Yeni Anayasa, Başkanlık Sistemi Uyarısı - YIL 2011!
İthal Başkanlık Sistemi belgesinden bir kesit.
YouTube'dan İzleyin : https://t.co/G7UQGtikbs
Herkes küresel elitin dayattığı ‘FEDERASYON ANAYASASI’na karşı nasıl tavır alacağını belirlesin…
“Çerçeve Yasa” TBMM ADALET KOMİSYONUNDA
AK Parti,
MHP,
DEM Parti ve
YENİ Parti’nin “evet” oylarıyla kabul edildi !
-bölümün devamı YouTube’da-
#yenianayasa #Banuavar #başkanlıksistemi #siyaset
Görme engelli bir baba!
Oğlu PKK'lı katillerce şehit edilmiş!
"Sen benim gören gözümdün oğlum!"
Siz, bir kısım siyasi, ülke için bir kılını bile bedel olarak ödememişler, ahkam kesmekten başka bir şey yapmayanlar, evlat acısı nasıl bir yürek yangınıdır bilir misiniz?
Biz bu yürek yangının yanındayız?
Durduğumuz yer buradır!
Siz kim oluyorsunuz da bu katilleri affediyorsunuz?
Evet diyen ellerinizi fotoğraflayın ki, sizin de tarihin bu kesitinde durduğunuz yer belli olsun!
‼️Anayasaya Aykırı Çerçeve Yasa 468 Kabul 88 ret oyu ile meclisten geçerek kanunlaştı.
👉Olayın Kısa Özeti...👇👇
📌KAN UYKUSU - GAFLET...
⛔️25 Ağustos 2004 tarihinde büyük bir oyunu bozduk. Kendimizi fevkalade güçlü hissediyorduk.
Bizi kendi silahımızla vurdular.
Bugün Anayasayı tanımayanlar, işi kitabına uydurdular.
✴️Ardından 2006 yılında Paul Henze'nin Beyaz Saray'a sunduğu rapor doğrultusunda ameliyata başladılar.
✴️Türk'ün bedenine her gün gaflet şırınga edilmeye başlandı.
✴️Kolay değildi, yıllar boyu sürekli denediler.
✴️2009'da, 2010'da, 2014'te, 2016'da ve nihayet Nisan 2017'de...
✴️Her denemede bir şeyleri kopardılar.
✴️Artık Gaflet Uyuşturucusuna müptela bir kitleye dönüşmüştük.
Bölündük, ayrıldık...
Yerlerimize Guguk Kuşları yerleşti, yuvalardan atıldık.
✴️Nitekim, haklı ikazlarımızın da bir tesiri olmuyordu. Tam kıvamındaydık.
✴️Güya seçimlerde oy kullanıyorduk lakin seçtiğimiz vekiller bizim vekillerimiz değildi.
✴️Ve bir 10 Ağustos günü, tam da Sevr'in yıldönümünde son hamleyi yaptılar.
✴️Türk'ün bedeni öylesine uyuşmuştu ki, münferit bir tepki dahi gösteremedik...
✴️Parlamentoda Türk Halkının Vekili sandığımız 592 kişi vardı ve 28 dönemde ilk kez 562'si bir araya geldi.
✴️Bu yasaya halkın % 80'i karşı çıkıyordu ama halkın vekillerinin % 80'i yasaya evet dedi. (hesap ortada)
‼️Ben BOP Açıklandığı günden ve Erdoğan'ın "Bop eşbaşkanı" ilan edildiği günden (Haziran 2004) beri bu tehlikeyi görüp, alınması gereken önlemleri, atılması gereken adımları yazıyorum... Ne ırkçılığım kaldı, ne bölücülüğüm... Kangren olan bir parmağı kesip atmak yerine bugün koca bir ülkeyi kaybetmenin eşiğine geldik...
Vatana, (varsa) Millete Hayırlı Olsun.
➖➖➖➖
(Hamiş) Terörsüz Türkiye Notu : Derin Devlet eğer Türkiye'de dini kaldırmak isterse, bunu Ak Parti gibi siyasal İslamcı bir partinin eliyle yapar.
Eğer şeriatı getirmek isterse, bunu CHP'nin eliyle yapar.
Eğer Kürdistan'ın kurulmasına göz yumacaksa (ya da ülke bölünecekse) bunu da MHP eliyle yapar. -Mahir Kaynak.
#SevrAntlaşması #çerçeveyasa #TBMM #çerçeveyasayahayır #HainsizTürkiye #pazartesi #BirlikteTürkiyeyiz #ÇözümGenelAf
Siz Evet diyorsanız….
Size de HAYIR…
Tercihini Türk milletinden yana koyamayan, Emperyalistlerle iş tutan babam olsa ona da Hayır…
Barış böyle sağlanmaz.
Bugün Anayasaya aykırı olana Evet dersen yarın Anayasayı delik deşik ederler sesin çıkmaz…
Çözüm süreci ve çerçeve yasa tartışmaları sırasında sürekli dile getirilen meşhur bir kavram "silahlar sussun, barış ve kardeşlik olsun"
Herhalde kimse bunun aksini istemiyor. Şehitler olsun, çatışmalar olsun, devlet milyar dolarlarını teröre harcasın diye yanıp tutuşan iyi niyetli kimse yoktur sanıyorum. Fakat bu tartışma çıpası bir meselenin ciddi şekilde gözardı edilmesine sebep oluyor gibi.
Yürütülen süreç, ülke için gerçekten hayırlı bir kardeşlik doğuracak mı?
Yani sürece karşı çıkanlar barış ve kardeşlik karşıtı olduğu için değil bu sürecin böyle bir netice üreteceğinden endişe ettiği için uygulanan yöntemin amca uygun olmadığından şüphe ettiği için karşı çıkıyor.
İnsanların böyle düşünmesi için çok fazla makul gerekçesi var. En başta, yıllar boyunca terörle mücadele, inlerine girme, Karayılan dahil tüm azılı teröristlerin yok edilmesi, şehitlerin intikamının alınması gibi yok edici retorikle terörle mücadelenin en doğru yönteminin bu olduğu bu olduğu devlet yetkilileri ve siyasetçiler tarafından konuşuldu.
Hal böyleyken çözüm süreciyle başlayan bu retorik değişikliği insanlarda ulusal çıkar vaat etmekten çok siyasi manevra ve stratejik hata gibi izlenimler doğuruyor.
Şahsen çözüm sürecine baştan sonra karşı olmakla birlikte, uygulanan yöntemin de sağlıklı olup olmadığı konusunda şüpheler mevcut.
Birincisi, siyaset, yok edici retorikten kuruc önder söylemine geçerken bu değişikliği doğuran sebepler üzerinde hiç durmadı. Tek söylenen PKK'nın boyun eğdiğine dair beyanlar... Bunların da altının dolu olup olmadığı tartışılır. İnsanlar bir gün uyandı ve yok edici siyasetten kurucu önder söylemine geçişe tanık oldu.
İkincisi, etnik ayrılıkçı terör kavramı bu topraklara hiç de yabancı değil. Meseleye aşina olan tarih okurları ve vatanseverliğini geçmişe merak salarak, ders çıkararak yaşayan bilinçli yurttaşlar geçmişte, Osmanlı'nın son asrında ortaya çıkan etnik ayrılıkçılık bölünme, isyanlar, savaşlar ve bu hadiselere karşı uygulanan İttihad-ı Anasır, İslamcılık ve Türkçülük gibi politikaları değerlendirdiğinde bugün yürütülen sürecin müspet netice verip vermeyeceği konusunda haklı ve makul şüphelere sahip.
Kaldı ki siyaset, süreci yürütürken ikinci maddede belirtilen hususları derinlemesine tartıştırmamıştır. Akademisyenler televizyonlarda bu hususları değerlendirmemiştir. Tarihçiler özgürce konuşmamıştır. Hatta ve hatta bu hususları ileri sürerek çözüm sürecine karşı duranlar kandan beslenmekle kardeşliğe aykırı hareket etmekle itham edilmiş ve süreci baltalamak gerekçesiyle haklarında soruşturma bile başlatılmıştır.
Netice itibari ile bir sabah uyanıldığında insanların karşısında bulduğu süreç, doğru mu değil mi diye tartışılmamış, aksine en doğru ve en makbul süreç olarak sunulmuştur.
Dolayısıyla süreç ondan şüphe duyanları kazanmak yerine kenara itmek gibi mahsurlu bir politika gütmüştür.
Üçüncü ve son olarak süreç kapsamında atılan fiili adımlar, yasa tasarıları içeriği özgürce tartışılan ve belirlenen çalışmalar olmaktan çok hazırlanmış belirlenmiş ve kabul edilmesi zorunlu tutulmuş çalışmalar olarak sahneye çıkarılmıştır. Bu durumda insanlarda bilhassa Sürece karşı olan insanlarda mahsurlu bir takım politikaların olduğu bittiye getirilmek suretiyle hayata geçirildiği izlenimi oluşturmuştur.
Hal böyleyken sürece karşı makul ve haklı endişeler taşıyan insanların bu biçimde kenarda bırakıldığı bir sürecin yine o insanların bağlı bulunduğu bir millet nezdinde barış ve kardeşlik sağlayabileceğine inanılması makul müdür?
Son olarak sürecin yürütülmektense sürükletildiği, ikna etmekten çok dayatıldığı, tartışılmaktan çok oldu bittiye getirildiği yönünde de çok kuvvetli, çok yerleşmiş bir kanaat bulunmakta.
Ben bir vatandaş olarak görmüş olduğum bu kanaati aktarmayı anlatmayi ve bir realite olarak ifade etmeyi borç bilirim.
Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi etnik kökene değil, ortak tarih, ortak kader ve ortak vatandaşlık bilincine dayanan Türk milleti anlayışı üzerine inşa edilmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’un sonunda gençliğe seslenirken, “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” diyerek bu devletin dayanağının ortak milli irade ve milli bilinç olduğunu vurgulamıştır.
Yine Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” sözüyle millet tanımını etnik değil, siyasi ve tarihi bir birlik olarak ortaya koymuştur.
Bugün bu temel anlayışı zedeleyecek, aynı vatan üzerinde ikinci bir siyasi ulus oluşturma arayışına kapı aralayacak her girişim, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiyle bağdaşmaz.
Yaklaşık iki asırdır bu coğrafyada etnik fay hatlarını kaşıyarak Türkiye’yi zayıflatmaya çalışan emperyal akıl değişmemiştir. Değişen yalnızca yöntemleridir. Dün silahla ve işgalle denenenler, bugün hukuk, siyaset ve kimlik tartışmaları üzerinden yürütülmektedir.
Terör örgütü liderinin “çerçeve yasa bin kilometrelik yolun ilk adımıdır” ifadesi bu talihsiz sürecin kendi bakış açısından nasıl değerlendirildiğini açıkça göstermektedir.
Atatürk’ün milliyetçiliği ayrıştıran değil birleştiren, ırka değil ortak vatana ve ortak geleceğe dayanan bir milliyetçiliktir.
Bu nedenle Türkiye’de ikinci bir siyasi millet anlayışını meşrulaştırabilecek adımlara destek vermek ciddi bir çelişkidir.
Bu coğrafya yüzlerce yıl boyunca farklılıklarını Türk milleti çatısı altında yaşatmış, bağımsızlığını da bu birlik sayesinde korumuştur.
Türk milleti tektir. Türkiye Cumhuriyeti de bu milletin ortak devletidir. Bu temel ilkeyi aşındıracak her düzenleme, kısa vadeli siyasi hesapların ötesinde, gelecek nesillerin güvenliğini ve Cumhuriyet’in bütünlüğünü ilgilendirir.
Tarih, milli birlik konusunda yapılan hataları da bu hatalara kayıtsız kalanları da mutlaka kaydeder.
Ne mutlu Türküm Diyene.
TERÖR YASASININ PÜF NOKTASI
Osmanlılar döneminde 1464’te Tarih-i Ebu’l-Feth ismiyle bir kitap yazan Tursun Bey, eserinde şöyle der: Ulu’l-emrin, yani devleti yönetenlerin aldıkları karar örftür. Bunun kanun hükmüne girmesi için iki şart gerekir. İlki, verilen hükmün yani kanunun diğer yasalara aykırı ve zıt olmaması gerekir. İkincisi ise, çıkarılan kanunu uygulayanlar suçlu durumuna düşmemelidir, der. Yani Fatih döneminde bugünkü uluslararası hukukun temeli olan maddeleri açıklar.
Ancak bugün bakıyoruz ki, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adıyla TBMM’ne sunulan yasa tasarısının 10. Maddesinin 2. fıkrasında, “Bu kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî ve cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Düzenlemeyle bu kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmaları yürüten başta Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanmaktadır” denmektedir.
Yani çıkarılan yasanın uygulanmasıyla suç unsurunun oluşacağı anlaşılmaktadır. Yani bundan neredeyse 600 yıl önce Osmanlı Devleti’nin gerisine düşülmüştür.
Yasaya böyle bir maddenin konması uygulayanlar için bir güvence değildir ve sonuçta Kenan Evren nasıl yargılanmışsa herkes yargılanabilir. Madem yasayı hukuka uygun görmüyorsanız, neden çıkarıyorsunuz? Veya uygunsa, neden uygulayanları koruma altına almak istiyorsunuz? Sanırım en büyük sakatlık burada.
Böyle kanun olur mu?
Demokrasinin en belirgin özelliklerinden biri yetkililerin, karar vericilerin gerektiğinde tüm eylemleri için millete hesap verebilmesidir.
Demokraside "Siz bu konudaki görevleriniz için hesap vermeyeceksiniz!" diyen bir kanun olmaz, eğer olursa o düzen demokrasi olmaz!
TERÖRSÜZ TÜRKİYE YASASI ÜZERİNE
Nihayet "Terörsüz Türkiye" başlığı altında başlatılan süreç "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" adıyla, Apo canisinin onayından sonra TBMM'ne sunuldu ve Cuma günü de komisyonda görüşülmesine karar verildi.
Tabii bu arada yasa maddeleri hakkında bilgileri olmadan çoğu milletvekilleri de imzaladılar.
Evet terörsüz Türkiye'yi kim istemez ki? Ancak yasada neler var ve aşağıda belirttiğim hususlar ne olacak?
Öncelikle :
1- PKK/KCK'ya destek veren, eğiten, finans sağlayan ülkeler bu desteklerinden vaz geçecek mi? Dolayısıyla ülkelerindeki örgütleri kapatacaklar mı?
2- Bilindiği gibi, yasada belirtildiği üzere PKK/KCK'nın kendilerini feshettiği ve silah bırakmaları halinde bu yasanın uygulanacağı belirtiliyor. KCK, PKK, PYD, PEJAK ve PÇDK'dan oluşuyor. Bunların tümünün kendilerini feshettikleri ve silahlarını teslim ettikleri nasıl belirlenecek? Yoksa sadece PKK mı yasa kapsamında bulunmaktadır? Halbuki yasada KCK da yer almaktadır. Dolayısıyla KCK'nın PKK dışında kalan örgütler veya PKK'nın bir kısmı teröre devam ederse, yasa yürürlüğe girecek mi?
3- Terör örgütünün teslim ettikleri silahları dışında gizli silahları olup olmadığı nasıl denetlenecek veya tespit edilecek?
4- Süreç "hendek olaylarındaki gibi" başarısız olur veya terör örgüt mensuplarından bir kısmı yasayı kabul etmeyip teröre devam ederse, kabul edenlerle ilgili nasıl bir uygulama öngörülmektedir?
5- Terör örgüt mensuplarına karşı açılan kişisel davalar da kapsama alınıyorsa, kişi hakları ne olacak?
6- Terör örgüt mensuplarının yasadan yararlanıp serbest kaldıktan sonra, fiili olarak bölücülük veya ayrımcılık yapmaları halinde, 5 veya 10 yıllık erteleme ortadan kalkacak mı?
7- Yasada geçen "teröristlerin hak yoksunluğu" bir tazminat içermekte midir?
8- Mahkemesi devam eden teröristlerin, mahkemeleri sonuçlanmadan kaç yıllık erteleme hakkına sahip olacakları nasıl belirlenecektir?
9- Terörde, oğlunu, kızını, yakınını kaybeden, evladını şehid vermiş insanlarımızın acısını gidermek için nasıl bir yol izlenecektir?
10- Suç işlemiş ama yakalanmadığı için mahkemeye çıkarılamamış olanların, 2005'ten önce mahkum edilenlerin aksine serbest kalmaları doğru mudur?
Evet bütün bunların cevabını yasayı hazırlayanların vermesi gerekir. Tabii süreç başarısız olursa, toplum değerlerini ve bundan doğacak ülkenin kayıplarının hesabını birilerinin vermeleri gerekecektir.
Emperyalizmin hedef ülkelerde tek ata oymadığını biliriz!
Muhafazakar, Milliyetçi, devrimci, liberal vb.
Hepsinde eli vardır!
Söylemlere değil, eylemlere bakınız!
En bizden dediğiniz adam, hatta bunun için bedel ödediğini düşündüğünüz kişi ya da kişiler kritik bir zaman diliminde öyle stratejik ihanet eder ki gece gözünüze far tutulmuş tavşan gibi kalırsınız!
Diyeceğim siyasi kimseye kesinkes güvenmeyin, 'vardır bir bildiği' şeklinde yaklaşmayın, yanlış yapmaz demeyin, yanlışı görmemezlikten gelmeyin!
Çıkacak "Çerçeve yasa" ile ilgili A. Öcalan, "Bunun ilk adım olduğunu, bin km.lik yolun ilk adımla başlayacağını, bu adımın Cumhuriyet'in kuruluşu kadar önemli olduğunu" ifade etmiş!
Unutmayın ilk adım diyor. Ya sonraki adımlar?
Sonra ne olduğu, kamuoyuna tam açıklanmayan, "Demokratik Cumhuriyet", "Demokratik toplum", "Demokratik hukuk (nasıl bir şeyse?)" gibi altı tehlikeli ama kulağa hoş gelen cafcaflı şeyler söylemiş!
Bugün ise Tuncer Bakırhan, "Bu yasayla yüz yıllık düğüm çözülüyor!" dedi.
100 yıl vurgusuna dikkat!
Belli ki bölücü taraf bu yasayı ilk adım, yani tırnak atma olarak görüyor! Kafalarının gerisindekini en iyi bilenlerdeniz!
Dolayısıyla bu yasayı kim onaylarsa bizden değildir!
Şimdilik bu kadar!
100 Yıllık Mesele Aldatmacası !
DEM'li Bakırhan, "yüz yıllık kısır döngü" , "yüz yıllık zincir ", "yüz yıllık mesele" dieyerek doğrudan doğruya Atatürk'ün önderliğinde kurulan üniter, laik, Türkiye Cumhuriyeti'ni, Türk Ulus Devletini hedef alıyor.
Teröristbaşının ortaya koyduğu irade ile "yüz yıllık kısır döngü" ve "yüz yıllık zincir" diye damgaladığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni aşmaktan söz ediyor.
Diğer DEM'liler gibi Bakırhan da "yüz yıllık sorun" aldatmacasıyla gerçeği çarpıtıyor, algı yönetiyor, Cumhuriyeti hedef alıyor.
Sanki 100 yıl önce, yani Cumhuriyet öncesinde sorun yokmuş da sorunu Cumhuriyet yaratmış gibi bir çarpık ve yanlış tarih okumasıyla hareket ediyorlar.
Öncelikle meselenin adını koyalım. Meselenin adı aşiret, tarikat, derebeylik meselesidir. Mesele gericilik ve etnik bölücülük meselesidir.
Mesele "100 yıllık mesele" değildir, mesele, kökenleri 17.yüzyıla kadar uzanan, 19.yüzyılın sonlarında ve 20.yüzyılın başlarında emperyalizmin bol parçala yönet politikası doğrultusunda beslenip büyütülmüş bir meseledir.
Bazı Kürt Aşiret İsyanları ve bastırılmalarının tarihi Cumhuriyet öncesine dayanır. Osmanlı Devleti, devlete sorun yaratan aşiretlerle yıllarca mücadele etmiştir. İlk Şark Raporları Osmanlı döneminde hazırlanmıştır. Osmanlı meseleye askeri, siyasi, hatta kültürel çözümler bulmayı denemiştir. Hamidiye Alayları, Aşiret Mektepleri vb. Soruna çözüm arayışları Erken Cumhuriyet Döneminde de devam etmiştir. (Bkz. Sinan Meydan, Cumhuriyet Tarihi Yalanları, 2. Kitap, İnkılap Kitabevi)
Ayrıca Türkiye'de eli kanlı etnik bölücü PKK terörü de 100 yıllık değil, PKK terörünün 12 Eylül 1980 sonrası nasıl geliştiğini çok iyi biliyoruz.
Buna rağmen bugün "Yüz yıllık sorun", "yüz yıllık kısır döngü", "yüz yıllık zincir" gibi söylemlerin hedefi dogrudan doğruya Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir.
https://t.co/cwww0iix2s
Emperyalizm oyun kuruyor!
Bölgenin en saf halkı olan Türkler, emperyalizmin bir numaralı hedefidir!
Ne yazık ki onlar farkında değiller! AFYON kuvvetli!
Tarihçi Aydın Ayhan, Yunan işgali sırasında Yunanistan adına gizli tanıklık yaparak 132 Kuvâ-yi Milliyeciyi yargılayan Yunan askeri mahkemesine ait belgelere ulaştı.
Tarihçi Ayhan çarpıcı bir detay da verdi:
Yunan askeri mahkemesi, Bandırma’da 132 Kuvâ-yi Milliyeciyi yargılıyor; yani işgal yıllarında.
Bunlar yargılama tutanakları. Önü arkalı, hepsi Yunanca. Çok ilginç. Bu da savcının kararı. Tabii bunlar orijinal belgeler; ben bunları satın aldım.
Burada Yunanlılar gizli tanık kullanmış. Öyle ki mesela Ahmet oğlu Mehmet hakkında, “23 numaralı ve 45 numaralı tanıklar bunları söyledi.” deniliyor.
70 tane gizli tanık var. Bunların beşi gayrimüslim, 65’i Müslüman. Hainler. Bunların listesini eksiksiz şekilde aldım. Kaçarken bunu unutmuşlar, kimse de bulamamış.
Atina Ziraat Mektebinden mezun bir ziraat mühendisi bulduk, para verip bunları çevirttirdik. Ben de bunlarla ilgili bir kitap yazdım.
Sonra bir çocuk geldi, baktı ve, “Ben bu köydenim. Bunların çocuklarını, bu aileleri tanıyorum. Bu ailelerin çocukları hâlâ haindir hocam.” dedi.
Görüntü kaynağı: Rueya Mostafavi