Kamuoyuna,
CMK'nun 108. maddesi uyarınca, otuz günde bir, müvekkilimiz Deniz Göktaş'ın tutukluluk incelemesi yapılmaktadır. Son tutukluluk incelemesi 24.08.2026 tarihinde gerçekleştirilmiş ve müvekkilimizin tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Söz konusu karara karşı yaptığımız itiraz, bugün saat 17.03 itibariyle İstanbul Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edilmiş ve müvekkilimizin tutuklu bulunduğu her iki suçtan da ( Cumhurbaşkanına Hakaret ve Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik) tahliyesine karar verilmiştir. Üzülerek ifade edelim ki, daha bu karara ilişkin olarak cezaevine tahliye müzekkeresi yazılmadan, müvekkilimiz “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisinde Daltonlar çetesini övdüğü iddiasıyla “Suçu ve Suçluyu Övme” suçunu işlediği gerekçesiyle tutuklama talebiyle İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği’ne ( ilk tutuklama kararı da bu hakimlik tarafımdan verilmiştir) sevk edilmiş, bu işlemler hakkında tarafımıza haber verilmeden Baro'dan bir avukat tayin edilmiş ve sonuç olarak müvekkilimiz tahliye edilmeden yeniden tutuklanmıştır. Savcılığın ikinci ayını tamamlayan soruşturmada, bu yeni suçlamayı tahliye kararından dakikalar sonra ve mesai saatleri dışında devreye sokması, 1970’li yıllarda ve 12 Eylül döneminde vücut bulan “Kişiyi ne olursa olsun cezaevinde tutma” anlayışının dirildiği kuşkusunu yaratmaktadır. Hiç kuşkusuz tüm itiraz haklarımızı sonuna kadar kullanacağız ve adaletin tecelli etmesi maksadıyla hukukun sınırları içinde azami mücadeleyi yapmaya devam edeceğiz.
Deniz Göktaş Vekilleri
Düz vatandaş olarak şöyle anladım: Mahir Polat’a (kültürlü olan) 100 TL bağışı soran, Kadriye Kasapoğlu’na aldığı 2. el arabayı soran devlet hesaplarında milyonlarca lira para trafiği tespit edilen Rasim Ozan Kütahyalı’yı “resen” salmış. Resen “kendiliğinden” demekmiş, “tutuklamanın gereksiz olduğu kanısına vararak” anlamına gelirmiş. Günaydın 🌱
Bu dünya güzeli 2-3 yaşlarında ve dişi. Sokaktan kurtarıldı, kısırlaştı, temizlenip paklandı, bi süredir geçici yuvasında. Son foto ordan. Hala ailesini arıyor. Paylaşır mısınız? İletişim @Badiko_
Kahramanmaraş'ta 17 yaşındaki bir lise öğrencisinin geliştirdiği susuz tarım projesiyle, su kaynağı bulunmayan yaylada dikilen 500 kayısı ağacı ilk meyvelerini verdi:
"Burada 500 fidanla susuz tarımla üretime başladık ve su kaynakları ağaçların verimine uygun değil.Leonardit adlı biz gübre kullanıyoruz.
Toprağın içine karıştırıldığı zaman toprağın su tutma kapasitesi artıyor. Yaklaşık 4 ton yaş meyvemiz oldu ve bu da yaklaşık 1 ton gibi kuru meyveye denk geliyor."
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Bebeğin bu şekilde görüntülenmesine bile şaşıranlar olmuş ki operasyonun nasıl yapıldığını düşünün... Hacettepe'de rahim içine kapalı yöntemle, kamerayla girilerek 26 haftalık bebeğin omuriliği tedavi edilmiş. Operasyon için bebeğe de anestezi uygulanmış. 30 kişilik bir ekibin saatler süren emeğinin sonucu. Muazzam iş✨️ Bebeğin adı Umut olacakmış🌿
Milli Eğitim Bakanı 1970 doğumlu. 1976'da okula başladığını kabul edelim.
MEB verilerine göre
📌 1976 yılında Eğitim Bakanlığı'nın merkezi bütçeye oranı yüzde 13,8. Bugün yüzde 10 seviyesinde.
📌 1976 yılında 42 bin 488 okulda 188 bin öğretmen var. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 30.
📌 Ortaokul sayısı 3067. Okul başına düşen öğrenci sayısı 350.
📌 Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2024 yılında yayınladığı "Geçmişten Günümüze Sayılarla Eğitim 1923 - 2023" raporuba göre 1976 yılında 1 öğretmene 70 öğrenci düşmesi imkansız. (Bkz: https://t.co/SPF1yqxg7L)
2002 öncesinde Türkiye Zulu Kabilesi değildi. Dünyanın en büyük 18'inci ekonomisiydi. Gayet nitelikli eğitim kurumları vardı. Bu zatların hepsi de Cumhuriyetin yarattığı imkanlarla okul okudu, eğitim aldı. Bu derece absürd hikayeler uydurmaya gerek yok.
Özgür Özel, istinafın mutlak butlan dosyasını Yargıtay'a 57 gün sonra göndermesine ilk tepkiyi Kırıkkale'den verdi:
"Bugün öğle saatlerinde dosyayı Yargıtay’a yolladı ki hakkımızı arayamayalım. Yargıtay dosyayı adli tatilden önce görüşemesin, bundan sonraki süreçte aslında bozulacağını bildiği, arkasında duramadığı, yukarıdan talimatla aldığı o kararı savunmadığını tarih önünde itiraf etti. Gözümüz, kulağımız pazartesi günü Yargıtay’da. Yargıtay ya bu tarihi hatadan dönecek ya da bu milletin iktidar umutlarına yapılmış olan bu darbeyi görüşmeden ta sonbahara kadar bırakacak"
@ozgecanozgenc
Diyetisyen Ersin Özdemir:
◽️Gebelik planlayacaksanız, "Yok burcu başak olsun, İkizler olmasın, balık olmasın, aslan olsun" diye planlamalar yapmayın.
◽️Çocuklarınızı dünyaya getirirken eylül, ekim, kasım, aralık aylarını planlayın. Çünkü yaz aylarında, haziran, temmuz, ağustos ayında hem güneş ışınlarıyla beraber D vitamini depolarınız dolar; çünkü D vitamini depolanan bir vitamindir.
◽️Hem depolarınız dolar hem de melanin pigmentleriniz gelişir. Cildiniz hafif daha esmerleşir ve bu çocukların daha akıllı, daha zeki doğmasına sebebiyet veriyor.
◽️Bol bol da altıncı aydan sonra ev yemekleriyle besleyin. Mamalara hemen itaat etmeyin ve iki yaşına kadar mutlaka anne sütü vermeyi unutmayın. Çocuklar bizim geleceğimiz. Bol bol doğurmak lazım.
Müslim Sarı yalan söylüyor. Bunu yaparken de ilerişimde sık kullanılan bir yöntem olan sandviç metodu kullanıyor:
Üst dilim: Konuşmanın kimsenin itiraz etmeyeceği doğru olan ilk kısmı, dinleyende hemen e adam doğru söylüyor hissi oluşturuyor :
Savunma hakkı kutsaldır elbette…Bir mahkemede en önemli hak savunma hakkıdır. İmamoğlunun savunma hakkının kısıtlanmasını doğru bulmuyoruz….
Orta dolgu: Yalan olan kısım:
Kendisi susma hakkını kullandı…
İmamoğlu aksine defaten “susma hakkımı kullanmıyorum, savunma yapacağım” dedi ama zorla salondan çıkarıldı.
Alt dilim: Olayı normalleştiriyor. “Sorun yok, sadece ertelendi” mesajı veriyor:
…ama önümüzdeki günlerde yine savunmasını yapacaktır.
Bu sözler duruşmaları takip eden kimsenin inanacağı bir bilgi değil, ama davayı yakından takip etmeyenlerin çok çabuk “e susma hakkını kullanmış sonra konuşur” diye aklında kalacak bir iletişim. Hafıza konuşmaları düz kaydetmiyor çünkü, ilk etki ve son etkiye bakıyor.
Gerçek şu ki mahkeme milyonlarca kişinin desteğini almış aylardır savunma sırası bekleyen bir belediye başkanını ve cumhurbaşkanı adayını 2500 yılla yargılarken, savunma hakkı vermedi ve bu dava ülkemize trilyonlarca liraya maloluyor. Bunu herkes yanında yöresindeki davayı takip etmeyenlere anlatmalı.
Kanada başbakanı, kendisine Türkiye'de hediye edilen silah ve mermilerle ilgili olarak basın tarafından yöneltilen soruya cevabında, bu silahın Kanada'da yasal olmaması sebebiyle gerekli tedbirlerin alındığı konusunda hesap verdikten sonra, kendisinin hediye olarak getirdiği Akçaağaç şurubunun hafif kalmış olabileceği endişesi taşıdığını belirtti.
Yazacaklarım bu kadar.
Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu, CHP’de yaşanan ayrışmada herhangi bir tarafı desteklemediğini açıkladı:
“Bana ‘anneni mi seviyorsun, babanı mı?’ diye soruyorlar. Ben ailemi seviyorum. Kimsenin tarafında değilim.”
🚨SKANDAL | Ekrem İmamoğlu’nun diplomasını iptal eden İstanbul Üniversitesi Rektörü Zülfikar, mezuniyet töreninde skandal bir açıklama yaptı:
“— Burada mezun olan öğrencilerimizin içerisinde kaç tanesini bebekleriyle görmek isterdim, yavrularıyla görmek isterdim!
— Ellerini tutarak gelmelerini görmek isterdim. Çünkü yaşınız en uygun, en verimli zaman. Bunları asla unutmamak lazım!
— Ama tabii ki öyle bir anlayışa geldik ki hep öteleriz!”
Ey kendini rektör sanan şahıs! 2026 atama kurasına 17 bin başvuruya karşılık sadece 521 kadro açıldı. Öğrencilerin çoğunun yol parası yok. Şimdi sence konu öğrencilerin çocuk yapıp yapmaması mı?
Bu şahsın profesör unvanı kesinlikle araştırılmalı!
1-Bakın Deniz Göktaş’ı nasıl tutukladılar. Deniz gösterisinde oruç tutmayan ve oruç tutan canlı bombalar ile ilgili bir espri yapıyor. Aşağıda çözümlemesi olan esprinin hiçbir yerinde oruç tutanların canlı bomba olamaya daha müsait olduğuna dair bir ibare yok. Ama sulh ceza hakimi hiçbir dayanağı olmadan karara şöyle yazıyor: …oruç ibadetini gerçekleştiren kişilerin canlı bomba olmaya daha müsait olduğunu…’ işte muhakeme yeteneğinden tamamen yoksun böyle keyfi ve yanlış yorumla Deniz Göktaş’ı hapse attılar.