Kaçırılmış bir hayatın ağırlığı, başka bir yaşamın mümkün olduğunun farkındayken, saçma bir hayatın içinde sıkışma, varoluşuna uygun olmayan bir ortamda seni hiç anlamayan insanlarla yaşama zorunluluğu. İşte bu, ruhun ağır ağır ölümüdür.
Çocukluğum küçük kıza elimi uzattım, ayağı kaldırdım ve ona sımsıkı sarıldım. Onu öptüm öptüm doyasıya öptüm görmezden gelinen incinmiş ruhuna kendimden başka kim sahip çıkabilirdi ki...
Her yer şiddet, saldırganlık, küfür dolu. Patolojik insanları kullandığınız sabah programlarınızla, mafya ve aşiret dizilerinizle, sosyal medya ve sağlıksız rol modellerinizle çocukların ve gençlerin ruhunu zehirlediniz. Bu çağ artık her şeyiyle öfke ve psikopatoloji çağı.
Kırılan söyleyecek, kızan anlatacak, açıklayacak. Açık iletişim becerisi olmayan insanların düşünce ve duygularını yorumlamayın, boşlukları kendinizce doldurmaya çalışarak zihninizi bulandırmayın.
Çok az insan gerçekte ne yaptığınızı, neyi feda ettiğinizi, nelere katlanmak zorunda kaldığınızı anlayacak. Çoğunluk ise aptalca yorumlarla yaptıklarınızı eleştirecek. Anlatmaya çalışmayın. İnandığınız yolda, kendiniz ve anlayanlar için yürümeye devam edin.
Tek Kişilik Hikâye
Yaşam yolculuğu tek kişilik bir hikâyedir aslında. Aradaki tüm insan kesişmeleri, gerçekte yalnız olmadığımız yanılsamasına yol açacak ve biraz hüzün, biraz neşe, biraz acı olarak dolacak bavulumuza. Hepsi bu.
İnsanlar hayatımıza farklı dönemlerde girer, belli bir süre kalır ve sonra çıkar. Bazıları uzun yıllar yanımızda durur, bazıları sadece birkaç dakikalık bir karşılaşma olarak kalır hafızamızda. Her birinin kendine özgü bir dokusu vardır. Çocukluk arkadaşlarımız masumiyet katar hayatımıza, ilk aşklarımız tutku, arkadaşlarımız paylaşım, eşimiz birliktelik illüzyonu yaratır. Ama her biri, aslında bizim yalnızlığımızı geçici olarak örten birer perdedir. En yakın olduğumuz insanlar bile, hiçbir zaman bizim iç dünyamıza tam olarak giremezler. Biliyorum, bu gerçek korkutucu geliyor size. Ancak insanlarla yaşadığımız tüm deneyimler, sevgiler, kavgalar, dostluklar, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, hepsi yaşam bavulumuza birer anı olarak yerleşecek ve bu anılar bizi şekillendirecek, zenginleştirecek, olgunlaştıracak. Ama sonuçta hepsi sadece geçici duraklar olacak yaşam yolculuğumuzda. Asıl yolcu hep biziz, asıl hikâye hep bizim hikâyemiz.
Yalnız kalmaktan korkma ama bir ilişkinin içinde yalnız hissetmekten kork, tepki vermekten korkma ama içine atıp hastalanmaktan kork, hata yapmaktan korkma ama hiç denememiş olmaktan kork, ölümden korkma ama kaçırılmış bir yaşamdan kork.
Tunç Tataker (Farkındalık Cehennemdir)