Rusia aprobó una ley que sanciona el maltrato animal grave con hasta 5 años de prisión. Las penas aumentan si la agresión causa lesiones severas, la muerte del animal, o si ocurre frente a menores o se difunde en internet.
Mutfağında hamam böcekleri, fareler cirit atar. Yeşil sebzeli yemeklerini ve salatalarını çoğu zaman sirkeli suyla bile yıkamazlar. Mutfakları rutubet içindedir. Ama konu evcil hayvanlar olunca bir anda hijyen savunucusu kesilirler.
Kapılarına “İlgili hayvan giremez.” tabelası asan işletmelerin hepsi için söylemiyorum elbette. Ama madem hijyen bu kadar önemli, o zaman bir de kapılarına “Mutfağımızda hamam böceği ve fare yoktur.” tabelası assınlar da görelim.
Yıllarca televizyonlarda izledik. Zabıta ekipleri restoranların, lokantaların mutfaklarına denetime giderdi. Kameralar eşliğinde gördük; hijyen kurallarına uymayan, böceklerin dolaştığı, fare izlerine rastlanan, sağlıksız koşullar nedeniyle mühürlenen işletmeler oldu. Bunlar hepimizin hafızasında olan görüntüler.
Çünkü hijyen, evcil hayvanları dışlamakla değil; temizlik kurallarına eksiksiz uymakla sağlanır.
Refika Birgül'ün anlatımıyla Atatürk ve portakalların inanılmaz hikayesi:
🔷 Atatürk, yetiştirilmesi için emirler veriyor.
🔷 İtalya'dan fidanlar geliyor.
🔷 Atatürk'ün böyle çok yakışıklı, bir elinde portakal tuttuğu meşhur bir fotoğrafı vardır.
🔷 Geliyor, bir tane portakalı alıyor ve kabuğunu soyuyor.
🔷 Yarısını Salih Bozok'a veriyor, yiyorlar ve tadı çok hoşuna gidiyor.
🔷 Sonra "Ne kadar ekilecek ya bunlar?" diye soruyor.
🔷 Salih Bozok bir yer göstererek, "Şu kadar bir yeri düşündük paşam" diyor.
🔷 Atatürk, "Hayır" diyor, "Buradan gözünüzü alabildiğiniz yere kadar ekeceksiniz."
🔷 Salih Bozok da, "O kadar paramız yok" diye karşılık veriyor.
🔷 Atatürk, "Hayır, bundan sonra para sorun olmayacak." diyor.
🔷 "Gözümüzün alabildiği kadar yere bu portakallar ekilecek, ben parayı halledeceğim." diyor.
🔷 Ve portakallar bolca, bereketli bir şekilde yetişiyor.
🔷 Bolca yetiştikten sonra Ruslar gelip bu portakalları almak istiyor.
🔷 Biz o dönem üretime o kadar alışmamışız ki; bir taraftan çay, bir taraftan muz yetiştirmeye çalışıyoruz.
🔷 "Bu portakalları isteyen var ama ne yapacağız, kaça satalım?" diye herkesi bir panik alıyor.
🔷 Atatürk de diyor ki: "Biz bunları parayla satmayalım."
🔷 "Karşılığında fabrikalar isteyelim, fabrika için makineler isteyelim."
🔷 "Bize aslında o know-how'ı, yani işletilmesini öğretsinler."
🔷 Bunun üzerine bu portakallarla kurulan fabrikaları söyleyeceğim, anlatırken tüylerim diken diken oluyor.
🔷 1. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası.
🔷 2. Kayseri Sümerbank Tekstil Fabrikası.
🔷 3. İskenderun Demir Çelik Fabrikası.
🔷 4. Şişecam Fabrikası (Paşabahçe).
🔷 Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Alüminyum Fabrikası ve Oymapınar Barajı.
@guclusinemm Kime sordunuz ben ve cevrem neden duymadi tabiki de inanmiyoruz ,Turk halki hayvani sever korur kollar bu yuzyillardir boyle ama Arap kulturunde boyle birsey pek yok gibi siz onlara mi yaptiniz anketi!!!
@Haberturk Ormanları yaktınız limon portakal mandalina bahcelerini yok ettiniz Zeytinlik kalmadı kesilmedik her tarafta dağlar eridi madenlerden ve siz hobi bahçelerine göz diktiniz o gözünüz çıksın da bı defolun gidin ülkenin altını üstüne getirdiniz lânet olsun hepinize
@ankarabbld Gonullulerle isbirligi icerisinde dogal yasam alanlarina da destek vermeniz ayrica cok guzel ve bu tip yasam alanlari icin daha farkli yerlerden ,daha cok gonullunun yararlanacagi yerler olusturulursa cok daha iyi olacaktir .Barinak yükü de azalacaktir
Can dostlarımız için çalışmaya devam ediyoruz.
Göreve geldiğimiz günden bu yana başta veteriner hizmetleri olmak üzere; tedavi, sahiplendirme, kısırlaştırma, yaşam alanları iyileştirmesi gibi pek çok çalışmayı hayata geçirdik.
Tüm çalışmalarımızı linke tıklayarak veya QR okutarak inceleyebilirsiniz.
🔗 https://t.co/Cw3vHFFWAX
Ulusal çıkarlar işte böyle savunulur
Türk dış politikasına yön veren, ne “ulusal” çıkarlar ne hükümetin ya da bakanın kişisel tercihleridir. Dış politikamız içeride milyonlarca yurttaşımızı yoksul ve yoksun bırakan toplumsal sistemin biricik kazananı olan büyük holdinglerin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmektedir.
Emperyalist haydut ABD ve siyonist katliamcı İsrail tarafından saldırıya uğrayan komşu İran’ı suçlayan bildirilerin imzalanmasının asıl sorumlusu bu holdinglerdir.
Bu holdingler İsrail’le iş yapmak ister, bu holdingler asalak Körfez şeyhlerinden kredi ister, bu holdingler yayılmak ister, bu holdingler savaş ister, silah üretmek ve satmak ister, bu holdingler NATO’nun hücrelerimize kadar yerleşmesini ister, bu holdingler ucuz işgücü ister, bu holdingler sendikacıyı, gazeteciyi tutuklu görmek ister.
Holdingler ister, hükümetler yapar. Hükümetler, siyasetçiler de holdingleşir, hep beraber vatan, millet, Sakarya diyerek ülkemizi uçurumun kenarına getirirler.
Yeter artık!
Ulusal çıkarlar ve güvenlik adına bu halkı aldattığınız yeter!
NATO üyeliği ülkemizi ve halkımızı korumaz. Tersine NATO üyeliği ülkemizi ve halkımızı savaşa doğru çeker.
NATO ve ABD’nin bir savaşta kimsenin güvenliğini sağlamayacağı, sağlayamayacağı bugün sürmekte olan savaşta açık bir biçimde görülmüştür. “NATO üyesi olmazsak, ABD bize saldırır”, “NATO üyesi olmazsak Rusya bizi yutar” gibi korku masalları NATO’cu sahtekarların yıllardır pişirip pişirip önümüze koyduğu argümanlardır.
ABD bize saldıracaksa, onu içimize neden sokuyoruz? 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 15 Temmuz’da olduğu gibi darbe yapsın diye mi? Suikastlerle, katliamlarla, her tür provokasyonla kaos yaratsın diye mi? Ülkeye ait her tür bilgiye kolay yoldan erişsin, yurttaşlarımızı fişlesin diye mi?
Rusya ile savaş olasılığı varsa, ülkemizin üslerini neden NATO’ya, ABD’ye açıyor ve neden bunlardan bir tanesinde nükleer silah bulundurulmasına izin veriyoruz? ABD ile Rusya arasında bir gerilim yaşandığında doğrudan hedef olalım diye mi?
Bu, ülkemizin, halkımızın güvenliği değildir. Bu, holdingler düzeninin güvenliğidir. Kimseyi kandırmayın.
İçerideki adaletesizlik, dışarıda NATO’cu, Amerikancı bir dış politikayı dayatıyor.
Başlarındaki sömürücülerden kurtulsa Ege’de dostluk ve kardeşlik köprüsü kuracak iki ülke olan Türkiye ve Yunanistan’ın haline bakın. Kim ABD’yi daha çok memnun edecek yarışına girmişler, birbirleriyle rekabet ediyorlar. Sorsanız herkes “ulusal çıkar”dan dem vuruyor.
Kıbrıs’a bakarsak neyin çıkarıymış bu görürüz. Güney’de İngiliz üsleri, NATO’ya girme hazırlıkları, cirit atan İsrail ajanları, Kuzey’de kumarhaneler, fuhuş ve uyuşturucu ticareti, her tür yolsuzluk ve suç. Küçük bir adayı nasıl batırırız yarışıdır bu!
Ulusal çıkar nasıl savunulur biliyor musunuz?
Ulusun adına gölge düşürenlerden kurtularak en başta. On milyonlarca yurttaşımız yoksullukla boğuşurken, nüfusun yüzde birlik bölümünün sürekli zenginleşmesi bu ülkenin en büyük utancıdır. Nokta.
Bu utançtan kurtulursak egemenliğimizi, bağımsızlığımızı ayaklar altına alan, zorbalarla işbirliği üzerine kurulu bir dış politikadan ve güvenlik mimarisinden kurtuluruz. ABD’ye yaranma, İsrail’le arka odalarda anlaşma, ülkemizin kaynaklarını hiçbir işe yaramayan bir “silahlanma” sarmalına akıtma derdinden kurtuluruz.
Tekrar ediyoruz: Bu dış politika, Türkiye’nin egemen sınıfına hizmet ediyor, yurttaşlara değil.
Halkımızın çıkarı NATO’dan çıkmaktadır.
Halkımızın çıkarı bütün yabancı üslere el konmasındadır.
Halkımızın çıkarı bütün yabancı askerlerin kapı dışarı edilmesindedir.
Halkımızın çıkarı askerlerimizin yurt dışı operasyonlardan çekilmesindedir.
Halkımızın çıkarı halka dayalı bir güvenlik politikasının ilan edilmesindedir.
Halkımızın çıkarı ülkenin egemenliği, bağımsızlığı ve de güvenliği için stratejik sektörler olan enerji, silah sanayi, maden, gıda ve giderek bütün temel sektörlerde hızlı devletleştirmelerdedir.
Halkımızın çıkarı işgaller ve askeri müdahalelerin olağanlaştırıldığı bir dünyada işgalcileri bozguna uğratacak bir yurt savunmasını esas alan bir strateji ve yapılanmanın oluşturulmasındadır.
Bir kez daha söylüyoruz; küçük bir azınlığın arsız çıkarları üzerine kurulu bir toplumsal düzen ülkenin ve halkın güvenliği için tehdittir.
Olur ya, yarın o işbirliği yapmak için elli takla atılan emperyalist güçler bu ülkeyle ilgili uğursuz dosyalardan birini açıp Türkiye’yi bir varlık mücadelesi içine sokarlarsa eğer, işgalcilerle birlikte bu toplumsal düzenin yılmaz savunucularının da bileti kesilirse kimse darılmasın, gücenmesin.
Kuşkusuz daha iyisi, böylesi bir açık saldırganlık öncesinde emekçi halkımızın sırtından bu asalakları atması ve ülkemizi eşitlikle birlikte refah ve güvenlik yoluna sokmasıdır.