Eren Elmalı: "Hatırlıyorsun (Merih) değil mi İspanya maçında yaptığın mobbingi? Seninle mi uğraşayım, Yamal'la mı? 'Bir beni sal' dedim. Sonra bana 'iyiydin he' diyorsun. Baba 6-0 olmuş. Adam 3 gol 3 asist yaptı." (DemiCast)
“Zaman geçtikçe acın hafifleyecek.
Ama ona ihtiyaç duyarsan gözlerini gökyüzüne kaldır.
Onun yıldızı seni daima yönlendirecek ve bizi uzaklara taşıyacak.”
2 Aralık 2007.
Fiorentina–Inter
Cesare Prandelli’nin birkaç gün önce hayatını kaybeden eşine adanan pankart.
“Eşim Manuela, 26 Kasım 2007’de, öğle saatlerinde hayatını kaybetti.
45 yaşındaydı.
Ne bir ses çıktı, ne bir çığlık.
Sadece aniden çöken, her şeyi durduran keskin bir sessizlik.
O gün pazartesiydi… Ve o günden sonra hayatım bir daha asla aynı olmadı.
Bir önceki akşam hâlâ birlikte gülüyorduk; gece yarısına kadar konuşmuştuk, sanki zaman sonsuzmuş gibi.
Zihni açıktı, huzurluydu, güçlüydü.
Benden de, herkesten de güçlü.
Son sözleri hâlâ içimde yaşıyor.
Ama onları tekrar söyleyemiyorum.
Boğazıma düğümlenen bir şey gibi: hem tatlı hem dayanılmaz.
Hastalık ilk kez yedi yıl önce çıkmıştı, ben Venezia’yı çalıştırırken.
Son nüks ettiğinde Roma’nın başındaydım.
Bana öyle bir sakinlikle söyledi ki içimi paramparça etti:
‘Eve dönmek istiyorum.’
Böylece bir anlaşma yaptık.
Eğer tedaviler artık fazla ağır gelirse her anını yanında geçirecektim.
Her saniyesini, her kalp atışını, her nefesini…
Ve o sözü tuttum.
Her şeyi bıraktım, istifa ettim ve Orzinuovi’ye döndüm.
Birçok kişi bunu anlamadı.
Ama anlaşılmaya ihtiyacım yoktu: Onun hayatı, benim hayatımdı.
Onu seçmek ise benim tek gerçek zaferimdi.
Manu’yla bir pazar öğleden sonrasında, Orzinuovi’deki portikoların altındaki bir barda tesadüfen tanıştım.
Ben hâlâ Cremonese’de oynuyordum ve canım sıcak çikolata çekmişti.
O da oradaydı, bir arkadaşıyla.
Göz göze geldik; o bakışta bile bir geleceğin sözü vardı.
Ertesi gün onu tekrar görebilmek için okulunun önünden geçtim.
Ben on sekiz yaşındaydım, o henüz on beşine yaklaşmıştı.
O günden sonra bir daha hiç ayrılmadık.
1982’de evlendik.
Juventus’taydım; şahitlerimiz Cabrini ve Pezzolla’ydı.
Otuz yıllık evliliğimizde yalnızca bir kez kavga ettik, bir tenis raketi yüzünden.
Manu bana en zor şeyi öğretti: doğru kelimeleri kullanmayı.
Bana hep şunu söylerdi:
‘Cesare, önemli olan ne istediğini bilmek… ve bunu kendine söyleyecek cesareti göstermek.’
Bugün futbol bana eskisi gibi ait değil.
Çok fazla öfke, çok fazla kibir, çok az insanlık var.
Eskiden sarılırdık, bir mağlubiyetten sonra bile birlikte gülerdik.
Şimdi her şey daha soğuk, daha yalnız gibi.
Teknik direktörlüğü bıraktığımdan beri doğduğum eve döndüm.
Babamdan çalışana duyulan saygıyı öğrendim.
Annemden ise duygularını gösterebilme cesaretini.
Aşkın hiçbir zaman utanılacak bir şey olmadığını.
Anladım ki sevmek, tutmak değil; yer açmaktır.
Sahip olmak değil; vermektir.
Ve belki de bu yüzden, insanları en çok korkutan şey odur.” - Prandelli