Ağlamaktan içim dışıma çıktı biz cehennemi hergün yaşıyoruz bu ülkede dilerim ki can veremeyin sürünün yaktığınız her orman, aldığınız her can, öldüdüğünüz her köpeğin ahı sizi süründürsün #AntalyaYanıyor
Mutlusunuzdur inşallah…
Çocuklara hayvan nefreti aşıladıınız. Yasalar çıkardınız. Defalarca anlattık: “Bu yasalar şiddeti doğurur. Hayvana yönelen şiddet, bir gün insana da yönelir.” dedik.
İnanmadınız. İnanmadınız. İnanmadınız.
Ne idiği belirsiz derneklere, onların başındakilere, Amerika’daki hesaplara inandınız. Şimdi ortaya çıkan tabloya bakın. Bu canavarlar, bu vicdansızlar hayvanlara işkence ediyor. Şiddeti normalleştirerek ortalıkta dolaşıyorlar.
Biz “Bugün hayvana yapılanı görmezden gelirseniz, yarın bunun bedelini çoluğumuz çocuklarımız da öder.” dedik.
Alın işte… Geldiğimiz yer burası.
Hepiniz çok mutlu olun.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Bu ülkenin sokak hayvanları bir sabah ansızın çoğalmadı. Onları bu hale getiren yılların ihmaliydi. Yapılması gereken kısırlaştırmalar yapılmadı, üretim durdurulmadı, terk edenler gerçekten cezalandırılmadı, yeterli ve insanca bakımevleri kurulmadı. İnsanların yıllarca yapmadıklarının hesabı, bugün konuşamayan canlardan soruluyor.
Sonra korku büyütüldü. Doğruluğu araştırılmadan yayılan haberler, görüntüsü ve delili sorgulanmadan hayvanların üzerine yıkılan olaylar, insanların içine yavaş yavaş nefret ekti. Bir anne çocuğu için korkutuldu, bir baba öfkelendirildi, bir toplumun merhameti korkuyla sınandı.
Ama o köpek bunların hiçbirini bilmiyor.
O sadece dün başını okşayan insanın bugün neden kendisine taş attığını anlamıyor.
Dün önüne bir kap su koyan mahallesini neden bir daha göremediğini bilmiyor.
Bir aracın arkasına bindirilirken nereye götürüldüğünü bilmiyor.
Barınağın bir köşesinde titrerken neden terk edildiğini bilmiyor.
Belki hâlâ sahibini bekliyor.
Belki kapıdan her girene “Beni almaya mı geldin?” diye bakıyor.
Belki yavrusunu arıyor.
Belki yavrusu annesini…
Ve insanın canını en çok yakan da bu: Onlar bize hâlâ inanıyorlar.
Kendilerine kötülük yapan insanın elinden bile bir lokma ekmek bekliyorlar. Dövüldükleri halde kuyruğunu sallayan, kovulduğu yere ertesi gün yine dönen canlılardan bahsediyoruz.
Şimdi soruyorum: Bu hayvanların suçu neydi?
Barınakları onlar mı yapmadı?
Kısırlaştırmayı onlar mı ihmal etti?
Üretimi onlar mı kontrol etmedi?
Onları sokağa atan yine insanlar değil miydi?
Bir gün bütün bu gürültü bitecek. Haberler unutulacak, tartışmalar sona erecek, makamlar değişecek. Fakat geriye bir şey kalacak:
Vicdanımız.
Ve belki yıllar sonra bir çocuk, eski görüntülere bakıp bize soracak:
“Baba, anne… Bunlar sadece yaşamak istiyormuş. Siz neden onları korumadınız?”
İşte ben o sorudan korkuyorum.
Çünkü o gün “Bilmiyorduk” diyemeyeceğiz.
Biliyorduk. Gördük. Duyduk.
Ve yine de sustuk.
Onların dili yoktu belki… Ama korkuları vardı, anneleri vardı, yavruları vardı, canları vardı.
Ve hepsinden önemlisi, yaşamak istiyorlardı.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Ben de hayvanları seviyorum ama diye başlayan hiçbir cümleyi dinlemiyorum bile artık. Ya bu kadının tarafındasınız, ya da şu zavallı hayvanı çöpe atanların. Ortası yok artık.
1 Mayıs denince akla çoğunlukla insan emeği geliyor. Ama bu düzenin en görünmez, itiraz edemeyen ve her gün sömürülenleri olan hayvanları da hatırlatmak isteriz.
I hope this photo is a watershed moment.
Forced to carry on to the end of the race with a broken back.
Collapsed & died after the finish line.
RIP Gold Dancer.
If you’re making money off this kind of suffering - how do you look at yourself in the mirror?
Melih Gökçek’in bırakın gözaltı ve tutuklamayı savcılığa bile çağırılamadığı bir ülkede “yolsuzluk var” diyerek belediye başkanı tutuklamak zırvadan ibaret.
Kimse yemiyor, istediğiniz kadar zorlayın.