Şımarık ve azgın nefis, sürekli şehvetini tatmin etmek ister. Yemeyi, içmeyi ve eğlenmeyi arzular.
Dünyanın tüm zevklerini tatmayı ve çılgınca yaşamayı alışkanlık haline getiren nefis, durup düşünmeyi aklından bile geçirmek istemez.
Çünkü sorgulamaya başladığında yanlış yolda olduğunu fark edeceğini bilir ve dünya lezzetlerinden mahrum kalacağına inanır.
Şehvetlerinin peşinden giden nefis, cahilliğinden değil bağımlılığından batar. Zevklerini yaşamak isteye isteye gerçek kimliğinden kopar.
Neticede iradesini kaybeden, kendisini yönetemeyen, nefsinin kölesi bir insan ortaya çıkar.
Şeytanın modellemek istediği insan ne yazık ki budur. Nesilleri böyle kişilerle yönetmeyi arzular. Zira bu cazip tuza��ıyla gençleri saptırması daha kolay olur.
Bize düşen ise nefis terbiyesine ve irade eğitimine ağırlık vermektir. Şehvetlere karşı zayıf düşen bünyeye bağışıklık kazandırmaktır.
Zaten İslam, bir nefis terbiyesi uygulaması olan uyku eğitimi ile başlamıştır. İlk inen ayetlerde gece ibadetine teşvik edilmiştir.
İman edenlerden ilk istenen, en keyifli anı olan uykularından feragat edip Allah için kalkmaları olmuştur.
Sonra da müminler, dünya lezzetleri karşısında her şeyini feda edebilme anlamına gelebilecek inanç testlerinden geçirilmiştir.
Yaşanılan her şey, nefisleri eğitmenin ve sadece Allah için fedakârlık yapabilmenin ön hazırlığı olmuştur.
Müşriklerin eziyeti, ekonomik ve sosyal boykot, hicret, can ve mal tehdidi gibi birçok hadise, kalplerde Allah’ın rızası karşısında hiçbir dünyevi şeyin barınmaması içindir.
Zorluklara alıştırılan nefis, Allah’ın izniyle birçok sıkıntının üstesinden gelir. Darlıkta sabreder, varlıkta kendisini kontrol etmesini bilir.
Sınırsızlık arzusunu disipline etmeye çalışmak insanı eğitir. Teknolojik direnç, az yeme prensibi, göz kontrolü gibi iradeyi güçlendirecek uygulamalara ağırlık vermek gerekir.
Ara sıra internetsiz yaşam, dili tutup susmaya çalışma gayreti, öfkeyi durdurmak, trafikte sakinlik, tartışmamaya ahdetmek gibi nefsi kışkırtacak hallere karşı kişinin kendisini zorlaması çok değerlidir.
Şehveti gıdıklayacak ortamlardan ve içeriklerden kaçınmak, dedikodu ve magazin gündemine kapılmamak, parayı merkeze alan hayat tarzından uzak durmak şarttır.
Nefis eğitimi, kişinin kendisini zorlamasıyla olur. Elbette bu da bir denge ile gerçekleşmelidir. Yoksa fayda yerine zarar getirebilir. Bu yüzden yolun başında işin ehlinden destek alınmalıdır.
Ayrıca insan bazen nefsindeki hastalıkları göremeyebilir. Hatta riya, ego, kibir gibi gizli hastalıklar ancak manevi doktorların reçetesiyle tedavi edilebilir.
Rabbim her birimizi, nefsine hükmeden kullarından olmaya muvaffak eylesin.
bugün genel cerrahide hocam baklava ısmarladı bize,vallahi sevincimi anlatamam,stj dr lerin maslow’un ihtiyaçlar piramidinin en altında olması hissine o kadar hazırlamışım ki kendimi sjsjwjjs komiğime gitti bu kanıksama hali
Simasındaki güzellik ve nura bakar mısınız? Ya sözlerindeki asalet ve zarafete... Bu adamlar bu çağda adamlığın üsve-i hasenesi. Allah Teala Filistinli kardeşlerimizi aziz eylesin. Düşmanlarını perişan etsin. İslam için ödedikleri ağır bedelleri zayi etmesin.
benzetilebilir,savunmayla değil saldırıyla bu sınırları muhafaza etmek gerekiyor,zira nefsin ayağının kaymasının en büyük güdüsü tam da bu aza tamah ediş,azla yetiniş gibi sanki,Rabbim ayaklarımızı sabit kılsın
tampon bölge oluşturmalı insan kendine,sınırlardan yetinmek insanı felakete sürükleyebilir, sınırlarını sınırdan değil sınır ötesinden korumaya çalışmak bundandır veyahut ayet-i kerimenin yaklaşmayın öğütleri de alimlerin canı bir şey çektiğinde bir ömür yememesi de buna