Evet bu hesap bir süredir ne yapacak diye izliyordum.
Kim olduğunu da biliyorum.
Amacı tam olarak bu!
ABD 'de özellikle bir akım var! Çin, Rusya gibi yerlerden kaçak laboratuvarlardan getidikleri Reta gibi peptit'leri pazarlamak için bu şekilde paylaşımlar yapıyor sonra telegram gruplarından size kaçak ürünleri satıyorlar!
"Yoğun istek üzerine kendi üzerinde denemiş" bak sen kim istemiş acaba!
Bir sonraki post telegrama gelin satayım!
Dostlar bu iğneler GLP-1 ilacı gibi onaylı değil!
Çin, Hindistan, Rusya gibi yerlerde lisanssız, merdiven altı laboratuvarlarda üretilen peptitleri dünyaya "Research use only" adı altında satıyorlar.
Ne olduğu belli değil!
Sakın diyorum!
Sağlığınızdan değil, hayatınızdan olursunuz!
Paylaşın lütfen bu çok önemli!
Yakında bu iş çok yaınımızın canını yakacak!!!
HISTORY MADE! 🇹🇷
At just 14 years old, Yağız Kaan Erdoğmuş (2704.0) has become the youngest player ever to join the 2700 club! He secured this historic milestone after a dominant 4-1 match victory over former World Champion Veselin Topalov.
Check out the list of the 10 youngest players to hit 2700 and replay the deciding game here https://t.co/Rp1DKkQz8F
GM Yağız Kaan Erdoğmuş Dünya Rekoru Kırdı 👏🏻🇹🇷
Milli sporcumuz Büyükusta (GM) Yağız Kaan Erdoğmuş, Monaco Satranç Federasyonu tarafından düzenlenen “Nesillerin Çatışması III” organizasyonu kapsamında, eski Dünya Satranç Şampiyonu Veselin Topalov ile karşı karşıya geldi.
Monaco’da gerçekleştirilen organizasyonda üstün bir performans sergileyen Erdoğmuş, mücadelede skorunu 4-1’e taşıdı.
Turnuva boyunca elde ettiği puanlarla 2700 ELO barajını aşan genç Büyükusta, dünya satrancının elit oyuncuları arasına adını yazdırdı.
Bu sonuçla birlikte GM Yağız Kaan Erdoğmuş, satranç tarihinde 2700 ELO puanına ulaşan en genç sporcu unvanını elde ederek dünya rekoru kırdı. Daha önce bu rekor, 15 yaşındayken 2700 ELO barajını geçen Çinli Büyükusta Wei Yi’ye aitti.
Genç yıldızımız, aynı zamanda Türk satranç tarihinin ulaştığı en yüksek seviyeye erişti.
Milli sporcumuzu bu tarihi başarısından dolayı tebrik eder, Türk satrancına ilham veren bu yükselişin artarak devam etmesini temenni ederiz.👏🏻
wow Anthropic just published a crazy report on AI replacing your job and er... you might want to look at this:
- #1 most at-risk jobs are computer programmers, financial analysts (rip excel bros) and customer service
- most at-risk workers are female, white, older and higher paid.
- BUT high-risk jobs *aren't* firing employees... they've STOPPED HIRING. biggest victims: college graduates (4X more likely to be fucked)
- entry-level hiring has dropped 14% since chatgpt launched (for highest risk jobs)
- SAFEST jobs are... bartenders, dishwashers and lifeguards - any manual labour that AI can't automate (yet) this accounts for 30% of the job market.
- this was the scariest part: AI models are capable of automating most work TODAY but are prevented because of law and slow company adoption. so its not even a fucking skill issue its an ADOPTION issue.
- now its important to understand that the study is based on real world data but also 'theoretical' intelligence. so take it with a pinch of salt. some jobs (manual labor) didn't even meet min. data reqs
i applaud anthropic on being so damn transparent - they're literally the company behind claude who will be responsible for these impacts
studies like this will help us figure it the hell out. LOT of change coming this year.
Bugün Türkiye için önemli bir gün.
Onun bu en önemli gününde, henüz konuyu ve ismini duymamış olanlara, satranç dünyasının bir sonraki Magnus Carlsen'i olacak bir genç Türk'ü tanıtmak ve sizlerden de artık bu gencimizin layıkıyla tanınmasına ve desteklenmesine katkıda bulunmak için destek rica etmek isterim.
Aşağıdaki yazımı ve takdimimi elden ele iletip duyurarak onun şu ana kadarki yolculuğunun bu en önemli dönemecinde yoldaşlar, ilgi ve destek kazanmasına el verirseniz sevinirim:
Yağız Kaan Erdoğmuş, 14 yaşında genç bir Türk ve son günlerde Tata Steel Satranç Turnuvası'nda yerel favori Jorden van Foreest'i ve Süper Büyük Usta Arjun Erigaisi'yi yendi.
Bugün onun için ve bizim için çok büyük bir gün. Zira bugün o, hüküm süren bir Dünya Şampiyonu'na karşı tarihin en genç galibi olmaya çalışıyor. Bugün saat 16.00'da Gukesh'e karşı beyaz taşlarla oynayacak.
Şimdiye kadar Erdoğmuş, birçok rekor kırdı: En genç 2600 Elo ratingine ulaşan oyuncu (Ekim 2024'te 13 yaş, 3 ay ve 28 günde) ve 13 yaş öncesi en yüksek rating rekorunu Judit Polgár'ın elinden alarak (Mayıs 2024'te 2569'a ulaştı). Başarıları arasında 2019'da U-8 Avrupa Satranç Şampiyonası'nı mükemmel puanla kazanmak, gençlik hızlı satranç etkinliklerini domine etmek, 2025 TePe Sigeman & Co Turnuvası'nda ikinci sırayı paylaşmak ve 2025'te eski dünya şampiyonu Peter Svidler'ı klasik maçta yenerek 14 yaşında dünya ilk 100'e girmek, yer alıyor.
Erdogmus, Ocak 2026 itibarıyla dünya sıralamasında 56. sırada, 2658 Elo puanıyla yer alıyor ve aynı yaştaki Magnus'a kıyasla daha yüksek bir puana sahip (Magnus'un orta 2500'leri yerine Erdogmus'un 2658'i). 13 yaş öncesinde 2600 zirve rekorlarına daha erken ulaştığı gibi, Magnus ile benzer yüksek seviye erken görünürlüğe de sahip (örneğin bu Tata Steel turnuvasındaki güçlü performansı, Magnus'un erken Corus zaferlerini andırıyor). Magnus lehine tek fark, Magnus'un o yaşta daha fazla uluslararası turnuva tecrübesi olması. Bunu da Erdoğmuş'un ismini ve başarılarını daha iyi duyurup takip ederek el birliği ile çözebileceğimizi düşünüyorum.
Eğer Yağız Kaan Erdoğmuş bugün Tata Steel Masters 2026'nın 10. turunda (şu an 5.5/9 ile 3. sırada), saat 16.00'da 19 yaşındaki Dünya Şampiyonu Gukesh'e (4/9 ile 10. sırada) karşı kazanırsa, bu onun 15 yaşına gelmeden Süper Büyük Usta (Super GM) olması ihtimalini çok yüksek kılacak. Bu statünün 15 yaşına gelmeden alınması daha evvel görülmemiş bir durumdur ve Yağız Kaan Erdoğmuş için mümkündür.
Gukesh'in ~2754 ratingine karşı 2658'den bir galibiyet, FIDE formülüne göre, ona yaklaşık 15-20 puan kazandırabilir ve onu 2675'e veya üzerine çıkarır. Bu da onu bu Haziran'da 15 yaşına girmeden 2700'e (Süper Büyük Usta eşiği) iyice yaklaşık hale getirir.
Eğer bugün kazanırsa, 14 yaş 7 ay ile, hüküm süren bir Dünya Şampiyonu'na karşı tarihin en genç galibiyetini elde etmis olur (1946'da Reshevskaya'nın Botvinnik'i 14 yaş 10 ayda yenmesini geçer). Bu onun ününü bir anda bambaşka bir boyuta getirir ve global ilk 50 statüsünü sağlamlaştırır.
Satrançla ilgilenenler için ve tüm Türkiye için bugün bu yönden çok ilginç ve önemli bir gün.
Daha maç oynanmadan herkes için bağlamına oturtmak ve bu veslieyle bu gencimizi el birliğiyle tanıtmamıza destek aramak istedim.
Konu yeterli ilgi görürse, basın mensuplarımızın da bu gencimizin olağanüstü başarı hikayesine daha çok eğileceklerini umuyorum.
Lasker, Fischer, Kasparov, Carlsen ve son olarak da Anand, kendi ülkeleri ve vatandaşları sapasağlam arkalarında durduğu için bugün tüm dünyanın bildiği ve kendi topraklarına da bambaşka bir satranç kültürü getirmiş isimlerdir.
Aynı sahiplenişin ve aynı başarıların Türkiye için söz konusu olmasını sağlayabilecek isim, Yağız Kaan Erdoğmuş'tur. Bu tip istisnai satranç dehaları global olarak birkaç kuşakta bir çıkar ve belli bir millete de fevkalade istisnai olarak isabet eder. El birliği ile bu gencimizin potansiyelini ve başarılarını duyurarak onun layıkınca sahiplenilmesini sağlamak konusunda yardımlarınızı rica ederim.
Cumhuriyet'in toplumla zımni bir anlaşması vardı. Emekle ve eğitimle koşullarınızı iyileştirebiliyor, hatta sınıf atlayabiliyor ve arkanızdan gelenlerin de yolunu açabiliyordunuz. Eksikliklerine rağmen bu anlaşma kuşaklar boyu sürdü. AKP ise bu anlaşmayı tümüyle bozup feshetti.
Ben Dilek Kaya İmamoğlu;
Bu ülkede yaşayan 86 milyon insandan sadece biri olarak,
Bu ülkeye üç çocuk yetiştirmiş bir anne, bir kadın, bir vatandaş olarak sesleniyorum size.
Bir yılı aşkın süredir devam eden haksızlığı, hukuksuzluğu, adaletsizliği hepiniz görüyorsunuz.
Hepiniz biliyorsunuz; yargının bir adalet terazisi olmaktan çıkıp, siyasetin sopasına dönüştüğünü.
Siz de görüyorsunuz millet iradesinden vazgeçenlerin elinde korku ve nefretten başka bir şey kalmadığını…
Bakın işte; milyonlarca insan “hak, hukuk, adalet” diye haykırıyor meydanlarda,
Suçu günahı olmayanlar aylarını, yıllarını veriyor zindanlarda.
Gözlerinizi kapatmayın,
Kulaklarınızı tıkamayın.
Nereye gidiyor bu ülke böyle?
Biz, Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşlarının bize verdiği emanetle, Cumhuriyetimizin değerleriyle büyüdük.
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözünü sonsuza kadar yaşatmaya yemin ettik.
İyi günde ve kötü günde, her koşul altında demokrasiyi ve değerlerimizi koruyacağımza inançla yaşadık.
Işığımız; adalet, hukuk, demokrasi ve vicdan.
Yolumuz; karanlıkta bile umudu çoğaltan, haksızlığa karşı dimdik duran insanların yolu.
Ve biliyoruz ki;
Her vatandaşın sığınağı devlettir.
Devlet, yurttaşını koruyan kalkan, mazlumun yanında duran güç olmalıdır.
Devlet, “Adalet mülkün temelidir” diyen iradedir.
Ama şimdi soruyorum:
Devlet nerede?
Bu ülkede siyaset ne için yapılıyor?
Bu kadar adaletsizliğin, bu kadar hukuksuzluğun sebebi ne?
Siyasi parti liderleri, yargının başındakiler, devletin her kademesinde görev yapanlar;
Sizlere sesleniyorum!
Bu çürümüş ve adaletsizlik içinde boğulmuş sistemle ülkemiz nereye gidiyor?
İster gözlerinizi kapayın, ister kulaklarınızı tıkayın.
Cevabı herkes biliyor aslında…
Ülkemizin insanları özgürce bir nefes alsın diye,
İçeride birileri ağır bedeller ödüyor.
Bir avuç insanın korkusu ve ihtirası uğruna, masumlar zindanlarda yıllarını veriyor.
Gerçek şu ki;
Bu kadar suçsuz insana cezaevinin hak görüldüğü bir ülkede, kimse dışarıda özgür kalamaz.
“Yaptım oldu” zihniyetinin kendisine tehdit olarak gördüğü herkesi cezaeviyle saf dışı bırakmaya çalıştığı bir ülkede demokrasinin esamesi okunamaz.
Bu ülkeyi nereye götürmeye çalışırlarsa çalışsınlar,
Bizi, bu milleti nasıl bir bunalımın içinde tutmaya devam ederlerse etsinler,
Onurlu insanlar olarak adalet yerini bulana kadar susmayacağız.
Birbirimize, irademize, dayanışmamıza tutunacağız.
Bu milletin ne kadar vicdanlı ve kararlı olduğunu herkese göstereceğiz.
Çünkü biz hâlâ inanıyoruz:
Bu topraklarda adaletin sesi bir gün yeniden yükselecek.
Milletimiz hak ettiği adalete bir gün kavuşacak.
Devletimiz ait olduğu adaleti bir gün sağlayacak.
Milletin kararı ve iradesi demokrasiyle hepimize yol gösterecek.
Ve o gün geldiğinde, bu ülke yeniden nefes alacak.
Siz inanmıyor musunuz?
İnanın!
Türkiye bir gün adaletin ve huzurun yurdu olacak.
@adalet_bakanlik@barolar@DEMGenelMerkezi@MHP_Bilgi@iyiparti@devapartisi@GelecekPartiTR@SaadetPartisi@rprefahpartisi@tipgenelmerkez@DBP_GenelMerkez@emekpartisi@DSPGenelMerkezi@_DemokratParti
Son incelemelere göre Roma’yı da Ekrem İmamoğlu’nun yaktığı iddia ediliyor. Her ne kadar o dönemde yaşamamış olsak da, biz yine de bu konunun da titizlikle araştırılmasını talep ediyoruz. Yeter ki soruşturmalar yürüsün. 🙂 Tarih bekleyebilir!!!
Maalesef ki artık millet olarak trajikomik bir durumun içerisindeyiz.
@avumityigit Davalarınızda karşı tarafın kim olduğunu tespit etmek için kullandığınız en işe yarar yöntemler nelerdir acaba? Biz bu konularda çok zorlanıyoruz. Bazen ChatGPT’ye soruyoruz ama sanki sallıyor gibi geliyor arada.
A message from a Kindergarten teacher:
After forty years in the classroom, my career ended with one small sentence from a six-year-old:
“My dad says people like you don’t matter anymore.”
No sneer. No malice. Just quiet honesty — the kind that cuts deeper because it’s innocent. He blinked, then added, “You don’t even have a TikTok.”
My name is Mrs. Clara Holt, and for four decades, I taught kindergarten in a small Denver suburb. Today, I stacked the last box on my desk and locked the door behind me.
When I started teaching in the early 1980s, it felt like a promise — a shared belief that what we did mattered. We weren’t rich, but we were valued. Parents brought warm cookies to parent nights. Kids gave you handmade cards with hearts that didn’t quite line up. Watching a child sound out their first sentence felt like magic.
But that world slowly slipped away. The job I once knew has been replaced by exhaustion, red tape, and a kind of loneliness I can’t quite describe.
My evenings used to be filled with construction paper, glitter, and glue sticks. Now they’re spent filling out digital reports to protect myself from angry emails or lawsuits. I’ve been yelled at by parents in front of twenty-five children — one filming me with his phone while I tried to calm another child mid-meltdown.
And the kids… they’ve changed too. Not by choice.
They arrive tired, anxious, overstimulated. Their tiny fingers know how to swipe a screen before they can hold a crayon. Some can’t make eye contact or wait in line. We’re expected to fix all of it — to patch the gaps, heal the trauma, teach the curriculum, and document every move — in six hours a day, with resources that barely fill a drawer.
The little reading corner I once built, full of soft beanbags and paper stars, was replaced by data charts and “learning metrics.” A young principal once told me, “Clara, maybe you’re too nurturing. The district wants measurable results.”
As if kindness were a weakness.
Still, I stayed. Because of the small, holy moments that no spreadsheet could measure —
a whisper of, “You remind me of my grandma.”
a shaky note that read, “I feel safe here.”
a quiet boy finally meeting my eyes and saying, “I read the whole page.”
Those tiny sparks were my reason to keep showing up.
But this last year broke something in me.
The aggression grew sharper. The laughter in the staff room turned to silence. The light went out of so many eyes. I watched brilliant teachers — my friends — vanish under the weight of burnout, their joy replaced by survival.
I felt myself fading too, like chalk on a board that’s been wiped one too many times.
So today, I began my goodbye. I pulled faded art off the walls and tucked thirty years of handmade cards into a single box. In the back of a drawer, I found a letter from a student from 1998:
“Thank you for loving me when I was hard to love.”
I sat on the floor and cried.
No party. No applause. Just a handshake from a young principal who called me “Ma’am” while checking his notifications.
I left my rocking chair behind, and my sticker box too. What I carried with me were the memories — the faces of hundreds of children who once trusted me enough to reach out their hands and learn. That can’t be uploaded. It can’t be measured. It can’t be replaced.
I miss when teachers were partners, not targets. When parents and educators worked side by side, not in opposition. When schools cared more about wonder than numbers.
So if you know a teacher — any teacher — thank them. Not with a mug or a gift card, but with your words. With your respect. With your understanding that behind every test score is a heart that cared enough to try.
Because in a world that often overlooks them, teachers are the ones who never forget our children.
7 aydır tutuklu olan Şehir Plancısı İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün Silivri’den yazdı:
“Silivri’ye yavaş yavaş soğuklar gelmeye başladı. Neyse ki çay demleyince buhardan oda fazlasıyla ısınıyor.
Akşamları televizyonda iyi bir film yakalamak, zamanı geçirmek için ideal. Dublajlı Zor Ölüm, Terminatör, Robocop, Cehennem Silahı, Rocky derken çocukluğumun VHS kaset dönemine geri döndüm. Bir seferinde kanallardan birinde Mavi Ay ve Kara Şimşek’e rastlamıştım; bir daha denk gelmedi maalesef.
Televizyonun radyo kanallarında TRT Radyo 3 çekmeye başladı; hayat kurtardı gerçekten. Hele hafta sonu rock ve blues programları şahane — tavsiye ederim. Bu sayede gaza gelip gitar da çalıyorum. Arada bir iki beste için bir şeyler not alıyorum. Sonra dönüp baktığımda sözler hep: duvar, kapı, beton, tel, pencere… Sanırsınız Yapı Bilgisi, giriş dersi notları. Neyse, bakacağız onlara.
Odaya mantar bir pano astılar; güzel oldu. Elimdeki fotoğraflardan kolaj yaptım. Ortada, elinde gelin çiçeği ile Sinem’im gülümsüyor her sabah. Günaydınlaşıyoruz.
Öyle böyle, yedinci ayı da geride bırakıyoruz işte.”
Genel Başkanımızın çalışma ofisi, bugün adeta bir polis yatakhanesine, polis misafirhanesine, polis eğitim merkezine dönüştürülmüştür!
Makam odalarımızda uyuyan, sigara içen, masalarımıza oturup mutfağımızda yemek yapan polisler hukuk devletini değil, polis devletini göstermektedir.
Anayasa’nın güvencesi altındaki siyasi parti faaliyetlerini işgal etme cüreti, demokrasiye vurulmuş en büyük darbedir.
Cumhuriyet Halk Partisi, 102 yıllık tarihiyle bu ülkenin demokrasisinin ve Cumhuriyetinin teminatıdır. İl binalarımız, genel merkezimiz; polislerin tatil köyü, kışlası, yatakhanesi değildir!
İçişleri Bakanlığı’na, Valiliğe, Emniyet Müdürlüğü’ne sesleniyorum:
Bu hukuksuz işgale derhal son verin.
Polislerinizi makamlarımızdan, odalarımızdan çekin.
Cumhuriyet Halk Partisi teslim alınamaz, susturulamaz, işgal edilemez.