"Bir ailenin en büyük trajedisi, anne babanın yaşanmamış hayatlarıdır." diyor Jung. Köylü kökenli ailelerin orta sınıf çocukları tüm varlığını ailenin baskısı ile okuyup büyük adam olmaya adadı. Bu kuşak bu amaca eriştikten sonra hayatta kalma modundan çıkıp kendi yaşayamadığı burjuva hayatını çocuğuna dayatmaya başladı. İnsanların bir proje gibi çocuklarını piyano kursuna, ingilizce kursuna, dans kursuna, jimnastik kursuna, tenis kursuna ve bu tarz pek çok içeriğe göndermesinin altında kendi yaşanmamış hayatları yatıyor. Sorun şu ki bu travmanın devamı demek. Muhtemelen bu nesil de bu mükemmel çocuk olma sendromundan bıkıp çocuklarını özgür ve tabiata uygun yetiştirme furyasını başlatacak. Velhasıl başladığımız yere, bir köylü gibi çocuk yetiştirme amacına döneceğiz.
Ama en garip gelen şey şu. Çocuğu olan ailelerde gördüğüm en büyük problem çocuk neredeyse bir projeye dönüşmüş. Toki gibi bir şey olmuş. Her yerde, hep aynı amaç için benzer mahiyette ve gelecek garantili. Sanki herkes aynı kutsal çocuğu büyütüyor.
Neredeyse 1 ayı geçik bir süredir kızımın kısır döngüdeki boğaz ağrısı,ateş,gece nöbeti, ağlama krizlerine direndiğim için, bukadar uykusuzluk ve yorgunluğa iyi dayandın, güzel mücadeleydi deyip kendimi alnımdan öpmek istiyorum. 👌