Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. Tedirgin etme beni. Bu sefer geride bir şey bırakmadım. Beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim.
Umut, Dayanışma ve Mücadele ile Geçmişten Geleceğe...
#SESimiz30Yaşında
Dayanışma ve Mücadele Dolu 30 Yıl...
https://t.co/4TBYkUkLl0 @YouTube aracılığıyla
Sağlık ve Sosyal Hizmetler İşkolunda Görev Yapan Tüm Emekçi Arkadaşlarımıza Duyurumuz ve Çağrımızdır:
Sevgili çalışma ve mücadele arkadaşlarımız;
Sağlık ve sosyal hizmet kurumları tüm topluma hizmet veren komplike çalışma sistemi içerisinde yer alan kamusal alanlardır. Bu alanlarda birçok meslek mensubu bir ekip halinde çalışmak zorundadır. Sistem; mesleklerimize, cinsiyetimize, etnik kimlik ya da dünya görüşümüze bakmadan en yüksek verimi alacak şekilde bizi çalıştırmak için devlet gücü başta olmak üzere tüm olanakları kullanıyor.
Fakat örgütlenme ve mücadele söz konusu olunca da zenginliğimiz olan tüm farklılıklarımızı birbirimiz ile çatışmanın zemini haline getirmek için de çok yoğun bir çaba sarf ediyor. Bunlar ve daha birçok dışsal etkenler gerçek anlamda örgütlenmemizin önünde engel oluşturuyor. Grev ve özgür pazarlık hakkını içeren toplu sözleşme düzeneği kuramamamızın, sefalet ücretlerine mahkum angarya çalışma koşulları, demokratik olmayan çalışma yaşamı, kışkırtılan talep artan şiddet, iş cinayetleri, tükenmişlik hepsinin dışsal onlarca sebebini sayabiliriz.
Fakat bu dışsal sebepler Dünya ve Türkiye emek mücadele tarihinin her aşamasında karşılaştığımız sorunlardı. Bu engelleri; büyük bedellere, yitirilen canlara mal olsa da Dünya ve Türkiye işçi ve emekçi sınıfları her dönemde aşmayı başarmış ve büyük kazanımlar elde etmiştir. Bizlerde bu kazanımların bir sonucu olarak istediğimiz düzeyde olmasa da örgütlenebiliyoruz.
Bugün Türkiye kamu emekçilerinin sendikal hareketinde dışsal baskıların yanında örgütlü yapıların ayrıştırcı diline tanıklık etmekteyiz. İşkolumuzda sendika sayısı bu yıl itibari ile 72’ye, üye oranı da yüzde 80’lere çıkmıştır. Dışardan bakıldığında ciddi bir örgütlülük gibi görünmektedir. Oysa artan sendika sayıları, meslek sendikacılığı, siyasetsiz sendikacılık, yeni nesil sendikacılık gibi birçok ifade ile kavramsallaştırılan sendikal hareketin kendisi üyeleme yapmış olsa bile aslında örgütsüzlük ve parçalanmışlığın sebebi haline gelmektedir.
SİSTEM KADAR BU SENDİKALARININ AYRIŞTIRICI AÇIKLAMA VE PRATİKLERİ EKİP ANLAYIŞINA, ORTAK MÜCADELEYE ZARAR VERİYOR!
Kamusal alanda yaşanan istihdam ve ücret rejimindeki değişikliği sistemin politik aklını, emperyal kapitalist sistemin işleyişini tahlil etmeden ve nasıl bir siyasal saikle bizleri çalıştıran sistemi tam ve derinlikli olarak analiz etmeyen hiçbir sendikal yapının emekçilere vereceği hiçbir şeyi yoktur.
Bugün kamu sağlık kurumları adeta fordist üretim dönemlerinde olduğu gibi bant sistemi ile çalışan onbinlerce kişinin bir arada olduğu fabrikalara dönüşmüş durumda. İşkolumuzdaki tüm çalışmanın bir ekip işi olduğunu ve ekibin tüm bileşenlerinin mutlu olacağı bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini bunun için de ortak ve birleşik bir mücadeleye ihtiyaç olduğunu öncülümüz sendikalar ile birlikte 35-36 yıldır ifade ediyoruz.
Türkiye ve dünya sendikal hareketinde “sarı sendika” olarak kavramsallaşan sendikal hareket tanımına bile uymayan bir sendikal yapıyı bu sistemin nasıl güçlendirdiği, beslediği, büyüttüğü ve yetkilendirdiğini hepimiz biliyoruz. Bu yapı “sarı sendika” tanımına uymadığı için biz buna “yetkilendirilmiş sendikamsı yapı” dedik. Kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesinin başında ise; sendikalaşma sürecine engel olamayacağını anlayan sistemin bir gecede nasıl bir konfederasyon kurduğunu ve bu sendikayı güçlendirmek için kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmalar ile sendika aidatlarının devlet tarafından nasıl ödenir hale geldiğini de unutmadık. İşte tamda bu sendika literatürde karşılığı olan “sarı sendika” kavramına tam olarak uyuyordu.
8 dönem yani 14 yıldır “yetkilendirilmiş sendikamsı yapı” ve “sarı sendika” kol kola vermiş iktidarların izdüşümü gibi iktidarlar (işveren devlet) ile birlikte emekçileri sefalet ücretlerine mahkum ediyor.
Bunların dışında kurulan yeni sendikalar ise; ortak ve birleşik mücadele olanaklarını zorlayarak tüm emekçilerin maaşlarını yoksulluk sınırı üzerine çıkarmak, çalışma koşullarını demokratikleşmek, özlük ve sosyal haklarını geliştirmek yerine adeta ücretler ve eğitim düzeyleri üzerinden meslekleri karşı karşıya getiren tam da sistemin istediği tarzda ekibi parçalayan açıklamalar ve pratikler ile gündem oluşturmaya çalışmaktadır.
Bir dönem “daha az okusaydık ta hemşire olsaydık” diyerek hekimleri ve hemşireleri ayrıştırıcı paylaşımlar, başka bir dönem “daha az okusaydık ta taşeron (süresiz sözleşmeli) işçi olsaydık” ifadeleri sosyal medya da sürekli dolaşıma sokuldu. Artık sosyal medya dolaşımları yerine bazı sendikalar direk kendi sosyal medya hesaplarından, web sitelerinden ve basına verdikleri demeçlerle bu karşılatırmayı yapar hale gelmiştir.
Bugün sağlık ve sosyal hizmet kurumlarında çalışan temzilik işçisinden profesörüne kadar hiç kimsenin maaşı yeterli değildir. İşkolumuz ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. OECD ve AB ülkelerinin yarısı kadar personel ile ve onların 2 katı başvurucuya ücretlerinin yarısı kadar alarak çalışmaktayız. Biziler bu ülkelerdeki meslektaşlarımıza göre onların yarı ücretine 4 kat çalışıyoruz. Aldığımız ücretlerin büyük çoğunluğu emekliliğe yansımamakta, performans, teşvik, ek ödeme vb birçok kalem adı altında ödenmektedir. Ücretlerimizi biraz arttırabilmek bizleri için daha fazla çalışmaya, nöbetlere gönüllü rıza gösterir hale getirdiler. Tüm bunlara (performans, teşvik vb) karşı durmamız gerekirken kimin teşviki, katsayısı kaç üzerinden birbirimize düşmeye başladık.
İster sağlık ve sosyal hizmetlerde ister yerel yönetimlerde ister başka bir kurumda çalışsın. İster hizmetli olsun ister hemşire veya doktor olsun herkesin yaşamını maddi kaygı güdmeden yaşayabileceği bir gelire sahip olması için mücadele etmek sendikaların temel görevidir. İşkolumuzdaki her meslek değerlidir. Her mesleğin bilimsellik ile ve mesleki bağımsızlığı korunarak ama aynı zamanda birbiri ile ilişkisi ve birinin eksikliğinde diğerinin de eksik kalacağı bilinciyle yaklaşmak gerekir. Yani işkolumuzdaki çalışma disiplinin ekip işi olduğunu bilince çıkarmak gerekir. Bu bilinç ile birlikte mücadelenin de ekipçe verilmesi gerekir.
Ücretler, katsayılar, teşvik puanları, performans üzerinden sansayon yaratmak emekçileri ayrıştırmak yerine tüm bu kalemleri red edip, rekabeti değil dayanışmayı, angarya çalışmayı değil güvenceli istihdam ve yeterli personel ile sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını talep etmeliyiz.
Bakınız resmi ve tahmin kuruluşlarının verilerine göre;
Türkiye'de 2026 yılı için kişi başına düşen milli gelir, hükümetin Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri kapsamında 18.621 ABD dolar,
Uluslararası tahmin kurumlarının Worldometer verilerine göre ise bu rakam yaklaşık 19.018 dolar Kişi Başına GSYH (2026) - IMF - Worldometer seviyesinde tahmin edilmektedir.
Satın Alma Gücü Paritesine (SAGP) göre kişi başına düşen gelir ise 46.672 dolar Worldometer olarak hesaplanmaktadır.
O zaman bizlere düşen görev vergilerimizle toplanan milli gelirden payımıza düşeni almak mücadelesi olmaktadır. Mesleklerin aldığı ücretlerin tamanının eksik olduğunu bilen bir yerden birlikte gelirlerimizi yükseltmek için mücadele etmemiz gerekmektedir.
Biz SES olarak ücret meselesine şöyle yaklaşıyoruz.
Mesleği ne olursa olsun her bir emekçinin öncelikle temel ücreti yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalıdır. Bunun üzerine yapılan işin niteliği ve riski, eğitim düzeyi, meslekteki çalışma yılı gibi kriterler ile bir ücret skalası oluşturulmalıdır. Bu şekilde belirlenen ücret skalasının tamamı emekliliğe yansıyacak şekilde olmalıdır. Çalışırken ve emeklilikte insanca yaşamaya yetecek ücret koşulları oluşturulmalıdır.
İnsanca yaşamdan bahsettiğimiz sadece uygun barınma ve belsenme koşulları ya da zorunlu ihtiyaclarımızı karşılama değil; kültürel ve sanatsal açıdan, eğitimin sürekliliğini gören yerden bilimsel çalışmalara ulaşacağımız ve yapacağımız olanaklara, bedensel sağlığımızı korumak adına spor yapacağımız olanaklara kavuştuğumuz yani kendimizi iş dışında da eğleyebileceğimiz ve geliştireceğimiz olanaklara sahip olmadır.
Bunun da yolu milli gelirden payımızı alma ile olur. Çalışma ve toplumsal yaşamın demokratikleşmesi ile olur. Angarya çalışmanın son bulması ile olur. Sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları ile olur.
İşkolumuz emekçilerine bir daha sesleniyoruz;
Bunları önermeyen ve mücadelesini yürütmeyen hiçbir sendika ne mesleğin ne de sınıfın genelinin haklarını elde etme şansı yoktur. İçinde bulunduğumuz durumun politik ve siyasal sebeplerine değil sadece sonuçlarına odaklanan, emekçileri halktan ve birbirinden ayrıştıran, istihdam ve ücret rejiminin kapitalist sömürü sistemi ile bağını kur(a)mayan, pıtrak gibi kurulan ve bireyler etrafında şekillenen hareketler sendikal hareket değildir.
Bu tarz sendikal hareketler; Dünya ve Türkiye emek hareketi içinde büyük bedeller ödeyerek, yaşamlarını ortaya koyarak ve bizlere örgütlenme kanallarını açan insanların sadece kemiklerini sızlatır.
Dışsal bütün olumsuz etkenler, baskılar mücadele ile aşılır. Ama içerden aşındıran, çatıştıran ve bölen yaklaşımları bertaraf etmek zordur. Bunu yapan ve kendine de sendika diyen tüm yapıları/kurumları emekçilerin takdirine bırakıyoruz.
Saygılarımızla.
KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!
SES MERKEZ YÜRÜTME KURULU
https://t.co/EZuTk3eJuj
Çok üzüldüm yav. Kaç yıldır bende duran kitabını imzalatmak isterdim hep. Propagandadan ceza yediği “dövüşen anlatsın” ı, belki yine gelirimi, gidersen yıkılır bu kenti bir kez dinlemek isterdim ondan. Mekanı cennet olsun ruhu şad olsun
Hakkari Devlet Hastanesi ve Yüksekova Devlet Hastanesinde yetkili sendika Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) olmuştur. Yetkili sendika olmamızda emek veren tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz.
#SESvarUMUTvar#SESYetkili@sesgenelmerkezi
"Yoksulluğa, güvencesizliğe, şiddete karşı; barış ve özgürlük mücadelesini büyütüyoruz." şiarıyla KESK Yüksekova temsilciliğimiz tarafından tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle Tiyatro Gösterimi ve Müzik Şöleni etkinlikleri yapıldı.
@sesgenelmerkezi@egitimsen
"Yoksulluğa, güvencesizliğe, şiddete karşı; barış,laiklik ve özgürlük mücadelesini büyütüyoruz." şiarıyla KESK Yüksekova temsilciliğimiz tarafından düzenlenecek olan 8 Mart etkinliklerine tüm arkadaşlarımızı bekliyoruz.
#8Mart#JînJîyanAzadî@sesgenelmerkezi@egitimsen
21 ŞUBAT ANADİL GÜNÜ KUTLU OLSUN
21'Ê SIBATÊ, ROJA ZIMANÊ DAYIKÊ PÎROZ BE!
Dil; sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda düşünme biçimi, edebiyat, sanat, felsefe, tarih, kısacası bir kültür, bir yaşayış biçimidir. Dil, yalnızca bir ifade aracı ya da ortamı değildir, ifadenin içeriğini ve anlamını renklendirir. Halkın kendi kültürel kimliğini sayesinde ifade edebildiği dil bireyin kendi kişisel kimliğini ve bireysellik duygusunu ifade edebildiği bir araçtır. UNESCO verilerine göre dünya üzerinde üç bine yakın dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ülkemizde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dil sayısının da 18 olduğu tahmin edilmektedir. Dillerin ölümü, bugün insanlığın kültür hazinesi açısından telafisi mümkün olmayacak önemli bir kayıp ve o dili konuşan halkın yok oluşu dolayısıyla toplumsal hafızanın silinmesidir. Toplumsal hafızanın korunması ise evrensel bir ihtiyaçtır. Bu nedenle;
UNESCO 21 Şubat’ı Uluslararası Anadil Günü adı altında; uluslararası uzlaşıyı, kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla 1999 yılından bu yana ‘Anadil Günü’ olarak takvime almış bulunmaktadır. 2000 yılından itibaren de kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla anadilinde eğitim hakkı güvence altına alınarak “21 Şubat Dünya Anadili Günü” kutlanmaya başlanmıştır.
Anadil birleştirir, paylaşımı artırır, sosyal içerme, yenilikçi düşünme ve hayal gücünün gelişimini sağlar. Hayal gücü ile somut gerçekliği buluşturur, özgüveni, özsaygıyı artırır. Empati kurma gücünde belirgin fark yaratır. Çocukların kimliklerinin ve kişiliklerinin bir parçası olarak anadilinde eğitimin önemi bilimsel verilerle de tartışma götürmez şekilde defalarca kanıtlanmıştır. Yapılan bütün araştırmalar anadilinde eğitim gören çocukların pedagojik olarak daha başarılı olduklarını göstermektedir. Kişinin kendi anadili dışındaki dillerde eğitim almak durumunda kalması pedagojik açıdan kalıcı sorunlara yol açtığı gibi buna bağlı olarak eşitsizlikleri de derinleştirmektedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde de açıkça belirtildiği gibi, bireyin anadilinde eğitim alması en temel insan haklarından birisi olduğu kadar, bireylerin kendi anadillerinde eğitim almasının engellenmesi en büyük insan hakkı ihlallerindendir. Bu gerçeklikten de hareketle anadilinde eğitim hakkını hangi gerekçe ile olursa olsun yok sayarak eğitim hakkının karşılandığını ileri sürmek güneşi balçıkla sıvamaya benzemektedir. Kaldı ki, eğitim hakkı diğer hakları da içeren, bütünlüklü kullanılması durumunda gerçek özüne kavuşan temel haklardandır.
Çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı olan Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında yaşayan halklara ne yazık ki uzun bir süreden beri ret, inkâr, baskı ve asimilasyon politikaları uygulanmıştır/uygulanmaktadır. Bunun sonucu olarak şairin dediği gibi Anadolu ve Mezopotamya halklarının Anadili dilsizlik olmuştur. Ülkemizde Lazca, Çerkezce gibi birçok dil ya yok olmayla karşı karşıyadır ya da artık kullanılamaz hale gelmiştir. Bireylerin kamusal alanda anadillerini kullanabilmeleri, kamusal hizmetleri alabilmeleri de hep göz ardı edilmiştir.
Yüzyıllardır ülkemizde bir arada yaşayan halkların dışında; son 10-15 yılda Ortadoğu’da yaşanan savaşlardan kaynaklı ülkemize göç etmek zorunda kalan milyonlarca mülteci nedeniyle Türkçe dışında başka dillerde konuşanların sayısı çok daha fazla artmıştır.
Dil, sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğini ve kalitesini etkileyen unsurların başında gelir. Hasta ve sağlıkçı ilişkisinin her iki taraf açısından da anlaşılabilir kılınması sağlık hizmetinin kalitesini ve sonuçlarını ciddi oranda etkiler. Anadilde sağlık hizmeti talebi; sağlık hakkı, tedavi hakkı, hasta hakkı ve yaşam hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Herkese eşit, etkin ve nitelikli sağlık hizmeti sunmanın yolu anadil hakkının bu alanda da kullanımına bağlıdır.
Tıp ve sağlık eğitiminde tanı-tedavi sürecinde en önemli aşamanın hasta öyküsünü alma (Anamnez) olduğu anlatılagelmiştir. Anamnezi iyi alınmamış bir hastanın tanısını koymanın ve dolayısıyla tedavi etmenin mümkün olmadığı ifade edilmektedir. Şu ana kadar hiçbir radyolojik görüntüleme yöntemi(tetkik), hiçbir laboratuvar yöntemi(tahlil) hastadan alınan öykünün yerini dolduramamıştır. Eğer hasta ve sağlık çalışanı aynı dili konuşmaz ve uygun aracılar/araçlar kullanılmazsa bu öyküyü almak çok zor hatta imkânsızdır.
Şimdiye kadar yapılan birçok araştırmanın sonucu Anadilinde verilmeyen bir sağlık hizmetinin, hasta-sağlıkçı arasında etkili bir iletişimden yoksun kalacağı bu gerçeklikten hareketle hastanın bilgilendirilmesi ve tedavi hakkının engellenmesi sonucunu doğurduğunu ortaya koymuştur. Bu durum başta sağlık göstergeleri olmak üzere her şeye yansımış bölgeler arası eşitsizlikleri derinleştirmiştir. Çünkü başka dilde hizmet sunan sağlık kurumlarında hastanın dilini bilmeyenlerin onu anlaması, tanı koyması ve tedavi etmesi, derdine derman olması mümkün değildir. Günlük pratiğimiz bunun binlerce örneği ile doludur. Yetkililer ‘hastanelerde böyle bir sorun yok dil bilmeyen birkaç yaşlı olsa da hemen orada tercüman bulunuyor sorun çözülüyor’ deseler de aslında hastanelerde tercüman kullanmanın bu sorunu çözmediğini de pratiğimiz göstermiş/göstermektedir. Mahremiyetin ön plana çıktığı, psikiyatri ve somatizasyon bozukluklarında ve tercüman bulmanın dahi mümkün ol(a)madığı kimi acil vakalarda tercüman kullanmak mümkün ol(a)mamaktadır. Tercüman kullanmanın kimi trajikomik durumlara yol açtığı da bilinmektedir.
Sağlıkçıların iyi niyetli çabası, son yıllarda aynı dili konuşan sağlıkçı sayısının ve erişimin artması nedeniyle kısmi rahatlama olsa da ve sayı olarak azalma gösterse de aslında yazılmayan nice acı ve vaka sağlık hizmetlerinin sunumunda anadilin önemini, bunun anadilinde yapılması gerekliliğini çarpıcı bir şekilde göstermektedir. Gecikilen her gün insanlarımızın acılarına, hayatlarına mal olmaktadır.
Pandemi de ve deprem sürecin de bir kez daha gördük ki; bulaş riskinin azaltılması için sağlık bilgisinin toplumsallaştırılması ve bilgilendirmelerin ülkede yaşayan herkesçe çok iyi anlaşılması hayati önemdedir. Bu bilgilendirmelerin herkesin anlayacağı dilde yapılmasının ne kadar değerli olduğu bir kez daha görülmüştür.
SES olarak; eşit, ulaşılabilir, nitelikli, ücretsiz ve anadilinde sağlık ve sosyal hizmet hakkını savunuyor ve mücadelesini veriyoruz. 21 Şubat dünya anadili günü dolayısıyla yapılan uygulamalarda Türkçe dışındaki anadilleri olan halkların sağlığa ve sosyal hizmete ulaşım hakkını engelleyen anadillerin önündeki tüm engellerin kaldırılarak evrensel hak olan sağlık ve sosyal hizmetlere ulaşımın önünün açılmasını talep ediyoruz.
Bu kapsamda taleplerimiz;
Ülkenin çok kimlikli, çok kültürlü ve çok dilli yapısına uygun olarak eğitim sistemi yeniden düzenlenmeli ve anadilinde eğitim olanakları anaokulundan üniversiteye kadar tüm yurttaşlar için ücretsiz ve eşit olarak sağlanmalıdır. Bu kapsamda sağlık alanında eğitim veren okullar da çok dilli bir yapıya kavuşturularak, yabancı dillerden önce Türkiye de yaşayan yurttaşların kullandığı farklı dil ve Lehçelerde dil eğitimi alması özendirilmeli.
Eğitim sisteminde bu temel değişiklikler yapılıncaya kadar; Türkçeden farklı dil ve lehçelerin kullanıldığı bölgelerdeki sağlık emekçilerine kullanılan dilin öğretilmesi için ücretsiz kurslar açılmalıdır.
Farklı dil bilen sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin bildikleri dilin kullanıldığı bölgelere gönüllü tayin olması için özlük haklarında iyileştirmeler yapılmalı ve özendirici tedbirler alınmalıdır.
112, UMKE, Arama Kurtarma ve Acil servislerde görev yapan personele görev yaptığı bölgede yaygın olarak kullanılan diller ile ilgili kurslar planlanmalı, hizmet içi eğitimler yapılmalıdır.
E reçete uygulamlarında var olan çok dilli hizmetin ülkemizde Kürtçe başta olmak üzere talep edilecek diğer dillerde de verilmesi,
Yukarıda yazılı maddeler gerçekleşinceye kadar, geçici bir aşama olarak sertifikalı ve dili iyi bilen kişilerden sağlık kurumlarında yeterli sayıda tercüman bulundurulmalıdır.
Dünya anadili günü dolayısıyla; emeğin özgürleştiği, halklarımızın kimlikleri, dilleri, inançları ve kültürleriyle bir arada özgürce yaşanacak bir ülke yaratacağımıza olan inancımızla dünya anadili gününü kutluyoruz. 21.02.2026
MERKEZ YÖNETİM KURULU
Suriye’de yaşanan kadın katliamlarını protesto etmek için 'saç örme' paylaşımı yapan kadın sağlık emekçilerinin ‘Cadı avı’ misali hedef gösterilmesi ve bunun üzerinden soruşturma açılması kabul edilemez!
#BirliğinveDirenişinÖrgüsü@sesgenelmerkezi
Kocaeli İl Sağlık Müdürlüğü açtığı idari soruşturmayı derhal geri çekmelidir!
Sağlık emekçisi kadın arkadaşımızın sergilediği tutum suç değil vicdani ve meşru bir pasif eylemdir.
Arkadaşımızın yanındayız.
#birliğinvedirenişinörgüsü
Kitapyurdu’nda yazar olan @tolgaakpinar ile birçok ortak takipçim var. Takip edenler beni takipten çıksın
@kitapyurducom özelinde bir boykot başlatıyorum Desteklerinizi bekliyorum
Hiçbir erkek bırakın Kürt kadınını hiçbir kadını cinsel obje olarak yansıtamaz itibarsızlaştıramaz
SES Eş Genel Başkanımız Mehmet Sıddık Akın, Şube yöneticilerimiz ve aktivistlerimizle beraber yaptığımız işyeri gezilerinde sağlık emekçisi arkdaşlarımızın sorun ve sıkıntılarını dinledik. Ziyaretlerimiz sonucunda edindiğimiz gözlem ve bilgilerimizi kamuoyu ile paylaştık.
Yaşasın SES !
Yaşasın KESK !
#SESleMücadeleye
#Hakkari
@sesgenelmerkezi@KESK1995@m_s_akin
SES Eş Genel Başkanımız Mehmet Sıddık Akın, Şube yöneticilerimiz ve aktivistlerimizle birlikte Hakkari İl Genelinde sağlık ve sosyal hizmet alanlarındaki sorunları yerinde gözlemlemek için işyeri gezileri kapsamında Hakkari Devlet Hastanesi, Yüksekova Devlet Hastanesi ve Hakkari İl Sağlık Müdürlüğünde ki emekçi arkadaşlarla bir araya geldik.
Yaşasın SES
Yaşasın KESK
#SESleÖrgütlenmeye
@sesgenelmerkezi
📢Eş Genel Başkanımız Mehmet Sıddık Akın'ın katılımı ile Hakkari Şube yöneticilerimiz ve üyelerimiz ile birlikte Hakkari Devlet Hastanesi, Yüksekova Devlet Hastanesi ve Hakkari İl Sağlık Müdürlüğünde örgütlenme çalışmaları gerçekleştirildi, emekçilerin son dönemde yaşadığı sorunlara dair bilgi aktarımı yapıldı.
@m_s_akin
Sarıyer Hamidiye Etfal Hastanesi Kadın Doğum Acil Servisi’nde görevli sağlık çalışanları, kayıt açtırmadan ilaç isteyen kişiler tarafından darp edildi.Beyaz kod vermek istendi ama sabit hatlar çalışmıyordu...
Usulsüz istekler ...Can güvenliği olmayan bizler ne zaman görüp duyulacağız. Sıfır tolerans söylemleri bir işe yaramıyor Sağlıkta Şiddet gün geçtikçe dozunu artırarak devam ediyor.
@drAysenurKundak@drmemisoglu@sagliklicozum
#BeyazKod1111
Halkımızın sağlığı ve emekçilerimizin onuru için ses veriyoruz. Liyakatli yönetim, insanca çalışma koşulları ve nitelikli sağlık hizmeti en temel haktır.
#HakkariSağlıktaLiyakatsizlik#HakkarideSağlıkKrizi