@muslihiddinreis@ozturkefendi_@alihaydarekiz1 Konudan bağımsız; geçen akşam kurdoğlu'yu açtım, uzun zaman olmuştu., şimdi de taymda gorunce, umarız iyisinizdir kurdoğlu muslihiddin
bakın ben erkekle kadın bir değildir biliyorum. erkeğin nefsiyle kadının nefsi bir değil, onu da biliyorum. hatta alıntıladığım tweete hak da veriyorum. ama bu demek değildir ki söz konusu kız olduğunda dindar diye sadece dindarlığını sorgulasın. aleyhisselâmın “sen dindar olanını seç” hadisi, öncesine bakarsak erkeklere söylenmiş bir hadis. tabi, kadın da kendi üzerine düşen payı almalı. ama ben bu sitede erkeğe tanınan geniş yelpazenin kadına tanınmaması olayından bezdim.
tamam kadın namaz kılan, eli ekmek tutan, harama bulaşmamış erkeğin hemen fotoğrafını istemesin. hatta istedikten sonra, beğenmese bile bi görüşsün. tamam.
da. da’sı var işte. erkek neden aynısını yapmasın?
her iki taraf da önceliklerini doğru belirleyip ona göre bi süreç belirlesin. yani kadın tipini beğenmediği adamla konuşunca belki onu beğenebiliyor da, erkek niye güzel bulmadığı kadınla konuşunca belki onu beğenemiyor?
dindar birinin görüşme kriterleri içinde namazın ne işi var diyenlerdenim ben. namaz zaten olacak. yalancı insan için “belki yalan söylemez” diyor musunuz da, namaz kılmayan insan için “belki kılar” diyeceksiniz? yalancı olmamak, olması gereken bi şey. namaz kılmak da öyle.
Sayın Adalet Bakanım,
Size bu açık mektubu 6 Şubat depreminde eşini, çocuklarını ve aynı aileden 9 canını kum gibi dağılan bir binada kaybetmiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yazıyorum.
Depremde iki bloğu yıkılarak 115 kişiye mezar olan Penta Park Sitesi, Kahramanmaraş’ta “kaya zemin üzerine inşa edilen, şehrin en güçlü ve en güvenli binası” iddiasıyla Mesut Başkır ve Özcan Çakmak müteahhitliğinde yapılmış ve pazarlanmıştır. Müteahhitlerden Mesut Başkır, biz 115 kişiye mezar olan enkazın başında kurtarma çalışmaları yaparken, o can pazarında Marmaris’ten Yunanistan’a tekneyle kaçmaya çalışırken ihbar üzerine yakalanmıştır. Mimarlar Odası Başkanlığı da yapmış olan Mesut Başkır ve ortağı Özcan Çakmak, önceki duruşmalarda “Biz sadece şirket görevlisiyiz.” diyerek neredeyse suçu, binada hayatını kaybeden insanlara yüklemeye çalışmıştır.
Bilirkişi raporlarında da yer aldığı üzere; statik proje ve tüm yapı-imar işlemlerinde yetkili olan inşaat mühendisi Özcan Çakmak, son duruşmada şirkette yalnızca muhasebe ve işe alım işlerine baktığını, teknik sorumluluğunun bulunmadığını savunmuş ve an itibariyle tahliye edilmiştir. Oysa projeyi “Ben bu yapıya dünya tecrübelerimi, uluslararası birikimimi aktardım.” diyerek pazarlayan ve inşaatın her aşamasında “yetkili benim” diyerek sürecin başında duran Özcan Çakmak’ın bugün tüm sorumluluğu vefat eden ağabeyine yükleyip “Benim teknik sorumluluğum yoktur” demesi akla ve vicdana uygun değildir. Bu bilgiler de yine mahkeme dosyasında bilirkişi raporunda mevcuttur.
Penta Park Sitesi’nde enkaz çalışmalarımız sürerken gelen inşaat mühendislerinin, mimarların ve uzmanların ilk dikkat çektiği husus; bazı kat tablalarındaki betonun adeta yanmış gibi olması ve mukavemetinin son derece düşük olmasıydı. Vinçle kaldırılmaya çalışılan betonlar kum gibi dağılıyor, içlerindeki demir kolayca sıyrılıyordu. Özellikle 1. Blok deprem anında yaklaşık 10 saniye içerisinde tamamen çökerek bir toprak yığınına dönüşmüştü. Yolun karşısındaki benzin istasyonunun güvenlik kameralarında bu görüntüler mevcuttu.
Müteahhitlerin savunmasında suçladığı ve kolon kestiği belirtilen banka elbette bu ihmale ortak olabilir. Ancak bilirkişi raporlarında da yer aldığı üzere; kolonların olması gereken duvar açıklığına sahip olmaması, beton kalitesinin son derece düşük olması gibi hususlar, inşaatı yapan firmanın sorumluluğunu açık şekilde ortaya koymaktadır.
Biz 115 canın aileleri olarak kolon kesen bankadan da, düşük kaliteli beton getiren firmadan da elbette şikayetçiyiz. Ancak başka ihmallerin varlığı, asıl sorumluların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Sayın Bakanım @abakingurlek,
Enkazda kurtarma çalışmaları yaparken, kırılarak tüm katları birbirine geçmiş o toprak yığınının içinde ailemizin yerini bulabilmek için günlerce sarı bir mont aradım ben. Vinç ile her parçayı kaldırdığımızda gözlerimiz sarı bir renk arıyordu. Evladıma severek aldığım sarı montun, toprağın altında da olsa bize yerini göstereceğini düşünüyorduk. Siz de bir babasınız… Kalabalıkta çocuğunuzu uzaktan seçebilmek için montunun rengini ararsınız ya; işte ben evladımın cansız bedenini bulabilmek için sarı montunu arıyordum o enkazda.
Çocuklarımın tatilde ziyaretine gittiği kayınpederim de o binada can verdi. Tanıdığım en devletine bağlı, en vatansever, en inançlı insanlardan biriydi. Depremden bir yıl önce Kahramanmaraş’ta bir okul yaptırmıştı örneğin. İsmini vermemiş, açılışına dahi gitmek istememişti. “Bir insanım neticede; nefsim var, ‘ne güzel yaptık’ derim, kibir olur, hayrın önüne geçer” diye düşünecek incelikte bir insandı… Karşı komşumuz Sadi abi vardı mesela… Şekerli ailesinin kıymetli babası Sadi abi nur yüzlü, çok beyefendi bir insandı. Evlatlarına, gelinlerine, çevresindeki herkese anne şefkatiyle yaklaşan Muazzez teyzemiz vardı. Hepsi o binada can verdi. Vatan sevgisiyle yetiştirdiğimiz, bu ülkenin geleceği olan o küçücük çocuklarımız da yine o binada cennet kuşu oldu.
Bu güzel insanlara, bu vatan için karşılıksız iyilikler yapmış isimsiz kahramanlara karşı bir adalet borcumuz var Sayın Bakanım. Ben hukukçu değilim. Verilen kararlar hukuken usule uygun olabilir. Ancak vicdanları yaralayan bir adaletsizlik duygusu oluştuğuna ben de, tüm Kahramanmaraş da şahittir.
Mahkemenin aldığı bu karar, kamuoyunun vicdanını derinden yaralamıştır. Ülkede yıllardır biriken faili meçhullerin ve geciken dosyaların üzerine kararlılıkla gidişiniz, “İşin ucu nereye ulaşırsa ulaşsın geri adım atılmayacak!” yönündeki açıklamalarınız toplumda umut oluşturmaktadır. Burada ise failler meçhul değil ayandır Sayın Bakanım. Tahliye kararı verilen Özcan Çakmak, evrak üzerinde teknik sorumlu görünmese bile; bilirkişi raporları ve kamuoyuna yansıyan süreç birlikte değerlendirildiğinde ciddi sorumluluk iddialarının odağındadır. Evraklarda teknik sorumlu olarak görünen ağabeyi Ali Şeyda Çakmak hayattayken, tüm sürecin başında aktif şekilde bulunması da kamu vicdanında olsa olsa “Bu suçu bir de yetkisizce mi işledi, bir de bundan mı suçlu?” soru işaretlerini artırmaktadır.
Adaletin gecikmeden tecelli etmesi ve faillerin hukuktan kaçmadan hesap vermesi konusunda gereğinin yapılacağına dair inancımızı koruyoruz. Bu ülkenin sessiz çoğunluğu olarak gönüllerimize merhem olacak tek şey; iradenizle adaletin gecikmeden tesis edilmesidir.
Saygılarımla arz ederim.
56 yaşındaki öğretmen Ayla Kara saldırı sırasında korkuyla birbirlerine sarılan dört öğrencinin üzerine kapandı. Kurşunlara siper oldu. Kara, okulun en sevilen öğretmenlerindendi. Kara, üç çocuk annesiydi.
Adnan Göktürk Yeşil 11 yaşındaydı. Baba Cevdet Yeşil oğlunu “Başarılıydı, son yapılan deneme sınavında ikinci olmuştu. Madalya taktılar, çok mutluydu." sözleriyle anlattı.
11 yaşındaki Furkan Sancak Balal 5. sınıf öğrencisiydi. Annesi Tuba Belli uzun süre oğlunun tabutuna sarılarak ağladı.
Belinay Nur Boyraz, Kerem Erdem Güngör, Zeynep Kılıç ve Bayram Nabi Şişik… Kahramanmaraş’taki saldırıda hayatını kaybeden dört arkadaş, son yolculuklarına da birlikte uğurlandı. Cenazeleri, yakınları tarafından Kahramanmaraş Adli Tıp Kurumundan alınarak Abdulhamithan Camisi'ne getirildi. Daha bir gün önce okula giden, gelecek hayallerini kuran çocuklarını kaybeden aileler tabutlara sarılarak gözyaşı döktü.
11 yaşındaki Şuranur Sevgi Kazıcı da 5. sınıfa gidiyordu. Küçük çocuğun cenazesi, Duraklı Camii’nde kılınan namazın ardından Şeyh Adil Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Yusuf Tarık Gül 11 yaşındaydı.
Okul saldırısında hayatını kaybeden 11 yaşındaki Adnan Yeşil’in babası:
İnançlı, dürüst, vatanını milletini çok seven bir evladım vardı. Çok bilinçliydi
Mekanı cennet olsun, melek oldu. Şu anda inşallah Peygamberimizin yanındadır.
@Beylerb89336553 İnançsız birisi olarak imam hatip proje lisesinde kendi isteğimle görev yapıyorum ve çocuklarımı da buraya göndermeyi düşünüyorum. Öğrenciler çiçek gibi, zeki, en önemlisi etik,ahlak,edep ne biliyorlar. Arkadaş nasılsa çocuk da öyle oluyor.
Bir çocuğum kaliteli bir özel okulda, diğeri proje imam hatip lisesinde okuyor, özel okulun veli toplantıları tam bir sirk ailelerin hırsı çocukları da hocaları da manyak etmiş, imam hatipteki aileler de hocalar da cok dengeli, bunu şimdi sosyolojik tanıma nasıl koyarsan koy.
Maalesef çevrem de dahil, ebeveynler çocuklarına yarı tanrı muamelesi yapıyor. Bu aslında çocukla da ilgili değil, kendilerinin sahip olduğu bir şey olduğu için yapıyorlar. Dengesizlikten maraz doğuyor tabi.
dit verhaal speelt zich af in Hawija, Irak. daar gooide Nederland in 2015 een bom, er vielen 85 doden.
maar: onze overheid weigert financieel te compenseren. "onmogelijk", zeggen ze.
wij vlogen naar Irak om te kijken of dat wel echt zo onmogelijk is.
https://t.co/a91Fqpy7fh
Een arts die eerst in de Gaza werkte en nu in Zuid-Libanon werkte zei gistervond op het NOS-achtuurjournaal:
“Ik zie dezelfde systematische vernietiging (als in de Gaza) van het gezondheidssysteem. De evaculatie van ziekenhuizen, het bedreigen van ziekenhuizen om de regio te verlaten.
Veel ambulancepersoneel wordt gedood, doelbewust aangevallen.
Medisch teams en ambulancepersoneel zijn een opzettelijk doelwit in Zuid-Libanon wordt opzettelijk.
Het deel van het volk dat deze oorlogsmisdaden door hun regering steunt, is zelf in de afgrond van onmenselijkheid gevallen.
Het is vreselijk, want ze waren zo nodig, maar ik ben opgelucht dat mijn dochter en schoonzoon, na lang in Gaza en op de Westbank hulp te hebben geboden, daar nu definitief weg zijn. Ook al is dit precies wat Israël wil. Het is echt te walgelijk voor woorden.
Kulaklarıma inanamadım. "Yünleri yakıyoruz" dedi. Biz de geri dönüştürülmüş plastik jean giyelim. Tarım ve hayvancılık politikaları bu kadar kötü yönetmeyi istesen başaramazsın.