Hizmet bağımlısı başka doktor gelsin diyor. Bim ya burası yeni kasa açtırıyor. Yeşil alan gaz almak için bulunmuş, kimseye de faydası olmayan bir yerdir. Bir çok genç idealist doktoru yiyerek meslekten soğutmuştur. Eser sahipleri gurur duyabilir.
Poliklinikte bağıran, kapıy�� çarpan, hekime hakareti meşru gören bir kitle tesadüf değil.
Bu cehaleti kışkırtan, normalleştiren bir sistem var.
Ve bedelini yine hekimler ödüyor.
Dün gece tuttuğum acil servis nöbetinden sonra bir kez daha yazmak hasıl oldu…
Ülkemizde adeta “acile gideyim, serum taktırayım” anlayışı normalleşti.
Halsizlik, basit bir grip ya da birkaç gün dinlenmeyle geçebilecek şikayetler, acil servislerde çözüm arıyor.
Oysa acil servisler, sağlıklı erişkinlerin konfor beklentilerini karşılamak için değil; hayat kurtarmak için vardır.
Acil servisler; kalp krizi geçirenlerin, beyin kanaması yaşayanların, mide kanaması olanların, ağır travma geçirenlerin, saniyelerin bile kendileri için hayati önemde olduğu hastaların yeridir.
Serum talep etmek, sıra beklememek, hemen müdahale edilsin beklentisiyle acili işgal etmek bu gerçeği değiştirmez.
Ne yazık ki en çok bağıran, sabırsızlanan ve sağlık çalışanlarıyla tartışanlar da çoğu zaman acil olmayan bu başvurulardır.
Bu durum sadece sistemi kilitlemiyor; gerçekten acil olan hastaların tanı ve tedavisini geciktirerek doğrudan mağduriyet yaratıyor.
Bu tabloya müdahale edilmediği sürece acil servisler amacından uzaklaşmaya, sağlık çalışanları tükenmeye ve asıl ihtiyacı olan hastalar bedel ödemeye devam edecek.
Acil servis, hızlı hizmet alınacak bir alternatif değil; son çaredir.
Ve bu gerçeği görmezden gelmenin bedelini fark etmeden hep beraber ödüyoruz.