Bugün Bakırköy'den Başakşehir'e, Zeytinburnu'ndan Şirinevler'e kadar meydanlarda bir "olay yeri" ile karşılaştınız.
Ama bu bir hırsızlık ya da cinayet mahalli değildi. Bu, dijital kelepçelerle sansürlenen, hapsedilen özgür düşüncelerimizin olay yeriydi.
#DijitalKelepçeyeHayır
Diyarbakır’da da #DijitalKelepçeyeHayır dedik.
Sosyal medya hesaplarını kapatmanız; AVM’lerde, parklarda, meydanlarda ve sahada hakikatin insanlara ulaşmasına engel olamayacak.
NATO’ya sadakat göstermek için masumları hedef almaya çalışsanız da bu davet dijital yasakları aşarak, gönüllere ulaşmaya devam edecek.
Bursa’nın işlek güzergâhlarında, uçan balonlara astığımız mesaj kartlarıyla #DijitalKelepçeyeHayır diyoruz.
NATO’nun Türkiye’ye gelişiyle birlikte, hakikati haykıran hesapları erişime kapatan bu sisteme karşı sesimizi daha gür şekilde yükseltmeye devam edeceğiz.
NATO’nun temsilcilerine protokol hazırlanıyor.
Gazze’yi yıkan, İslam beldelerini işgal eden güçlere alan açılıyor.
Ama bu zulme itiraz eden Müslümanların hesapları kapatılıyor.
#DijitalKelepçeyeHayır
NATO’nun Türkiye’ye gelişi bahanesiyle masum insanların evlerine şafak operasyonları düzenleyenler; kadınları, çocukları ve aileleri korkutanlar, kendi insanına sırt çevirmiş, NATO’ya verilmiş sadakat mesajını yerine getirmek için düpedüz zulmediyor.
#DijitalKelepçeyeHayır
Önce sosyal medya hesaplarımızı erişime kapattılar. Sonra mescitlerin kapılarına mühür vurarak peygamberlerin ortak çağrısını susturacaklarını sandılar.
Her türlü sapkın ideolojiye, insanların canına kastedenlere geniş dijital özgürlükler tanınırken; tevhide, ahlaka ve ıslaha çağıran bu davetin engellenmesi apaçık bir çelişkidir. İşte bu çelişkiye karşı sesimizi daha gür şekilde duyurmak için yine buradayız.
#DijitalKelepçeyeHayır
Ömer Çelik'in anayasada laiklik ilkesinin korunacağına dair açıklamasından hemen sonra, laik düzeni reddeden İslami cemaatlere operasyon yapılması; laikliğin sadece yazılı bir metin olarak kalmayacağı, laikliği reddedenlere karşı cansiparane müdafaa edileceğinin bir göstergesidir.
#NatoyaKurbanAranıyor
Her şeyi zamanla anlasam da tek bir noktayı anlamakta zorlanıyorum: Henüz kısa bir süre öncesine kadar devletin haksızlığına uğramış insanlar bile, kendileriyle aynı zulmü yaşayanları gördüklerinde neden ses çıkarmıyor veya tepki vermiyorlar?
Ya da kendilerine zulmeden sistemin ve iftira atan iddianamelerin, başkaları hakkında söylediklerinin neden adil olduğuna ve yaptıklarının doğru olduğuna inanıyorlar?
İşte bunu anlamakta zorlanıyorum; muhtemelen bir ömür de anlamayacağım.
#NatoyaKurbanAranıyor
Tevhid ehlinin yayın organlarına ve hocaların medya hesaplarına yönelik yapılan dijital sansür operasyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
"Unutmayalım ki tevhid daveti YouTube veya Twitter ile başlamadı; Adem (as) ile başladı, kıyamete kadar da Allah'ın koruması altında sürecektir!"
Her zulüm; semaya yükselen binlerce ahın, bedduanın ve serzenişin sebebi olur; bunlar da yeryüzüne bela ve musibet olarak döner.
Bu sebeple zalim, mazlumdan ziyade aslında kendine zulmetmiş olur.
#NatoyaKurbanAranıyor
Olacak olanı söyleyeyim: Birçok insan mahkemeye çıkacak ve tutuklanacak. Daha sonra büyük kısmı ilk duruşmada, kalanı da ikinci duruşmada serbest bırakılacak.
Ancak geriye; bu insanların kapılarının kırıldığı, ev sahiplerinin onları evden çıkardığı, işlerinin ve ortaklıklarının bozulduğu, kadınların ve çocukların korkutulduğu bir tablo ile devasa bir nefret kalacak.
Niçin peki? Sadece episteinci, çocuk kanıyla beslenen bir iki kâfir memnun olsun diye.
#NatoyaKurbanAranıyor
Hocalar, kanaat önderleri, cemaatler, sivil toplum kuruluşları; eğer güzellik uykunuzdan uyandıysanız, büyük bir zulüm yaşanıyor ve yüzlerce insan şu an mağdur ediliyor.
Artık bir ses vermeyi düşünür müsünüz, yoksa güzellik uykunuzdan uyanmanızı mı bekleyelim?
#NatoyaKurbanAranıyor
Bir baba düşünün; evladı katledilmiş, eşi, kardeşi ve oğlu ise aynı cinayetle suçlanarak cezalandırılmış. Yetmemiş; eşinin namusuna, öz kardeşiyle ilişkilendirilecek kadar ağır ve mesnetsiz iftiralar atılmış. Yetmemiş; tüm aile, akıl almaz ithamlarla vahşi, gizemli ve suç ortağı bir yapı gibi kamuoyuna sunulmuş. Jandarma, basın ve yargı eliyle deliller karartılmış, gerekli incelemeler askıya alınmış ve aile mahkûm edilerek dosya alelacele kapatılmış.
Peki, bu aile ne istiyor?
Sadece delillerin yeniden ve tarafsızca incelenmesini; karartılan gerçeklerin gün yüzüne çıkarılmasını ve yargılamanın hakkaniyetle yeniden yapılmasını bekliyorlar. Seslerinin duyulmasını, herkesin elini vicdanına koyup kendisini bu ailenin yerine koymasını istiyorlar.
Çok mu şey istiyorlar? Hayır. İnsanlık adına; bir baba, bir evlat, bir kardeş olarak herkesin bu mağduriyet karşısında sessiz kalmamasını, ailenin haykırışına ortak olmasını bekliyorlar.
Özellikle adaleti ayakta tutmakla mükellef olanların, mazlumun kimliğine bakmaksızın ona sahip çıkmayı şiar edinen İslami camianın ve vicdan sahibi her kesimin bu sese ses katması gerekiyor.
Bu ailenin yaşadığı süreci ve maruz kaldığı adaletsizliği anlamak için lütfen bu belgeseli izleyin:
https://t.co/TSCgrGzjnZ