“Özgür Özel lider değil sadece genel başkan”dediğimde kızanlar çok oldu.
İki kavram arasında ince ama derin bir nüans vardır.
Lider krizlerden doğar, cesur olur, risk alır, kitleleri harekete geçirir, vizyon sahibidir, vesayet kabul etmez, sonunu düşünmez.
Mutlak butlan kararından sonraki savrulmaya baktığınızda ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
Kendi ifadesiyle; CHP’de kalıyor, yeni parti kuruyor, kurulmuş partilere katılıyor.
Ne yapmak istediği belli değil.
Mutlak butlan kararı çıkar çıkmaz alelacele temyiz hakkını kullanarak sistemi bizzat kendi kilitliyor, 27 üyeyi istifa ettirerek PM’deki kontrolü altın tepside Kılıçdaroğlu’na sunuyor.
Stratejisi yok.
Karamsar kitlelere umut verip hayal kurdurması gerekirken küçük polemikler ve anlamsız güç gösterileriyle karamsarlığın parçası oluyor.
Karar veremiyor, vesayet prangalarını söküp atamıyor, çizmelerini giyip yola düşemiyor.
Ve her geçen enerjisi azalıyor, gündemden düşüyor.
🟥 İBB davası tutuklusu Murat Kapki’nin oğlu 8 yaşındaki Burak Kapki, babasının yargılandığı siyasi dava sonucu mağduriyet yaşıyor.
Okul yönetimi, küçük Kapki'nin kaydını yenilemeyeceklerini aileye açıkladı.
Babasının tutukluluğu sürecinde kullandığı depresyon ilaçlarıyla 25 kilo aldı.
Velilerden ve öğretmenlerinden alınan dönüşlerde Burak’ın durumunun çok iyiye gittiğini, bunu uzman raporlarınında teyitlediğini gözlemlerken TED Acarkent Koleji yönetimi, Kapki ailesine çocuklarının kaydını yenilemeyeceklerini ifade etti.
Derhal bu karardan dönülmelidir.
8 yaşındaki bir çocuğun geleceğini karartmayın! @istanbulTED
Silivri Belediye Başkanımız ve ekibinin tutuklanmasının üstünden 1 saat geçmeden Beylikdüzü Belediyesi'ne yeni operasyon yapıldı. Tertemiz bürokrat ve personellerimiz gözaltına alındı.
Biz canımızla cebelleşirken yol arkadaşlarımızı, başkanlarımızı suçlu ilan eden, ağzından arınma lafını düşürmeyip iktidar gölgesine sığınan herkese yazıklar olsun.
@puleragema Aktif gazeteciliği bırakmış bir meslektaşın olarak sana şunu söylüyorum: Zamanın ruhuna yenilmemiş sahici bir gazetecisin. Haber atlattığımız yıllar geçmişte kaldı. Şimdi büyü haber yapabilmekte. Büyün bol olsun.
@BarOvgun Valla milletin farkında olmadığını düşünen, aklını hırsına yedirmiş süzme salaktır. Ama salaklara da hakaret etmek istemem tabii. Kibirden gözü kararmış kötülük timsali diyelim. Yok ya olmadı. Ezik diyelim:)
Seni de sildik Rahmi Saltuk. Yazık bile olmadı. Üretkenlik filan gitmiş, sararmış gazete yapraklarında bir eski zaman düşü gibi kalmıştın zaten. Halkın kavgasına değil ekmeğine ortak olanlar, yarına söyleyecek sözü olmayanlar bundan sonra yallah tarihin çöplüğüne.
Değerli hemşerilerim,
Cuma gününden bu yana şahsıma, aileme, yol arkadaşlarıma, emeğime ve Silivri halkının sandıkta ortaya koyduğu tertemiz iradeye karşı yürütülen siyasi operasyonun yeni ve ağır bir aşamasıyla karşı karşıyayız.
Bu süreç yalnızca şahsımı hedef alan bir adli süreç değildir. Bu süreç; Silivri halkının iradesini, halkçı belediyecilik anlayışımızı, Vicdan Belediyeciliği yolunda ortaya koyduğumuz emeği, baba ocağımız Cumhuriyet Halk Partisi’nin değerlerini ve bu kentte birlikte büyüttüğümüz umudu hedef alan açık bir haksızlıktır.
Cuma gününden bu yana kendisine gazeteci diyen bazı müfteriler tarafından “duydum”, “söylendi”, “olabilir”, “-mış, -muş”, “bana böyle aktarıldı” gibi ciddiyetsiz sözlerle bir dedikodu düzeni kuruldu. Hiçbir somut temele dayanmayan iddialar haber kılıfına sokuldu, iftiralar büyütüldü, kamuoyu zehirlenmek istendi.
Bugün de bu iftiraların, bu algı düzeninin ve bu siyasi operasyonun sonucu olarak savcılık ifademin ardından sevk edildiğim mahkeme hakkımda tutuklama kararı verdi.
Silivri’nin güzel insanları, Atatürk ve Cumhuriyet’in bekçileri;
Asla üzülmeyin. Asla mahzun olmayın. Asla umudunuzu yitirmeyin. Başınızı öne eğmeyin.
Benim alnım açık. Başım dik. Vicdanım rahat!
Ne sizlerin sandıkta verdiği tertemiz oylara leke sürecek bir yanlışım oldu ne de baba ocağımız Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir evladı olarak Atatürk’ün ilkeleriyle, partimin değerleriyle ve halkımıza verdiğim sözle bağdaşmayacak bir davranışın içinde yer aldım.
Herkes emin olsun:
Tutuklama bir hüküm değil. Hakkımda kesinleşmiş hiçbir mahkûmiyet kararı yok! Ortada verilmiş bir hüküm yok! Ortada ispatlanmış bir suç yok!
Bugün yaşadığım şey yalnızca hukuki bir süreç değil. Bugün yaşadığım şey; gerçeklerden değil iftiralardan, somut delillerden değil dedikodulardan, hukuki kesinlikten değil yönlendirilmiş beyanlardan, asılsız haberlerden ve masa başında üretilmiş senaryolardan beslenen açık bir siyasi kuşatma operasyonudur.
Biz bu senaryoyu daha önce gördük. Hem de defalarca gördük. İstanbul’da Cumhuriyet Halk Partili belediyelere karşı aynı senaryo 13 kez sahneye konuldu.
Önce bir yalan ortaya atılıyor. Sonra o yalan, kendisine gazeteci diyen bazı müfteriler eliyle haber kılıfına sokuluyor. Ardından kamuoyu zehirleniyor. Sonra da bu algı düzeni, yargı sürecine taşınarak ciddi bir iddia gibi gösterilmeye çalışılıyor.
Yargının siyasallaştırılarak bir aparat gibi kullanılmasına, halkın sandıkta verdiği kararın dosyalarla, manşetlerle, iftiralarla ve algı operasyonlarıyla kuşatılmasına artık yabancı değiliz.
Benim hakkımda da yapılmak istenen budur.
Dosyada gizlilik kararı olduğu için hukuki sürecin bütün ayrıntılarını bugün paylaşamıyorum. Ama herkes bilsin: Hakkımda ortaya atılan iddiaların tamamı somut delile değil; duyuma, yönlendirilmiş yorumlara, asılsız haberlere, ciddiyetsiz beyanlara ve gazetecilik adı altında servis edilen iftiralara dayandırılmak isteniyor.
Bakın, kamuoyunda gündeme getirilen saat iddiası bunun en açık örneklerinden biridir.
Kullandığım saatin iddia edildiği gibi olmadığı açıkça ortaya konulmasına rağmen konu hâlâ farklı biçimlerde gündemde tutulmaya çalışılıyor. Savcılık, araştırma kapsamında aldığım iddia edilen saatin Türkiye’de ki tüm tedarikçi firmalarına müzekkere yazıyor. İlgili firma, benim kendilerinden herhangi bir saat almadığımı bildiriyor. Buna rağmen algı devam ettiriliyor. Gerçek ortaya çıkıyor, ama iftira durmuyor. Belge geliyor, ama senaryo değişmiyor.
Yani ortada bilgi yok. Tanıklık yok. Somut delil yok.
Sadece “duydum” var.
Sadece “söylendi” var.
Sadece “bana böyle geldi” var.
Yetmedi; 12 yaşımda kaybettiğim rahmetli babama ev aldığımı bile iddia ettiler.
Evet, yanlış duymadınız.
Çocuk yaşta kaybettiğim rahmetli babam üzerinden bile iftira üretmekten çekinmediler. İnsanın ailesine, acısına, hatırasına uzanan bu kirli dil; artık yalnızca siyasi bir saldırı değil, vicdanı da ahlakı da aşan bir kötülüktür.
Bu iddiaları gerçekmiş gibi servis eden, Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri kuşatma operasyonuna kalemini kiraya vermiş gibi çalışan, halkın haber alma hakkını değil iftirayı büyüten anlayışı buradan açıkça teşhir ediyorum.
Bu gazetecilik değil. Bu habercilik değil. Bu kamu görevi hiç değil.
Bu, iftiraya manşet atmak. Bu, dedikoduya haber süsü vermek. Bu, halkın seçtiği belediye başkanlarını itibarsızlaştırmak için kalemi silah gibi kullanmaktır.
Ama herkes bilsin:
Bu zayıf, duyuma dayalı, somut delilden uzak iddialarla ne beni teslim alabilirsiniz ne de Silivri halkının iradesini gölgeleyebilirsiniz.
Ben bu karanlık senaryoların hiçbirine boyun eğmiyorum. Silivri halkının iradesini hedef alan bu haksızlığın karşısında dimdik duruyorum.
Çünkü ben sandıkta halkın teveccühünü kazanmış, Silivri’nin evladı Bora Balcıoğlu’yum.
Bu göreve koltuk için gelmedim. Makam için gelmedim. Birilerinin düzenine teslim olmak için hiç gelmedim.
Ben bu göreve Silivri’ye hizmet etmek için geldim. Halkın sofrasına bereket katmak, çocuklarımızın yüzünü güldürmek, ihtiyaç sahibi komşularımızın kapısını çalmak, üreticinin alın terine, emekçinin hakkına, emeklinin onuruna, gencin umuduna ve kadının mücadelesine sahip çıkmak için geldim.
Bugüne kadar ayrıcalığın değil adaletin, korkunun değil vicdanın yanında durdum.
Silivri’nin yüzünü yere eğdirecek hiçbir işin içinde olmadım. Hemşehrilerimin vicdanını incitecek hiçbir kararın altına imza atmadım. Atmam!
Bugün yaşananlar yalnızca şahsıma yönelik değil.
Buradan Silivri’nin güzel insanlarına sesleniyorum:
Sosyal demokratlarına, muhafazakâr demokratlarına, milliyetçi demokratlarına, liberal demokratlarına, sosyalist demokratlarına, Kürt demokratlarına; bu kentin adalete, demokrasiye ve vicdana inanan bütün yurttaşlarına sesleniyorum.
Benden aldığınız Vicdan Belediyeciliği bayrağını sahipsiz bırakmayın.
Bu bayrak yalnızca Bora Balcıoğlu’nun bayrağı değil. Bu bayrak, Silivri’de yoksulun kapısını çalanların, çocuğun sofrasına kahvaltı koyanların, üreticinin alın terine, emekçinin hakkına, emeklinin onuruna, halkın iradesine ve Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkanların bayrağıdır.
Elbette Vicdan Belediyeciliği 6 metrekarelik bir hücreye hapsedilemeyecek.
Silivri’de kurumsallaştırdığımız bu belediyecilik anlayışı büyüyerek devam edecek. Çünkü Vicdan Belediyeciliği bir kişinin değil, bu kentin vicdanlı insanlarının ortak eseridir.
Beni bugün aranızdan fiziken ayırmaya çalışanlar şunu iyi bilsin:
Silivri’nin vicdanını susturamazsınız.
Silivri’nin iradesini hapsedemezsiniz.
Silivri’nin umudunu teslim alamazsınız.
Bu haksızlığı yapanlardan da yaptıranlardan da bu haksızlık karşısında susanlardan da hukuk içinde, demokrasi içinde, milletimizin vicdanında hesap sorulacak.
Aziz hemşehrilerim,
Asla umudunuzu kaybetmeyin. Asla vazgeçmeyin. Başınızı öne eğmeyin.
Ben yine aranıza döneceğim. Yine birlikte çalışacağız. Yine birlikte güleceğiz. Yine Silivri için omuz omuza yürüyeceğiz.
Ben dimdik ayaktayım.
Başımı eğmedim, eğmeyeceğim.
Boyun eğmedim, eğmeyeceğim.
Susmadım, susmayacağım.
ŞEREFLE SÖYLÜYORUM, ŞEREFLE:
MADDİ MANEVİ ÇOK AĞIR BEDELLER ÖDEDİK. BU SUÇLAMALARI YAPANLARIN AKLININ ERECEĞİNİ ZANNETMİYORUM
Bütün hayatını kamucu mücadeleye adamış bir akademisyen ve meslek insanı olarak ne bir örgüt üyesi olabilirim ne ihaleye fesat karıştırıp menfaat sağlamaya tenezzül ederim, ne de dolandırıcılık yapmış olabilirim. Mal varlığımıza bakılarak dahi bu iddialar test edilebilir -ki yapıldığını da biliyorum.
Cezaevine girince kesilen maaşım ve azalan gelirimiz nedeniyle, artan giderler karşısında geçim sıkıntısı yaşadığımızı da şerefle ifade ederim, şerefle.
Maaşıyla yaşayan insanlar olarak, bu 15 ayı aşan süreçte maddi ve manevi çok ağır bedeller ödedik. Çok ağır. Bu suçlamaları yapanların aklının ereceğini zannetmiyorum.
Televizyon programlarında, CHP'yi yargı eliyle dizayn etme girişimine ve “mutlak butlan” adı altında hukuksuz bir kararla partinin iradesinin gasp edilmesine karşı çıktığım için bugün tedbirli olarak disipline sevk edildim.
İroniktir; Kemal Kılıçdaroğlu'nun yok hükmündeki bir karara dayanarak CHP'yi fiilen işgal etme girişimini eleştirdiğim için, benim nazarımda meşruiyeti tartışmalı, yok hükmündeki bir MYK tarafından tedbirli olarak disipline verildim.
Fikirler disiplin sopasıyla susturulamaz. CHP, ne yargı müdahalelerine ne de düşünceyi cezalandıran anlayışlara teslim olacaktır.
Bu karar, onu verenler adına bir utanç; benim adıma ise, demokrasiye ve CHP'nin kurucu değerlerine sahip çıkmanın onurudur.@herkesicinCHP@eczozgurozel