Allah bu cennet vatana, bu millete bir daha senin gibi birini bir daha nasip etmesin
Ahlak bozuldu, toplum bozuldu, aile bozuldu, bireyler bozuldu
Ne ekonomi kaldı,ne adalet,
ne de dirlik düzen kaldı
BİR NESLİN ÇOCUKLUĞUNU, GENÇLİĞİNİ, GELECEĞİNİ TÜKETTİNİZ!
BİZİM İNSANCA YAŞAYAMADIĞIMIZ HER GÜN, SİZİN SİYASİ SALTANATINIZIN UTANCIDIR!
Bir nesil doğdu, büyüdü, okula gitti, üniversite bitirdi, iş aradı, işsiz kaldı, borçlandı, hayallerinden vazgeçti. Kimi ülkesini terk etti, kimi asgari ücretle hayatta kalmaya çalıştı, kimi daha yirmili yaşlarında geleceğinden umudunu kesti.
Ama siz hâlâ oradasınız!
Aynı koltuklarda, aynı makam araçlarında, aynı kürsülerde, aynı iktidar hesaplarının peşindesiniz!
Biz çocukken siz siyasetçiydiniz. Biz genç olduk, siz yine siyasetçiydiniz. Bizim saçımıza aklar düşmeye başladı, siz hâlâ aynı koltukların kavgasını veriyorsunuz!
Söyleyin, daha kaç neslin gençliğini yiyeceksiniz?
Yirmi yaşındaki bir genç, beş yıl sonrasını göremiyor. Ama seksen yaşındaki siyasetçi, önündeki seçimde iktidar olup halen koltukta kalma hesabını yapıyor!
Gençlerin cebinde yol parası yok, sizin makam araçlarınızın konvoyları bitmiyor. Gençler kiralarını ödeyemiyor, sizin saraylarınız, makamlarınız, ayrıcalıklarınız eksilmiyor.
Gençler evlenemiyor, ev kuramıyor, çocuk sahibi olmayı hayal bile edemiyor. Bir kahve içmenin, bir konsere gitmenin, birkaç gün tatil yapmanın hesabını yapıyor.
Siz ise hâlâ kaç sene daha bu koltukta otururum hesabı yapıyorsunuz.
Bu halkın çocukları, sizin bitmek bilmeyen iktidar hırsınızın kurbanları olmak zorunda değildir!
Sağcısıyla, solcusuyla, iktidarıyla, muhalefetiyle yıllardır aynı isimlerin etrafında dönen bu düzen, gençlere gelecek değil, yalnızca sabır vaat ediyor.
Biz artık sabretmek istemiyoruz!
Biz yaşamak istiyoruz!
Sevmek, üretmek, gezmek, gülmek, insanca çalışmak, emeğimizin karşılığını almak istiyoruz.
Siz siyasi ömrünüzü uzatmanın hesabını yaparken, biz ömrümüzün en güzel yıllarını geçim derdiyle tüketiyoruz.
Yeter artık! Düşün yakamızdan!
BU DÜZENİN BİZE BORÇLU OLDUĞU BİR HAYAT VAR!
VE BİZ O HAYATTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ!
BİR NESLİN ÇOCUKLUĞUNU, GENÇLİĞİNİ, GELECEĞİNİ TÜKETTİNİZ!
BİZİM İNSANCA YAŞAYAMADIĞIMIZ HER GÜN, SİZİN SİYASİ SALTANATINIZIN UTANCIDIR!
Bir nesil doğdu, büyüdü, okula gitti, üniversite bitirdi, iş aradı, işsiz kaldı, borçlandı, hayallerinden vazgeçti. Kimi ülkesini terk etti, kimi asgari ücretle hayatta kalmaya çalıştı, kimi daha yirmili yaşlarında geleceğinden umudunu kesti.
Ama siz hâlâ oradasınız!
Aynı koltuklarda, aynı makam araçlarında, aynı kürsülerde, aynı iktidar hesaplarının peşindesiniz!
Biz çocukken siz siyasetçiydiniz. Biz genç olduk, siz yine siyasetçiydiniz. Bizim saçımıza aklar düşmeye başladı, siz hâlâ aynı koltukların kavgasını veriyorsunuz!
Söyleyin, daha kaç neslin gençliğini yiyeceksiniz?
Yirmi yaşındaki bir genç, beş yıl sonrasını göremiyor. Ama seksen yaşındaki siyasetçi, önündeki seçimde iktidar olup halen koltukta kalma hesabını yapıyor!
Gençlerin cebinde yol parası yok, sizin makam araçlarınızın konvoyları bitmiyor. Gençler kiralarını ödeyemiyor, sizin saraylarınız, makamlarınız, ayrıcalıklarınız eksilmiyor.
Gençler evlenemiyor, ev kuramıyor, çocuk sahibi olmayı hayal bile edemiyor. Bir kahve içmenin, bir konsere gitmenin, birkaç gün tatil yapmanın hesabını yapıyor.
Siz ise hâlâ kaç sene daha bu koltukta otururum hesabı yapıyorsunuz.
Bu halkın çocukları, sizin bitmek bilmeyen iktidar hırsınızın kurbanları olmak zorunda değildir!
Sağcısıyla, solcusuyla, iktidarıyla, muhalefetiyle yıllardır aynı isimlerin etrafında dönen bu düzen, gençlere gelecek değil, yalnızca sabır vaat ediyor.
Biz artık sabretmek istemiyoruz!
Biz yaşamak istiyoruz!
Sevmek, üretmek, gezmek, gülmek, insanca çalışmak, emeğimizin karşılığını almak istiyoruz.
Siz siyasi ömrünüzü uzatmanın hesabını yaparken, biz ömrümüzün en güzel yıllarını geçim derdiyle tüketiyoruz.
Yeter artık! Düşün yakamızdan!
BU DÜZENİN BİZE BORÇLU OLDUĞU BİR HAYAT VAR!
VE BİZ O HAYATTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ!
Sarıyer ilçesindeyim ben. Zor bir gün yaşandı burada. Ekrem İmamoğlu Silivri'de konuştukça gök yarıldı sanki, yağdı, yağdı, taştı.
Çok üzgünüm. Çok öfkeliyim. Bir buçuk yıldır İstanbul'un, bütün ülkenin önünü kestiler. Bitmiş bir iktidarı uzatmak için ülkeyi felç ettiler. Her yeri, ama her yeri, belediyeden basına, üniversiteden sosyal medyaya cepheye çevirdiler. Kendi iktidarları dışında hiçbir doğruları yok. Adaletsizlikleri arşa değdi.
Bu siyasi davaların, fon vurgunlarının faturasını bir düşünün, bu bir buçuk yıldır bizi oyaladıkları işleri düşünün. O parayla, zamanla, o emekle çok daha müreffeh, çok daha huzurlu bir hayat yaşıyor olabilirdik.
Hepimiz bundan daha iyisini hak ediyoruz.
AK Partili arkadaşlar: Mağduriyet seansınız ve fon vurgunu için verdiğimiz araştırma önergesini reddetmenizin rehaveti bittiyse okuyabilirsiniz:
-Otoriter rejimlerin sonunda hep yağma baş gösterir. Haramiler kontrol edilemezler. Bu fon vurgunu da bir tür yağma… Biz de bir yılı aşkın bir süredir bu vurgunun sorumlularını araştırıp bu milleti soyanları açığa çıkarmaya çalışıyoruz.
-Herkes biliyor ki AK Parti, siyasetçisiyle, bürokratıyla, iş insanlarıyla bu yağmanın tam ortasında. Neredeyse her zanlının AK Partiyle bir bağı var. Ayrıca bu vurgunun karanlıkta bırakılmak istenen isimleri var. Biz bu isimlere ulaşmayı bir ölçüde başarıyoruz. Bu süreçteki kaynaklarımızdan biri de AK Parti’nin içinden uçurulan belgeler.
-Bize belgeler geldiğinde kamuoyunun önünde sorular soruyoruz. Dün TBMM’de, bugün de Parti Genel Merkezi’nde kabinedeki iki mevcut Bakana ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na sorular sordum. Dün Sayın Cevdet Yılmaz sorumuza yanıt verip bizdeki bilginin doğru olduğunu teyit etti ve bir açıklama getirdi.
-Bugün de iki bakan ile ilgili sorularımızı MKK işlem kayıtları üzerinden sorduk. Üstüne basa basa söylüyorum: Bu MKK belgeleri sahte değil. İsimler de meblağ da doğru. Sayın Mahinur Özdemir Göktaş “geçmiş olsun” dileklerini kabul ettikten sonra AK Parti’nin içinden kendisiyle ilişkilendirilen bir dosyanın neden hazırlanıp bize ulaştırıldığını düşünebilir.
-Bir başka dikkat çekici nokta ise sorumuzu yönelttikten on dakika sonra iki kişinin TCKN bilgilerini de içeren bir açıklama yapılabilmesidir. Demek ki Sayın Bakan, dolayısıyla ilgili bakanlıklar ve tabii ki Cumhurbaşkanı, fon vurgunu yapan kişileri yaptıkları işlemler ve TCKN detayında biliyor. Bu kişilerin içinde AK Parti ile bağlantısı olanlar hakkında Sayın Cumhurbaşkanı’nda bir klasör olduğunu da biliyoruz. Bizim de derdimiz bu klasördeki isimlerin kamuoyuyla paylaşılması ve suçluların cezasını çekmesi. Aslında basit ama AK Parti için yapması bir o kadar da zor.
-Sayın Özdemir Göktaş ile ilgili bir mağduriyet kampanyası başladığını görmek şaşırtmadı. Kimse kusura bakmasın ama aileleriyle beraber 2 milyon vatandaşın mağdur edildiği bir fon vurgununda Sayın Bakana sorduğumuz soruların yaşattığı mağduriyet kocaman bir hiç kalır. İki senedir çirkin iftiralarla tutukladığınız arkadaşlarımıza ve onların ailelerine yaşattığınız zulmün, mağduriyetin yanında Sayın Bakana PR yapma fırsatı da veren bu bir günlük incinmenin esamesi okunmaz. Sayın Bakanın da çok iyi bildiği Yunus Emre’den alıntılayacak olursak “Sen sana ne sanırsan, ayrığa da onu san”. Yani, kendin için ne istiyorsan başkası için de onu iste. Bizden özür mü bekliyorsunuz, o zaman ilk önce gerçekten mağdur ettiğiniz hak sahiplerinden, sonra da yıllardır hak mahrumiyeti yaşattığınız, zulmettiğiniz arkadaşlarımızdan özür dileyin. Gerisi kolay.
-Ben bir yıldan beri bu fon vurgununu çalışıyorum ve halkımı dolandıranları ve nasıl dolandırdıklarını ifşa ediyorum. Vicdanım rahat, veremeyeceğim bir hesap da yok. Partimle, çalışma arkadaşlarımla ve bu konudaki hassasiyetimizle de gurur duyuyorum.
-Son söz: Biz bu soygun çetesini ifşa etmeye ve bu vurgunun siyasi ayağını temize çıkarmaya ilk günkü heyecanımız ve enerjimizle devam edeceğiz. Bu halkı soyanlardan, onları koruyanlardan ve denetim görevini yerine getirmeyenlerden de hesap soracağız.
PKK ve APO’cu DEM, AKP ve MHP'lilerin dikkatine!…
Bahçeli! Özellikle de senin dikkatine!
“Yıl 1987 Gatadan 1987/5 siciliyle mezun oldum. Tayin yerimizi kura ile çektik, elime tüküreyim, bi çektim Erzincan. "aileme çok uzak" diye haritaya bakıp bakıp höykürerek ağlıyorum. Bi baktım Nevin yanımda, o da ağlıyor. Nevin de Erzincan’ı çekmiş. Neyse ki en samimi arkadaşımla gidiyorum diye hafiften teselli buldum.
Biz Nevin’le el ele tutuşup gittik. İkimiz de yeni nişanlanmıştık. Nevinin nişanlısı Mehmet, öğretmen ve Ankara’da, benim nişanlım Murat üsteğmen, o da Ankara’da. Yolda plan yapıyoruz; Erzincan Asker Hastanesine katılış yaparız, en fazla 15 gün sonra dönüp düğün yapar Eş tayininde en fazla 1 ay içinde Ankara’ya döneriz.
Erzincan Asker Hastanesi 200 yataklı ufak, iş de azdır, en azından GATA gibi olmaz diyoruz.
Erzincan’a indik herkes bize yeni gelen hemşireler filan diyor valizi taşıyor, çok mutlular...
Neyse, başta bizi inanılmaz coşkuyla karşıladılar. Biz de nasıl seviniyoruz herkes çok cana yakın diye.
Meğer hastanede 6 hemşire varmış bizimle birlikte 8 olmuşuz. Ee olsun iş çok az ki bu kadar hemşire var diye iyimser olmaya çalışıyoruz.
Baş tabip bize "hastanenin üst katında hemşireler kalır, mutfak var istediğinizi pişirebilirsiniz ama çarşıya giderken benden izin alacaksınız, size araç tahsis edeceğim" dedi . Amanın biz bi sevindik özel araçla filan gezecegiz diye. Ertesi gün mesai bitince gidip alış veriş yapmamız lazım. Bizim ‘özel araç’ geldi. Arkası branda askerî jeep. Arkada iki koruma ellerinde G3, Nevin’le öne bindik hoplaya zıplaya alış veriş yapıp döndük. Yine iyimseriz, yine gülüyoruz filan. Akşam yatma vakti kıdemli hemşire abla bize dedi ki" üniformalarınızı yatağın ayak ucunda giymeye hazır bulundurun.
Acil durumda hızla giyinip acile ve ameliyathaneye gitmek gerekebilir". Ne sıklıkta acil durum olabilirdi ki?
Uykuya geçtik geçmedik kapı gümbür gümbür vuruldu. Nöbetçi subay bağırmaya başladı.
"Pülümür Karakolu vuruldu"
Fırlayıp giyindik, asansör filan beklemeden koşarak indik. Ambulanslar gelmeye başladı. Biz yaralıları indirdirip müdahale edeceğiz.
Bir yüzbaşı jeepten atlayıp kucağıma bir şey tutuşturdu; “şunu tut ve sahibini bul" diye verdigi şeye önce dört elle sarıldım. O kadar panik içindeyim ki algılayamadım önce, bana ne verdi, sahibi kim? Galiba aşırı terliyorum, tüm göğsüm ıslandı diye düşündüm.
Tuttuğum şeye baktım. Kalçaya yakın hizadan kopmuş bir bacak.
Sonrasını hatırlamıyorum kısa süreliğine bayılmışım.
Kendime geldiğimde yerdeyim ve hala kopmuş bacaga sıkı sıkıya sarılmışım. Göğsüm ter degil kan içindeydi.
O gece biz 30 şehit verdik!Ambulansta gelen Mehmetciklerden sadece bir yaralı çıktı. Diğerleri zaten olay anında şehit olmuşlardı.
2 gün sonra, gece 4 gibi bağırışlar,
"Alp karakolu basıldı"
Ve bu böyle devam etti. Biz aylarca bırakın gidip düğün yapmayı çarşıya yiyecek bile almaya gidemedik.
Ben ve benim tüm meslektaşlarımın böyle binlerce, anı diyemeyeceğim çünkü anılar güzeldir, travması var.
Yıllarca böyle çalıştık, sonra sanki normal insanlarmış gibi akşamları evimize gidip yemek pişirdik çocuklarımıza anne babalık yapmaya çalıştık. Benim çocuklarım ne zaman düşüp bir yerini incitse normal bir anne gibi üzülemedim. Çünkü biz başka annelerin öpmeye kıyamadığı evlatlarının kollarını bacaklarını topladık. Unutamıyorum. Bazılarının üzerinden kanlı aile fotoğrafları çıkardı. Bugün bile ben o fotoğrafları hatırlıyorum.
Bazen o kadar çok ağlardık ki bizim göz yaşlarımız Onların kanıyla karışırdı. Yıllarca eşim beni uykumdan uyandırırdı. “Zeyno uyan kabus görüyorsun sürekli çığlık atıyorsun ne gördün?" diye sorardı. Hep kopmuş kollar, parçalanmış kafalar, üzerime bulaşan beyin parçaları"
Ben bana bu dünyada cehennemi yaşatan hic kimseyi affetmiyorum. Kimseyle de barışmıyorum.”
Zeynep Uğur Cincioğlu.
YENİ Parti Milletvekili Ümit Özlale:
“Osman Arıkan Nacar, 400 milyon dolarla kaçtı.
Ya bir insan 400 milyon doları yurt dışına havale ederken hiç mi şüpheli işlem bildirimi yapılmaz?
Burada MASAK yok mu, BDDK yok mu?”
Müvekkilem Berna Laçin attığı bu twet nedeniyle gözaltına alındı ve emniyette sabahlıyor ama "İzmir, Yunanlılar'dan sonra ikinci kez fethediliyor" diyen Prof. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu evinde uyuyor.
Gel de "yargı tarafsızdır" sözüne inan.
@bernalacin35_5
TBMM’de Fon soygununun araştırılması için “Araştırma Komisyonu Kurulması Önergesi” veriliyor. AkParti ve MHP bu önermeye red oyu veriyorlar.
Ak parti fon soygununda yakalandı, sıkıntısı büyük, bunu anlayabiliyoruz; anlayamadığımız şu: MHP’ye ne oluyor, niye bu soygunun araştırılmasını engelliyor MHP.
Grup toplantısında “ ortaya çıkarılsın” diye höyküren Bahçeli Mecliste soygunun araştırılmasını niye engelliyor?
TİP başka bir leveli geçmiş.
Bugün gördüğüm en gerçekci video.
Bundan daha iyisi yapılana kadar en iyi bunu seçiyorum.
Emeginize sağlık arkadaşlar...
@tipgenelmerkez
Erdoğan’ın konuşacağı Meclis Açılışına katılmayan TİP GB Erkan Baş:
*Sanki Türkiye'de bir meclis bırakılmış gibi
*O mecliste halkın iradesi temsil ediliyormuş gibi
*Sanki Anayasa uyuluyormuş gibi
*Her şeyi normal kabul ediyormuş gibi
*Erdoğan'ı dinlemek içimize sinmiyor
Özgür Özel, Erdoğan kürsüdeyken TBMM Genel Kurulundan Ayrıldı: "Dinlemeye harcayacak vaktimiz yok"
"Bu vakitten sonra partimize yargı darbesi yapıp partinin Genel Başkanı'nı, yönetimini değiştirip yerine işine gelen bir atama yapan birisini;
Cumhurbaşkanı adayımızı hapse tutan birisini;
daha bu sabah Türkiye Belediyeler Birliği seçimlerini kazanabilmek için suçsuz, günahsız Mersin Belediye Başkanı'na operasyon yapan birisini;
her gün ilçe belediyelerinin belediye meclis üyelerini tehdit ve transfer ederek İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yürümeye çalışan birisini;
fon kriziyle yoksulları soydurtan, buna sessiz kalan, gündem değiştirmek için de yine CHP'ye saldıran birisini dinlemeye harcayacak vaktimiz yok."
@hsyk35@ismetaga66 Sadece Ekrem İmamoğlu’nun değil,küçücük çocuklarının yanında evleri basılıp gözaltı yapılan annelerin bilhassa bekar annelerin ahları…
Dilerim tüm bu acılara bi’katre dahli olanların soyları boyunca yüzleri gülmesin🙏🙏🙏
Vay Vay Vay
'Makam aracı' davasında konuşan İmamoğlu bombalamış
*Bu fon işinin içinde olup milletin 850 milyarını götüren Akp'lilerin de babalarının tarlalarını kazılacak mı?
*Şoförlerini ya da kayınçolarını tutuklayacaklar mı?
*Sahte para kasaları medyaya servis edilecek mi?