Vücudumuz Kanamayı Nasıl Durduruyor?
Bir damar yaralandığında trombositler hasarlı bölgeye tutunarak geçici bir tıkaç oluşturur; ardından fibrin iplikçikleri bu tıkacı güçlendirerek kanamanın durmasına yardımcı olur.Bu kusursuz pıhtılaşma sistemini vücudumuzda yaratan Allah’tır.
Allah'a İman Eden Bilim İnsanları ve Filozoflar
👉Johannes Kepler: Bilimle Allah'ın Yaratışındaki Düzeni Keşfetti
Johannes Kepler, bilim tarihinin en önemli astronom ve matematikçilerinden biridir. Gezegenlerin hareketlerini inceleyerek bugün Kepler Kanunları olarak bilinen yasaları ortaya koydu ve modern astronominin gelişmesinde büyük rol oynadı.
Kepler Bilimsel Çalışmalarını Allah'ı Yüceltmenin Bir Yolu Olarak Görüyordu
Kepler gençliğinde teolojiyle ilgilenmişti. Daha sonra astronomiye yöneldiğinde ise yaptığı bilimsel çalışmaların da Allah'ın yaratışını tanımaya vesile olduğunu düşünüyordu.
1595 yılında hocası Michael Maestlin'e yazdığı mektupta bunu açıkça ifade etti:
“Teolog olmak istiyordum; uzun süre bunun için çabaladım. Şimdi ise görüyorum ki benim çalışmalarım aracılığıyla Allah astronomide de yüceltiliyor.”
Kepler'e göre astronomun görevi yalnızca gezegenlerin hareketlerini hesaplamak değildi. Doğadaki ve gökyüzündeki düzeni incelemek, Yaratıcı'nın eserleri üzerinde düşünmenin de bir yoluydu.
Bu düşüncesini astronomlardan söz ederken şu şekilde dile getiriyordu:
“Tabiat kitabına göre biz astronomlar, Yüce Allah'ın din adamları olduğumuzdan, bizim Allah'ın şanını konuşmamız gerekir.”
Evrendeki Düzenin Yaratıcısını Görüyordu
Kepler, gezegenlerin hareketlerinde matematiksel bir düzen ve uyum bulunduğunu keşfetti. Onun gözünde bu düzen başıboş ve amaçsız bir evrenin değil, üstün bir Yaratıcı'nın eseriydi.
1619 yılında yayımlanan Harmonices Mundi adlı eserinin sonunda Allah'a doğrudan seslenerek şöyle diyordu: “Sana şükrediyorum, ey Yaratıcı Rabbim; çünkü beni yarattıklarınla sevindirdin ve ellerinin eserleri karşısında coştum.”
Ardından yaptığı bilimsel çalışmaların amacını son derece açık bir şekilde ifade ediyordu:
“Eserlerinin ihtişamını, aklımın kavrayabildiği ölçüde, bu açıklamaları okuyacak insanlara gösterdim.”
Kepler aynı eserin sonunda insanları yaratılmış varlıklar üzerinde düşünmeye ve Yaratıcı'yı tanımaya çağırıyordu:
“Yaratıcınızı algılamak için bütün duyularınızı, O'nu ilan etmek için bütün dillerinizi kullanın.”
Ve sözlerini Allah'ı överek tamamlıyordu:
“Ey ruhum, yaşadığım sürece Rabbini, Yaratıcını öv... Çünkü her şey O'ndan, O'nun aracılığıyla ve O'ndadır. O'na sonsuza kadar övgü, şeref ve yücelik olsun. Âmin.”
Bilimsel Deliller Yaratılış Gerçeğini Gösterir
Kepler'in hayatı, bilim ile Allah inancının birbirinin karşıtı olmadığının tarih içindeki dikkat çekici örneklerinden biridir. Gökyüzünü büyük bir titizlikle inceleyen Kepler, karşısında başıboş tesadüfler değil; matematiksel kanunlara bağlı, olağanüstü bir düzen içinde işleyen bir evren görüyordu.
Gezegenlerin belirli yörüngelerde hareket etmeleri, evrene hakim olan matematiksel düzen ve doğadaki hassas uyum kendi kendine meydana gelmiş değildir. Aynı şekilde canlılardaki kompleks sistemler ve sahip oldukları bilgi de bilinçsiz ve rastlantısal süreçlerin eseri değildir. Evrim teorisinin öne sürdüğü tesadüfi süreçler, canlılardaki bu üstün düzen ve organizasyonun kaynağını açıklayamaz.
Kepler, bilimin derinliklerine indikçe Allah'tan uzaklaşmak yerine, yaptığı çalışmalar aracılığıyla Allah'ın yüceltildiğini ifade eden büyük bir bilim insanıdır. Bilimsel gerçekler başıboş tesadüfleri değil, yaratılıştaki üstün düzeni gösterir. Evreni ve tüm canlıları sonsuz ilim, akıl ve kudretle yaratan Yüce Allah'tır.
Doğu Türkistan'da Çin'in yaptığı zulme asla sessiz kalma! @FreeTurkestan
***
Rashica SİZİ SEVİYORUZ MANİFEST Teoman Tebrikler Fenerbahçem Penaltıyı Kırmızı Öncesinde Aras Allah'tan Haftaya İran Devrim Muhafızları KKTC'de 3 Deniz Gül
200 Gözlü Canlı Deniz Taraklarındaki Kusursuz Optik Tasarım
Doğanın derinliklerine baktığımızda, insanoğlunun en ileri optik teknolojilerini dahi geride bırakan, görenleri hayrete düşüren muazzam bir mikro mühendislikle karşılaşırız. Deniz tabanında yaşayan ve dışarıdan bakıldığında sadece iki sert kabuktan ibaret görünen Deniz Tarakları (Pecten jacobaeus), kabuklarının kenarında sıra halinde dizilmiş, göz kamaştırıcı mavi renkte yaklaşık 200 adet göze sahiptir. Bu canlılar, daha ilk var oldukları andan itibaren suyun altında yaklaşan tehlikeleri fark etmek ve hayatta kalmak için kusursuz birer "optik alıcı" olarak tasarlanmışlardır.
Canlı Hücrelerden Yapılan Aynalı Teleskoplar
İnsan gözü ve diğer birçok canlının gözü, ışığı bir mercek (lens) yardımıyla kırarak retina üzerine düşürür. Ancak deniz taraklarının göz yapısı tamamen farklı ve benzersizdir. Bilim insanları mikroskop altında bu minik mavi gözleri incelediklerinde, arkalarında ışığı yansıtan mikroskobik aynalar keşfetmişlerdir. Bu sistem, astronomların uzayın derinliklerini görüntülemek için kullandığı devasa Schmid-Cassegrain teleskoplarının çalışma prensibiyle birebir aynıdır. Şuursuz bir deniz canlısının, insanoğlunun ancak 20. yüzyılda geliştirebildiği aynalı teleskop teknolojisini kendi gözlerinin içine, üstelik canlı hücrelerden inşa ederek yerleştirmesi kesinlikle kör tesadüflerin veya cansız maddelerin bir araya gelerek oluşturabileceği bir şey değildir.
Guanin Kristallerinden Kusursuz Odaklama
Deniz tarağının gözünün arkasındaki bu ayna, kare şeklindeki milyonlarca guanin kristaliyle kaplanmıştır. Bu kristaller, ışığı mükemmel bir şekilde yansıtacak biçimde, adeta mozaik bir duvar gibi yan yana dizilmiştir. Üstelik bu aynanın kavisi o kadar hassastır ki, suyun altında kırılan ışığı retinanın üzerine milimetrik olarak odaklar. Deniz tarağı, bu 200 aynalı gözü sayesinde etrafındaki zayıf ışık değişimlerini ve yaklaşan avcıların (örneğin bir deniz yıldızının) hareketlerini anında sezer.
Çift Katmanlı Retina ile Aynı Anda İki Farklı Görüntü
Bu mikroskobik teleskopların bir diğer mucizesi ise içlerinde iki ayrı retina katmanı barındırmasıdır. Üstteki katman canlının tam önündeki hareketleri net bir şekilde algılarken, alttaki katman ise çevre kafesindeki (periferik) karanlık alanları tarar. Yani deniz tarağı, 200 gözünün her birinden aynı anda iki farklı veri alır ve beyni olmamasına rağmen, sinir ağları sayesinde bu verileri milisaniyeler içinde işleyerek anında kaçış tepkisi verir.
Açıkça görüldüğü üzere; milimetrik bir alana sığdırılmış guanin kristalleri, aynalı teleskop yazılımı ve çift katmanlı retina sistemi tek bir anda, eksiksiz olarak var olmak zorundadır. Bu muazzam optik radar teknolojisi, her canlıyı ihtiyacı olan sistemlerle eksiksiz donatan, göklerin ve yerin tek hakimi olan Yüce Allah’ın sonsuz ilmini ve harika yaratılış sanatını bizlere kanıtlamaktadır.
Kendi Rüzgârını Üreten ve Ağaçlar Arasında Organik İnternet Ağı Kuran Mantarlar
Mantarlar, yeryüzündeki ekolojik dengeyi korumak için daha ilk var oldukları andan itibaren benzersiz ve şaşırtıcı bir üreme stratejisiyle yaratılmışlardır.
Kendi Rüzgârını Üreten Biyolojik Vantilatörler
Mantarın şapka kısmından buharlaşan su, etrafındaki havayı soğutarak minik bir hava akımı (konveksiyon akımı) oluşturur. Bu akım, tıpkı mini bir vantilatör gibi çalışarak sporları yukarı doğru kaldırır, rüzgârsız ortama rağmen kilometrelerce uzağa yayılmalarını sağlar.
Kendi Ağırlığının 20.000 Katı Hızla Patlayan Hücresel Roketler
Bazı mantar türleri (Pilobolus gibi), sporlarını yaymak için doğadaki en hızlı mekanik sistemlerden birini kullanır. Basınç zirveye ulaştığında kapsül patlar ve sporlar, kendi ağırlıklarının tam 20.000 katı bir güçle havaya fırlatılır.
Toprağın Altındaki Organik İnternet Ağı
Toprağın altında, "miselyum" adı verilen mikroskobik iplikçikler bulunur. Bu ağlar, ormandaki ağaçlar arasında bilgi ve besin alışverişi yürüten organik bir internet ağı (Wood Wide Web) gibi çalışır.
Kendi rüzgârını üreten buharlaşma sistemlerinden, roket hızında patlayan su tabancalarına kadar her detay, bu canlıların üstün bir akılla var edildiğini kanıtlar. Bu mikro mühendislik, göklerde ve yerde olan her şeyi kusursuz bir nizamla, benzersiz bir sanat ve ilimle var eden Yüce Allah’ın apaçık bir delilidir.
Ey huzura kavuşmuş nefis! Rabbine, O’ndan razı olmuş ve O da senden razı olmuş olarak dön. Kullarımın arasına katıl, cennetime gir.
(Fecr Suresi, 27-30)
Mekke Anlaşması #ilemrigecikmez Arda Okan Nwaneri #tcell Hakan Fidan Gürkan Gürdal Avro Anadolu Grubu Necati Ateş #vestl Turkcell Togg Pasifik Holding Funda Bakış Parti Meclisi Sallai Nwaneri
11 Kilometre Uzaktan Tek Bir Molekülü Yakalayan Canlı Radar: Güve Antenleri
Doğadaki haberleşme ve algılama sistemlerini incelediğimizde, insanoğlunun en ileri teknolojik radar sistemlerini dahi geride bırakan muazzam bir mikro mühendislikle karşılaşırız. Gece karanlığında sessizce uçan güveler, kafalarının üzerinde taşıdıkları yelpaze ve kuş tüyü şeklindeki özel antenleriyle, yeryüzünün en hassas koku algılama teknolojisine sahip olarak yaratılmışlardır.
Kuş Tüyü Görünümlü Nano Teknolojik Alıcılar
Erkek güvelerin baş kısımlarında yer alan ve adeta estetik birer kuş tüyünü andıran bu antenler, sıradan birer kıl veya uzantı değildir. Bilim insanları mikroskop altında bu yapıları incelediklerinde, yüzey alanını maksimuma çıkaracak şekilde tasarlanmış binlerce mikro dal ve bunların üzerinde yer alan milyonlarca koku algılayıcı gözenek (sensilla) keşfetmişlerdir. Durgun gece havasında uçarken bu tüysü yapı bir süzgeç görevi görür ve havada süzülen dişi feromonlarını (kimyasal evlilik sinyallerini) adeta bir ağ gibi yakalar. Şuursuz bir böceğin kafasında, havadaki görünmez gaz moleküllerini süzecek bir aerodinamik süzgeç yapısının bulunması, kör tesadüflerin veya cansız maddelerin bir araya gelerek oluşturabileceği bir şey kesinlikle değildir.
Kilometrelerce Öteden Gelen Evlilik Çağrısı
Dişi bir güve, üreme döneminde havaya yalnızca birkaç pikogram (milyonda bir gram) ağırlığında özel bir koku molekülü salgılar. Bu koku havaya karıştığında o kadar seyrekleşir ki, modern laboratuvar cihazları bile bu izi sürmekte yetersiz kalır. Ancak erkek güve için bu bir engel değildir. Erkek güve, bu devasa hava kütlesi içinde dağılmış olan tek bir feromon molekülünü bile tam 11 kilometre uzaktan tespit edebilir. Sinyali aldığı an antenlerindeki mikro sinirler elektriksel uyarılara dönüşür ve güve, milimetrik bir yön tayiniyle zifiri karanlıkta kilometrelerce ötedeki dişisine doğru hatasız bir uçuş gerçekleştirir.
Akıllı Dronlara İlham Veren Jiroskop Sistemi
Güve antenlerinin tek mucizesi koku algılamak değildir. Bu fevkalade yapılar aynı zamanda havada yön bulmayı sağlayan birer biyolojik jiroskop (denge cihazı) görevi görür. Uçuş esnasında rüzgârın yönünü ve türbülansı beyne milisaniyeler içinde rapor eden bu sistem sayesinde canlı, havada rotasını düzeltir. Günümüzde mühendisler (University of Washington gibi kurumlarda), bu kusursuz pasif algılama ve yön bulma sistemini taklit ederek dışarıdan enerji almadan koku takibi yapabilen akıllı mikro dronlar tasarlamaktadır.
Açıkça görüldüğü üzere; milimetrik bir alana sığdırılmış milyonlarca koku sensörü, kilometrelerce ötedeki tek bir molekülü ayırt edebilen kimyasal yazılım ve havada denge sağlayan jiroskop sistemi tek bir anda, eksiksiz olarak var olmak zorundadır. Bu muazzam mikro radar teknolojisi, her canlıyı ihtiyacı olan sistemlerle eksiksiz donatan, göklerin ve yerin tek hakimi olan Yüce Allah’ın sonsuz ilmini ve harika sanatını bizlere kanıtlamaktadır.
İslam’ın kendisi ılımlıdır. Sevecen, makul, tutarlı bir dindir. İnsanlara huzur verir. İslam’da şiddet yoktur. İslam merhamet dinidir, sevgi ve barış dinidir. İslam’da özgürlük vardır, hayat vardır, neşe vardır. İslam ultramodern hayatın ta kendisidir.
#HayırlıAkşamlar#türkiye
Yaşamı Ayakta Tutan Kusursuz Pompa
Yaratılış Harikası Kalpteki Akıllı Elektrik Şebekesi
İnsanoğlu, göğüs kafesinin içinde hiç durmaksızın çalışan o muazzam organı çoğunlukla sıradan bir et parçası olarak görür. Oysa her bir hücresiyle ayrı birer mühendislik harikası olan insan kalbi, modern teknolojinin bile benzerini üretemediği muazzam bir hidrolik pompa sistemidir.
Çift Pompalı Akıllı Kombinasyon
İnsan yapımı pompalardan farklı olarak kalp, tek bir gövde içinde çalışan iki ayrı pompadan oluşur. Sağ taraf kirli kanı temizlenmesi için akciğerlere gönderirken, sol taraf ise temiz kanı tüm vücuda dağıtır. Kalbin sağ ve sol tarafı, birbirine asla karışmaması gereken temiz ve kirli kanı kusursuz bir zamanlamayla yönetir. Kalp, gece gündüz hiç durmadan çalışır ve günde yaklaşık 100.000 kez atarak kanı tüm vücuda pompalar.
Kendi Elektriğini Üreten Jeneratör (Sinüs Düğümü)
Bir pompanın çalışması için dışarıdan bir motora ihtiyaç vardır. Ancak kalbimiz, çalışması için gereken elektriksel uyarıyı kendi içinde üretir. Sağ kulakçıkta yer alan özel bir hücre grubu, adeta bir jeneratör gibi çalışarak düzenli elektrik sinyalleri yayar. Bu sinyaller, kalbin kas duvarları boyunca döşenmiş özel bir elektrik şebekesi vasıtasıyla milisaniyeler içinde tüm kalbe dağıtılır. Kalp, her atım için beyinden bir komut beklemeden kendi elektriksel uyarısını oluşturabilir. Sinir sistemi ise kalbin hızını ihtiyaca göre düzenler.
Valfler ve Akış Kontrolü
Kalbin içindeki kapakçıklar, kanın sadece tek bir yöne akmasını sağlayan kusursuz supaplardır. Bu kapakçıklar, kalbin her atımında doğru zamanda açılıp kapanarak kanın geriye kaçmasını engeller. Sağlıklı bir kalpte bu canlı yapılar, ömür boyunca milyarlarca kalp atımına eşlik ederek görevlerini sürdürür.
Çalışmasının durması kısa sürede hayati tehlikeye yol açan bu hayati organ; içindeki jeneratörüyle, kapakçıklarıyla ve çift pompalı tasarımıyla olağanüstü bir uyum içinde çalışır. Cansız ve şuursuz atomların bir araya gelerek böyle bir mühendislik harikası oluşturması tesadüflerle açıklanamaz. Kalpteki bu muazzam nizam, her canlıya can veren Yüce Allah'ın sonsuz gücünü ve merhametini gözler önüne sermektedir.