TC Anayasası Madde 10
(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.):
"Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür"
Bir muhabir, Lamine Yamal’a “18 yaşında İspanya Milli Takımı’nın yükünü omuzladın, üzerindeki baskıyla nasıl başa çıkıyorsun?” diye sordu.
Yamal’ın cevabı ise şuydu:
“Annem beni 16 yaşında dünyaya getirdi; asıl baskı budur. Babam eve ekmek götürebilmek için sokaklardan hurda topluyordu; işte gerçek baskı diye buna denir. Benim yapmam gereken tek şey ise futbol oynamak.”
bütün dünya kocası tarafından uykusunda tecavüze uğraması sağlanılan kadının haberiyle çalkalanmamış gibi yazdığı şeye bak. etiği metiği siktir etmişler zaten. altında emojilerle gülen de klinik psikologmuş. herkes de takip ediyor. nasıl yaratıklarsınız ya? tiksiniyorum artık.
Başta Ramazan Gülten, Selahattin Demirtaş, Tayfun Kahraman, Ekrem İmamoğlu olmak üzere tüm haksız yere tutuklu babaların ve bu ülkede evlat yetiştirmeye çalışan, çocuklarının hayatında yer almak için istek ve çaba gösteren babaların Babalar Günü’nü kutlarım 🌱
Ağrı’nın Hamur ilçesinde görev yapan 27 yaşındaki öğretmen Irmak Ayşe Koparan’ın ölümü sadece bir haber değil; bu sistemin genç öğretmenleri nasıl tükettiğinin acı bir örneğidir.
Yıllarca okuyup sınavlardan, mülakatlardan, AGS süreçlerinden geçen insanlar; sonunda liyakatsiz yöneticilerin mobbingine, baskısına ve değersizleştirilmesine maruz kalıyor. İddialara göre Irmak öğretmen yaşadığı sorunları dile getirdi ama duyulmadı. Çünkü bu düzende çoğu zaman haklı olan değil, makamı olan korunuyor.
Bir öğretmen çocuk yetiştirmek için atanır, psikolojik savaş vermek için değil.
Genç bir öğretmenin daha hayalleriyle birlikte toprağa verilmesine sebep olan bu çürümüş düzen için gerçekten yazıklar olsun.
Kutsal Devlet.. Kızcağıza müdür neler yapmış, günde 2-3 bin lira verecek şekilde bir yere sürülmüş, ses kayıtları ile durumu anlatmış, müdüründen tokat yemiş, ama sesini duyuramamış. İlçe Milli Eğitim’e gitmiştir ama müdür şikayeti duyunca delirmiştir, yazılar yazmıştır birilerine ama ses yine gitmemiştir. Bizim devlet çalışanımız asla şikayet edilemez, asla cezalandırılamaz, asla ama asla. Devlet kendini kutsal saydığı gibi, elinde güç olan ve altındaki personeli perişan eden kişileri de kutsal sayıyor. Gencecik bir kız öldü. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in her şeyi bırakıp o müdür ve şikayetleri işleme almayanlarla ilgili ortalığı ayağa kaldırmasını beklerim, bekliyorum.
Irmak öğretmenim,
Seni o kadar iyi anlıyorum ki…
Mesleğin ilk yıllarında “sözleşmeli” olmanın omza yüklediği o baskıyı, susmak zorunda bırakılmayı…
Ben de ilk görev yerimde benzer şeyler yaşadım. Şanlıurfa’da merkeze 90 km uzaklıktaki bir köy okuluna atanmıştım. Her gün 180 km yol gitmem sağlık olarak mümkün değildi, lojmanda kalmak istedim. Müdür, lojmanın 1+1 olduğunu ve kalırsam 8 kişi aynı odada yaşayacağımızı söyledi.
Mecburen merkezden ev tuttum. Sonra öğrendim ki lojmanlar aslında 2+1’miş. Müdür de sevgilisi de ayrı lojmanlarda tek başına kalıyormuş.
Okul servisini kullanmaya başladım. Eylül ayında sadece 1 gün kullandığım servis için benden 1 aylık ücret istendi. “Bu haksızlık” dediğimde ise “O zaman bundan sonra taksiyle gelirsin” cevabını aldım.
Bugünkü aklım olsa elbette susmazdım. Hakkımı aramayı da bilirdim, ortalığı ayağa kaldırmayı da… Ama o gün sustum.
Çünkü mesele hakları bilmemek değildi.
Mesele, insanın arkasında kimsenin durmayacağını düşünmesiydi.
Servis şoförüne karşı çıksam okula gitmem zorlaşacaktı. Müdürü şikâyet etsem, yıl sonunda “adaylık” adı altında yine onun değerlendirmesine mahkûmdum.
İlçeye gidip derdimi anlatsam, ben köye dönmeden “Bu öğretmen seni şikâyet etti” diye müdürü arayacaklarını biliyordum.
İşte insanı susturan şey bazen korku değil; yalnız bırakılacağını bilmektir.
Irmak öğretmeni yalnız bırakanlar bu yaşananların sorumlusudur.
Babalarının okutmadığı
Kocalarının çalıştırmadığı kadınları
Devlet nafakasız boşuyor
Toplum zaten en başta sırtını dönüyor
Sesini çıkaran balkondan “düşüyor”
Yazık ülkemin güzel kadınlarına yazık..
Deniz Zeyrek'ten harika bir tespit
"Kemal Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan'a 13 kez yenildi hepsini kabullendi, Özgür Özel'e tek 1 kere yenildi, bir türlü kabullenemedi...
Bunu bana bir vatandaş söyledi... Kılıçdaroğlu 2,5 milyon mühürsüz oy pusulasını bile kabullenmedi mi ?"
Muhalefet birbirine girmiş, parti güç kavgasına tutuşmuş falan değil. Tam tersine, bir avuç kifayetsiz muhterisin yani 'dahili bedhahların' koltuk uğruna yıllar sonra 1. olan partisini satmaya yeltenecek kadar rezilleşmesi karşısında eskisinden daha da kenetlenerek çıkacak bu garabetten derdi aydınlık bir memleket olanlar.
Gün gelir.
Çivisi çıkar dünyanın.
Konuşamayanlar hatip,
Şifa veremeyenler tabip,
Yazamayanlar kâtip olur.
Ama yine öyle bir gün gelir ki…
İşler ters döner.
Aldatan, bir gün sadakat için,
Çalan, bir gün adalet için,
Döven, bir gün şefkat için yalvarır.
‘Piyon’ deyip geçme, gün gelir şâh olur.
Şâha da fazla güvenme,
Gün gelir mat olur.
Sözü uzatmayacağım.
An itibarıyla CHP Genel Merkezi’ni savunan milletvekilleri ve partililer;
Türkiye’de bitkisel hayatta olan demokrasinin tamamen yok olmaması için onur savaşı veriyorlar.
Bunu gözardı eden tüm yorumlar çöptür.
Bunu algılayamayan tüm değerlendirmeler geçersizdir, art niyetlidir, eşkiyalığın ve zorbalığın destekçisidir.
Son 20 yılın kelimesi "Çökme"; çökerttiler ülkeyi... Mala mülke, eğitime, kıyılara, medeniyete, emeğe, doğaya, psikolojimize, mahkemelere, gençliğimize, geleceğimize, umuda, kıyılara, inanca, neşemize çöktüler. Lanet olsun ve bitsin artık. Kabus gibi çöktüler
İBB operasyonlarıyla başarılamayan "CHP dağılacak birbirlerine girecekler" algısı Kılıçdaroğlu operasyonuyla deneniyor şu an.
Beraberlerindeki grupla CHP Genel Merkezi'ne -kol kola- yürüyen Kılıçdaroğlu'na yakın milletvekilleri sayesinde Türkiye bir Pazar sabahına böyle uyandı!
Hukukçu arkadaşım mutlak butlanı şöyle özetlemiş:Şu anda Türkiye’de yaşanan hukuksuzluğu ancak şöyle anlatabilirim:
Üzerine üç çocuk yapılmış on yıllık evliliğinizi, dayınızın küçük torunu “ vallahi ben gelinin sevmeden evlendiğini düşünüyorum. Herkes böyle söylüyor “ diyip başvurduğu, normalde buzdolabı televizyon iadesi ile ilgilenenen Tüketici Hakları Mahkemesi iptal ediyor..
Yaşanan şu anda budur. #mutlakbutlan
Biz ne yaşıyoruz Allahaşkına! Ülkenin yarısından çoğunun tüm vatandaşlık hakları askıya alındı. Sadece vergi vermekle yükümlü kılındık. Söz hakkımız yok, oy hakkımız yok, seçeneğimiz yok, adalet talep etme hakkımız yok, çocuklarımızın geleceği yok, anayasanın tanıdığı tüm haklarımız gasp edildi…Sahi biz ne yaşıyoruz böyle!
“Kimse tutup da tarım işçisi olan kadının çalışmamasını konuşmuyor, kadının statüsünün yükselerek erkeğe eşitlendiği pozisyonlarda çalışmasını konuşuyoruz.”