@sevdaturkusev Sn.Sevda Türküsev;
Neden doğru olmayan, yalan bilgi paylaşıyorsunuz? Ela Rumeysa Cebeci fuhuştan tutuklanmadı. Hiç bilgi sahibi değilsiniz belli ama fikir sahibisiniz. Sizin gibilere de ‘gazeteci’ deniliyor… utanç verici
“AMENO” ismiyle anılan bir video ile tarafımı ilişkilendiren iddialar tamamen gerçek dışıdır. Videonun şahsıma ait herhangi bir cihazdan elde edilmediği, bana ait olmadığı yürütülen soruşturma kapsamında savcılık kayıtlarında açıktır.
Buna rağmen, bu video bana aitmiş gibi, içindeki kişilerden biri benmişim gibi, adımla, fotoğrafımla paylaşım yaparak, iftira ve yalanla algı yaratmaya çalışmış-çalışan tüm kişiler ve sayfalar hakkında hukuki haklarımı sonuna kadar kullanacağımı kamuoyunun bilgisine sunarım.
Bitti mi? Hayır.
“Ameno” adıyla anılan bir video, ‘Ela Rumeysa Cebeci’nin telefonundan çıktı” diyerek servis edildi. Yetmedi; videodaki kişinin de kendisi olduğu söylendi.
Oysa gerçek bambaşkaydı…
Ne bu video Ela Rumeysa’nın telefonundan çıkmıştı, ne de videodaki kişi kendisiydi…
Kimin telefonundan çıktığı bilgisi gizli olarak yürütülen savcılık soruşturmasında mevcuttu…
Bugün o video anıldığında, insanların zihninde otomatik olarak Ela Rumeysa Cebeci’nin ismi canlanıyorsa bu medyanın bilinçli yönlendirmesidir.
Bitti mi? Bitmedi.
Koca koca adamlar çıktı ekranlara.
“İtirafçı oldu mu, olmadı mı?” tartışmaları yaptılar. Saatlerce…
Dünyada ve Türkiye’de bu kadar hayati mesele varken…
Bir insan üzerinden, olmayan bilgilerle, bitmeyen bir linç sahnesi kuruldu…
Yine yetmedi…
Bir “gazeteci” çıktı, doğru olmayan beyanlarla, tahmin ile, tamamen uydurulmuş bilgilerin yer aldığı kinini kusan bir tweet attı.
Sonra ne oldu?
Tweet sessizce silindi…
1/3
#elarumeysacebeci
Soruşturma başladığı ilk günden itibaren Ela Rumeysa Cebeci’ye medyada reva görülen muamele ne hukuka sığdı ne de vicdana. Dosyada suç konuşulmadı, delil konuşulmadı; konuşulan tek şey özel hayat oldu. Üstelik bu özel hayat, bir kadının en mahrem alanları hedef alınarak, çarşaf çarşaf ekranlara serildi.
“Bir kolonya içmediğin kalmış” denildi…
“Sekspiyonaj” gibi akıl ve izan dışı iddialar ortaya atıldı….
“Son dakika itirafçı oldu”, “video teslim ediyor, kayıt veriyor” diye manşetler atıldı…
“Her ay Amerika’ya gidip telefonunu boşaltıyor” dendi…
Oysa gerçek çok basitti: Ela, en son yaklaşık iki yıl önce Amerika’ya gitmişti. Pasaport giriş-çıkışları devletin kayıtlarında açıkça ortadayken, bu bilgi bile çarpıtıldı. Devletin gördüğünü görmezden gelip, algı yaratmak için bile isteye yalan söylendi.
Henüz dosya oluşmamışken,
Gizli tanık ifadesine %100 itimat ederek,
Hiçbir somut bilgiye dayanmadan.
Tamamen mesnetsiz, tamamen iftirayla…
Bir kumpas davasında mağdur olduğunu iddia eden bir gazeteci/köşe yazarı, iki kişi arasında geçen özel hayatla ilgili mesajları köşesinde hem hukuksuz hem de fütursuzca yayımladı…
WhatsApp yazışmaları ekrana taşındı, satır satır okundu, üzerine yorumlar yapıldı. Ne soruşturmanın gizliliği umursandı ne de özel hayatın dokunulmazlığı…
Bazı ‘gazeteciler’ de medyadaki bir takım ‘aparatları’ taktir etti…
Bu bir gazetecilik faaliyeti değil, bizzat medya eliyle yapılan bir itibarsızlaştırma operasyonuydu.
Ama şimdi aynı ağızlar, başka dosyalarda özel hayatın kutsallığından söz ediyor… (Doğru olan budur.)
Peki o günlerde neredeydiniz?
Neden benim kardeşim söz konusu olduğunda özel hayatın gizliliği diye bir ilke yoktu?
Neden “mış gibi” haberlerle, imalarla, algı operasyonlarıyla itibar suikastı yapıldı?
İnsan zamanla pek çok şeyi affedebilir ama bu ikiyüzlülüğü, bu çifte standartı, medya eliyle yapılan bu bilinçli itibarsızlaştırmayı, bu planlı riyakarlığı asla affetmeyeceğiz.
Bu çifte standart, ne kaybolur ne de tarihten silinir.
Sevgiler,
#elarumeysacebeci
Gazetecilerin, kurum kuruluşların isimlerini mi kastediyorsunuz? Esasen herkes biliyor diye düşünüyorum. Yargı sürecine hassasiyetle yaklaştığımız için isimleri söylemeyi uygun bulmadım. Buradan bir mağdur edebiyatı devşirdiğimiz algısı da oluşsun istemiyorum. Doğru zaman geldiğinde tek tek hepsini detaylarıyla yazacağım.
@AlphaflyNeXT3 Ben vazgeçmeyeceğim, inanın buradaki beğenmeler vs. değil derdim. Burası benim için bir not defteridir. Gören ve anlayan tek bir kişi bile olsa bana yeter… Selametle
Öncelikle sizin bu sorduğunuz soruların çok daha fazlasını bilin ki bizler de soruyoruz. Ama şu an konuşma zamanı değil… Yargı sürecine saygı duyuyor ve Türk Adaleti’ne güveniyoruz. Ancak şuna emin olun en azından şahsım adına ben uzun zaman önce sektörü bıraktım. Bugün olmadı bu. İnanın hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil.
Kim olursa olsun bu yalan-uydurma-iftira haberleri yapanlarla ilgili de yine hukuk karşısında hesaplaşacağız elbet… Biraz sabır…
Sn. Cüneyt Özdemir;
Dünkü yayınınızda:
‘.. ve de ben Sabah gazetesini tebrik ederim. Cesurca üzerine gidiyor. Takvim cesurca üzerine gidiyor. Bunun normal şartlarda üzerini kapatabilirlerdi. Kol kırılır yen içinde kalır diyebilirlerdi. Yapmıyorlar bakın, en çok haberi götüren onlar.’
Taktir ettiğiniz gazete, iki kişi arasında geçen mesajlaşmaları hem hukuksuz hem de fütursuzca yayımlamıştır. Üstelik bu mesajlaşmaları, konuşmanın akışıyla bağlantısı olmayan, özellikle kesip biçtikleri bir bölümü araya ekleyerek yayımlamışlardır. Bu paylaşımların amacı kesinlikle kamuoyunu bilgilendirmek değildir. Burada açıkça ‘bilinçli kötülük’ tercih edildiği görülmektedir.
Bu noktada şu soruyu, tamamen iyi niyetle ve gazetecilik etiği çerçevesinde sormak isterim:
Eğer benzer şekilde, size, bir yakınınıza ya da ailenize ait özel mesajlaşmalar bu yöntemle bir gazetede yayımlansaydı, yine “cesurca üzerine gidiliyor” diyerek takdir etmek mümkün olur muydu?
Elbette haddim değildir gazeteciliği size öğretmek. Ancak hangi gazetecilik etik ilkesi, özel hayata ait mesajların bu şekilde yayımlanmasını meşru kılar; bu husustaki değerlendirmenizi kamuoyuyla paylaşmanızı samimiyetle rica ediyorum.
Saygılarımla,
#elarumeysacebeci
Sn Hüseyin Kaya;
Müvekkiliniz Mehmet Akif Ersoy ile ilgili
6 Ocak tarihinde bir YouTube kanalında bazı değerlendirmelerde bulundunuz.
“Ela Rumeysa Cebeci hanımefendinin dosyasının müvekkilinizin dosyasından ayrılması gerektiği” yönündeki talebiniz, bir avukat olarak elbette hakkınızdır. Bunun kararını da sizin de daha iyi bildiğiniz üzere yargı mercileri verecektir.
Ancak bu noktadan sonra kurduğunuz şu cümle, ciddi soru işaretleri doğurmuştur:
“Hatta bence o dosya (Ela Rumeysa Cebeci Dosyası), bizim dosyamızın fevkinde soruşturulacak bir dosya. Aslında önemli derecede haber ve soruşturma niteliği taşıyor.”
Bu ifadenizde yaptığınız yönlendirmedeki niyet ve amaç nedir?
Bir dosyanın ayrılmasını talep etmek başka bir şeydir; ayrı yürümesini istediğiniz bir dosyayı “daha önemli”, “daha haber değeri yüksek”, “daha fevkinde” olarak tanımlayarak kamuoyuna açık biçimde işaret etmek başka bir şeydir.
Bu söylem; bir yönlendime, bir hedef gösterme değil midir?
‘Bizim dosyamızdan ayrılsın ama asıl konuşulması gereken dosya odur” demek anlamına gelmiyor mu?
Bir avukat, elbette müvekkilini savunur.
Ancak bunu yaparken, müvekkiliyle ilgisi olmadığını söylediği başka bir dosya üzerinden algı oluşturmak, kamuoyunu yönlendirmek ve üçüncü kişileri tartışmanın merkezine itmek ne hakkaniyetle ne de meslek etiğiyle bağdaşır.
Bu değerlendirmelerin ardından, kullanılan dilin ve yapılan yönlendirmenin yeniden gözden geçirilmesinin yerinde olacağını düşünüyorum. Takdir ve değerlendirme elbette sizlerindir.
Beklentimiz, hukuki süreçlere ve ilgili kişilere etik çerçevede saygı gösterilmesidir.
Bu hassasiyetin, hem mesleki sorumluluk hem de adil yargılama sürecine duyulan güven açısından önem taşıdığını hatırlatmak isterim.
Saygılarımla,
#elarumeysacebeci
Siz sorsanız cevap verirdim. Ama siz yargılayıp hüküm vermişsiniz zaten…
Ayrıca çok haklısınız. Maalesef medyada hiçbir maddi delile dayanmayan sırf komplo teorilerinden ibaret haberler yapıldı, suç değil özel hayat konuşuldu, ve yine maalesef bunlar kesin gerçekler olarak yansıtıldı. İnanıp inanmamak sizlerin tercihi saygı duyarım. Lakin ‘kendini pazarlamış’ bu ahlaksızlık değil mi bir soru değildir… sevgiler,
Ne isterdim biliyor musunuz?
Bir kadının bir erkekle ilişki yaşamasını,
iki insanın özel bir bağ kurmasını
“ahlaksızlık”, “suç”, “rezalet” gibi büyük laflarla yargılayan; klavye başında hüküm dağıtan, kendini bu ülkede ahlak bekçisi ilan eden herkesin…
Bir sabah telefonlarına el konulsa…
Sadece mevcut mesajları değil;
silinenler geri getirilse.
Yıllar öncesine kadar…
Kimlerle yazıştıkları,
ne yazdıkları,
hangi fotoğrafları gönderdikleri,
hangi linklere tıkladıkları,
hangi sitelere girdikleri,
hangi sayfalarda ne kadar vakit geçirdikleri…
Hepsi…
Sonra kocaman bir ekran kurulsа.
Herkese açık.
Sansürsüz yayınlansa…
Ne kadar adil olurdu, değil mi?
Herkesin bir geçmişi var.
Herkesin bir telefonu var.
Herkesin silmek istediği cümleleri, başkalarıyla paylaşmak istemediği anıları ve mahremi vardır…
Yorum sizlerindir.
Sevgiler,
#elarumeysacebeci
@Ararat4747 Gerçi silseniz de farketmiyor, kayıt altına alınmıştır. Mahkemede de lütfen aynı yazdığınız gibi çok emin bir şekilde kendisini pazarladığını söyleyiniz. Lütfen bu söylediğinizin arkasında durun.