Bursa'da Köyde Yaşayan Genç "Mahmut Orhan" Dünya'nın En Başarılı Müzik Sanatçısı Seçildi!" 👇👇
Geçenlerde Dünya başarısının ardından köyüne geldi ve köylülerine konser verdi.
Ama hikayesi daha ilginçti..
Bursa Yıldırım Mahallesi.
12 yaşında bir çocuk.
Bir mağazanın kasasında bozuk para sayıyor.
Babası emekli oto boyacısı. Üç erkek kardeşin en küçüğü.
O mahallede büyümek ne demek, oradan çıkanlar çok iyi bilir.
Bir gün arkadaşı (düğünlerde müzik çalan) mağazaya kıyafet almaya geliyor. Çıkarken dönüp soruyor:
“Bizimle gelir misin?”
O an kasanın önündeki çocuk, “evet” diyor.
O günden sonra kolon taşıyor, kablo çekiyor, hoparlör kuruyor.
Ne müzik eğitimi var, ne konservatuvar, ne torpil.
Sadece azim ve gece gündüz bilgisayar başında geçirdiği uykusuz saatler…
Kimse bilmiyor, kimse sormuyor, kimse izlemiyor.
Ama o üretiyor.
Bir gün bir parça çıkıyor ortaya: “Feel”
Avrupa radyoları çalmaya başlıyor.
Doğu Avrupa listelerinde ilk 10’a giriyor.
Ardından “Six Days”…
Ultra Records ile anlaşma.
Coachella sahnesi.
New York, Londra, Paris, Los Angeles, Miami…
Sold out geceler.
Batı’nın ritmine Anadolu’nun ruhunu katmıştı.
Arif Sağ ne yaptıysa, o da elektronik müzikte aynısını yaptı.
Bazı şeyler öğrenilmez… Ya vardır, ya yoktur.
Ve 2026 Haziran…
Dünyaca ünlü DJ, kimsenin davet etmediği bir köy meydanında sahneye çıkıyor.
Ne büyük organizasyon, ne basın, ne davetli kalabalık.
Sadece köylüler ve o.
Çalıyor.
Köylüler izliyor.
O da onları izliyor.
Yıldırım Mahallesi’ndeki kasanın önündeki o çocuk için…
Bundan daha güzel bir kapanış olamazdı.🌾❤️
Ankara’da günlerce süren madenci eyleminde en önde gördüm onu. Gaz yiyordu, gözaltına alınıyordu, çıkıp yeniden açıklama yapıyordu.
Bir yerden tanıyordum… Yüzü çok tanıdıktı ama nereden?
Sonra hafızam beni 25 yıl öncesine 99 depremlerine götürdü.
99 Gölcük depreminde üniversite öğrencisiydim. “Boş durmamalıyım” deyip gönüllü olarak deprem bölgesine gitmiştim. 17 Ağustos’un ilk günlerinde büyük bir kaos, ciddi bir organizasyon eksikliği vardı. İletişim imkanları da bugünkü gibi değildi. Çok bir şey yapamadan İstanbul’a dönmek zorunda kalmıştım.
Çok geçmeden Düzce-Kaynaşlı depremi yaşandı. İlk felaketin acı tecrübesiyle bu kez hem devlet hem gönüllüler daha organizeydi. Bir grup arkadaşımla yine otobüse atlayıp Kaynaşlı’ya gittim.
İlçe merkezine büyük bir koordinasyon çadırı kurulmuştu. Bolu Dağ Komando Taburu komutanından erine kadar sahadaydı. O çadırın etrafında sürekli koşturan bir sivil dikkatimi çekti.
Karadeniz aksanlı, bizden yaşça büyük ama o dönem genç bir delikanlı… Gelen yardımları organize ediyor, köylerden gelen ihtiyaç taleplerini topluyor, ilgili yerlere aktarıyor, insanları yönlendiriyordu.
“Ne duruyorsunuz orada?” diye bizi de hemen işe kattı.
Ayakta kalan spor salonu depo olarak kullanılıyordu. “Gelen yardımların kaydını alacaksınız” dedi.
Depremin ilk anından itibaren oradaydı. Enkazdan insan çıkardı, prefabrik evlerin kurulmasında çalıştı, köylere yardım ulaştırdı, çadır kurdu… Gün içinde nereye gitsem ona rastlıyordum.
Yurt dışından gelen yardımlar arasındaki pahalı ayakkabıları kendine ayırmaya çalışan bir gönüllüye nasıl öfkelendiğini bugün gibi hatırlıyorum. İdealist bir genç olarak bu tavrı çok hoşuma gitmişti.
Aradan yıllar geçti. Onu hiç görmedim, hiç karşılaşmadım.
Taki madencilerin yanında o tanıdık yüzde rastlayana kadar.
İklimler değişir, ülkeler değişir, gündemler değişir… Ama bazı insanların vicdanı aynı yerde kalır.
Ve evet o vicdanlı insan Başaran Aksu’ydu.
Bu ülkenin, hakkı yeterince teslim edilmemiş evlatlarından biri. Siyasi etiketlerle yaftalanmış, bedel ödemiş ama ideallerinden vazgeçmemiş bir kuşağın temsilcilerinden.
Selam olsun Başaran…
Çok şey başardın Hopalı hemşehrim.
Ve iyi ki varsın.
Oyuncu Binnur Kaya, muhabirin "Ayağınıza ne oldu, nazar mı değdi?" sorusuna:
"Nazar değecek bir şeyim yok. Ama insanın dermanı olan, sıkıntı yaşayabileceği bir ayağı olmasına şükrediyorum.
Dermanı olan bir şey olduğu için buna şükrediyorum."
Kastamonu’da müşavir firma bünyesinde görevlendirilmek üzere tam zamanlı çalışacak B sınıfı ve kısmi zamanlı A sınıfı İş Güvenliği uzmanları aranmaktadır.
Özgeçmiş için
[email protected] (Konu kısmına “Kastamonu” yazılması rica olunur.)
sevinince ahmet kaya dinliyorum,
üzülünce ahmet kaya dinliyorum, öfkelenince ahmet kaya dinliyorum, sakinleşince ahmet kaya dinliyorum. adam müzik yapmamış, ilaç yazmış.
Uyuşturucu ticareti suçundan cezaevinde bulunan ve 3 gün önce tahliye edilen Okay Gür, eşini boğarak vahşice öldürmüş.
Aşağılık katil , öldürdüğü kadının cansız bedenini olay yerinden yaklaşık 3-4 kilometre uzaklıktaki boş bir araziye götürüp toprağa gömmüş.
Zalime merhamet her zaman olduğu gibi yine garibana zulüm olarak geri döndü.
Yeter artık bu işleri bırakın.
Size sabah içinizi ısıtacak bir video bırakayım.
Yıl 2012 Muş/ Korkut Kümbet YİBO da bir öğrenci ile röportaj.
Not; kesin bir bilgi olmamakla birlikte . Bu çocuk büyüdü. Muşta doktor oldu.