Genel Başkanımız Erkan Baş, Edirne'de Bağımsız Maden İş Sendikası öncülüğünde haftalardır direnen Özşen Madencilik işçilerinin ve ailelerinin üzerine bugün işletme içerisinden ateş edilmesinin ardından dayanışma ziyaretinde bulundu. İşletme önünde direnişimiz sürüyor.
Arkasına Saray’ı alıp madenciye kabadayılık taslayan patronlarla hesaplaşacağız, işçiler hakkını almadan mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.
Genel Başkanımız Erkan Baş ve beraberindeki Parti heyetimiz, Çorum Rıza Şehri Canlar Buluşması kapsamında düzenlenen programa katıldı.
Ayrıştıran, yoksullaştıran, asimilasyoncu Saray Rejimi’ne karşı laikliği ve eşit yurttaşlığı hep birlikte savunacağız.
Yani diyor ki "Kürt kadınları hem cahil ve bilgisiz hem de hafifmeşreptir; doktor kendisine 'soyun' dediğinde bunun tıbbi müdahale için olduğunu anlamaz". 2026 yılında en büyük Türk burjuvasının zihniyeti bu, medeni değerlerden uzak çağdışı bir ırkçılık.
Genel Başkanımız Erkan Baş, TMMOB 49. Olağan Genel Kurulu'nda konuştu:
"Memleketin en çok akla, bilime, vicdana ihtiyacı var. Bilim insanlarının, ufkunu bilimle çizenlerin yaşadıkları zorlukları biliyorum.
Bu mücadelenin birikimini ve deneyimlerini tüm Türkiye toplumuna, toplumsal muhalefetin tümüne taşıyacak bir TMMOB'a ekmek kadar, su kadar ihtiyacımız var."
Parti binamız önünde gerçekleşen polis saldırısı sonucu içinde parti yöneticilerimizin de olduğu 12 arkadaşımız gözaltında.
Kurtuluş yok tek başına, bu abluka dağılacak!
TÜM HALKIMIZI PERŞEMBE GÜNÜ SAAT 12.00'DE YILDIZLAR SSS HOLDİNG ÖNÜNE ÇAĞIRIYORUZ.
Başaran Aksu:
"Kapitalist devlet holdinge dokunamaz, devletin sahibi holding patronlarıdır. Madenci itilir kakılır, holding patronları önünde ön iliklenir.
Madenci hak arayınca kamu düzeni bozuluyor, bozulsun böyle düzen. Bu düzenin bozulması için mücadele ediyoruz. Madenci yurttaş olmaktan çıkartılmış, çocuğunun karşısında saygısını kaybetmekten korkuyor.
Devlet devletmiş gibi yapacaksa, gücüne kuvvetine güveniyorsa perşembeye kadar bu işi çözsün. Bu polis barikatlarının önünde yatacağız. Perşembe saat 12.00'de bu iş bitsin diye her türlü suçu işleyeceğiz."
#MadencilerAyakta
GELECEĞİMİZİ, TOPLUMSAL MUHALEFETİN DAYANIŞMASI BELİRLEYECEKTİR!
Apaçık gerçeğimiz Anayasasız bir ülke olduğumuzdur. Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayanlar toplumu yargı kararlarına uymaya çağırıyorlar. Karar/lar, siyaseti yargı ve idare eliyle denetlemek ve yönetmek içindir. İktidarı kendisine mülk görenler, iktidarlarının sürekliliği için yargı dahil her alanda keyfiliği hâkim kılmak çabasında…
Sürecin esası “iktidarımı tartıştırmam”dır. İdari, yargısal … bütün olanaklar Anayasa, yasa, kural tanımaz biçimde kullanılarak iki ayaklı strateji uygulanmaktadır. “İktidarımı tartışmayana alan açarım, iktidara talip olanın boyun eğene kadar üzerine giderim” yolunu izlemektedir. Bu nedenle karar/lar, CHP üzerine olsa da kapsamı CHP’yi aşmakta, tüm siyasal ve toplumsal yaşamımız üzerinedir. “Yargı” eliyle siyasete müdahale edilirse, yurttaşın zaten sınırlı olan seçimler yoluyla iktidarı belirlemesi nasıl gerçekleşecektir? Yurttaş yeni iktidar arayışları dahil demokratik hak ve özgürlüklerini nasıl kullanacak, nasıl örgütlenecek ve ülke yaşamında nasıl etkili olacaktır?
Toplumsal muhalefetin karara karşı gösterdiği dayanışma umut vericidir. Bu tehlikeli gidişata dur diyecek olan yurttaşın, bütün toplumsal ve siyasal örgüt ve hareketlerin göstereceği dik duruştur. 19 Mart 2025’ten bu güne var olan demokratik yurttaş hareketliliği önemlidir, dayanak noktasıdır.
Toplumsal muhalefetin; bürokratik oyunlarla oyalama, yatıştırma, zaman kazanma ve fiili durumlar üzerinden siyaseti düzenleme girişimlerine; dayanışmacı, dirençli, ısrarlı, sabırlı bir bütünlük içinde karşı duracağına inanıyorum.
Bu günleri dayanışmayla hep birlikte aşacağız. Anayasa’yı askıdan indirip, hukuku ve kurumları yeniden ayağa kaldıracağız. Cumhuriyetimizi demokratikleştirerek eşit ve özgür bir Türkiye yürüyüşümüzü sürdüreceğiz.
Ş. Can Atalay
Seçilmiş Hatay Milletvekili
Marmara (Silivri) Cezaevi, 9-A47
TİP Genel Başkanı @erkbas bu akşam @burasialan’da konuğumuz.
CHP’de mutlak butlan kararına karşı TİP’in stratejisi ne olacak? TİP, Kılıçdaroğlu ile görüşecek mi? TİP, Özgür Özel ile nasıl dayanışma gösterecek? TİP’e yönelik “Bir oy TİP’e bir oy Kemal’e” eleştirilerine Erkan Baş ne diyor? Akşam alan’dayız. alan’a abone olmayı unutmayın! https://t.co/ZCUlSqMN1X
ÜNİVERSİTELER KEYFİ KARARLARLA SUSTURULAMAZ!
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izni, eğitim-öğretim yılının sona ermesine yalnızca bir ay kala Cumhurbaşkanı kararıyla kaldırılmıştır. Gece yarısı Resmî Gazete’de yayımlanan, hiçbir gerekçe içermeyen bu tek cümlelik karar; Anayasa’nın güvence altına aldığı üniversite özerkliği, eğitim hakkı ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi, faaliyet izninin kaldırılmasının fiilen üniversitenin kapatılması sonucunu doğurduğunu; bu nedenle üniversitelerin ancak kanunla kapatılabileceğini açıkça ortaya koymuştur (AYM, E.2020/55, K.2023/228).
Buna rağmen, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 11. maddesinin üçüncü fıkrası, üniversitelerin varlığını yürütmenin tek taraflı idari tasarrufuna bağlı hale getirmektedir. Oysa Anayasa’nın 130. maddesi uyarınca üniversiteler, bilimsel özerkliğe sahip anayasal kurumlardır.
Bu karar, yasama yetkisinin yürütme tarafından tek imzalı işlemlerle gasp edilmesi pratiğinin yeni bir örneğidir. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden yine bir Cumhurbaşkanı kararıyla ve Meclis iradesi devre dışı bırakılarak çekilmesi sürecinde olduğu gibi, anayasal yetki sınırları bir kez daha yok sayılmakta; kamu düzenini ve temel hakları doğrudan ilgilendiren meseleler demokratik meşruiyetten yoksun biçimde tek kişi iradesine tabi kılınmaktadır.
Kararın zamanlaması da ağır sonuçlar doğurmaktadır. Binlerce öğrencinin eğitim hakkı, akademisyenlerin bilimsel üretimi ve üniversite emekçilerinin çalışma güvencesi göz ardı edilmiş; üniversite bileşenleri derin bir belirsizliğe sürüklenmiştir.
Üniversiteler, siyasal iktidarın keyfi müdahale alanı değil; demokratik toplumun, düşünce özgürlüğünün ve bilimsel üretimin anayasal güvencesidir.
İstanbul Barosu olarak; hukukun üstünlüğünden, kuvvetler ayrılığından, bilimsel özerklikten ve eğitim hakkından yana olduğumuzu; yasama yetkisinin gasp edilmesine, anayasal kurumların tek kişi iradesine tabi kılınmasına karşı olduğumuzu, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin akademisyenleri, öğrencileri ve emekçileriyle dayanışma içinde bulunduğumuzu kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz.
Anayasa’ya açıkça aykırı bir yargı kararı gerekçe gösterilerek Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkez binası kolluk kuvvetlerince işgal edilmiştir.
Bir parti genel merkezinin gazla, plastik mermilerle, zorbalıkla zapt edilmesi kabul edilemez.
Konu bir parti konusu değil, Türkiye demokrasisinin iktidar ve kuklaları tarafından yerle bir edilmeye çalışılmasıdır.
Demokrasi, hukuk ve özgürlükler halkın mücadelesiyle kazanılır, halkın mücadelesiyle korunur.
TİP, demokrasi mücadelesinin tarafıdır.
Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, faşizme karşı meydanlarda yerimizi alacağımızı, halkla verilecek mücadelenin yoldaşı olacağımızı, Saray’ın kuklası kayyumu tanımayacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.
Karşı devrime direneceğiz. Saray darbesine teslim olmayacağız.
Kahrolsun faşizm!
Muhaliflerin epeyce bölümünün şunu 25 yıl sonra bile anlayamamış olması temel sorun:
Yaşamak için mücadele etmek zorundayız!
ÖÖ de böyle yaptı, CHP de şöyle gitti, bilmem kim yanlış yaptı, ona güvenmiyorum, şunu sevmiyorum; ama şu lider de beceremedi, şu parti o eylemi yapmadı vs. vs...
En gerçekçi, en kitlesel seçenekleri yaratarak ya da bize tam uymasa bile ortaya çıktığında onu büyüterek dönüşüm yaratmak zorundayız!
Onun, bunun, şunun için değil, yaşamak için!
Siyaset diye öyle yukarılarda bişey yok. Evine, ağacına, işine, diplomasına, okuluna, geleceğine, eğlencesine, sofrasına, kimliğine, kültürüne, kentine, parkına, suyuna çökülen sensin. Siyaset orada işte. Kaçınılmaz. Sen kaçsan da, nefret etsen de seni buluyor, bulacak.
Mükemmel lider, parti, eylem planı, strateji filan yok.
Kavgada ortaya çıkacak ve işleyecek en uygunu.
Ama önce o kavganın gerçeğini kavramak ve mızmızlanmadan gereğini yapmak gerek.
Basın açıklamasına gidilecek, mitinge koşulacak, sendikada örgütlenilecek, partili olunacak, komite kurulacak, yakındaki örgütlenecek, bildiri dağıtılacak, tag kampanyasına katılınacak, direniş büyütülecek, aidat verilecek, sıkıcı toplantılara katılınacak vs. vs. Dırdır etmeden, kavganın küçük, büyük işleri yapılacak.
Yüzlerle bildiri dağıtıldığında, binlerle basın açıklaması yapıldığında, yüzbinlerle mitingler yapıldığında, dağ başlarındaki işçi direnişleri zafer kazandığında, hak arayan kimse yalnız hissetmediğinde her gün ayakta, diri, dayanışan bir gövde ortaya çıktığında bambaşka şeyler konuşuruz. O kürsülerdekiler de bambaşka cümleler kurar.
Senin nazlanmanla, bahanenle, sinik laf çakmalarınla, zeki şakalarınla, beddualarınla, kederlenmelerinle, bunalımlarınla, yüksek analizlerinle, herşeyi çözdüğün komplo teorilerinle, muazzam tahminlerinle zerrece değişmiyor yaşam, zerrece ilgilenmiyor senin hallerinle...
Hayat akıyor ve seni belirliyor. Hayatı, kim örgütlü müdahale ederse o belirliyor.
Sen yapacaksın, sen. Lider yan yattı, çamura battı dedikodusunu, mızmızlanmasını, bahanesini bırak. Kendini rahatlatırsın, kendini kandırırsın.
Kendin, evladın, memleketin için sen yapacaksın.
O kurtarıcı gelmeyecek, o sandıktan tavşan çıkmayacak, o kolay risksiz kurtuluş olmayacak...
Onun, bunun, şunun için değil, yaşamak için!
Genel Başkanımız Erkan Baş, sokak ortasında katledilen Gazeteci Hakan Tosun'un davası öncesinde düzenlenen basın açıklamasında konuştu:
"Hakan nasıl sesi çıkmayan ağacın, toprağın, denizin, derelerin, çok uzaklardaki köylülerin sesi olduğu için aramızdan kopartıldıysa biz de Hakan'ın sesi olacağız! Hakan'ın katillerini er ya da geç yargılayacağız! Hem o katiller hesap verecek, hem o katilleri destekleyenler hesap verecek, hem onları saklamaya çalışanlar hesap verecek! Sonuna kadar bu mücadelenin, bu davanın takipçisi olacağız!"
Günlerce direnip haklarını söke söke alan ve memleketteki hemen herkesi sevince boğan madenci zaferinin üstünden sadece 8 (SEKİZ) gün geçti.
Bu 8 günde;
Vekil rozetli troller, memleketin gerçek dertlerinden fersah fersah uzaktaki konforunda sözde bakanlar ve cümle paralı askerler eliyle “hayvan sevenler sevmeyenler” adı altında öz icatları olan suni ikilik köpürtüldü.
Kendilerininki hariç bu ülkede doğan her çocuktan nefret eden muktedirler “aile on yılı”yla patronlara daha fazla kurban isterken yine lgbti+’ları hedef aldı. Bu ikilik köpürtüldü.
Amedspor’un şampiyonluk kutlamalarındaki provokasyonu sökmeyince bayrağın arkasına saklananların sahte mağduriyeti ile Türk-Kürt ikiliği köpürtülüyor şimdi de.
İşçi sınıfının kendisinin ve gücünün farkına varmasından daha büyük bir korkuları yok çünkü. Bu ülkede/dünyada emeğiyle, alın teriyle yaşamaya çalışanların bir araya gelip bu düzene dur deme ihtimali en büyük ve tek gerçek kabusları.
Hayvanlardan nefret et, translardan nefret et, Kürt’lerden nefret et ama günde 12 saat çalışıp yine de ay sonunu getirememene sebep olanlardan, geleceğini çalanlardan, memleketini parsel parsel satanlardan sakın ola nefret etme!
Ellerindeki bütün piyonlarla bütün tuşlara basıyorlar ki gerçek düşman çabucak unutulsun.
Bu ülkenin ekmeğini yiyen %1’in bir eli yağda bir eli balda yaşamaya devam edebilmesi için geri kalan %99’un sair başlıkta parçalanıp yönetilmesi elzem çünkü.
Şu yalın gerçeği görmeyip bu ikiliklerle toplumu dinamitleyen her kim varsa bilin ki ya o %1’in yani ultra zenginlerin doğrudan uşağıdır ya da neye/kime hizmet ettiğini anlayamayacak kadar üzücü bir noktadadır.
Aradan geçen 54 yılda Türkiye’de devrim ve sosyalizm mücadelesi, bağımsızlık mücadelesi durmaksızın devam etti.
Bugün memleketin dört bir yanında Denizler yaşıyor. Ankara’da maden emekçilerinin yanında nefes alıyorlar. Muğla’da toprağı için mücadele eden, Akbelen’de kavga eden köylülerin yanında nefes alıyorlar!
Bu yapılanın adı gözaltı değildir.
Bu yapılan hürriyeti tahdit suçudur.
Genel Başkan Yardımcımız Doğan Ergün, PM Üyelerimiz Deniz Gülşen, Deniz Öztürk ve diğer arkadaşlarımız henüz basın açıklaması dahi başlamadan Mecidiyeköy’de bir cafede ya da önünde bulunma suçuyla hukuka aykırı biçimde alıkonmuş durumdalar!
Bugün binlerce insanla oradaydık.
Anayasa Mahkemesi, “1 Mayıs’ta Taksim yasaklanamaz” yönündeki kararlarının yanı sıra DAHA DÜN 1 Mayıs’ta insanların alıkonmasının hukuka aykırı olduğunu karar altına aldı.
Bunu bile bile uygulanan bu işlemin hukukla ya da gözaltı tabiriyle örtüşen hiç bir yönü yoktur.
Bu Anayasa’yı ihlaldir.
Bu TCK’yı ihlaldir.
Arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın!
Emeğin başkenti İstanbul'u ve Taksim'i kapatmaya çalışan saray rejimine karşı #1Mayıs'ta sokağa çıktıkları için gözaltına alınan büromuz üyesi Deniz Öztürk ve tüm yoldaşlarımız serbest bırakılsın.
Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Taksim