AK Parti olarak emek harcadık ve A Millî Takımımız için bir eser ürettik.
Şarkıyı müzikal olarak beğenmeyebilirsiniz, tarzınıza uymaz; buna saygı duyarız, hiçbir problem yok.
Ama sırf biz ürettik diye, klipte şanlı bayrağımızı ve yerli savunma sanayimizi gördünüz diye bu eseri linç etmeniz; "milli takımdan tiksindim" diyecek kadar gözünüzün dönmesi tamamen sizin o tahammülsüz ve hastalıklı zihniyetinizin özetidir!
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım ve o meşhur ikiyüzlülüğünüzü yüzünüze vuralım:
Bugün Tarkan denilen arkadaş çıkıp bize gizli veya açık küfreden, siyasi mesajlar içeren bir şarkı yapsaydı; hepiniz koro halinde "Sanata kelepçe vurulamaz!", "İşte ifade özgürlüğü!" diye ortalığı yıkardınız değil mi?
O hakaret dolu şarkıları meydanlarda, elinizdeki belediyelerin resmi hesaplarında anında kahraman ilan ederek paylaşırdınız!
Ama iş A Millî Takımımız için yazılmış, içinde "Büyük Türkiye" geçen, milli birliğe ve tam bağımsızlığa vurgu yapan bir esere gelince aniden "kurumsal tarafsızlık" bekçisi kesiliyorsunuz!
Sizin ilkeniz, duruşunuz veya sporu siyasetten korumak gibi bir derdiniz yok. Sizin yegâne derdiniz; bize, bu devletin başarılarına ve milletin ortak sevinçlerine duyduğunuz o kronik alerjidir.
Eğer CHP de laf yerine iş üretip bizim çocuklar için bir marş yapsaydı, TFF o asgari nezaketi gösterir, hiç şüphesiz onu da paylaşırdı. Ama siz hayatınız boyunca tek bir eser, tek bir vizyon üretmediniz.
Üretemediğiniz gibi, klipte süzülen KAAN'ları, İHA'ları, SİHA'ları görünce kriz geçiren; kendi devletinin şahlanışından kompleks duyan bir güruhsunuz.
Sizin bu linç kültürünüze, ezik ve şikayetçi muhalefet anlayışınıza boyun eğecek değiliz. Biz üretmeye, sahadaki aslanlarımızla ve göklerdeki çelik kanatlarımızla göğsümüzü gere gere gurur duymaya devam edeceğiz!
Çatlasanız da, patlasanız da;
Siz Hepiniz, Biz Türkiye! @acarfaruka
🇹🇷
Millet işi gücü bıraktı, aksiyon filmi izler gibi her gün CHP’yi izliyor.
Siyasi parti değil, sanki dövüş kulübü…
Herkes bir başkasına yumruk atmanın, bir başkasına çelme takmanın peşinde.
Herkes bir ucundan tutmuş, Gazi Mustafa Kemal’in partisini oradan oraya çekiştiriyor.
Hatta bazıları çıkmış, sırf kaybettikleri koltuklarını korumak için topyekûn ayaklanmadan bahsediyor.
Hırsları boylarını aşan bu şahsiyetlere sormak lazım:
Hayırdır? Siz milletvekili misiniz, yoksa militan mısınız?
Ne zamandan beri anarşi, muhalefetin politika aracı haline geldi?
Ne zamandan beri sokakları karıştırmak siyaset oldu, hak arama oldu?
Kimse kusura bakmasın, hangi bahaneyle olursa olsun bu aziz milletin huzuruna kastedilmesine biz müsaade etmeyiz.
Bu topraklarda Malazgirt’le başlayan fetihler silsilemizin en parlak halkası olan İstanbul’un Fethi’nin 573’üncü yılında Peygamber Efendimizin müjdesine nail olan Sultan Fatih’i, o büyük kumandanın kahraman ordusunun tüm neferlerini rahmetle, minnetle, şükranla yâd ediyorum.
Fethin 573’üncü yılı kutlu olsun, mübarek olsun.
Mahkemeye başvuranlar CHP’li, delil sunanlar CHP’li, birbirini suçlayanlar CHP’li, kurultay tartışmasının tarafları CHP’li…
Sıra iç hesaplaşmalarının siyasi faturasını ödemeye gelince hedef yine Cumhurbaşkanımız ve AK Parti oluyor.
Kendi içlerindeki kurultay kavgası da koltuk mücadelesi de bizim ve milletimizin gündeminde değildir.
Biz CHP’nin kendi iç meselesinin tarafı değiliz. Ancak Cumhurbaşkanımıza ve partimize yöneltilen her haksız ithama karşı cevabımız nettir:
Herkes haddini bilsin. Kendi krizlerini bizim üzerimizden örtmeye çalışmasın.
Beceriksiz CHP belediyeciliğinin özeti tam da burası!
Bir önceki CHP’li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Karşıyaka İskele önünde araç trafiğini yer altına alacaklarını, kesintisiz yaya ulaşımı sağlayacaklarını vaat etti. Ancak 5 yıllık görev süresi boyunca bu projeyi hayata geçiremeden görev süresi doldu.
Ardından göreve gelen yine CHP’li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ise, “Karşıyaka’yı benden iyi kimse bilemez” diyerek, araç trafiğinin yer altına alınmayacağını, bunun yerine yaya üst geçidi yapılacağını açıkladı.
Peki sonuç ne oldu?
Karşıyaka’yı çok iyi bildiğini iddia eden Cemil Bey, sonunda o yaya üst geçidini de iptal etti. Mevcut yaya geçidini biraz genişletip biraz boyayarak, bunu da büyük bir hizmetmiş gibi sunmaya çalıştı.
İşte CHP belediyeciliğinin özeti budur:
Vaat ver, yapama… Sonra makyajlayıp “icraat yaptık” diye millete anlatmaya çalış!
CHP yönetimi yanlışı daha büyük bir yanlışla telafi etmeye, ortaya saçılan pislikleri daha büyük yalanlarla örtmeye çalışmaktadır.
Bu son derece bayat bir stratejidir.
Meyhane jargonuyla ona buna saldırarak, ona buna hakaret ederek siyasetteki kapasite açığı kapatılamaz.
CHP yönetimi vatandaşın aklıyla alay etmeyi artık bırakmalı, başkalarını suçlama kurnazlığından vazgeçmeli, eğer cesaretleri varsa enerjilerini hatalarını düzeltmek için harcamalıdır.
Herkesi bir kez daha siyasette seviyeyi, nezaketi, centilmenliği gözetmeye çağırıyorum.
TV100 yayınına telefonla bağlandım.
Hakkımda ortaya atılan iddialara, Gülistan Doku kızımız, mecliste Now TV muhabiriyle yaşananlara kadar merak edilen her şeye eğip bükmeden, tüm açıklığıyla cevap verdim.
Sadece dedikoduları değil, “gerçekleri ve doğruları bilmek isteyenler" için karnımdan değil açık açık konuştuğum bu yayının tamamını buraya bırakıyorum.
Not: Biraz uzun ve detaylı bir yayın oldu, vaktinizi almamak için izlerken video hızını 2x yapabilirsiniz.
🔗 https://t.co/UDKsiKCr3b
Soykırım şebekesinin mensupları Netanyahu’nun ve Katz’ın, Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan paylaşımları, her şeyden önce bu katliam şebekesinin ne kadar köşeye sıkıştığının ve sarsıldığının bir göstergesidir. Bu şebeke insanlık mahkemesi önünde hesap verecektir.
Bugün dünya ikiye ayrılmış durumdadır. Bir tarafta Sayın Cumhurbaşkanımızın liderlik ettiği 'İnsanlık İttifakı', diğer tarafta ise Netanyahu’nun başını çektiği 'Katliam Şebekesi' vardır. İspanya Başbakanı Sanchez’in ifadeleri de “insanlık ittifakı” adına çok saygıdeğerdir.
Sayın Cumhurbaşkanımız, bu şebekenin işlediği soykırım suçlarını en net ifadelerle ifşa eden dünya lideridir.
Netanyahu’nun başını çektiği bu “katliam ve soykırım şebekesi”, Cumhurbaşkanımızın “İNSANLIK İTTİFAKI”nın değerlerini her konuşmasında canlı tutmasından büyük bir rahatsızlık duyuyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadeleri sadece bölgede değil, Afrika’dan Asya’ya kadar küresel düzeyde yankılanmaktadır. Bugün dünyada insanlık adına referans gösterilecek yegâne cümleler Sayın Cumhurbaşkanımızın cümleleridir. Soykırım çetesinin bu hırçın açıklamaları, Türkiye’nin hakikat temelli barış diplomasisi karşısında yaşadıkları büyük mağlubiyetin itirafıdır.
Netanyahu rejimi, bugün dünyada dinî kavramları ve argümanları katliam için en çok istismar eden, en fanatik rejimdir. Kullandıkları bu propaganda yöntemlerinin ise artık son kullanma tarihi geçmiştir.
Cumhurbaşkanımıza dönük bu hadsiz ve saldırgan mesajların arkasında beş temel katman bulunmaktadır.
Birincisi, Pakistan’daki kritik barış görüşmelerini sabote etmeyi hedefliyorlar. Onun için barışın en büyük destekçisi olan Cumhurbaşkanımıza saldırıyorlar.
İkincisi, İsrail’in 'Batı değerlerinin kalesi' olduğu yalanının çökmesidir. Zira hiçbir Batılı lider bu soykırımın kendi değerlerini temsil ettiğini söyleyemeyecektir.
Üçüncü katman ise bölgedeki Kürt kardeşlerimizi kendi kirli ve siyonist planlarına 'lejyoner' yapma çabasıdır. Ancak Irak ve İran’daki Kürt kardeşlerimiz bu şeytani denkleme girmemiş, sağduyulu davranarak tarihin doğru tarafında durmuşlardır.
Netanyahu’nun Türkiye’deki Kürt kardeşlerimize yönelik o iğrenç ifadeleri, aslında bu planının boşa çıkmasından kaynaklanan bir hezeyandır.
Dördüncü katman ise 'Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge' hedefimizin, İsrail’in kaos planlarına indirilmiş büyük bir darbe olduğunun bizzat Netanyahu tarafından itiraf edilmesidir.
Beşinci katman ise Türkiye’yi İran’la karşı karşıya getirme çabasıdır. Türkiye, Cumhurbaşkanımızın dirayetli siyaseti ile bu savaşın asla parçası olmayacağını ve yegane iradesinin barış olduğunu fiilen tatbik ederek, bu siyonist planı bozmuştur.
Soykırım şebekesi bu insanlık dışı hedeflerine ulaşamamanın hayal kırıklığı ve hırçınlığı ile hareket etmektedir.
Bu soykırım şebekesinin paylaşımlarına Türk siyasetindeki bazı isimleri etiketlemeleri ise kendi savaş suçlarını iç siyasetimizin bir parçası haline getirme çabasıdır. Bu ahlaksız ifadeleri kullanan katliam şebekesinin karşısında, Türk siyasetinin tüm unsurlarının, ister iktidar ister muhalefet olsun, topyekûn bir duruş sergileyerek bu şebekeye hak ettiği cevabı vereceğine inanıyoruz. Dışarıdan gelen bu tip hadsiz saldırılar karşısında tek vücut olmak millî bir sorumluluktur.
Ankara–İzmir YHT hattında son viraja giriliyor. 🚄
11,5 milyon vatandaşımız Yüksek Hızlı Tren konforuna kavuşuyor. 🚆
Mesafeler kısalıyor;
#TürkiyeHızlanıyor 🇹🇷
Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız Sayın @RTErdogan:
“Kusura bakmayın bu ülke CHP’nin han-ı yağması değildir.
Hiç kimse size ‘Yiyin efendiler yiyin. oyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin’ demez, diyemez, demeyecektir.”
Artık rezil hallerini nasıl örteceklerini bilemiyorlar ;
İzmirdeki CHPli belediyelerin ne oldukları belli olmayan birilerini işe alıp ,tatile göndermekten başka yaptığı bir iş yok.
Bu işleri takip etmekten vakitleri kalmadığı için İzmirliye hizmetde yok.
Bu bir siyasi iflastır.
Özgür Özel, 'İzmir AKP'de olsaydı ne olurdu?' diyerek konuştu:
"İzmir'i AK Parti'ye verseydik, onlar Pasaport İskelesi'ni Ensar Vakfı'na vermeye niyetliydiler. İzmir AK Parti'de olsaydı Karşıyaka İskelesi TÜRGEV'de, asansör okçuluk vakfında olacaktı, Mahdum'un Okçuluk Vakfı'nda. Paraşüt kulesini İlim Yayma Vakfı'na vermeleri an meselesi bile değildi. AK Parti kazansaydı bugün burada 14 tane açılış yerine, 14 yeşil alanın imara açılışını yapıyor olacaklardı"
Bornova Belediye Başkanı’nın açıklamalarını şaşkınlıkla ve endişeyle takip ettim. “Kamu zararını cebimden ödeyeceğim” demek ilk bakışta sorumluluk almak gibi sunulsa da meselenin özünü ıskalayan son derece yüzeysel bir yaklaşım. Hangi birini cebinizden ödeyeceksiniz? Sadece 5 ay 8 günlük maaşı mı? O süreçte yapılmayan işler, aksayan hizmetler, Bornova’nın kaybettiği zaman ne olacak? Kamu zararı dediğiniz şey yalnızca maaş kaleminden mi ibaret?
Daha da önemlisi, bu açıklamanın tonu. Bir özeleştiriden ziyade, “ben öderim konu kapanır” gibi bir kibir içeriyor. Bu yaklaşım, bir yönetim zaafını örtmez; aksine derinleştirir. Asıl soru şu: Bu kişi nasıl işe alındı? Referansla geldiği açıkça ifade ediliyor. O halde sormak gerekiyor: Sizin belediyeniz bir “referanslar belediyesi” mi? İşe alımlarınızda ehliyet değil de tanıdıklar mı geçerli?
Bugün “münferit” denilerek geçiştirilen bu olay, aslında daha büyük bir sorunun işareti olabilir. Eğer bir personel aylar boyunca bu şekilde sistem içinde kalabiliyorsa, bu sadece bireysel değil kurumsal bir zafiyettir. Bu da doğal olarak şu soruyu doğurur: Yılların birikmiş sorunları, kentin geleceği, kimlerin yönetim anlayışına emanet?
Bornova’nın, İzmir’in kaybedecek tek bir günü bile yokken, bu tür krizlerle gündeme gelen bir yönetim anlayışı karşısında ciddi bir endişe duymamak mümkün değil. Çünkü mesele bir kişi değil; mesele, kamu yönetimine bakışın kendisidir.
Değerli hemşerilerim şahit olsun! İşte CHP zihniyeti budur. Ben her türlü yolsuzluğu, usulsüzlüğü, aymazlığı yaparım ve ortaya çıkarsa da üç beş kuruş verir insanların ağzını kapatırım. İşte CHP zihniyetinin ��zmir’e ve İzmirliye reva gördüğü muamele budur. Bu tavır, bu niteliksiz yöneticiler, bu iş bilmez kadrolar, bu torpil sistemi yüzünden İzmir başta olmak üzere tüm Türkiye’de CHP Belediyeleri sırayla iflas etmektedir. SGK’ya bile borcunu ödeyemeyen, işçilerinin maaşlarını yatıramayan, belediye arazilerini yandaş müteahhitlere peşkeş çeken işte bu CHP’dir.
Genel başkanları Silivri ekseninde CHP’yi dönülmez bir felakete sürükleyip her hafta öfke nöbetleri geçirerek sağa sola hakaret ediyor. O genel başkanın seçtiği belediye başkanları da arsızlığa, hırsızlığa, yolsuzluğa bulaşıp millete mütekebbir ifadelerle “parası neyse vereyim ağzınızı kapatın” diyebilecek cesareti buluyor.
Demokrasi bugünler için var! Az kaldı, İzmir sizinle hesaplaşacak, Türkiye sizinle hesaplaşacak!
Tarih, millete karşı gösterdiğiniz bu af olunmaz tavrınızı utanç sayfalarına elbette yazacak.
Bugün aktivasyonunu yaptığımız, çok geniş bir yelpazede olumlu etkilerini göreceğimiz yeni nesil mobil iletişim altyapımız 5G, ülkemize ve milletimize hayırlı olsun. 🇹🇷
İzmir trafiğine nefes aldıran önemli projelerden biri: Konak Tüneli. AK Parti hükümetlerimiz tarafından hayata geçirilen ve 1.674 metre uzunluğundaki çift tüplü tünel, Konak ile Yeşildere arasında kesintisiz ulaşım sağlıyor.
Günde 40 binden fazla aracın geçtiği bu tünel, şehir içi trafiği büyük ölçüde rahatlatırken, zaman ve yakıt tasarrufuna da katkı sağlıyor. İzmir'in ulaşım altyapısına değer katan bu proje, konforlu ve güvenli ulaşımın simgelerinden biri oldu. #İzmirdeAKizler