İşçiler direndi, işçiler kazandı!
Madenciler analarının ak sütü gibi helal olan tüm haklarını söküp aldı, bu ülkede insanca yaşayıp çalışmanın onurunu kurtardı. Birliğin, direnişin ve mücadelenin değerini bir kez daha kanıtladı. Tek tek her bir madenci arkadaşımı kutluyorum.
Bu direnişe sadece kalbini değil omzunu da veren tüm emekçi halkımız da teşekkürü hak ediyor. Elinde bir avuç lokumla, bisküviyle, tuzla, suyla, çiçekle, hiçbiri yoksa sıcacık bir sarılmayla Kurtuluş Parkı’na koşan, Ankara’da olmayıp yüreği burada atan yurttaşlarımız sınıf dayanışmasının en güzel örneklerinden birine imza attı.
Bağımsız Maden İş Sendikası’nı ve tüm yöneticilerini de tavizsiz mücadeleleri, kararlı dirençleri için tebrik ediyorum.
Bu zafer önce direnen madencinin, ardından desteğini onlardan esirgemeyen halkımızındır!
Şimdi, işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma gücünü 1 Mayıs’ta da meydanlara çıkarmak üzere çalışma vakti.
Yaşasın Türkiye işçi sınıfı!
Dünden beri paylaşılıyor. Paylaşılmalı da… Selçuk abi bu konuşmayı Soma Katliamı’ndan sonra katledilenlerin ailelerinin avukatlığını yapmaya devam ederken, Yüksel Direnişi’nde Nuriye ve Semih haksız yere atıldıkları işlerine dönebilmek başlattıkları açlık grevindeyken yapmıştı. Artık beraber bir mücadelenin fitilini ateşlemesi umuduyla yaptığından eminim. Selçuk Kozağaçlı 7 yıldır tutsak, Soma’nın ve ihmal sonucu gerçekleşen bir çok katliam gibi cinayetin mağdurlarının diğer avukatı Can Atalay da öyle. Katliamlara sebep olanların ise hepsi serbest. Bu haykırışın üstüne ne felaketler yaşadık, ne canlar yitirdik. Bir kişi bile hesap vermedi! Ne kadar basit bir soru aslında değil mi?
“Ne için yaşıyoruz?”
Bizi yönetenler(!) karşımıza geçip ağız dolusu yalanlar söyleyebiliyorsa, ölenler, öldürülenler, kaybettiklerimiz; sorumlu bir tek kişinin bile umrunda değilse, bize yapılanların hesabını soramıyorsak, ölen öldüğüyle kalıyor ve kurumlar, yöneticiler sorularımıza cevap verme gereği dahi hissetmiyorsa hakikaten biz ne için yaşıyoruz?