıldır anmıyorlar. Yarın 8 Mart kadın örgütleri yine gak guguk hak adalet diyecekler. Ama bu kadınları yine anmayacaklar yine kör sağır kalacaklardır.
Bu ikiyüzlülük kronik bir hal aldığı için, adı “İnsan Hakları” olan örgütler saygınlıklarını yitirdiler. Onlar 30 yıldır bu konuda susuyorlar ben de 30 yıldır habire hatırlatarak teşhir ediyorum.
Sol mahalle topluca susuyor, sağ muhafazakâr mahalle ise “Bize ne iyi olmuş bir terörist daha azalmış” diyerek görmüyor. PKK ve sol örgütler şanslı, kadın öldürme özgürlüklerini sonuna kadar kullanmışlar.
#yoldaşınıöldürmek
Yine dümdüz anlatıyorum.
İngilizce’de bir tabir var “If there is grass, play ball”, “Eğer çimen varsa top oyna.” Yani kıllanma varsa cinsel eylem olabilir anlamına geliyor. Bizdeki “Oturunca ayakları yere değiyorsa tamamdır” sözü ile benzer.
Yani ergenlik belirtileri göstermeye başlamışsa çocuk artık cinsel eylem partneri olabilir.
O kadar çok kız çocuğu ebeveyni çocuklarında 11, 12,13,14 yaşlarda ergenlik belirtileri başlayınca endişeleniyor ki. Çünkü çocuğu hala “çocuk” ama ebeveyn biliyor ki gözler, bakışlar, tavırlar değişecek, taciz başlayacak. Özellikle kadın ebeveynler kendileri de bunu birebir deneyimledikleri için neden bahsettiğimi çok iyi biliyorlar.
İşte tam da kültürdeki hala sandığınızdan çok daha canlı olan bu temayüller yüzünden hala anlamayanlar için bir daha diyorum: Pedofili ayrımı net yapılmak zorunda.
Ve bu kültürün içine işlemiş çarpıklığın ve sistematik suçların Epstein için pedofili, sapık, deccal, şeytan, anormal diyerek gizlenmesine yardımcı olmayın.
Yazdıklarıma “15 yaş rıza verebiliyor ama, sana giren çıkan ne, 30 yaş üstü kadın rağbet görmüyor diye böyle yapıyorsun” diyen var. Bu kişileri 18 de durduran şey yasa.
Bakın Epstein gibi adamlar Dershowitz gibi Harvard’da ders vermiş ünlü avukatlar tutup “şu eyaletten yaşı küçük bir çocuğu şuraya şöyle götürsem bu suç mu, peki böyle yapsam bu suç olur mu” diye soruyor. Sanki herhangi sıradan bir işe legal görüş alır gibi görüş almış. Çocuk tacizi için.
N.Ç. davasında da 13 yaşındaki çocuğa tecavüz eden şehrin okul müdüründen yüzbaşısına 26 kişi fiili livata yolu ile tecavüz etmişti çünkü özellikle yasalardaki “kızlık bozma” suçundan kaçınmaya çalışıyorlardı.
Bazı insanlar hala 13,14,15,16,17 yi çocuk görmüyor. Bu insanlar ergenlik belirtileri gördükleri anda çocuğu cinsellik yaşanabilir kategorisine alıyorlar. Hala utanmadan, o nenelerin ne acılar yaşadığını bir an bile düşünmeden, “nenelerimiz 14 yaşında evlenmiş” diyenler var. Yasa yoksa durmayacaklar.
Epstein’in de röportajlarına, belgesellere bakın, Epstein ve çevresi sürekli genç dişi istemenin normal olduğunu konuşup şakalaşmışlar. Röportajları yapan gazeteciler röportajların arasına “küçük yaş kızlara olan düşkünlüğünü normal bir şey gibi savunmasını hayretle izledik” gibi cümleler koymuşlar. Resmi soruşturmalarda kayda geçen en küçük yaş 14. Ve zaten mağdurların anlattığına göre de tipik bir şekilde 14-15 yaş çocuklarını sürekli sömürü sistemine çekmeye çalışıyor.
“Gençlik” merakı bireysel bir sapkınlık değil erkeklik sisteminin kültürel kabulü olan bir arzu örgütlenmesi. Erkek egemen sistem, dişiyi mümkün olduğu kadar genç, daha kolay tahakküm edilebilir, daha uzun süre “kullanılabilir” ve doğurgan olarak kurgular. Yapabilen de işte gücünü kullanıp “ergenliğe girdiği anda en tazesini” alıyor.
Bu yüzden Epstein gibi vakaları sadece “ahlaksız birkaç sapkın, hasta pedofil” diye ele alamayız. Bazı ruh sağlığı dernekleri de açıklamalar yapmaya başladı hele şükür, pedofil değil fail diyeceksiniz diye.
Bu adam 2006 soruşturmasında çocuğa cinsel saldırı suçunu kabul etmiş, kayıtlı bir “sex offender” olmuş ona rağmen insanlar bağlantılarını kesmemişler. Bu adam ve avukatları da o dönemin savcısı Acosta tarafından korunmuş kollanmış. Çocukları taciz etmesine, sömürmesine, çevresine sunmasına kolaylaştırıcılık yapmış tüm bir sistem, avukatı, savcısı dahil.
Epstein pedofil bir deccal meccal değil, Epstein kurduğu ilişkiler ile kendini dokunulmaz sanan güç zehirlenmesi yaşamış bir erkek.
13 yaşındaki N.Ç. nin zamanında söylediklerinden tüm bir toplum olarak utanmamız olsun. Tecavüz eden adamlardan biri para verirken “benim de senin yaşında torunum var hakkını helal et” gibi bir şey demişti, çocuk “dedem yaşındaki erkekler bana tecavüz etti” diye anlattı, mahkeme istismarda N.Ç. nin “rızası olduğu” için indirim verdi.
Epstein uzaklarda bir yerde yarattığı ayinli ritüelli deccallik yaptığı adada değil. Burnunun dibinde her gün içinde yaşadığın sistemde.
Bunları görün.
Bugünkü(Cumartesi) yazım; Bir Klinisyen olarak olarak J. M. Keynes; Klinik iktisat serisine başlıyoruz: "İktisat Biliminde Bir Paradigma Değişimi: Klinik İktisadın Mimarı Olarak John Maynard Keynes".
İlginize, 👇
https://t.co/ihsM0DjTq0
👇
https://t.co/xhBHEkaPxB