#ömürenez sağlık sektöründe can güvenliği sağlanana kadar acil işlemler dışındaki hizmetlere ara verilmeli ve sözlü fiziksel şiddete başvuranlar her türlü sağlık güvencesi kapsamından çıkarılmalıdır
@K_TURK_19051919 Osmanlı'da Türk'e okuma yazma öğretilmez, tarım, hayvancılık ve askerlik yap denilip, ticaretten itinayla uzak tutulur, ticaret ise Avrupalı Levantenlerin kontrolündedir. Bu sistem devleti batıracaktı batırdı da!
Tom Barrack'ın sayıkladığı Osmanlıcılık aynı felaketi getirecek.
⚫ Cumhuriyet gazetesi yazarı, Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın (TGS) ilk kadın genel başkanı usta gazeteci Şükran Soner’i kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Türkiye gazetecilik tarihinde hem haberciliğiyle hem de sendikal mücadelenin ön safında yer alarak kadınların basın sektöründeki varlığına öncülük etti. Gazetecilik ve sendikal mücadelenin yanı sıra çeşitli sivil toplum örgütlerinde görev aldı.
Sevenlerine ve meslektaşlarına başsağlığı diliyoruz. Anısı, mücadelesinde yaşamaya devam edecek 🖤
https://t.co/WDQjNjEQbO
18 günde 8 kez gözaltına alınan, serbest kaldığında direnişe devam eden, hiçbir yere gitmeyen Başaran Aksu, "kaçma" şüphesiyle tutuklandı! Başaran Aksu ve Gökay Çakır'ın tutukluluğuna itiraz dilekçesinde 300 avukatın imzası var. Aksu açlık grevine başladı!
Dünden bugüne bıraktığı izlerle...
Cumhuriyet’ten bir Şükran Soner geçti...
Gazetemiz yazarı ve Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Şükran Soner, bir süredir tedavi gördüğü hastanede dün sabah yaşamını yitirdi.
İlk imzalı haberi 11 Eylül 1966’da yayımlanan Şükran Soner, 60 yıl boyunca gündem belirleyen birçok haber ve köşe yazısı kaleme aldı.
Soner'in tarihe iz bıraktığı manşetler haberimizde⬇️
https://t.co/6SRAmvYQvO
13 yaşındaki çocuk 36 kişinin sistematik istismarına maruz kalmıştı…
Karar duruşması öncesi açıklama yapmak isteyen Bartın Kadın Platformu’na sanık yakınlarından müdahale
https://t.co/Fanxye1fYe
16 yaşındaki bir çocuk hastane tuvaletinde tek başına doğum yapıyor; devletin ilk yaptığı ise onu tutuklamak oluyor.
H.E.Y. henüz 16 yaşında ve çocuk yaşta bir gebelik söz konusu. Bebeğin biyolojik babası kim ve kaç yaşında? Çocuğun maruz bırakıldığı istismar araştırıldı mı? Gebelik neden doğuma kadar fark edilmedi? Çocuğu korumakla yükümlü yetişkinler ve kurumlar neredeydi?
Bunların hiçbiri açığa çıkarılmadan 16 yaşındaki çocuğu yalnızca “fail” olarak görmek, maruz bırakıldığı istismarı ve yetişkinlerin sorumluluğunu görünmez kılar.
Yeni doğan bebeğin yaşam hakkı da H.E.Y.’nin çocuk olduğu gerçeği de görmezden gelinemez. Çocuk istismarının ve ihmaller zincirinin tüm boyutları açığa çıkarılmalı, sorumluluğu bulunan herkes hakkında etkin bir soruşturma yürütülmelidir.
Yeni bir adli yıla başlarken, adaletin mahkeme salonlarındaki ciltli dosyalardan ve duruşma tutanaklarından ibaret olmadığını en derinden tecrübe ediyorum. Adalet soyut bir metin değil; bir annenin evlatlarına duyduğu hasret, bir çocuğun annesine kavuşmak için gün saymasıdır.
Her dosya numarasının ardında bir hayat, her kararın ucunda bekleyen aileler var. Hukukun yalnızca kağıt üzerinde kalmadığı, adaletin gerçekten tecelli ettiği bir yıl umuduyla; tüm meslektaşlarıma bu ağır sorumluluğun bilinciyle görev yapacakları yeni adli yılda kolaylıklar diliyorum.
Timur Soykan: "Bir baktım, yasa dışı bahis baronu Veysel Şahin’le ilgili haberim de engellenmiş. O zaman dedim ki: ‘Ha, demek ki böyle engelleniyormuş.’
Habere erişim engeli geldiğini haber yaptık, o haberimize de erişim engeli geldi. Bu 7-8 kere tekrarlandı.
Biz memleket bu karanlıklardan çıksın diye uğraşıyoruz, bir sulh ceza hâkimi rüşveti alıyor, tak diye bizim haber uçuyor, gidiyor.
Bu kadar basitmiş.”
Türkiye de,
İran ile askeri ve stratejik işbirliği anlaşması yaparak, dengeleme projesi adıyla, Hektor'un gücü projesini devreye almalı.
Ancak, önce, Türkiye'yi Türkler yönetmeli, Vatikan ile Washington'un seçtiği Valiler değil.
Ne mutlu Türk'üm diyene 🇹🇷
11 Yaşındaki Otizimli Esra Yücel. 3 Kişi Tarafından Kaçırıldı Sabaha kadar T*cavüze Uğradı, Dövüldü En Son Kanlar İçinde Kalınca "Öldü" Zannedip Bir Kenara Atmişlar, Arıcılar Esrayı Buldu. Deliller Toplandı Ve Dava Açıldı 3 Sanığın Avukatı Hakkari AKP İl Başkanıydı+
Bu kanunlara ve nizamlara aykırı emir verilmesinin sonucu ortaya çıkan manzaradır. Vatan sevgisi ve devlet terbiyesinden şüphe duymadığımız Emekli Emniyet müdürü Metin Alper ile Emniyet güçlerimizi karşı karşıya getirenlerin amacı nedir? Hepsinden öte sorumlu olduğu yerlerde zabıtaya yürüyemezsin diyen polisimizi de hoş olmayan bir duruma düşürmektedir.
Bununla beraber, Gazilerimize orantısız müdahale eden ve milletvekilini darp eden polisler Emniyet Güçlerimize zarar veriyorsa bunun tek sorumlusu SİYASETTİR
Hakkını arayan maden işçilerinin önderlerinden Başaran Aksu, cezalandırma amaçlı tutuklamaya tepki göstererek açlık grevine başladı.
Aksu’nun kararını, kendisini ziyaret eden Yeni Parti Milletvekili Uğur Bayraktutan duyurdu.
Bu ve benzeri haksız tutuklamaların biran önce sona ermesi ve yenilerinin olmaması için muhalefet “topyekun mücadele” hattı inşa etmelidir.
Eski meski
Sonuçta İçişleri Bakanıydı
İçişleri Bakanı!
Ve suç işlemiş
Zannederim kalan tek özgürlük bu, yani suçun bireyselliği
Muhalif Belediyeler hariç
Orada yalnızca bürokrat olanları dahi önlerine kattılar
Yapay Zeka ile ilgileniyorsanız mutlaka izlemelisiniz. Yoval Noah Harari bu alandaki en sağduyulu seslerden biri: İnsanoğlu inorganic bir güç yarattı. Kontrol edebilmek için gelişiminin yavaşlaması ve regüle edilmesi gerekiyor. Çok sağlam argümanları var. En basitinden insana bir seçim hakkı tanımak için sosyal medyada veya günlük hayatta insanla karşılaşan tüm AI agent’ları /BOTlar kendini Yapay Zeka olarak belirtmeli. Bunu sağlamak neden bu kadar zor?
By The Economist https://t.co/AG8k6r9IPF via @YouTube
Acil uzmanı.
Genç bir kadın hekim.
Her gün yüzlerce hastanın aktığı bir acil serviste çalışıyor.
Zorlu vakaları pratisyen hekim arkadaşları ona danışıyor.
Kör düğümleri çözmek onun işi.
Acildeki kaosun içinde gündüzü geceye, geceyi gündüze bağlamak da...
Çünkü orası acil.
Ne yaşanırsa yaşansın durmayacak.
Yirmi dört saat akacak.
Bir tarafta gerçekten yaşamla ölüm arasında gidip gelen hastalar...
Bir tarafta bekleyenler...
Bir tarafta ambulanslar...
Konsültasyonlar...
Yatışlar...
Sevkler...
Yakınlar...
Şikâyetler...
Bugün ben poliklinikteyken aradı.
“Hocam, konuşabilir miyiz? İyi değilim. Ama bireysel...” dedi.
“Tabii.” dedim.
“Hastalarım bitince seni arayacağım.”
Hastalar bitti.
Aradım.
Geldi.
Rengi solmuş.
Halsiz.
Bitkin.
Bir süre yüzüme baktı.
“Size sarılıp omzunuzda ağlasam çok ayıp etmiş olur muyum?” dedi.
Ayağa kalktım.
Sarıldım.
Katıla katıla ağlamaya başladı.
Bir insanın içinde ne kadar birikmişlik varsa öyle ağladı.
Sonra oturduk.
Sekreteri dışarı çıkardım.
Anlattı.
Yine ifade vermiş.
Yine bir hasta şikâyeti...
Elbette hasta şikâyet edebilir.
Bu onun hakkı.
Gerçek bir hata, ihmal ya da kötü uygulama varsa araştırılacak.
Bu da olması gereken.
Ama şikâyet hakkıyla her aksaklığın faturasını hekime kesmek aynı şey değil.
Acile bir çocuk arrest olarak getiriliyor.
Çocuğa müdahale ediyorlar var güçleriyle.
Çocuk dönmüyor ne yazık ki.
Bu arada acil, acılı yakınlarının feryatlarıyla inliyor.
Herkes çok ama çok üzgün.
Çocuğun ölümüne neden olan olay trajik.
Bu olay nedeniyle acilde yakınları birbirine giriyor.
Güvenlik, polis derken bu arbedenin içinde diğer hastaların tedavisi aksıyor.
Ve bu ortamda, “Bekledik, hekime ulaşamadık ve gittik.” diye hekimi şikâyet ediyorlar.
Karşımda genç bir acil uzmanı oturuyordu.
Tükenmişti.
Ve en çok da yaptığı onca işin arasında sürekli kendisini savunmak zorunda bırakılmaktan yorulmuştu.