El Kabıd ismiyle bizi daraltan, sınayan Rabbim, El Basıt isminle bizi feraha kavuştur. Gönüllerimize inşirah, işlerimize ve imtihanlarımıza kolaylık ver.
Şaşırtıcı bir şey öğrendim: Üzüntü veya imtihan anlarında gelen uyku, acımızı hafifletmek için Allah'ın bir lütfudur.
“Sonra o kederin ardından üzerinize içinizden bir kısmını bürüyen bir güven ve uyku indirdi.”
Âl-i İmrân / 154
Bütün güzel şeyler Rebiulevvel ayında oldu. Ya Rabbi bu ay hürmetine bize de ehil topraklarda çiçeklenmeyi nasip et, afiyet ve mutluluk rızkıyla rızıklandır bizi.Ummadığımız anlarda gönlümüze inşirah, ömrümüze lütfundan sevinçler bahşet Allah’ım...Hüznümüzü rahmetinle hafiflet
Az önce bir şeyi hatırlayamadım ben bunu zamanında yazmıştım ya bir girip bakayım dedim. Onu ararken anılarımı buldum, resmen hatırlamadığım bir çok şeyi yazmışım buraya günlüğümmüş burası benim. Yeni gelmedik geri geldik arkadaşlar
Yine bakıyorum konu en olmadık yerlerinden tutuluyor; dizileri suçlama, evde silahın ne işi var vs...
Bunlar yeni şeyler değil; tüfek icat olduğundan beri evin duvarında asılı dururdu zaten... TV icat olduğundan beri vurdu kırdı filmler vardı zaten... Babalarımız da biz de böyle büyüdük, yeni şeyler değil bunlar!
Yeni olan şey çocuk büyütme tarzımızdır. Böyle bir çocuk yetiştirme şekli olamaz. Otoriteden yoksun, sorumluluktan muaf, sınırdan uzak, hayattan izole...
Bir çocuk okulun koridorunda yüksek sesle sinli kaflı küfürler edecek ve öğretmen ona haddini bildiremeyecek! Böyle bir eğitim şekli olamaz. TV'de Kemal Sunal'ın “eşşoğleşek” sözünü bipleyeceğiz ama okulda sinkaflı küfürler edilmesine göz yumacağız. Benim çocuğum okuldan hayasızlık öğrenip gelecek. Bu pedagojik riyakârlığı bırakmak ve acilen kadim öğretilere dönmek durumundayız. İnsan yetiştiremiyoruz, bununla biran önce yüzleşmemiz gerekiyor.
Din eğitiminde bile cehennem yok artık, cehennemi kapattık. Oysaki Allah peygamberini “beşîr ve nezîr” yani; cennet ve nimetleriyle müjdeleyen, cehennem ve azabıyla ikaz eden, olarak vasıflamıştır. “Sizi önünüzde yaklaşan bir günün azabına karşı uyarıyorum” diye İslâm'a davet ediyordu Allah Rasûlü (s.a.s.). Ne oldu da cehennemin kapısına mühür vuruldu?
Biz birinin ağacına elimizi uzatmadıysak, bir karıncanın yuvasını bozmadıysak, ağzımıza küfür koymadıysak cehennem de yanarız diye korktuk hep. Bir hayvana zarar verecek olsak, nenem “Anası kargış eder” derdi korkardık el uzatmaya. Kimsenin olmadığı yerde bile en aciz bir hayvanın da sahibi var bilinciyle büyüdük.
Şimdi bu canavarları kim yetiştiriyor?
Dümdüz söylüyorum, bu neslin mimarı modern psikoloji ve pedagojinin sınanmamış öğretileri ve dogmatik bir biçimde kabulüdür. Anne babaları bu çarpık ebeveynlik tarzına sevk eden budur. Eğitim kurumlarını, eğitmekten aciz bırakan budur. Bunun acilen tartışmaya açılması gerekiyor.
Evde baba otoritesi, okulda öğretmen otoritesinin olmayışı akran zorbalığını besleyen en temel etkendir. Öğretmen ve baba yeniden eski saygınlığına kavuşmalıdır. Meseleyi bir iki olaya münhasıran ele almak son derece yanlıştır.
Buna bir zafer demek yerinde olmaz belkide. Soykırıma uğrayan canlar ve sakat kalan on binlerce masum insanın kayıpları yerine gelmeyecek. Onların kazançları ise Allah katındadır. Fakat artık şunu tüm dünya biliyor ki Siyonistlerin yüzündeki bu tarihi kara leke asla silinmeyecek.
Gazze yıkıldı, yüzbinlerce insan katledildi, yüzbinlercesi yerlerinden sürüldü. Gazze'ye bakıldığında karşımızda bir yıkım fotoğrafı var doğrudur fakat bir de Dünya'ya bakınız;
Siyonizmin, sömürgeci düzenin Dünyaya ördüğü kalın duvar nasıl delindi, milyonlarca insan dirildi, milyonlarca insan konfor alanını kendi isteğiyle terketti, meydanlara indi. Siyonist İsrail'in milletler nezdinde yeri geri inşa edilmeyecek şekilde viran edildi.
Şerefli Gazze direnişinin sefil Dünya düzenini nasıl salladığına, korku duvarını yıktığına şahitlik ederiz.