2025 YILI DENETİM RAPORUNDAN-36
İETT MALİ BİLANÇOSU
İETT’nin
2019 yılında 725 milyon 942 bin TL olan borcu;
2023 yılında 12 milyar 395 milyon TL’ye,
2024 yılında 24 milyar 327 milyon TL ’ye,
2025 yılında 34 milyar 504 milyon TL ’ye, yükselmiştir.
6 yılda borcu %4653 (46,5 kat) artmış.
FLAŞ.!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Sn.Osman Sağlam;
-Teknik adamlar,Dünyaca ünlü futbolcularımız,hakemler,klüp yöneticeleri bu işin içinde.
-500'e yakın klüp yöneticisi operasyondan sonra dahi bizzat bahis hesaplarından bahis oynamaya devam ettiklerini tespit ettik.
Aziz İstanbul’u kaybettik.
İstanbul, Ekrem İmamoğlu yönetiminde tarihinin en ağır, en basiretsiz ve en yıkıcı "yönetimsizlik" felaketini yaşamaktadır. Reklam bütçelerini icraat bütçelerinin önüne koyan, göz boyamayı ve sosyal medya illüzyonlarını belediyecilik zanneden bu zihniyet, 16 milyonluk bir dünya başkentini adeta kaderine terk etmiştir. Kar yağdığında balıkçıda, sel olduğunda tatilde, deprem kapıdayken siyasi kariyer peşinde koşan bir figürün elinde İstanbul, vizyonsuzluğun ve liyakatsizliğin pençesinde can çekişmektedir.
Yollar köstebek yuvasına dönmüş, metrolar bozulmuş, metrobüsler yanmış, otobüsler her gün yolda kalarak halkı canından bezdirmiştir. İstanbul’un milyarlık kaynakları, şehrin kronikleşen trafik ve altyapı sorunlarını çözmek yerine; kariyer hırslarına, yandaş fonlamalarına ve şatafatlı PR kampanyalarına acımasızca peşkeş çekilmektedir. Karşımızda şehre hizmet eden bir belediye başkanı değil, İstanbul’u sadece kendi siyasi ikballeri için bir sıçrama tahtası ve finans kaynağı olarak gören muhteris bir anlayış vardır.
Bu rezalet, şanlı tarihimize ve ecdadımıza karşı yapılmış en büyük saygısızlıktır. Biz, fethiyle çağ açıp çağ kapatan, dünyaya nizam veren Fatih Sultan Mehmet Han ile gurur duyarken; onun canından aziz bilip bizlere mukaddes bir emanet olarak bıraktığı İstanbul’un bugün düşürüldüğü bu acınası durum tam bir utanç vesikasıdır. 1453’te surları yıkan o büyük dehanın mirası, bugün iki tane yürüyen merdiveni çalıştıramayan, otobüsleri yürütemeyen kibirli ve beceriksiz bir kadronun elinde çürütülmektedir. Fethin aziz ruhu karşısında, İstanbul’u bu vizyonsuzluğa mahkûm eden, her fırsatta şehirden kaçan ve İstanbullunun parasıyla saltanat süren bu yönetim anlayışı yerle yeksan olmaya mahkûmdur.
🌺BABAMA MEKTUP
Canım babam,
Bugün Babalar Günü…
Sana bu mektubu yazarken gözlerim doluyor.
Çünkü sen gideli tam 46 yıl oldu. 1980 yılında bizi bırakıp Hakk’ın rahmetine yürüdüğünde ben daha ilkokul dördüncü sınıftaydım.
Bir çocuğun babasının elinden tutmaya, dizinin dibinde oturmaya, nasihatini dinlemeye en çok ihtiyaç duyduğu yaşlarda gittin.
O gün anlamadım belki…
O gün sadece sen gitmedin baba…
Bir evin direği yıkıldı.
Bir ocağın ışığı söndü.
Bir çocuğun sırtını dayadığı dağ çöktü.
Ama yıllar geçtikçe babasızlığın ne demek olduğunu daha iyi öğrendim.
Yıllar geçti…
Hayat bize çok şey öğretti.
Dostu öğretti, düşmanı öğretti.
Sabretmeyi öğretti, mücadele etmeyi öğretti.
İhaneti de gördük, vefayı da gördük.
Ama hayat bize bir şeyi hiç öğretemedi:
Seni unutmayı…
Çünkü sen sıradan bir baba değildin.
Sen heybetinle bulunduğun yere güven veren, sözüne itibar edilen, dost meclislerinin aranan insanıydın.
Büyük bir aşiretin reisiydin ama büyüklüğünü makamından değil, yüreğinden alıyordun.
Fakirin kapısını çalan, garibin derdiyle dertlenen, dostuna sonuna kadar sahip çıkan bir adamdın.
Bugün bile seni tanıyan büyüklerimiz karşıma çıkıp;
“Allah rahmet eylesin, baban adam gibi adamdı…”
dediklerinde hem gururlanıyorum hem de içim yanıyor.
Çünkü ben o güzel adamın oğluyum…
Ama ona doyamadan büyüdüm. geçen onca yıla rağmen bazen hâlâ kapı açılacak da içeri sen gireceksin gibi geliyor bana.
Bazen yaşlı bir adam görüyorum, seni hatırlıyorum. Bazen bir dost meclisinde senin adını duyuyorum, boğazım düğümleniyor.
Çünkü ben sana doyamadım baba…
Ama kader sana hasreti, bana da sabrı yazmış.
Herkesin çocukluğu bir gün biter derler. Benim çocukluğum, senin tabutunun arkasından yürüdüğüm gün bitti.
Sen gittikten sonra Allah bizlere en büyük teselliyi Süreyya abimizi verdi.
O bize sadece ağabeylik yapmadı.
Babalık yaptı. Kol kanat gerdi. Yükümüzü taşıdı. Yokluğunu hissettirmemeye çalıştı.
Biz ne zaman dara düşsek yanımızda o vardı. Ne zaman başımız sıkışsa ilk ona koşardık.
Ama baba…
Geçen yıl onu da senin yanına gönderdik.
İnan bana, onun gidişiyle içimizde yıllardır kapanmayan yara yeniden açıldı.
Sanki seni ikinci kez kaybettik.
Şimdi hem sana hasretiz hem ona…
Şimdi daha çok yetim kaldık.
Şimdi başımızı yaslayacağımız bir omuz daha eksildi.
Bazen gece sessizliğinde ikinizi yan yana düşünüyorum.
Acaba kavuşabildiniz mi?
Acaba ona, “Kardeşlerine iyi baktın mı oğlum?” diye sordun mu?
Eğer sorduysan biliyorum ki alnı açık şekilde, “Elimden geldiğince baktım baba” demiştir.
Çünkü o da senin gibi mertti… Senin gibi adamdı… Senin gibi yüreği büyük bir insandı.
Babam,
Bugün yaşım ilerledi. Hayatın yükünü omuzlarımda taşıyorum.
Ama inan bana, içimde hâlâ babasını özleyen o küçük çocuk yaşıyor.
Hâlâ bir kez elini öpmek isterdim.
Hâlâ bir kez bana “Oğlum” diye seslenmeni isterdim.
Dünyada bazı acılar hafiflemezmiş baba…
Evlat büyüse de baba özlemi büyümeye devam edermiş.
Bugün seni de, ağabeyimi de rahmetle, özlemle ve dualarla anıyorum.
Ve ben nefes aldığım sürece sizi özlemeye, sizinle gurur duymaya ve dualarımda yaşatmaya devam edeceğim.
Ruhunuz şad olsun canım babam…
Ruhun şad olsun canım ağabeyim…
Hasretle, özlemle ve dualarla…
Oğlun…
Allah, hiçbir evladı zamansız babasız bırakmasın.
Babalar Günü’nüzü kutluyor; hayatta olan babalara sağlıklı, huzurlu ömürler, ahirete irtihal etmiş tüm babalara da rahmet diliyorum.