Son 50 yılda yaşanan göçler olmasa Türkiye'nin Floridası olacak bölge, şu anda Bangladeşi olma yolunda ilerliyor.
Yazık edilen bir Çukurova gerçeğimiz var.
Şu haberi peki sizin dininize inanmıyorsa diye yanıtlamışlar. Adamlar Müslüman mezarlığına köpek gömmüş ve peki sizin dininize inanmıyorsak diyor. Müslüman mezarlığına köpek gömmüş. İnanmıyorsam diyor.
Etil alkol gibi akılları adamların. Bir var bir yok. Belki de hiç yok.
Elin yabancıları ülkemize geliyor, “sırf para uğruna” doğamızı katlediyor. Adına da avcılık diyorlar bu vahşetin. Bunun adı düpe düz vatan hainliğidir!
Türk halkının proteine erişiminin kasıtlı olarak imkansızlaştırıldığı bir süreçteyiz. Çünkü et yemeyen, beslenmesi kontrol altına alınmış bir toplumu yönetmek, çok daha kolaydır
Bu bir "beslenme krizi" değil, tam kapsamlı bir "sosyal uysallaştırma" operasyonudur. Protein kaynaklarına erişimi kesilen, biyolojik olarak zayıflatılan kitleler,algı yönetimine ve dayatılan zorlamalara daha açık hale getirilir. Peki bu iş nasıl başladı?
1950 - 1980:İlk operasyon algı yönetimiyle başladı. Anadolu’nun doğal mirası küçükbaş hayvancılık, "koyun eti kokar" propagandasıyla itibarsızlaştırıldı. Amaç; coğrafyanın ucuz proteinini devreden çıkarıp, endüstriyel sığır odaklı bağımlı bir sisteme geçmekti.
1980 - 2000'lerin Başı: İthal ırk tuzağı devreye girdi. Yerli genetik ırklarımız tasfiye edildi. Yüksek verim vaadiyle getirilen yabancı ırklar; ithal yem ve ilaç bağımlılığıyla yerli besiciyi çökertti. Yerli üretici bittiğinde, sofralara hükmetmek çok daha kolaylaştı.
2006:Operasyonun yasal sacayağı atıldı. AB uyum süreçleri bahane edilerek domuz eti "kasaplık et" statüsüne alındı. Hemen ardından
2005-2008 yıllarında Kuş Gribi ile milyonlarca yerli tavuk itlaf edildi; halkın kendi proteinini üretme yetisi bitirildi.
2010 ve Sonrası:"Fiyatları düşüreceğiz" vaadiyle ithalat kapıları açıldı. Yerli besici ahırını kapatırken, Türkiye etin dünyada en pahalı tüketildiği ülkelerden biri haline geldi. Et, lüks bir tüketim maddesi yapılarak halkın gıda egemenliği elinden alındı.
2020 ve Günümüz: Covid, dolar kuru ve İklim krizini bahane ederek geleneksel hayvancılık baskılandı. Batırılan üreticilerin yerini büyük firmalar aldı. Laboratuvar eti ve böcek unu, "geleceğin gıdası" etiketiyle halkın gözü boyanıyor. Amaç biyolojik olarak haram ve pis ve sentetik gıdalarla halkın fıtratını bozmak.
Unutmayın gıdasını kontrol eden, toprağını ve toplumunu kontrol eder. DemirPusula olarak uyarıyorum
Kendi etinizi üretemezseniz, beslenme geleceğinizi başkalarının elinde olursa, otta yedirir, böcekte yerdirir, plastikte yerdirirler. Hemde kendi isteğinizle . Temiz, helal olmayan gıda hele et yemeyen toplum köle olmaya mahkumdur @DemirPusula
Gelecek dönemin en önemli tehdit unsurları:
Çevrilemeyen borç
Demografik yapının bozulması
Gıda tedarik zincirinin kopması ve su
Beyaz yakalı/yüksek okul mezunu işsizlik seviyesinde artış
Keşke bir “estetik İstanbul” sivil toplum hareketi başlasa ve hem bu şehrin hem de güzel Anadolu’nun kene gibi kanının emilmesine, her yapanınyaptığının yanına kâr kalmasının önüne geçilse. Her geçen gün elimizden kum gibi kayıp gidiyor bu ülkenin güzellikleri. Biri geliyor kafasına göre tarihi çeşme yıkıyor, öbürü geliyor tarihi caminin alnına döviz bürosu tabelası gibi ışıklı led pano takıyor. Bedevilik sadece çölde olmuyor. Tam olarak bu bedevilik, hödüklük tam da bu işte. Parkta çekirdek yiyip kabuğunu yere tükürmek, bardağını, çöpünü bırakıp gitmek, müziğini yüksek ses açıp anıra anıra bağırarak konuşmak, toplu taşımaya ter ve sigara kokarak binmek… Bu şehrin yaralanmadığı, kanatılmadığı gün geçmiyor. İstanbul’un gelecek nesillerine nasıl bir çöl bırakacağız farkında mıyız?
Topraklarımıza gelerek işgal etmeye çalışan dedeleriniz tarihin karanlığında kayboldu. Öyle büyük ve kudretli bir milletiz ki gelip görmenize izin verdik.
Anlaşılan o ki fazla tevazunun sonu vasattan nasihat dinlemektir.
Vasat hayatlarınızda, bir çocuğun gözyaşlarından mutlu olacak kadar biçaresiniz.
Türkçedir bu metin, dedeleriniz iyi bilir. Şimdi git bunu çevirttir.
Hantavirus, leptospirosis, fleas, other viruses and pests are spreading in Gaza because there's no longer a functioning sanitation system. Children are being bitten and falling sick and there's not enough medication and materials for treatment: this is also part of genocide.