YENİ KİTAP | GELECEK BİZİMLE -Sinan Suner, Erdal Eren, Ercan Koca-
Kitabımız şimdi önsatışla sitemizde, 21 Temmuz itibarıyla tüm kitapçılarda!
https://t.co/D2WuXNrzDZ
Sinan Suner, Erdal Eren ve Ercan Koca…
Dönemlerinin mücadeleci genç militanları… Onların yaşamı aynı örgütsel hat içinde kesişti ve kolektif cesaretleri, ideolojik birikimleriyle birlikte bugün isimleri yan yana anılan devrimciler olarak belleğimizde yer bulup geleceğe dair sorularımız için yanıt oluşturdular.
Sinan Suner’in ODTÜ ve Öveçler’de üstlendiği görevler, Erdal Eren’in Şebinkarahisar’da başlayıp Ankara’ya uzanan öğrenim ve devrimci pratiği, Ercan Koca’nın genç yaşta gösterdiği militan kararlılık bize yalnızca üç ayrı yaşamı değil, bir dönemin ruhunu da anlatır. Kısa ama yoğun hayatları, 1970’ler Türkiyesi’nde gençliğin nasıl politize olduğunu, hangi koşullarda mücadele ettiğini ve ne tür bedeller ödediğini anlamak açısından güçlü bir tarihsel zemin sunar.
C. Hakkı Zariç ve Kübra Yeter’in kaleme aldığı “Gelecek Bizimle” çalışması bu üç ismin hikâyesini dönemin ruhuyla birlikte ele alıp bu ruhu yine dönemin tüm çelişkileri ve sürekliliğiyle harmanlayarak genç kuşaklarla buluşturmak üzere hazırlandı. Kitabın omurgası Erdal Eren’in kısa yaşamı üzerine oturtulsa da Sinan Suner’in ve Ercan Koca’nın üstlendiği rol ve kararlılık anlatılmadan bu hikâye eksik kalacaktı. Gençliğin, dayanışmanın, örgütlülüğün ve geleceğe duyulan inancın izini süren sözlü tarih çalışması “Gelecek Bizimle”, dönemi hem tarihsel bağlamıyla hem de tanıklarıyla birlikte ele alma çabasının ürünüdür.
YENİ KİTAP | TARLADAN FABRİKAYA
Şimdi önsatışla sitemizde!
Ayhan Aydoğan’ın kaleme aldığı “Tarladan Fabrikaya”, Ankara’nın o uçsuz bucaksız sarı bozkırında, Polatlı’nın “kara bebelerinin” bir rulman bileziği kadar değer görmediklerini anladıkları gün başlayan büyük uyanışın hikâyesidir.
Bu çalışma, sadece akademik bir merakın ürünü değil; işçi hareketinin hafızasına “Metal Fırtına” olarak kazınan bir dönemin, 2015 ORS direnişinin kalbinden süzülüp gelen bir anlatıdır. 2015 yılının o kavurucu Haziran sıcağında, fabrika önünde kurulan çadırlarda saz seslerinin Ankara oyun havalarına karıştığı, işçilerin kendi direniş bestelerini yaptığı ve her bir ıslık sesinde binlerce kişinin bir anda sessizleşip kenetlendiği o eşsiz atmosferin dökümüdür.
https://t.co/G0qWDNBhIN
Bugün İmran Deniz Göktaş’ı tutuklu bulunduğu Çorlu Karatepe "Kuyu Tipi" Cezaevi’nde ziyaret ettim.
Politik mizahın bu topraklardaki genç ve güçlü sesi, cezaevi koşullarına inat, sonraki gösterisinin notlarını kağıda dökmeye başlamış bile.
Morali de sağlığı da gayet yerinde; merak eden, destek olan herkese çokça selamı var!
Bu saldırgan polis "tanıyamadığı için" değil, NATO gladyosu gibi davranma konusunda haysiyet yoksunluğunda sınır tanımadığı için bu muameleyi yapıyor.
Bu son hamlesinden önce de aynı saldırganlığı defalarca gösterdi ve milletvekili olduğumu gayet iyi biliyor.
Derdi, eyleme katılan yurttaşlara gözler önünde yaptıkları işkencenin kayıt altına alınmasını engellemek. Derdi, kendini saraya beğendirmek, Trump'tan aferin alınca 32 diş birden gülen saray ricaline yaranmak.
Bugün NATO Defol demek için sokakta olan ve çok daha büyük bir şiddet ve işkenceyle gözaltına alınan yoldaşlarımızla birlikte, bu görüntüleri ve bu saldırganlıktan önce belgelediğimiz tüm görüntüleri kullanarak suç duyurusunda bulunacağız.
Elbette NATO’ya, Trump'a kapı kulu olanların yargısı küçük bir kapıkulu olan bu şahsiyete bile "kıyamayacak” ancak biz mücadelemizi her yerde sürdüreceğiz.
Komedyen #DenizGöktaş tutuklandıktan sonra önce Metris hapishanesine götürüldü ancak hemen sonrasında Çorlu’daki Karatepe hapishanesine gönderildi. Karatepe bilindiği üzere mutlak tecridin uygulandığı, mahpusların günde 23 saate kadar gün ışığı görmediği, “kuyu tipi” olarak adlandırılan bir hapishane. Soğuk Savaş programının sunucularından Boğaç Soydemir ve programın konuklarından rapçi Enes Akgündüz de tutuklandıktan sonra orada tutulmuştu.
Büyük Coşkunlar havai fişek fabrikasında yaşanan katliamda hayatını kaybeden işçileri katliamın 6. yıl dönümünde katliamın yaşandığı yerde andık.
Hendek Katliamı’nın üzerinden 6 yıl geçti ancak hâlâ adalet sağlanmadı. Tıpkı Soma’da ve Hendek’te olduğu gibi…
📌Katliamda yakınlarını yitiren ailelerle birlikte adalet talebimizi bir kez daha haykırdık.
📌Soma’da, Ermenek’te, Büyük Coşkunlar’da ve diğer birçok fabrikada yaşanan iş cinayetlerinin sorumlusu patronlar ellerini kollarını sallayarak sokakta dolaşıyorlar. İşyerlerini, fabrikaları denetlemeyen kamu yetkilileri yargılanmıyor. İşçileri katletmenin, onları ağır koşullarda çalıştırmanın hiçbir bedeli yok.
📌Hendek’in de Beşiktaş’ın da Soma’nın da Büyük Coşkunlar’ın da Ermenek’in de hesabını sormaya ve adalet aramaya devam edeceğiz.
İstihbaratçıların ve yandaş basının Deniz’in babası hakkında yaydıkları bilgiler onu ve oğlunu karalamaz, onurlandırır. O dönem devrimciler Alevi mahallelerine giden yollara barikatlar kurdu ve saldırılara karşı halkı korumaya çalıştılar.
🖋️Kamil Tekin Sürek yazdı
https://t.co/UmY1YxRC8X
📢 Deniz Göktaş'ın tutuklanması, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'diktatörlük' iddiasına tahammül açıklamasını gündeme getirdi
💬 “Ben diktatör olacağım, birisi kalkacak bana ‘diktatör’ diyecek, onun vay hâline!"
💬 "Diktatörlüğün mizacında bu tür şeylere tahammül yoktur. Anında götürürler.”
Deniz Göktaş’ın avukatı Metin Aslan ile konuştum. İki özel bilgi paylaştı…
Bir: Deniz tutuklama sonrası avukatlarına “neşemizi çalamayacaklar” demiş.
İki: Kendisiyle görüşen Kılıçdaroğlu’na “CHP’yi salın” demiş.
deniz göktaş'ın babasını linçlemeye çalışıyorlar şimdi de. thko'da mücadele edip tutuklandığını servis ediyorlar. bunu da kim servis ediyor biliyor musunuz? savcılık gruplarından atılıyor.
Asgari ücretli sadece karnını doyursa bile bir hafta aç kalıyor!
Asgari ücret yoksulluk sınırının üzerine çekilsin, tüm ücretlere ek zam yapılsın!
Türkiye İstatistik Kurumu haziran ayı enflasyon verilerini açıkladı. Enflasyonu Erdoğan-Şimşek planına uydurmaya çabalayan TÜİK’in açıkladığı verilere göre haziranda enflasyon yüzde 0,99; yıllık enflasyon ise yüzde 32,11 oldu. ENAG tarafından hesaplanan haziran enflasyonu ise yüzde 1,94 ile TÜİK’in aylık enflasyonunun yaklaşık iki katı.
Haziran ayı milyonlarca memur ve emekli için aynı zamanda enflasyon farkının belirleneceği tarih. TÜİK’in düşük açıkladığı aylık enflasyon verisi ücret gasbı açısından da ayrıca önem taşıyor.
Enflasyon farkı kaybı karşılamıyor.
TÜİK’in verilerine göre memur ve emekli aylıklarına yansıtılacak enflasyon farkı yüzde 17,76. Ancak yoksulluk sınırının altındaki memur maaşları ile açlık sınırının neredeyse yarısı düzeyindeki emekli aylıkları göz önüne alındığında emekli ve memurların yaşadığı enflasyonun TÜİK’in açıkladığından çok daha yüksek olduğu görülmektedir.
Nitekim emekli ve memurlar gelirlerini ancak gıda, giyim, kira, ulaştırma ve enerji kalemlerine ayırabilmektedirler. “Gıda ve alkolsüz içecekler”, “Taze meyve ve sebze”, “Kira”, “Ulaştırma hizmetleri” gibi alt kalemlere baktığımızda TÜİK’e göre bile fiyat artışlarının yüzde 30’lara vardığı görülmektedir.
Milyonlarca emekli ayın 11 günü aç
Enflasyon farkının yansıtılması ile 20 bin TL olan en düşük emekli aylıkları 23 bin 552 TL; en düşük memur maaşı ise 70 bin 258 TL oldu. Sendikaların yaptığı hesaplamalara göre haziran ayı açlık sınırı 36 bin 42 lira, yoksulluk sınırı ise 118 bin 404 lira. Yani emekli aylığı ile geçim sağlayan bir aile bir ayın 19 gününde karnını doyurabilir. Asgari ücrete mahkum edilen milyonlar, gıda haricinde başka hiçbir harcama yapmasa ayın son haftasını aç geçiriyor. Memur ailesi ise memur maaşı ile bir ayın 18 günü geçim sağlayabiliyor.
TÜİK’in hesaplamalarına dayanan enflasyon farkı ile eve et girmiyor, çocuklar süt içemiyor, kira ödenmiyor.
Yandaş müteahhitlere gidilmemiş yol, geçilmemiş köprü, yapılmamış muayene için yüz milyarlarca lira ödeme yapan; NATO’nun eli kanlı katillerine kırmızı halı sermek için milyarlarca lira harcayan; yerli-yabancı maden, enerji ve sanayi şirketlerine teşvikler yağdıran; holdinglere trilyonlarca lira faiz ödeyen; yabancı finans tekellerine 20 yıllık vergi muafiyeti getiren Saray rejimi işçi, emekçi ve emeklilerin yaşadığı ağır tablo karşısındaki ek zam ve insanca yaşanacak ücret talebi karşısında üç maymunu oynuyor.
Tüm ücretlere ek zam yapılsın
“Ücret artışları enflasyona sebep olur” yalanıyla milyonlarca emekçinin ücret artışları talebini bastırmaya çalışan Erdoğan-Şimşek programı Türkiye’yi yerli ve yabancı patronlar için “ucuz emek cenneti” yapmak istemektedir. Enflasyonun sebebi ücret artışları değil, holdinglerin fahiş kârlarıdır. “Enflasyonla mücadele” adı altında milyonlarca emekçiyi her gün daha fazla yoksullaştıran Saray düzeni enflasyonla değil, işçi sınıfı ve emekçilerin insanca yaşam hakkına karşı mücadele yürütmektedir. Şimşek programı Saray rejiminin sınıfsal tercihlerine ilişkin açık bir göstergedir. Saray rejiminin varlık sebebi, onun yoksulluk sınırının üzerinde insanca yaşanacak ücret talebini karşılamasının önündeki en temel gerekçedir.
Ancak hayatı var edenler olarak bizler, bu ülkenin işçileri, emekçileri Saray düzenine ve onun ucuz emek rejimine mahkum değiliz. Türkiye’nin dört bir yanında ücret artışı için süren grevler ve sendikal hakları için verilen direnişler taleplerimizi nasıl kazanabileceğimizin ip uçlarıdır. Ancak bugün ihtiyacımız bu mücadelelerin yaygınlaştırılması ve birleşik bir hatta ilerletilmesidir. Ayın yarısını aç diğer yarısını tok geçiren emeklileri, ay sonunu görebilmek için en temel ihtiyaçlarını erteleyen işçi ve emekçileri bu sorumluluğun parçası olmaya çağırıyoruz.
Birleşe birleşe kazanacağız!
Seyit Aslan
Emek Partisi Genel Başkanı
2023'te cami cemaatini Erdoğan'ın mitingine götürmeyi reddettiği için sürgün edilen bir imam, Deniz Göktaş'a şu mesajı ulaştırmamızı istedi:
"Hakaret yok, hiciv var. Bir imam olarak yanındayım Deniz kardeşim.."
Bütün inançlardan, bütün milliyetlerden bu topraklarda yaşayan bütün işçileri ve emekçileri birleştireceğiz ve bu saray düzeninizi başınıza yıkacağız!
İmran Deniz'i serbest bırakın!
Deniz Göktaş'ın yanındayız, omuz omuzayız!
Uydurma suçlamalarla hakkında soruşturma başlatılan ve gözaltına alınan Komedyen Deniz Göktaş ile dayanışmayı büyütelim.
Yarın 10.30’da Çağlayan Adliyesi önünde buluşuyoruz.
Yoldaşımız Deniz Göktaş'ın annesi ve babasıyla birlikteydik bugün, Kiraz abla da Kemal abi de fişek gibiler!
Deniz için gösterilen dayanışma ve bu dayanışmayla büyüyen cesaretin onlara da güç verdiğini, direnç verdiğini söylüyorlar.
Kemal abiyi Deniz'den dinlediniz, Deniz'i Kemal abiden dinlemek ise ayrı muhteşem. Kumaşı ana babadan aldığı apaçık :)
Deniz'e sahip çıkan herkes, bu büyük dayanışma bu aralar çok sıklıkla yazmak zorunda kaldığımız ".... yalnız değildir" sözünün öylesine edilmiş bir laf olmadığını gösteriyor.
Evet, elbette birbirimizi yalnız bırakmayacağız. Bu devran, ortak mücadelemiz ve dayanışmamız sayesinde dönecek.
Deniz Göktaş bir an önce serbest bırakılmalı.
Sanata, mizaha, halka özgürlük!
Bir adaletsizliğin hikâyesi…
IŞİD üyesi Yakup Şahin, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’ndan 10 gün önce Gaziantep’in Nizip ilçesinde bir gübre bayisinden bomba yapımında kullanılacak amonyum nitrat almaya çalıştı.
Gübreci şüphelendi, polisi aradı.
Nizip Emniyeti, Yakup Şahin’in kimliğini tespit edip 2 Ekim 2015’te durumu Gaziantep TEM’e bildirdi.
Gaziantep Emniyeti, Şahin’i 7 Ekim’de teknik takibe aldı.
Ama gözaltına alınmadı.
9 Ekim gecesi, iki canlı bombayı taşıyan araca eskortluk ederek Ankara’ya kadar getirdi.
10 Ekim’de 103 kişi katledildi.
Daha çarpıcısı…
Emniyetin ihmalini ortaya koyan belgeler, katliamdan sonra 4 yıl boyunca mahkemeden ve müşteki ailelerinden gizlendi.
Belgeler 2019’da ortaya çıkınca polisler hakkında suç duyurusunda bulunuldu.
Ancak Gaziantep Başsavcılığı dosyayı 7 yıl boyunca sonuçlandırmadı ve soruşturma zamanaşımına uğradı.
Sonuç?
Ankara Gar Katliamı’nı önleme fırsatına sahip oldukları iddia edilen kamu görevlileri, yargı önüne hiç çıkmadan dosya kapandı.
Haberin ayrıntıları linkte: https://t.co/TOfaF2coeS
Sivas'tan 10 Ekim Ankara Katliamı'na uzanan cezasızlık zinciri hiç kırılmadı.
Sorumluluğu bulunan kamu görevlileri her seferinde korundu; dosyalar sürüncemede bırakıldı, soruşturmalar engellendi, sonunda da "zamanaşımı" denilerek adaletin üzeri örtülmeye çalışıldı.
Göz göre göre gelen katliamların göz göre göre üstü kapatılıyor.
Sivas'ta da söyledik, 10 Ekim için de söylüyoruz: İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zamanaşımı olmaz.
Gerçek adalet, katliamların yolunu açan, göz yuman ve koruyan tüm sorumlular yargı önüne çıkarıldığında sağlanacak ve biz adaletin peşini bırakmayacağız!
#unutMADIMAKaklımda
#10EkimAnkaraKatliamı
10 Ekim Gar Katliamında kamu görevlilerine takipsizlik
Katliamdan 10 gün önce patlayıcı almaya çalışan IŞİD şüphelilerini öğrenip gözaltı yapmayan emniyet görevlileriyle ilgili soruşturma zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldı.
https://t.co/UqIBoQXgyp
Sivas’ın ateşi sönmedi!
33 yıl önce Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmak üzere Sivas’ta bulunan 33 aydın ve sanatçı ile 2 Madımak Oteli çalışanı, devlet gözetiminde harekete geçirilmiş gerici güruh eliyle katledildi. Ülkenin siyasi tarihinde “2 Temmuz Sivas Katliamı” olarak yer alan ve hafızalarımızdan silinmeyecek görüntüler bırakan bu tertip, hiç şüphesiz devlet eliyle ve kollanan odaklarca hazırlanıp pişirilmiş ve dönemin cumhurbaşkanı ve başbakanı tarafından kanıksanmıştır.
Alevilere dönük ayrımcılığın en vahşi biçimde uygulandığı bu katliam ile hesaplaşılmadığı gibi o günün sorumluları ve fikri ortakları bugün ülke yönetiminde söz sahibi olarak “davalarını” sürdürmektedir.
33 yıldır toplumda yanmaya devam eden bu kor, insanlık suçu olarak vicdanımızda mahkum edilmiş ancak hukuk işlememiş, adalet gerçekleşmemiştir. Zamanaşımı nedeniyle suçlaması düşenler, cezaları tamamlanmadan salıverilenler, Madımak Utanç Müzesi talebinin karşılanmamasında görüldüğü gibi Alevilere dönük mezhep ayrımcılığı ile “devlet aklı” halen yürürlüktedir.
Dolayısıyla emperyalist planların hizmetinde, halkı yoksullaştıran, yasaklardan ve zorbalıktan medet uman, monarşi arayışları içerisinde olan bir iktidar her inançtan halkımız için bir tehdit, halka karşı işlenebilecek insanlık suçları ve laiklik karşıtı eylemler için bir potansiyel tehlike oluşturmaktadır.
Sivas Katliamı’nda kaybettiğimiz değerli isimleri anarken gerçek adalet, eşitlik ve onurlu yaşamın, katliamla hesaplaşmanın yolunun öncelikle Saray rejiminden kurtulmaktan geçtiğini görerek, emek ve demokrasi mücadelesinde birleşmeliyiz.
Levent Tüzel Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı